<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atatürk Hakkında Söylenenler &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/kategori/ataturk-hakkinda-soylenenler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 29 Aug 2020 13:36:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Atatürk Hakkında Söylenenler &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zübeyde Hanım</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/zubeyde-hanim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Aug 2020 13:36:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[evlat]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[vatan]]></category>
		<category><![CDATA[yücel dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Zübeyde Hanım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1553</guid>

					<description><![CDATA[Allah&#8217;ın bana bu evlâdı vatanı kurtarmak için gönderdiğine inanıyorum. Yücel Dergisi 1940, C. XI, sayı 61 &#160;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah&#8217;ın bana bu evlâdı vatanı kurtarmak için gönderdiğine inanıyorum.</p>
<blockquote><p><strong>Yücel Dergisi 1940, C. XI, sayı 61</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerekesházy (Türk-Macar Dostluğu Üzerine)</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/kerekeshazy-turk-macar-dostlugu-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2020 23:13:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Macarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Macarlara Bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[Hun Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Kerekesházy]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Macar Dostluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5413</guid>

					<description><![CDATA[“Mustafa Kemal, önce burada görebildi; geniş-elmacık kemikli, Asyalı görünüşlü, tıknaz Macar ırkını… Merkezi devletler adına Türkiye ile olan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mustafa Kemal, önce burada görebildi; geniş-elmacık kemikli, Asyalı görünüşlü, tıknaz Macar ırkını… Merkezi devletler adına Türkiye ile olan işbirliği büyük sorundu. İstanbul’da muazzam Alman, Avusturya ve Macar askeri misyonlar konuçlanmışlardı ve Türklerin bunlar arasında sadece Macarlara gönülden gelen sempati hissettiklerine dair orijinal veriler var… Asla Macarlar ve Türkler arasında sürtüşme olmadı. Bununla birlikte Avusturyalılar ve bilhassa Almanlar ve Türkler arasında sonuna kadar çoğu kez çekişme meydana geliyordu.</p>
<p>Kemal, tarihten yeterince bilindiği gibi, Batı müttefikleriyle olan işbirliği sırasında iyi tecrübeler edinmedi. Almanlarla ve Avusturyalılarla çok sürtüşme vardı. Bununla beraber O, Macarlarla sonuna dek sempatisini sürdürdü.”</p>
<p><em>KEREKESHÁZY, József; Az Igazi Kemál Egy Köztársaság Születése, Terebess Kiadó,</em><br />
<em>Budapest, 2000, s.198-2003. s.203-205. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serbest Fırka Hakkında</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/serbest-firka-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2020 22:52:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fethi Okyar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Demokrat Mıydı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Çok Partili Sistem]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Okyar ve Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Fırka'nın kapanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5407</guid>

					<description><![CDATA[Türk demokrasisinin kader günlerinden birisi olan o 15 Kasım gecesini ve Fethi Bey’i Halk Fırkası sıralarından izlemiş olan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk demokrasisinin kader günlerinden birisi olan o 15 Kasım gecesini ve Fethi Bey’i Halk Fırkası sıralarından izlemiş olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl adlı eserinde şu satırlarla canlı bir şekilde anlatmaktadır:</p>
<p>Zavallı Fethi Bey, işte bundan dolayıdır ki, İzmir ve Balıkesir&#8217;den döner dönmez, ayağının tozu ile Millet Meclisi huzuruna çıkıp, gece yarılarından sonraya süren fırtınalı bir oturumda, İzmir gezisindeki hadiselerin hesabını tek başına vermek zorunda kalacaktı. Tek başına diyorum. Zira, Serbest Fırka’nın, sayısı zaten on kişiden ibaret üyelerinin, her biri bir köşeye sinmiş, Halk Partililerin açtıkları yaylım ateşinin nişangâhı olarak, ortada yalnız Fethi Bey kalmıştı.</p>
