<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye Büyük Millet Meclisi &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/turkiye-buyuk-millet-meclisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 12:07:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Türkiye Büyük Millet Meclisi &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bulunur</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/bulunur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 14:13:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başaracağım diyenlerindir]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Ahmet Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[vatan şairi namık kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5159</guid>

					<description><![CDATA[Başarının temel koşulu başarıya inanmaktır. Bu inançtan yoksunluk ümitsizliği getirir. Bu ise başarısızlığa teslim olmaktır. Bu gerçeği çok&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başarının temel koşulu başarıya inanmaktır. Bu inançtan yoksunluk ümitsizliği getirir. Bu ise başarısızlığa teslim olmaktır. Bu gerçeği çok iyi bilen ATATÜRK, düşmanın gücü, çokluğu ve kısmi başarıları karşısında zaman zaman yılgınlığa düşen mücadele arkadaşlarını sarsılmaz bir inançla motive etmiştir. “Başarı, başaracağım diyenlerindir” ilkesini hep canlı tutmuş ve Türk ulusunu başarıya ulaştırmıştır. Vatan Şairi Namık Kemal’in aşağıda yer alan  beytindeki karamsarlık temasını beytin sözlerini değiştirerek dağıtması da ATATÜRK’ün yaşamında ve düşüncelerinde karamsarlığa yer olmadığını göstermektedir:</p>
<p>Kurtuluş Savaşı henüz başlıyordu. Ordu yoktu ve her taraftan vatanın bağrına giren düşmanlara karşı ancak gönüllü çetelerle savaş yapılıyordu. Milletvekilleri arasında bile, dövüşü göze alan fakat ümitsizlikten kurtulamayanlar vardı.</p>
<p>Bir gün Büyük Millet Meclisinde vatanın kurtulması için neler yapılması gerektiği hakkında heyecanlı konuşmalar yapılıyordu. Milletvekillerinden biri, sözlerini büyük vatan şairi Namık Kemal’in şu beyiti ile bitirdi:</p>
<p>“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini</p>
<p>Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?&#8230;”</p>
<p>En büyük ve korkunç düşmanın, ümitsizlik olduğunu pek iyi bilen ATATÜRK bu beytin iki kelimesini değiştirerek, fakat veznini de bozmaksızın sert ve sarsılmayan bir sesle şu cevabı verdi:</p>
<p>“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini&#8230;”</p>
<p><em>Banoğlu; s. 88-89. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Satı Kadın, Atatürk ve Kadın Hakları</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sati-kadin-ataturk-ve-kadin-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2020 02:45:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu türk kadını]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[ilk kadın milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[köylü kadını]]></category>
		<category><![CDATA[said terzioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Satı Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[türk anası]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5053</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu Türk kadını, her türlü ezilmişliğe rağmen cepheye göndermiş olduğu evlâtlarıyla yetinmeyip bizzat kendisi Türk ulusunun özgürlük ve&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Türk kadını, her türlü ezilmişliğe rağmen cepheye göndermiş olduğu evlâtlarıyla yetinmeyip bizzat kendisi Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde erkeğinin yanında yerini almıştır. Yeryüzünde hiçbir millet kadınının kendi ulusunun kurtuluşuna Türk kadını kadar katkı sağlamış olamayacağını dile getiren ATATÜRK, Türk halkının çağdaşlaşma mücadelesinde de kadın ve erkeğin el ele, omuz omuza olmasını istemiştir. O, Türk kadınını bu mücadelede saf dışı bırakabilecek bütün zincirleri kırmış, siyasî, ekonomik ve sosyal hayatta başarılı olmasını sağlayacak adımları, erkeklerin bütün olumsuz engelleme girişimlerine rağmen atmaktan çekinmemiştir.<br />
ATATÜRK, doğum tarihini Kurtuluş Savaşı’nın başladığı 19 Mayıs 1919 tarihi olarak gören, ondan önceki yaşamını yok sayan, Türk kadınının en temizini, en yüreklisini, en safını, en yoksulunu, en cahilini ancak en sağduyulusunu yani Satı Kadını Meclise taşıyarak bir taraftan Türk kadınına Satı Kadının şahsında yerini göstermiş diğer taraftan da Türk erkeğini bencillikten kurtararak tarihte sahip olduğu demokratik niteliğe davet etmiştir. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün Türk kadınına verdiği önemi ve duyduğu saygıyı yansıtması açısından oldukça değerlidir:<br />
Ankara’da yakıcı bir yaz günü idi&#8230; ATATÜRK beraberinde arkadaşları ve yaverleri olduğu hâlde Kızılcahamam’a giderken Kazan köyü yakınlarında durmuş ve otomobilden inmişti. Köyün kadını, genci, yaşlısı, ihtiyarı köylerinin içinden geçen şosede duran bu yabancı konukları görünce hep koşuştular. Kimi su getirdi, kimi ayran&#8230; Bunlardan biri, güğümünden aktardığı soğuk ayranı ATA’ya uzattı:  “Bir soğuk ayran içer misiniz?” dedi.<br />