<p>“İtiraf ederim ki, Fethi Bey’e karşı ben asıl o gün ya da geceden beri hürmet ve muhabbet hissi duymaya başlamışımdır. Üç yüz kişilik bir taarruz cephesi önünde, her yandan yaralar alarak, fakat hiçbir yılgınlık eseri göstermeyerek, kendini saatler ve saatlerce savunan o adam, bana halk destanlarındaki kahramanlardan, ya da din menkıbelerdeki ‘martyr’lerden biri gibi görünüyordu&#8230;</p>
<p>&#8220;Meğer Atatürk&#8217;ün beş-altı yıl önce, bize, ‘Fethi Bey büyük günlerin adamıdır&#8221; demekte hakkı varmış. Hele Fethi Bey sözü geçen meclis oturumunun sonuna doğru, artık fizik takati kesilip, kısık bir sesle, ‘Efendiler, bu her türlü ithamlarınıza tahammül edebilirim ama Mustafa Kemal Paşa’ya karşı bir harekete girişmiş olmam iddialarını reddederim. Böyle bir maksat taşımadığımı ispat için, şu andan itibaren Serbest Fırka’yı kapatma kararını vermiş bulunuyorum’ dediği vakit, bendeki pişmanlık, bir vicdan azabı halini alacaktır.</p>
<p><em>Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, İş Bankası Yayınları, S.85</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk ve Fethi Okyar</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/ataturk-ve-fethi-okyar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2020 22:46:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Çok Partili Dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Fethi Okyar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5405</guid>

					<description><![CDATA[Ben Atatürk’ten, muhtelif sebep ve vesilelerle, bir muhalefet fırkasının Meclis&#8217;in hayatı için, zaruri olduğunu işitmişimdir. Bir defa, kendisine,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Atatürk’ten, muhtelif sebep ve vesilelerle, bir muhalefet fırkasının Meclis&#8217;in hayatı için, zaruri olduğunu işitmişimdir. Bir defa, kendisine, niçin çok itimat ettiği bir arkadaşa bu vazifeyi vermediğini sordum. Bana, gülerek, ‘Ismarlama muhalefet olur mu? Bunu, tatbik edilen sistemi, felsefe ve prensip olarak, bir insanın yapması lazım&#8230; Ben, böyle bir insan biliyorum ama, ismet Paşa ve etrafındakilere güvenemiyorum’ demişti. Bu zatın kim olduğunu sorduğum zaman, ‘Senin de yakından tanıdığın ve sevdiğin bir dost’ cevabını verdi. Ben, o zaman, bu zatın Fethi Bey olduğunu tahmin etmemiştim. Fakat Fethi Bey&#8217;in, 1930 senesinde, İstanbul’a gelmesinden önce, yine Ata&#8217;nın ve benim çok yakın arkadaşımız Nuri Conker’den, bir sabah şunu dinledim: &#8216;Sana bir şey söyleyeceğim; ama Gazi açmaz ise sen bahsetme&#8230; Zannederim, Meclisle bir muhalefet fırkası kurulacak, bunun başına Ali (Fethi) Bey getirilecek. Seni bilmem ama yeni harekete katılacaklar arasında ben de varım. Hazırlık sana duyurulur ise, benim bildiğimden haberin olsun.&#8217; Nuri&#8217;ye, bunun pek mümkün olmayacağını, çünkü evet demeyeceğimi söyledim. Bana, ‘Gazi emretse de mi’ diye sordu. Ben de kendisine, ‘Gazi bana bundan söz etmez ve böyle bir emir vermez, görürsün’ cevabını verdim. Nitekim kısa zaman sonra, Gazi, Fethi Bey’e teklifini yaptı. Fakat bana bir şey emretmedi.</p>
<p><strong>Cavit Bey (Maliye Nazırı)</strong></p>
<p><em>Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye, İş Bankası Yayınları, S.44</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Kasım 1948 &#8211; Londra (Sir Percy Loraine)</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/10-kasim-1948/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2020 19:46:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasım 1938]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasım 1948]]></category>
		<category><![CDATA[1938]]></category>
		<category><![CDATA[1948]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Nasıl Biriydi]]></category>
		<category><![CDATA[londra]]></category>
		<category><![CDATA[Sir Percy Loraine]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancıların Gözünde Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5400</guid>

					<description><![CDATA[10 KASIM 1948 LONDRA&#8217;DA BİR ANMA KONUŞMASI (1933-1939 yılları arasında İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Sir Percy&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 KASIM 1948 LONDRA&#8217;DA BİR ANMA KONUŞMASI</p>
<p>(1933-1939 yılları arasında İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Sir Percy Loraine, 10 Kasım 1948 günü Atatürk’ün 10’uncu ölüm yıldönümünde, BBC Radyosu’nda yayınlanan bir anma konuşması yapmıştır. Loraine’in Atatürk hakkındaki bu tarihi tanıklığı, 18 Kasım 1948 günü The Listener dergisinde &#8220;Kemal Atatürk as I Knew Him&#8221; (Bildiğim Kadarıyla Kemal Atatürk) başlığı ile ayrıca basılmıştır.</p>