O, çorak iklimin kavurduğu yüzünden bronzlaşmış Türk kadının en bariz ifadelerini taşıyan bir Türk anası idi. Böğrüne sıkıştırdığı kundağa biraz daha bastırdıktan sonra, sağ elindeki ayran bardağını uzattı, bekledi. ATA’sı ayranı kana kana içmiş ve bir an durakladıktan sonra ona:<br />
“Senin kocan kim?“ diye sormuştu<br />
Köylü kadını, yüzü tunçlaşmış, elleri nasırlı bu Türk anası Ankara’nın kendine has şivesi ile kocasının Sakarya Savaşı’nda boğazından yaralanmış bir cengâver olduğunu söyledi. ATA bir soru daha sordu:<br />
“Ne zaman doğdun?”<br />
“1919’da ATATÜRK Samsun’a çıktığı zaman doğdum&#8230;”<br />
ATA, bir an düşündü. Yıl 1934 idi. Kadının bu ifadesine göre 15 yaşında olması lâzım gelirdi. Hâlbuki karşısında abideleşen kadın&#8230; 25 yaşlarında görünüyordu. Tekrar sordu:<br />
“Nasıl olur?”<br />
Evet, nasıl olurdu bu?&#8230; Satı Kadın, hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan hâli ile memleketin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek:<br />
“Evet Paşam. Ondan evvel yaşamıyordum ki&#8230;”<br />
Bu espri ATA’yı bir hayli düşündürdü. Ayrılırken yaverine kadının ismini ve adresini not ettirdi.<br />
Daha sonra Satı Kadını Büyük Millet Meclisine giren ilk kadın milletvekili olarak görmekteyiz.</p>
<p><em>Terzioğlu; s. 22-23.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Dış Siyasetinin Temelleri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/turk-dis-siyasetinin-temelleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 11:25:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Angora Constantinople Londres]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün İzmit Basın Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Berthe Gaulis]]></category>
		<category><![CDATA[dış siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[doğu]]></category>
		<category><![CDATA[iç örgüt]]></category>
		<category><![CDATA[islamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dış Siyasetinin Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Türküz]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[uygar]]></category>
		<category><![CDATA[yasa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2461</guid>

					<description><![CDATA[Ulusal siyaset demekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlar içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup ulus&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal siyaset demekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlar içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup ulus ve ülkenin gerçek mutluluk ve bayındırlığına çalışmak&#8230; Ulaşılamayacak gelişigüzel isteklerle ulusu uğraştırmamak ve zarara sokmamak; uygarlık dünyasından uygarca ve insanca bir davranış ve karşılıklı dostluk beklemek.</p>
<p>***</p>
<p>Dış siyasetin en çok ilgili bulunduğu ve dayandığı temel devletin iç örgütüdür. Dış siyasetin iç örgütle uyum içinde olması gerekir.</p>
<blockquote><p><strong>Nisan 1920, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Baylar, yurttaşlarımızdan, dindaşlarımızdan, hemşehrilerimizden her birini kendi düşüncesinde yüksek bir ülkü besleyebilir; özgürdür, özerktir. Buna kimse karışmaz. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin hükümetinin saptanmış, olumlu, belirgin bir siyaseti vardır. O da, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin, belirli ulusal sınırlar içinde varlığını ve bağımsızlığını sağlamaya yöneliktir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti temsil ettiği ulus adına çok alçak gönüllüdür; ve düşten tamamiyle uzaktır, tamamiyle gerçekçidir. Bundan ötürü yasaları yalnız bu bakımdan ve bu gerçek çerçevesi içinde kalarak saptar. Engin yüksek, fakat hayal ürünü olan ve uygulama değeri bulunmayan birtakım duyguların ardından koşarak yasa yapmaz. Böyle bir yasa varsa uygulayamaz.</p>
<p>***</p>
<p>Baylar, bu noktada düşündüklerimi tamamlamak için derim ki: Büyük düşler ardında koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar görünen düzmeci insanlardan değiliz. Baylar, büyük ve hayal ürünü şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığım, kin ve garezini bu ülkenin ve bu ulusun üzerine çektik. Biz İslamcılık yapmadık. Belki yapıyoruz, yapacağız dedik. Düşmanlar da yaptırmamak için bir an önce öldürelim dediler. Turancılık yapmadık yaparız, yapıyoruz dedik, yapacağız dedik ve gene öldürelim dediler. Bütün sorun budur. Baylar, bütün dünyaya korku ve kaygı veren kavramlar üzerinde durarak düşmanlarımızın sayısını ve üzerimizdeki baskılarını artırmaktansa doğal sınıra, hakkımız olan sınıra çekilelim. Değer ve yeteneklerimizi olduğundan üstün görmeyelim. Bundan ötürü, demek ki baylar, biz yaşamak ve bağımsızlık isteyen bir ulusuz, ve yalnız ve ancak bunun için yaşamımızı gözden çıkarmakta çekinmeyiz.</p>