<p>Sir Percy Loraine, 10 Kasım 1948 günü BBC Radyosunda yayınlanan bu konuşmasını çoğaltmış ve başta Cambridge, Oxford olmak üzere önemli pek çok üniversitenin kütüphanelerine, bakanlıklara ve diplomatlara göndermiştir. Ayrıca bu konuşmanın pek çok basın organında basımına izin vermiştir. Loraine, Atatürk hakkında yapmış olduğu bu konuşma karşılığında BBC yönetimi tarafından kendisine takdim edilen ücreti Türk-İngiliz dostluğunu ve kültür ilişkilerini derinleştirmesi için Londra Türk Halkevi’ne bağışlamıştır.)</p>
<blockquote><p>Loraine&#8217;’in 10 Kasım 1948 Anma Konuşması, Türkiye&#8217;de ilki 1981&#8217;de Atatürk&#8217;ün Doğumunun 100. Yılında Kemal Atatürk<br />
as i Knew Him) ve diğeri 1998&#8217;de Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Yılında (Sir Percy Loraine&#8217;s Address on Atatürk 10<br />
November 1948) Ankara&#8217;da The British Council tarafından İngilizce olarak iki kez yayınlanmıştır.</p>
<p>Esra Sarıkoyuncu Değerli, &#8220;Bir İngiliz Diplomatın Gözüyle Mustafa Kemal Atatürk&#8221;, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi<br />
Cilt XXIII, Sayı 67-68-69 (Mart-Temmuz-Kasım 2007), s. 209.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kemal Atatürk öleli on yıl oluyor. Kavga ve çekişmelerle, insanlığın geleceği hakkında duyulan umut ve korkularla dolu on yıl. Bu süre İçinde kadın erkek, küçük büyük hemen herkesin yaşayışında değişmeler oldu, ama benim Atatürk&#8217;le ilgili anılarım tazeliğinden bir şey yitirmedi.</p>
<p>Yiğit, vakur, dimdik bir adamdı; kusursuz giyinirdi. Biçimli bir yüzü, duru mavi gözleri, çalı çalı kaşları vardı. Yer yer sert çizgili olan bu yüz hemen her zaman ağırbaşlı ve ciddiydi. Bakışlarında, her hareketinde, hatta hareketsiz duruşunda büyük bir canlılık göze çarpardı. Zihni de vücudu da kurulu bir yay gibi her an harekete hazırdı. Cumhurbaşkanı olduktan sonra askerî üniformasını çıkarmış, bu şerefli üniformayı bir daha tören ve geçitlerde bile giymemiştir. Bu gibi durumlarda her zaman sade bir gece giysisi, silindir şapka giyer ve nişan olarak yalnız Kurtuluş Savaşı&#8217;nın altın madalyasını takardı.</p>
<p>Seçkin bir adamdı; eşine kolay rastlanmayan bir adam. Tehlikeden korkmaz, güçlüklerden yılmak nedir bilmezdi. İçgüdü gibi bir şeyin yardımıyla (buna bir ad bulamıyorum, çünkü başka kimsede benzerini görmedim) bir meselede neyin önemli, nelerin önemsiz olduğunu çarçabuk ve kolayca kestirirdi. Sorumlulukları ağırdı; ancak O bunların hepsini kabul eder, başkalarının sırtına yüklemeye bakmazdı. Sorumluluktan korkmaz, kaçınmaya çalışmazdı. Onun saygısını kazanabilmek için sizin de yüksek bir sorumluluk duygunuzun olması gerekirdi. Tartışmayı çok sever ve bunu insanları zihin ve karakter bakımından ölçüp tartmakta bir yol olarak kullanırdı. Yumuşaklık etmez, yargılarında kolay kolay yanılmazdı. Dürüstlükten yana kusursuzdu; apaçık görüşlerinin, çevresindekiler üzerinde elektrikleyici bir etkisi vardı. Doğa ona büyük bir irade gücü vermiştir; ama öyle sanıyorum ki, O bu gücü hep bilinçli bir disiplinle kullanıyordu. Hayatın uzun, bitmez tükenmez bir sınav olduğunu pekiyi biliyordu. Atatürk bu sınavda verilecek cevapları öğrenmeyi bir an olsun elden bırakmamıştır.</p>
<p>Kemal Atatürk&#8217;ün en sevdiği konuşma yolu, Bakan arkadaşlarını da ayırmaksızın çevresindekileri, görüşmek istediği kimseleri psikolojik ve bilimsel bir sınavdan geçirmekti, Verilen cevaplar kadar karşısındaki kimseyi de dikkatle incelediği sezilirdi. Kimi zaman sorular yağdırır, kimi zaman da uzun uzun kendi görüşlerini açıklardı. Sonra soru dolu bir duraklama, çatılmış kaşlarını altından o duru mavi gözlerin altından insanın içini okuyan bir bakışı&#8230; Bu bakışın ne demek istediği anlaşılırdı. Bu, kem küm etme demekti; karşılıklı konuşuyoruz şurada; biliyorum, güç durumdasın, ama ben her şeye “evet efendim” diyenlerden hiç hoşlanmam. Düşündüğünü açıkça söyle. Belki de boş değil söyleyeceklerin. Görelim bakalım. Peki ne yaptı Atatürk? O parlak askerlik kariyerinin dışında neler başardı? Mutlak bir yönetimin küllerinden ve zihniyetinden yepyeni bir devlet çıkardı. Felaketlerle dolu bir savaşta artık her şeyin kaybolur gibi olduğu bir sırada Onun Türk halkına inancı bir an bile sarsılmadı. Bu savaş, övünç verici bir askeri geçmişe sahip bir ulus için çok acı bir denemeydi. İşte Atatürk, Türk halkının kendi kendine olan güvenini yeniden canlandırdı, zihinlerini özgürlüğe kavuşturup güçlerini harekete geçirdi. Eskimiş bir geçmişi gömüp ulusuna geleceğin kapılarını açtı ve bu ulusa sonuna kadar inandı.</p>