<blockquote><p><strong>Aralık 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ulusun ve ülkenin çıkarları gerektirirse, insanlığı oluşturan ulusların her biriyle uygarlık gereklerinden olan dostluğa ve siyaset alanındaki ilişkilere büyük bir titizlikle değer veririm. Ancak benim ulusumu kul köle etmek isteyen herhangi bir ulusun bu isteğinden vazgeçinceye kadar acımasız bir düşmanı olurum. Dünyada denge diye bir şey vardır. Biz onun dışında değiliz. Doğu&#8217;da büyük bir devletle ya da Batı&#8217;da birkaç devletle ilişki kurarak, anlaşmalar, bağlaşmalar yaparak denge alanında yerimizi saptamak düşüncesi akla gelebilir. Ne Doğu&#8217;ya, ne Batı&#8217;ya önem vermeyerek yalnız kendi varlığımıza dayanmakla yetinilebilir mi sorusu da akla gelmiyor değil. Doğrusu, şu anda güvenilebilir siyaset yalnız kendi varlığımıza<br />
dayanmaktır. Başkalarına güvenle gönül bağlayamayız. Ancak bu demek değildir ki yarın meydana gelecek gelişmeler karşısında herhangi bir tarafa daha çok yaklaşmak olanaksızdır ve yerinde değildir.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1923, Atatürk&#8217;ün İzmit Basın Toplantısı</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Dış siyaset bir topluluğun iç örgütüyle sıkı sıkıya ilgilidir. Çünkü iç örgüte dayanmayan dış siyasetler her zaman olumsuz sonuçlarla karşılaşırlar. Bir toplumun iç örgütü ne denli güçlü ve sağlam olursa dış siyaseti de o ölçüde güçlü ve sağlam olur.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Biz Türküz; tam anlamıyla Türküz; işte o kadar. Bize iyi müslüman olmak yeter. Asya için de, Avrupa için de bizim izlediğimiz kural aynıdır. Dostlar edinmek; tam bağımsızlığımızı korumak; her şeyi Türk çıkarları yönünden irdelemek. Bu gerçekçi bir görüştür. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu yok eden ideolojiye bir tepkidir.</p>
<blockquote><p><strong>Berthe Gaulis, Angora &#8211; Constantinople &#8211; Londres </strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Ordusunun Görevi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/turk-ordusunun-gorevi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 15:49:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ordusunun Görevi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2408</guid>

					<description><![CDATA[Ordumuz, yurdumuzun içinde tek bir düşmen eri bırakmayıncaya kadar düşmanı kovalayacak, baskı ve saldırısını sürdürecektir. Eylül 1921, Atatürk&#8217;ün&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ordumuz, yurdumuzun içinde tek bir düşmen eri bırakmayıncaya kadar düşmanı kovalayacak, baskı ve saldırısını sürdürecektir.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin orduları istilalar yapmak, veya saltanatlar yıkmak ya da saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde birtakım tutkuların aleti olmaktan uzaktır. İnsanca ve bağımsız olarak yaşamaktan başka amacı olmayan ulusun, aynı ülkü doğrultusunda ve yalnız onun emrine bağlı ve sadık öz evlatlarından oluşan saygın ve değerli bir topluluktur.</p>
<blockquote><p><strong>Nisan 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Türk, yurdun dağlarında, ormanlarında, ovalarında, denizlerinde, her bucağında nasıl bilgi ve kendisine güvenle yürüyor, dolaşıyorsa, yurdun göklerinde de öylece dolaşabilmektedir.</p>
<blockquote><p><strong>Mayıs 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımsızlık Savaşındaki Zaferler Hakkında</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/bagimsizlik-savasindaki-zaferler-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 15:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[Afyonkarahisar-Dumlupınar]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten 20 Anı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[evliya]]></category>
		<category><![CDATA[inönü savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Agakay]]></category>
		<category><![CDATA[misak-ı milli]]></category>
		<category><![CDATA[mukden]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya meydan muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[subay]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Türk devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk eri]]></category>
		<category><![CDATA[türk ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal And]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2400</guid>