<p>Atatürk&#8217;ü diktatör sayanlar olmuştur. Bence bu hem yanlış hem de yanıltıcı bir görüştür. Kabul edelim ki, günümüzde &#8216;diktatör&#8217; sözcüğünün yeterli bir tanımı yapılmış değildir, ama Hitler&#8217;e, Mussolini&#8217;ye diktatör denmesine hiç kimsenin karşı çıkabileceğini sanmıyorum. Öyleyse Kemal Atatürk neden aynı gruba girmiyor? diye bir soru sorulabilir. Bunun birçok nedenleri vardır. Bir kere Atatürk bilinçli olarak, kendi yokluğunda uygulanacak bir düzen kurmaya, kendinden sonra sürecek bir hükümet ve yönetim sistemi yaratmaya çalışıyor; görüşlerini zorla kabul ettirmekten çok doktrinlerini öğretmeye ve ülkülerini açıklamaya uğraşıyordu. Kurtuluş Savaşı sırasında arkadaşlarıyla hazırladığı tasarıya göre; egemenlik Büyük Millet Meclisinindi; halk tarafından seçilen mebuslar dört yılda bir Cumhurbaşkanını seçmekle görevliydi ve Meclis belli yasama ve yürütme yetkilerine sahipti.</p>
<p>Devrimler hiçbir zaman yumuşaklıkla olmaz; bu yüzden başlangıçta, Anayasanın ve organlarının yürürlüğe girmesinden önceki günlerde, Atatürk&#8217;ün zaman zaman kendi inisiyatifine dayanarak kesin hareket etmek zorunda kaldığı olmuştur. Gene de kanunlara aykırı davranışlarda bulunmaktan kaçınmıştır. Büyük Millet Meclisi&#8217;ne karşı büyük bir saygısı vardı. İç işlerde başlıca amacı, o sırada pek işlemezse de ileride durumun gerektirdiği şekle uyup gelişebilecek esneklikte bir siyasal düzen ortaya koymaktı. Pek çok kimsenin sandığı gibi sağa sola emirler yağdırmak şöyle dursun, Atatürk, Bakanları her zaman kendi sorumluluklarını yüklenmeye zorlardı. Öyle sanıyorum ki, eğer yaşasaydı belki bir sonraki Cumhurbaşkanı seçiminde adaylığını koymayıp, kurduğu düzenin kendisinin yokluğunda gereği gibi işleyip işlemeyeceğini görmek için bir köşeye çekilecekti. Ancak arkadaşları ve danışmanları bırakır mıydı, bunu kestirmek güçtür. Onun bütün tutumu şuydu: Kendisi Cumhurbaşkanı olarak devletin başıydı; memleketin yönetimi, Büyük Millet Meclisine karşı Anayasa&#8217;yı uygulamakla görevli olan hükümetin göreviydi.</p>
<p>Atatürk, Cumhuriyetin ilk yıllarında, bugün bizim halk idaresi diye bildiğimiz yönetim için zaman ve halkın daha hazır olmadığını biliyordu. Halk, Sultanlık ve İmparatorluk devrinin gelenekleriyle yoğrulmuş bir durumdaydı; bu alanda İttihat ve Terakki günleri de bir değişiklik getirmemişti. Onun için önce hem bu halk, hem de kabinede görev alan Bakanlar, Anayasanın kendilerine yüklediği yeni sorumluluklar konusunda eğitilmeliydi. Bu arada bir yandan da işlerin yürütülmesi, Türkiye&#8217;nin modern, ilerici bir devlet olarak ihtiyaçlarının incelenmesi ve bu ihtiyaçların eldeki kaynakların yettiği ölçüde karşılanması gerekiyordu. Hepsinden önemlisi, uzun ömürlü bir iktisat sistemi kurmak şarttı ve Atatürk daha 1923 yılında, çekinmeden, ulusuna, böyle bir sitsem on yıl içinde kurulmadıkça Kurtuluş Savaşı&#8217;nda katlanılan sıkıntıların, gösterilen çabaların boşa gideceğini söylemiştir.</p>
<p>Kemal Atatürk&#8217;ün ileriyi görüşü o kadar keskin ve isabetli, olayların alacağı yön, halkın duyguları ve Türkiye&#8217;nin dış ilişkilerini gerekleri konusundaki sezişi o kadar doğruydu ki, çevresindekiler kendilerine güç ve karışık gelen meselelerde ne yolda hareket edeceklerini Ona danışırlardı. Bu gibi durumlarda karşısındakine her zaman yardıma hazırdı, ancak emretmez, sadece yol gösterirdi.</p>
<p>Peki, dış siyasette Atatürk diktatörce denebilecek neler yaptı? Hiç. Komşuları yeni Cumhuriyetin bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı gösterdiği sürece, O da barışçı, uzlaşıcı, savaşı önleyici, dostça bir siyaset güttü. Rusya ile olan çekişmeler durduruldu; Yunanistan&#8217;la olan kavgaya son verilip yakın işbirliğine geçildi; yalnız Bulgaristan&#8217;ın katılmadığı Balkan Antlaşması’yla Balkanlar’daki anlaşmazlıklar bir çözüme bağlandı. İran, Irak ve Afganistan&#8217;la yapılan Sadabad Saldırmazlık Paktı Türkiye&#8217;nin doğu sınırlarında barış kesinlikle sağlandı. Fransa ile ilişkiler iyi ve dostçaydı; Faşist İtalya&#8217;yla normal, İngiltere&#8217;yle tam bir uzlaşmayla kalınmamış, bugün sürdürüldüğüne çok sevindiğimiz yakın ve dostça ilişkiler de geliştirilmiştir. Ve son olarak, Atatürk Türkiye&#8217;sinin kendi sınırları konusunda güttüğü siyaset, bu sınırların değişmez olduğudur.Bütün yukarıda saydıklarımızın diktatörlük siyasetiyle bir ilgisi var mıdır? Bu sorunun cevabı elbette ‘hayır’dır.</p>