					<description><![CDATA[Baylar, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya&#8217;da kazanmış olduğu meydan savaşı çok büyük bir meydan savaşıdır. Savaş tarihinde&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baylar, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya&#8217;da kazanmış olduğu meydan savaşı çok büyük bir meydan savaşıdır. Savaş tarihinde benzeri belki olmayan bir meydan savaşıdır. Bilirsiniz ki, büyük meydan savaşlarından biri olan Mukden meydan savaşı bile yirmi gün sürmemiştir. Onun için ordumuzun savaş tarihine bir örnek armağan eden bu zaferi kazanmış olmasından ötürü yüce kurulunuzu kutlarım.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Arkadaşlar, bu Anadolu zaferi tarihte bir ulus tarafından bütünüyle benimsenen bir düşmanın ne denli güçlü ve canlandırıcı olacağının en güzel bir örneği olarak kalacaktır. Önümüze dikilen bütün engelleri birer birer yıkıp aştıktan sonra bugün artık Ulusal And&#8217;ın (Misak-ı Milli&#8217;nin) çizdiği sınırlar içinde mutlu, refah içinde ve özgür yaşamak için her ne gerekse hepsini sağlayacağız. Her köşesini kurtarmak için seve seve canlar verildiği ve çocuklarımızın kanıyla sulanmış yurdumuzun ufkunda artık barışın tatlı güneşi doğmakta gecikmeyecektir.</p>
<blockquote><p><strong>Nisan 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bu ulusun gençlerinin özverileri, kahramanlıkları için bir değer ölçüsü bulunamaz. Erlerimiz hakkında yeni bir şey daha söylemek isterim: Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülkü ile savaşmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Baylar, ulusumuz tek bir insan gibi gösterdiği sarsılmaz birlik ve çabayla bu başarıyı kazanmıştır. Ulusumuzun barış içinde de, barıştan sonraki işlerde de aynı destek, çaba ve birliği göstererek bu zaferi tamamlayacaktır. Bu zafer bize bir olanak sağlıyor; biz bu olanağı ülkemizin, ulusumuzun aydın, mutlu ve refah içinde geleceği için kullanacağız.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ulus; ulusun sanat ruhu, sanatı, müziği, edebiyatı ve bütün güzel sanatları bu kutsal savaşın tanrısal ezgilerinin sonsuz bir yurt aşkının kendinden geçirici, coşkunluğuyla her zaman şakımalıdır.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Baylar, Afyonkarahisar-Dumlupınar meydan savaşı ve onun son evresi olan 30 Ağustos çarpışması Türk ulusunun en önemli bir dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur. Türk ulusunun burada kazandığı zafer  kesin sonuçlu, bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin olarak etkili olmuş bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Kuşku yok ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyetinin temeli burada atıldı. Sonsuza dek varlığı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları devletimizin, Cumhuriyetimizi sonsuza dek koruyacaklardır.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bir İnönü meydan savaşı devrim tarihimizin çok önemli, çok verimli bir sayfasıdır. Bizden sonra gelecek olanlar bu sayfayı irdeleyip inceledikçe Türk devrimini yapan bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu bağrından çıkaran Türk topluluğunu elbette saygıyla anacak ve değerini kabul edecektir.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu savaşlar, Türk ordusunun, Türk subay ve komutanlarının yüksek güçlerini ve kahramanlıklarını tarihte bir kez daha saptayan yüce bir eserdir.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>&#8220;Yurt toprağını kanını akıtarak ve yaşamını vererek karış karış savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptıramam&#8221; Bazı kimseler benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yolsuz bir davranış gözüyle bakmış olabilirler. Ama hele yurdun savunmasında evliyaların, yatırların güvenilecek güçlerinin etkin olamayacağını hatırlatmayı artık zorunlu buluyorum.</p>
<blockquote><p><strong>Atatürk&#8217;ten 20 Anı, Mehmet Ali Agakay </strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarım</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/tarim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 13:16:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[köylü]]></category>
		<category><![CDATA[makine]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2395</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun cevabını hemen birlikte verelim: Türkiye&#8217;nin gerçek sahibi, gerçek üretici olan köylüdür. O&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun cevabını hemen birlikte verelim: Türkiye&#8217;nin gerçek sahibi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde herkesten daha çok refah, mutluluk ve zenginliği hak eden, bunlara en layık olan köylüdür. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin ekonomik siyaseti bu temel amacın elde edilmesine yöneliktir. Baylar, diyebilirim ki, bugünkü acıklı ve yoksul halimizin biricik nedeni bu gerçeği kavrayamamış olmamızdır. Gerçekten, yedi yüz yıldır dünyanın dört bucağına sürükleyerek kanlarını akıttığımız, kemiklerini bu yerlerin topraklarına bıraktığımız, ve yedi yüz yıldır emeklerini ellerinden alıp saçıp savurduğumuz ve buna karşılık hep değersiz sayıp aşağıladığımız ve bunca özverilerine ve verdiklerine karşılık nankörlük, küstahlık ve zorbalıkla uşak düzeyine indirmek istediğimiz bu yurdumuzun asıl sahibi önünde utanç ve saygıyla gerçek yerimizi alalım. Baylar, halkımız çiftçidir. Ulusun çiftçilikteki çalışmalarını zamana uygun önlemlerle en yüksek dereceye ulaştırmalıyız. Köylünün çalışmalarının sonuç ve meyvelerini kendi yararları yolunda en yüksek düzeye çıkarmak ekonomik siyasetimizin temel ilkesidir. Bu nedenle bir yandan çiftçinin çalışmasını geliştirecek ve verimli kılacak bilgi, araç ve teknik aletler sağlanıp kullanmasına, öte yandan onun emeğinin sonuçlarından en çok yararı sağlayacak ekonomik önlemlerin alınmasına çalışmak gerekir. Bugüne kadar yol ve modem taşıma araçlarının bulunmayışı, alışveriş yöntemlerinin çiftçinin zararına oluşu ve yasalarımızın çiftçiyi korumaması gibi engellerin kaldırılması gerekir.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ben de çiftçi olduğumdan biliyorum. Makinesiz tarım olmaz. El emeği güçtür. Birleşiniz. Kuracağınız birliklerle makine alırsınız. Yılda yüz dönüm ekeceğinize, on kat, yüz kat fazla ekersiniz. Yurdumuz gerçek çiftçi ülkesidir. Ancak buna daha hak kazanmış değiliz. Fakat tarım ülkesi olacağız. Bu da makine ile olacaktır.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Arkadaşlar, dünyada zafer kazandıran iki araç vardır: biri kılıç, ötekisi saban. Başka bir yerde de söyledim; burada bir daha yinelemeyi yararlı buluyorum. Zaferin aracı yalnız kılıç olan bir ulus bir gün girdiği yerden kovulabilir, aşağılanır, acınacak bir duruma düşer. Böyle ulusların yoksulluğu, yokluk sıkıntıları öyle acıklı olur ki kendi ülkelerinde bile bir tutuklu, bir esir durumunda kalabilir. Onun için gerçek zafer yalnız kılıçla değil, sabanla sağlanandır. Ulusların yurtlarında sağlamca yerleşmiş duruma gelmelerinin, sürekli düzen içinde yaşamalarının aracı sabandır. Saban kılıç gibi değildir. O kullanıldıkça güçlenir. Kılıç kullanan kol çok geçmeden yorulduğu halde saban kullanan kol zaman geçtikçe toprağın daha temelli sahibi olur. Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi ikincisine hep yenildi. Tarihin bütün olgu ve olayları yaşamın bütün gözlemleri bunu doğrular. Ulusumuz çok büyük acılar çekmiş, acıklı olaylar görmüştür. Bütün bunlardan sonra hala bu topraklarda bulunuyorsa, bunun asıl nedeni şudur: Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, öteki elinde sabanıyla toprağından ayrılamadı. Eğer ulusumuzun büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün yeryüzünde bulunmayacaktık.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1928, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dini Siyasete Alet Edenler</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/dini-siyasete-alet-edenler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 20:02:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[alim]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Siyasete Alet Edenler]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[ulema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2215</guid>

					<description><![CDATA[Bütün zorba hükümdarlar hep dini alet olarak kullandılar; tutku ve zorbalıklarını desteklemek için hep ulemaya başvurdular. Gerçek din&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün zorba hükümdarlar hep dini alet olarak kullandılar; tutku ve zorbalıklarını desteklemek için hep ulemaya başvurdular. Gerçek din bilginleri, dini bütün bilginler hiçbir vakit bu zorba hükümdarlara boyun eğmediler; onların emirlerini dinlemediler; korkutma girişimlerinden yılmadılar. Bu bilginler kamçılarla dövüldü, ülkelerinden sürüldü, zindanlarda çürütüldü, dar ağaçlarında asıldı. Fakat onlar gene de dini o hükümdarların keyfine alet etmediler. Ancak gerçekten bilgin olmamalarına karşın sadece o kılığa girdikleri için bilgin sanılan, çıkarlarına düşkün, açgözlü ve insaf yoksunu birtakım hocalar da vardır. Hükümdarlar işte bunları kullandılar ve işte bunlar dine uygundur diye fetvalar verdiler. Gerektikçe hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan ve saraylarda yaşayan, kendilerine halife adını veren zorba hükümdarlar, bu hoca kılıklı dilencileri tuttular, kayırdılar. Gerçek ve dini bütün bilginler her vakit ve her çağda nefretlerini çekti.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bağlanmış olmakla yüreğimizin rahatladığı ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri süregelmiş bir eğilim olan bir siyaset aracı olmaktan çıkarıp yüceltmenin son derece gerekli olduğunu görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanımızı, karmaşık ve değişken nitelikleriyle ve her türlü çıkar ve tutkunun belirdiği yer olan siyasetten ve siyasetin bütün örgütlerinden bir an önce kesin olarak kurtarmak, ulusun, bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada da mutluluğun gerektirdiği bir zorunluktur. Ancak böylece İslam dininin ululuğu belirmiş olur.