<p>Sonuç olarak diyebiliriz ki, Mustafa Kemal&#8217;in ortaya koyduğu eser, zaman karşısında geçirdiği sınavı başarıyla atlatmış ve atlatmaktadır. Bugün Türkiye sağlam temellere dayanan bir ülke olmakta kalmayıp, felaketlerle dolu, kararsız dünyamızda bir denge unsuru olmaktadır. Ne istediğini biliyor; dostlarını biliyor ve çizdiği yolda kararlı adımlarla ilerliyor. Antlaşmalarına sadıktır&#8230;</p>
<p>Bu konuşma için hazırladığım plan, dinleyicilerime Atatürk&#8217;ün bir portresini çizmek, Cumhuriyetin kurucusu olarak başardığı işleri kısaca anlatmaktı. Onun özel hayatından pek söz etmediğim ileri sürülebilir. Ancak bunun bir nedeni vardır. Bir kere bir büyükelçinin görevli bulunduğu ülkenin Devlet Başkanı ile olan ilişkileri ister istemez resmîdir. Atatürk için bu özellikle böyleydi; çünkü O, resmî ziyaretlerin gerektiği durumlar dışında elçilerle görüşmez, özel davetlerde bulunmazdı. Ne kıskançlıklara, ne çekememezliklere yol açacağını pekiyi bildiğinden, hiç kimse için bu kuralın dışına çıkmazdı. Sonra Atatürk, diplomatik temsilcilerin kendisine değil, Dışişleri Bakanına başvurması gerektiğini açıkça belli ederdi. Bu kesin tutumunun haklı nedenleri vardı, çünkü kendisinin dışarıya karşı Cumhurbaşkanı olarak görevleri icra değil, temsil görevleriydi. İcra görevi Hükümete aitti ve diplomatik temsilcilerle yapılan görüşme ve konuşmalar hakkında Cumhurbaşkanına bilgi vermek gene Hükümetin yapması gereken bir işti. Gene de, İtimatnamemi sunuşum, Kralın tahtp çıkışını haber verişim gibi resmî ziyaretlerde, söyleyeceklerimi söyleyip ödevimi bitirince oturmamı söylerdi ve konuşurduk. Dışişleri Bakanı da hazır bulunurdu. Şüphesiz bunlar pek seyrek olaylardı; ama ben bu konuşmaları ilgi çekici ve çok faydalı bulurdum. Konuşmamız pek resmî geçerdi ancak gene de ara sıra kişisel bir yakınlaşma olur, birbirimizi ölçüp tartmak için fırsat bulmuş olurduk&#8230; Genel olarak Türkçe konuşurdu; ben bu dili pek az bildiğimden Dışişleri Bakanı tercüme ederdi. Arada bir Fransızca kullandığı olurdu; Fransızcası akıcı değildi ama meramını anlatabilirdi.</p>
<p>Yılda bir kere kabul verirdi, o da 29 Ekim Cumhuriyet bayramının akşamı. O sabah, Büyük Millet Meclisinde üniformalarını giymiş yabancı devlet elçilerini ve elçilik ileri gelenlerini sırayla huzura alıp, tebrikleri kabul etmiştir. O günün akşamı bakanların, mebusların, yüksek rütbeli subay ve memurların, tanınmış kişilerin ve kordiplomatiğin hazır bulunduğu büyük, zengin bir davet düzenlenirdi. Kordiplomatik mensupları ayrı bir odaya alınır ve orada Cumhurbaşkanı kendisine çok yakışan o ağırbaşlı haliyle herkesi ayrı ayrı selamladıktan sonra bir koltuğa oturur, yaveriyle hazır bulunanlardan bazılarını çevresindeki topluluğa katılmaya davet ederdi.</p>
<p>Sabahın erken saatlerine kadar süren bu akşam, Atatürk&#8217;ün akşamıydı. Çok eğlenirdi, ancak gene de daha önce sözünü ettiğim sınav usulünü büroda de elden bırakmazdı. Bu bayram akşamlarından sonuncusu 29 Ekim 1937&#8217;de idi. O gün beş saat kadar Atatürk&#8217;ün yanında kaldım; bu benim için, Onun zihnini bir konuya verebilmekteki olağanüstü gücünü görmek bakımından büyük bir fırsat oldu. Çevresine her yeni gelen kimseye söyleyecek, ya da ondan sorup öğrenecek bir şey buluyordu. Konuşması bir an bile sudan, hafif konulara yönetmedi. Söylediği her sözün güttüğü bir amaç vardı; sözlerinin gerisinde sürekli bir maksat, yorulmak bilmeyen bir soruşturup öğrenme isteği sezilirdi.</p>
<p>Konuşmamda sizlere Atatürk&#8217;ün kahvaltıda neler yediğinden, elbiselerini kime diktirdiğinden, ne marka diş macunu kullandığından niçin söz etmediğimi artık anlamışsınızdır sanırım. Ben de bilmiyorum ve zaten ne önemi var bunların? Ben burada Atatürk&#8217;ü bir insan olarak ele aldım ve bu konuda son bir söz söyleyeceğim. Yumuşak bir adam değildi, çünkü hayatı çetin mücadelelerle yoğrulmuştu. Fakat âdildi. Kesin düşünceleri vardı, ancak başkalarını dinlemeye her zaman hazırdı&#8230; Çevresinden bağlılık bekler ve bunu hak ederdi. Kazandığı kuvvet hiçbir zaman başını döndürmedi. Küçüklük nedir bilmezdi. Her şeyden önce Türk ulusunun iyiliğini düşünür ve bunu barışta, güvenlikte, ilericilik ve kardeşlikte bulurdu, savaş ve fetihte değil. Sert görünüşüne, çabuk duygulanan bir kimse olmayışına rağmen çevresinden saygı görmek İhtiyacını derinden duyduğunu sanıyorum. Serinkanlılıkla düşünebilmek insanlara karşı duygusuz olmak değildir.</p>