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Artık Türkiye din ve şeriat oyunlarına sahne olmayacak kadar ileridir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka yerlerde sahne arasınlar.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt III</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Cumhuriyet hükümetimizin bir Din İşleri Bakanlığı vardır. Bu yere bağlı müftü, hatip, imam gibi görevli birçok memur bulunmaktadır. Bu görevli kişilerin bilgi ve erdem dereceleri bellidir. Ancak burada görevli olmayan birçok kimsede görüyorum ki aynı kılığa girmeyi sürdürüyorlar. Böyleleri içinde çok cahillerle karşılaştım, hatta okuma yazma bilmeyenlerle karşılaştım. Özellikle bu cahiller bazı yerlerde halkın temsilcileriymiş gibi onların önüne düşüyorlar. Halkla doğrudan doğruya ilişki kurmaya adeta bir engel oluşturmak istiyorlar. Böyle kimselere sormak istiyorum: Bu görev ve yetkiyi kimden, nereden almışlardır? Bilindiği gibi, ulusun temsilcileri ulusun seçtiği milletvekilleri ve onlardan oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve ulusun güvenini kazanmış cumhuriyet hükümetidir. Bir de seçilerek gelen yerel belediye başkanları ve kurulları vardır. Ulusa hatırlatmak isterim ki, bu saygısızlığa müsaade etmek hiç bir zaman doğru değildir. Her halde yetkisi olmayan bu gibi kimselerin görevli kimselerle aynı kılıkta olmalarının sakıncalarına hükümetin dikkatini çekeceğim.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulusal Egemenliğin Halifelik ve Padişahlıkla İlgisi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/ulusal-egemenligin-halifelik-ve-padisahlikla-ilgisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 16:46:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[aymazlık]]></category>
		<category><![CDATA[cahillik]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[rasih efendi]]></category>
		<category><![CDATA[tevhidi tedrisat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Egemenliğin Halifelik ve Padişahlıkla İlgisi]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2019</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi halifenin değildir ve olamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız ulusundur. Ulusun seçtiği&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi halifenin değildir ve olamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız ulusundur. Ulusun seçtiği vekillerden oluşmuştur. Bu meclis yalnız ve yalnız ulusun emrine göre hareket etmek zorundadır. Ulus bu hakkını ne olursa olsun bir kimseye bırakamaz, veremez.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Türk ulusunun ve onun biricik temsilcisi yüce meclisin, yurt ve ulusun bağımsızlığını, yaşamını güvence altında bulundurmaya çalışırken, halifelik ve padişahlıkla, halife ve padişahla bu kadar çok ilgilenilmesi sakıncalıdır. Şimdilik bunlardan hiç söz etmemek yüksek çıkarlarımız gereğidir. Eğer amaç bugünkü halife ve padişaha bağlı olan bağlılığı bir daha söyleyip belirtmekse, bu kişi haindir; düşmanların yurda ve ulusa kötülük yapmak için kullandıkları araçtır. Buna &#8220;Halife ve Padişah&#8221;deyince ulus, onun emirlerine uyarak düşmanların isteklerini yerine getirmek zorunda kalır. Hain, ya da makamın güç ve yetkisini kullanması yasak edilmiş olan kişi zaten padişah ve halife olamaz. &#8220;Öyleyse onu tahttan indirip yerine hemen başkasını seçeriz&#8221; demek istiyorsanız, buna da bugünkü durum ve koşullar elverişli değildir. Çünkü padişahlıktan ve halifelikten çıkarılması gereken kişi ulusun içinde değil, düşmanın elindedir. Onu yok sayarak başka birini halife ve padişah olarak tanımak düşünülüyorsa, o zaman bugünkü halife ve padişah haklarından vazgeçmeyerek İstanbul&#8217;daki hükümetiyle, bugün olduğu gibi, makamını koruyup çalışmalarını sürdürebileceğine göre, ulus ve yüce meclis temel amacını unutup halifeler sorunu ile mi uğraşacak? Ali ve Muaviye çağını mı yaşayacağız? Kısacası, bu sorun geniş, ince ve önemlidir. Çözümü bugünün işlerinden değildir.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bu Meclis Türkiye halkının meclisidir. Bu meclisin nitelik ve yetkisi yalnız ve ancak Türkiye halkının ve Türk yurdunun varlığı ve yazgısıyla ilgilidir ve ancak ona etki yapabilir. Meclisimiz kendi kendine bütün Müslümanlık dünyasını kapsayan bir güç elde edemez. Baylar, Türk ulusu ve onun temsilcilerinden kurulmuş olan meclisimiz, kendi varlığını halife sanını taşıyan ya da taşıyacak olan bir kişinin eline veremez ve vermeyecektir! Bundan ötürü Müslümanlık dünyasında kargaşa varmış, ya da olacakmış; bunların hepsi anlamsız ve yalan sözlerdir; kim söylemişse yalan söylemiştir, yalan söylüyor.</p>