<blockquote><p>Türk Dili Dergisi, Cilt XIV, Sayı 158 (1 Kasım 1964), s.109-113’te yayınlanan Ünal Aytür tercümesinden aktarılmıştır.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırk Asırlık Türk Yurdu</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/5300/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2020 21:35:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[1923]]></category>
		<category><![CDATA[adana istansyonu]]></category>
		<category><![CDATA[arif hikmet par]]></category>
		<category><![CDATA[hayat meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[ismail habib]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5300</guid>

					<description><![CDATA[Hastalığının iyice ağırlaştığı, 1938 yılında doktorlarının istirahat dışında hiçbir şeye izin vermedikleri durumda bile ATATÜRK, yurt sorunlarından kopamamıştır.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hastalığının iyice ağırlaştığı, 1938 yılında doktorlarının istirahat dışında hiçbir şeye izin vermedikleri durumda bile ATATÜRK, yurt sorunlarından kopamamıştır. Büyük devletlerin Türkiye’nin Hatay konusundaki kararlılığını sınadığı bir ortamda o, Hatay’ın ana vatana katılmasını gerçekleştirmek için ölümü pahasına askerî manevralara katılmıştır. Bu davranışıyla bir taraftan Türkiye’nin Hatay halkının özgürlük davasında yanında olduğunu diğer taraftan da vatan sevgisinin yaşama arzusundan önce geldiğini göstermiştir. Bu gösteri onun çılgınlığından değil, vatana ilişkin görevlerin her şeyin üzerinde olduğu yönündeki düşüncelerinden kaynaklanmaktaydı. Aşağıdaki anekdot ondaki vatan sevgisinin ne denli güçlü olduğunu yansıtan güzel bir örnektir:</p>
<p>1923 yılı Martının on beşi pazar günüydü. ATATÜRK, Adana İstasyonu’nda trenden inmiş; sağı solu dolduran halkın coşkun alkışları, “Yaşa varol!” sesleri arasında yaya olarak kente giriyordu.</p>
<p>Yarı yolda karalar giymiş bir kadın kalabalığı göze çarptı; sonra onların arasından ikişer levha taşıyan dört genç kız çıktı; ATATÜRK’ün önünde durdular. Arkalarından bir kız daha göründü ve önüne geçti. Hıçkırıklar, iniltiler ve yalvarışlarla dolu bir nutuk söylemeye başladı. Bu genç kızın kişiliğinde henüz tutsak bulunan İskenderun’la Antakya’nın Türk olan bütün halkı: “Bizi de kurtar!” diye yalvarıyordu.</p>
<p>Herkesin gözleri yaşarmıştı, hıçkırıklarını tutamayanlar vardı.</p>
<p>ATATÜRK’ün de gözleri nemliydi ve başı eğilmiş gibiydi. Genç kızın nutku bitince ATATÜRK’ün alnı yükseldi; mavi gözlerinde ve pembe yüzünde bir çelik parıltısı görüldü. Her kelimesi üzerinde kuvvetle durarak:</p>
<p>-Kırk asırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz! dedi.</p>
<p>On altı yıl sonra Hatay sorunun en heyecanlı günlerinde, hasta ve bitkin olmasına rağmen, Hatay’a yakın olmak için tekrar Adana’ya gitti. Dört saat ayakta durmak, birliklerin geçidini izlemek gibi olağanüstü bir dayanıklılık gösterdi. Hatay kurtuldu, fakat ATATÜRK’ü yitirdik.</p>
<p>İsmail Habib, bu konuyu şöyle bitirir: “Hatay, Hatay! Seni kurtaran, aynı zamanda senin şehidin oldu!”</p>
<p><em>Arif Hikmet Par – M. Agah Önen; s. 83-84. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Eşitlik Anlayışı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/ataturkun-esitlik-anlayisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2020 14:51:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün eşitlik anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş insan]]></category>
		<category><![CDATA[dolmabahçe sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul 1963]]></category>
		<category><![CDATA[said terzioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[topkapı sarayı müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılmayan yönleriyle kemal atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5022</guid>

					<description><![CDATA[Çağdaş insan, görevlerini verimli biçimde yürütür, mal ve hizmet üretmeyi insanlık onurunun gereği olarak görür, insanları mevkilerine göre&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaş insan, görevlerini verimli biçimde yürütür, mal ve hizmet üretmeyi insanlık onurunun gereği olarak görür, insanları mevkilerine göre değil hizmetlerine göre değerlendirir. ATATÜRK yaşamı boyunca insanları bu esasa göre değerlendirmiş, görevini sorumluluk bilinciyle yürüten insanları hem takdir etmiş, hem de onlara saygı duymuştur.<br />