<blockquote><p><strong>Kasım 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Olaylarla, bilimle, teknikle, yasa ile sonsuzluğa kavuşmuş olan bu egemenliği geçersiz kılacak, ona zarar verecek ne bu ülkenin içinde, ne de dışında hiçbir güç yoktur ve olamaz. Bütün Müslüman dünyasının gerçekten kurtuluşuna kadar iyice korunmasını üzerimize aldığımız halifelik makamının varlığı, Türkiye devletinin ne bağımsızlığı, ne yönetimi, ne de egemenliği ile çatışma durumunda değildir. Bu makam ve bu makamda oturan yüksek kişinin varlığı, bir neden yaratılmazsa sakıncalı sayılamaz. Ancak şurası kesin olarak bilinmelidir ki, herhangi bir makam ve kişi tarafından bu sakıncaya yol açıldığı gün, işin kuramsal yönü biter, eylem ve uygulama başlar.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1923, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Halifelik makamının böylece tanıdıktan sonra bu makamı Türk ulusunun egemenliğini ortadan kaldıracak bir makam saymak doğru değildir. Bugün halife olan yüksek kişinin bizimle aynı gerçekleri kavradığını takdir (anladığını) sanırım. Ancak bir aksaklık ortaya çıkarsa, bunu yalnız bu makama yöneltmek gerekmez. Böyle bir şeyi yapmak için her şeyden önce düşüncelerini şeriat kılığına sokan bazı cahiller, çıkarcılar ve dalkavuklar ortaya çıkabilir. Bunların, onun bunun ona buna aşılayacağı düşünceleri ve bu düşüncelerin niteliğini önceden kestirip ona göre hazırlıklı olmak her bireyin ve ulusun ödevidir. Şurasını açıkça söylemek gerekir ki, bu ulusun üç buçuk yıla sığdırdığı dava çok büyüktür. Bunu sindirmek bunun sindirimi için güçlü beyinler gerekir. Fransızlar büyük ihtilali yerine oturtmak için tam yüzyıl çalışmışlardır.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Halifelik ve Padişahlık birbirinden ayrıldıktan sonra bazı hocalar bir karanlığa düştüler, duraksamaya kapıldılar. O kadar ki kendi dinlerinden ve inançlarından kuşku duymakta olduklarını söylemeye başladılar.&#8221;Halife böyle olmaz; halifeye güç, erk ve yetki gerektir&#8221; demeye başladılar. Halifeyi Meclis başkanlığına getirmekten söz eder oldular.</p>
<p>***</p>
<p>Halifelik başımıza beladır. Osmanlı Devleti, Padişah Halifeliği üstlenmeden·önce çağının en parlak aşamasını yapmıştır. Halifeliği aldıktan sonra çökmeye başlamıştır. En acı zamanlarımızda bize karşı savaşanlar arasında, halifelik nedeniyle bize bağlı olanlar da vardı.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1923, Atatürk&#8217;ün İzmit Basın Toplantısı</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bizim dünya karşısındaki en büyük gücümüz ve erkimiz yeni durumumuz ve niteliğimizdir. Halife esir olabilir; halife adını taşıyanlar yabancılara sığınabilirler. Düşman ve halifeler el ele verebilirler ve her şeyi yapmaya girişebilirler. Fakat yeni Türkiye&#8217;nin yönetim biçimini, siyasetini, gücünü kesinlikle sarsamazlar.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1924, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Sevgili kardeşlerim, düşünce ve anlayış yeteneğini önemli olaylarla kanıtlamış olan bu ulus, Allah&#8217;ın gölgesi, Peygamber&#8217;in vekili olduğunu ileri sürmek küstahlığında bulunan halife sanındaki aymazlara, cahillere, iki yüzlülere yurdunda, vicdanında yer verebilir miydi? Bunu sizden soruyorum: (&#8220;Asla, kesinlikle hayır&#8221; sesleri). Büyük ulus, dünyanın uygarlık ailesi içinde saygın bir yeri olmaya layık Türk ulusu, evlatlarına vereceği eğitimi okul ve medrese adında birbirinden tamamiyle başka iki çeşit kurum arasında bölmeye bugünkü günde katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretimi birleştirmedikçe, aynı düşüncede aynı kafada bireylerden oluşmuş bir ulus meydana getirmeye olanak aramak anlamsız, saçma bir şeyle uğraşmak olmaz mıydı?</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Halka sordum: Bir Müslüman devleti olan İran ya da Afganistan, halifenin herhangi bir yetkisini tanır mı? Tanıyabilir mi Haklı olarak tanıyamaz. Çünkü böyle bir şey devletin bağımsızlığını, ulusun egemenliğini ortadan kaldırır. Ulusun şuna da dikkatini çektim ki, kendimizi dünyanın egemeni sanmak aymazlığı artık sürüp gitmemelidir. Dünyanın durumunu, dünyadaki gerçek yerimizi tanımamak aymazlığıyla ve aymazlara uymakla ulusumuzu sürüklediğimiz felaketler yetişir artık! Bu acıklı durumu bile bile sürdüremeyiz.</p>
<p>***</p>
<p>Herhangi bir Müslüman devletin, bir kimseye, bütün İslam dünyasının işlerini yönetmesi, yürütmesi yetkisini vermesi akıl ve mantığın kabul edemeyeceği bir şeydir.</p>
<p>***</p>
<p>Baylar, yabancılar halifeliğe saldırıda bulunmuyorlardı. Ama Türk ulusu saldırıdan kurtulmuyordu. Halifeliğe saldıranlar, Müslüman uluslardan Türkü çekemeyenler değildi. Ama Çanakkale&#8217;de, Suriye&#8217;de, Irak&#8217;ta İngiliz ve Fransız bayrakları altında Türklerle vuruşan Müslüman uluslardı. Bunların, Türk ulusuna kolaylıkla saldırmak için alıkonması yeğlenen halifeliğin ortadan kaldırılmasını: &#8220;Türklük için kendi kendine kıymaktır&#8221; diye nitelemeleri ve cumhuriyetin amacını &#8220;Halifeliği ortadan kaldırmak için biz Türkler girişimlerde bulunuyoruz&#8221; sözleriyle açıklayıp ilan etmeleri elbette etkisiz kalmadı.</p>