ATATÜRK, devlet hizmetinde çalışanların yurttaşlara karşı sevecen ve adil olmalarını, keyfî ve zorbalık türü davranışlardan kaçınmalarını istemiştir. İstemekle kalmamış her türlü keyfî uygulamanın karşısında olmuş, özellikle de yöneticileri, hak ve adaletten ayrılmamaları, kendilerine özel muamele gösterilmesini beklememeleri yönünde uyarmıştır. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün ayrıcalıklı muameleye karşı oluşunu yansıtan örneklerden birisidir:<br />
ATATÜRK, bir gün Dolmabahçe’den gizlice çıkar. Topkapı Sarayı Müzesi’ne gelir ve müzeyi gezmek ister. Kapıcı müzenin açılmadığını söyler. Kendisinin ATATÜRK olduğunu ve müzeyi gezmek istediğini söyler. Fakat kapıcı henüz saat 9 olmadı, memurlar da gelmedi, ATATÜRK değil, kim olursan ol, bekleyeceksin, der.<br />
Hiç şüphe yok ki, kapıcı ATATÜRK’ü tanımamış ve bu sözlere birden fazla muhatap bulunduğu için gelenin ATATÜRK olabileceğine inanmamıştır. Fakat bu anekdotta önemli olan nokta ATATÜRK’ün kapıcının sert yanıtı karşısında ısrar etmeyerek bir kenara çekilip saatin 9 olmasını ve memurların gelmesini beklemesidir.</p>
<p><em>Said Terzioğlu; Yazılmayan Yönleriyle K. Atatürk, İstanbul, 1963, s. 43.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk ve Barış</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/ataturk-ve-baris/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2020 01:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[ankara 1981]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve barış]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk yurtta sulh cihanda sulh]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ü Özleyiş]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[barış milletleri]]></category>
		<category><![CDATA[kültür bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruşen Eşref Ünaydın]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4977</guid>

					<description><![CDATA[Ruşen Eşref Ünaydın diyor ki; Barışın büyük savaşçısı ATATÜRK dövüş istemedi, barış kurdu. Kuzeyle, Güneyle, Doğu ile, Batı&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ruşen Eşref Ünaydın diyor ki;</p>
<p>Barışın büyük savaşçısı ATATÜRK dövüş istemedi, barış kurdu. Kuzeyle, Güneyle, Doğu ile, Batı ile&#8230;<br />
Dünya onu kendine düşman sanıyordu. O dünyaya barış yolu gösterdi.<br />
Ruşen Eşref’’i böyle düşündüren, ATATÜRK’ün sevgi ve insanlık kokan aşağıdaki düşünceleri olsa gerek:<br />
“Yurtta barış, dünyada barış için çalışıyoruz.<br />
“Barış yolunda nereden bir çağrı geliyorsa, Türkiye onu, istekle karşıladı ve yardımlarını esirgemedi.”<br />
“Türk Cumhuriyeti’nin en esaslı ilkelerinden biri olan yurtta barış, dünyada barış amacı insanlığın ve uygarlığın refah ve ilerlemesinde en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak bizim için iftihar nedenidir.”<br />
“Türkiye’nin güvenliğini amaçlayan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış politikası bizim her zaman ilkemizdir.”</p>
<p>“Barış milletleri refah ve mutluluğa eriştiren en iyi yoldur. Fakat bu kavram, bir defa ele geçirilince devamlı bir özen ve dikkatli her milletin ayrı ayrı hazırlığını gerektirir.”<br />
“Bizim düşüncemize göre uluslar arası siyasî güven ortamının gelişimi için, ilk ve en önemli şart milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde, samimî olarak birleşmesidir.”<br />
“Eğer devamlı barış isteniyorsa kitlelerin durumlarını iyileştirecek uluslar arası önlemler alınmalıdır. Tüm insanlığın refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir.”</p>
<p><em>Ruşen Eşref Ünaydın; Atatürk’ü Özleyiş, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1981, s.18.</em></p>
<p><em>Atatürkçülük (Birinci Kitap); s. 377-381</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun Ertepınar</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/coskun-ertepinar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2020 21:25:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Angora - Costantinople - Londres]]></category>
		<category><![CDATA[yücelere baş Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4897</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk, Atatürk, Uluslara eş Atatürk! İleri çağlar ışığı, Yücelere baş Atatürk! Yurdun aşılmaz burcusun, Her iyide sen, sen&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk, Atatürk,<br />
Uluslara eş Atatürk!<br />
İleri çağlar ışığı,<br />
Yücelere baş Atatürk!</p>
<p>Yurdun aşılmaz burcusun,<br />
Her iyide sen, sen varsın.<br />
Kurtarıcı, kurucusun,<br />
Yüreğimizde yaşarsın..</p>
<p>Atatürk, Atatürk,<br />
Uluslara eş Atatürk!<br />
Yeryüzünde gelmiş geçmiş<br />
Yücelere baş Atatürk!</p>
<p>Hürriyetin, insanlığın,<br />
Dostluğun, kahramanlığın,<br />
Hiç batmıyacak güneşi,<br />
İçimizin kor ateşi,</p>
<p>Atatürk, Atatürk,<br />
Uluslara eş Atatürk!<br />
Zaman denizinde bayrak,<br />
Yücelere baş Atatürk!</p>
<p>Gençlik seni, millet seni,<br />
Dünya seni hep alkışlar.<br />
Adınla düşmanlık durur,<br />
Kinler söner, barış başlar.</p>
<p>Atatürk, Atatürk,<br />
Uluslara eş Atatürk!<br />
Sevginin ılık rüzgârı,<br />
Yücelere baş Atatürk!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aradaki Fark</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/aradaki-fark/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2020 18:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Vahdettin]]></category>
		<category><![CDATA[Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[vahdettin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4855</guid>

					<description><![CDATA[ATATÜRK’ü, Bağımsızlık Savaşını başlatması için Anadolu’ya Vahdettin’in gönderdiğini iddia eden saltanat ve hilâfet özlemcisi kimi çevreler, tarihsel gerçekleri&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ATATÜRK’ü, Bağımsızlık Savaşını başlatması için Anadolu’ya<br />
Vahdettin’in gönderdiğini iddia eden saltanat ve hilâfet özlemcisi kimi çevreler,<br />
tarihsel gerçekleri pervasızca çarpıtmaktadır. Bu çevrelerin iddialarına<br />
gösterdikleri kanıt, ATATÜRK’le Vahdettin arasında sarayda geçen “Paşa<br />
isterseniz devleti kurtarabilirsiniz.” şeklindeki bir konuşmadır. Konuşmada<br />
geçen bu sözün kurtuluş savaşını başlatmak için söylendiğini savunan bu<br />
çevreler, nedense Sevr Antlaşması’nı kabul edenin, Kurtuluş Savaşı’nı isyan<br />
hareketi olarak görenin ve Mustafa Kemal Paşanın idam fermanını onaylayanın<br />
aynı padişah olduğunu bir türlü görmek istemezler. Bu tür yaklaşım biçimleri<br />
olsa olsa bir gafletin sonucudur.<br />
Vahdettin, “Paşa isterseniz devleti kurtarabilirsiniz.” ifadesini kullanırken<br />
Mustafa Kemal Paşadan beklentisi şudur: “İtilâf devletlerinin emir ve<br />
isteklerinin yerine getirilmesini sağla, Anadolu’da olası işgallere karşı ortaya<br />
çıkabilecek direnişi engelle.” Padişah, bunların yapılması durumunda İtilâf<br />
devletlerinin Anadolu’da kalıcı olmayacaklarına ve bir süre sonra çekip</p>
<p>gideceklerine inanıyordu. Yani, kurtuluşu teslimiyette görüyor ve silâhlı bir<br />
mücadeleyi asla düşünmüyordu. Asıl korkusu silâhlı mücadeleye<br />
başvurulacak olursa tahtın da elden gideceği endişesiydi. Kurtuluş Savaşı’nı<br />
isyan hareketi olarak görmesinin nedeni de buydu. Milletine ve kendine güveni<br />
olmayan Padişahtan farklı bir tavır da beklenemezdi. Aşağıdaki anekdotta da<br />
bu gerçeğin altı çizilmektedir:<br />
Anadolu’ya geçmek için hazırlıklarını tamamlayan ATATÜRK, Yıldız<br />
Sarayı’na gitti. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin, onu çok küçük bir odada<br />
kabul etti. Hemen hemen diz dize oturdular.<br />
Padişahın sağında mini bir masa üzerinde güzel ciltlenmiş kalınca bir<br />
kitap, bir Osmanlı tarihi vardı. Pencereden Boğaz, Boğaz’ın mavi sularında<br />
birbirine paralel dizilmiş ve toplarını saraya çevirmiş olan düşman savaş<br />
gemileri görünüyordu.<br />
Padişah ona dedi ki:<br />
-Paşa, devletimize çok hizmet ettin; bunların hepsi artık bu kitaba<br />
geçmiştir!<br />
Elini Osmanlı Tarihi’ne koydu, bastı ve ilâve etti:<br />
-Tarihe geçti!&#8230;<br />
Sonra dedi ki:<br />
-Bunları unutunuz. Asıl bundan sonra yapacağınız hizmet şimdiye<br />
kadar yaptıklarınızdan mühim olacaktır. Paşa, isterseniz devleti<br />
kurtarabilirsiniz!<br />
ATATÜRK yanıtladı:<br />
-Bu yolda elimden geleni yapacağıma emin olmanızı rica ederim.<br />
Vahdettin:<br />
-Muvaffak olunuz! diyerek ayağa kalktı.<br />
Ziyaret sona ermişti.<br />
Padişah, ondan düşmanların arzularını yerine getirmesini bekliyordu;<br />
elinde hiçbir kuvvet kalmamış olan devletin ancak böyle, düşmanların hoşuna<br />
giderek kurtulacağını sanıyordu. Bilmiyordu ki, kuzuyu yemeğe karar vermiş<br />
olan kurt için bahane bulmak gayet kolaydır.</p>
<p>ATATÜRK de devleti kurtarmak istiyordu; fakat düşmanlara yaranmakla<br />
değil, milletin bitmez tükenmez hürriyet ve istiklâl aşkını, cesaret ve fedakârlık<br />
duygularını harekete geçirerek&#8230;<br />
İşte Türk milletini anlamamış bir adamla, anlamış adamın arasındaki<br />
fark&#8230;</p>
<p><em> Banoğlu; s. 86-87. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