<p>***</p>
<p>Çürümüş bir hanedanın halife sanıyla başından hiç mi hiç uzaklaşmasına olanak kalmayacak biçimde korunmasını zorunlu kılan bir devlet biçiminde Cumhuriyet yönetimi ilan edilse bile onu yaşatma olanağı yoktur.</p>
<p>***</p>
<p>Büyük Millet Meclisi Halifeliği kaldırdığı sırada, Antalya milletvekili din bilginlerinden Rasih Efendi, Kızılay adına Hindistan&#8217;da bulunan bir kurulun başkanlığını yapıyordu. Rasih Efendi Mısır&#8217;a uğrayarak Ankara&#8217;ya döndü. Benimle görüşmek istedi ve şunları söyledi: Gezdiği ülkelerdeki Müslüman halk benim halife olmamı istiyormuş; Müslümanların yetkili kurulları bu dileği bana bildirmek için Rasih Efendi&#8217;yi vekil etmişler. Rasih Efendi&#8217;ye verdiğim cevapta Müslümanların gösterdikleri yakınlık ve sevgiye teşekkür ettikten sonra dedim ki: Siz din bilginlerindensiniz; Halifenin devletin başı devlet başkanı demek olduğunu bilirsiniz. Başlarında kralları, imparatorları olan halkın bana ulaştırdığınız dilek ve önerilerini ben nasıl kabul edebilirim? Kabul ettim desem, o halkın başında olan kişiler bunu ister mi? Halifenin buyruk ve yasaklarına uyulur. Beni halife yapmak isteyenler emirlerimi yerine getirebilecekler mi? Bu duruma göre yapacak işi ve anlamı kalmamış, kuruntuya dayanan bir adı takınmak gülünç olmaz mı? Baylar, açıkça ve kesinlikle söylemeliyim ki, Müslüman halkı hala birhalife korkuluğu ile uğraştırıp aldatmaya çalışanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye&#8217;nin düşmanıdırlar. Böyle bir oyuna kapılmak da ancak cahillik ve aymazlık belirtisi olabilir.</p>
<p>***</p>
<p>Egemenliği ve saltanatı hiç kimse, hiç kimseye bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla veremez. Egemenlik, saltanat güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk ulusunun egemenliğine ve saltanatına el koymuşlardı. Bu zorbalıklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk ulusu bu saldırganlara fazla ileri gittikleri uyarısında bulunarak ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliği ve saltanatı kendi eline almış bulunuyor. Bu bir olup bittidir. Söz konusu olan, ulusa egemenliği bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Sorun, zaten olup bitti durumuna gelmiş bir gerçeği belirtmekten açıklamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun, yapılacaktır. Burada toplananlar, meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa gerçek gene yöntemine göre saptanacaktır. Fakat ihtimaldir ki, bazı kafalar kesilecektir.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Padişahlık döneminden Cumhuriyet dönemine geçebilmek için, hepinizin bildiği gibi, bir geçiş dönemi yaşadık. Bu dönemde iki düşünce ve görüş birbiriyle sürekli olarak çatıştı. Bu düşüncelerden biri, padişahlık döneminin sürdürülmesiydi; bu düşüncenin yanlıları da belliydi. Öteki düşünce, padişahlık dönemine son vererek Cumhuriyet yönetimi kurmaktı. Bu bizim düşüncemizdi. Biz düşüncemizi açıkça belirtmekte sakınca görüyorduk. Ancak görüşümüzü uygulama olanağını koruyup elverişli bir zamanda eyleme geçebilmek için padişahlık yanlılarının düşüncelerini uygulama alanından uzaklaştırmak zorundaydık. Yeni yasalar çıkarılırken, özellikle Anayasa yapılırken, padişah yanlıları, padişah ve halifenin haklan ve yetkisinin açıkça belirtilmesi üzerinde dururlardı. Biz de bunun daha zamanı gelmediğini, ya da buna gerek olmadığını söyleyerek o yanı susarak geçiştirmekte yarar görüyorduk.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meclisin Niteliği</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/meclisin-niteligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 15:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[Meclisin Niteliği]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2001</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ulusaldır; tamamiyle gerçekçidir. Hayal ürünü ülküler ardında, o ülkülere eriştirmek düşüyle ulusu kayalara&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ulusaldır; tamamiyle gerçekçidir. Hayal ürünü ülküler ardında, o ülkülere eriştirmek düşüyle ulusu kayalara çarparak, bataklıklara batırarak, sonunda kurban ederek yok etmek gibi cinayetlerden sakınan bir hükûmettir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün programlarının temeli şu iki ilkeye dayanır: tam bağımsızlık, tam ulusal egemenlik.</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama ve yürütme güçlerini kendinde toplamış ve ulus ve ülkenin yazgısını eylemli olarak ele almıştır. Yani hükûmet kendisidir.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Dünya tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osmanlı Devleti kuran ve bunların hepsini olup bitenlerle deneyen Türk ulusu bu kez kendi adı ve sanını taşıyan bir devlet kurarak bütün felaketler karşısında tüm yetenek ve gücüyle yer almıştır. Ulus kendi yazgısını doğrudan doğruya eline almış ve ulusal &#8220;saltanatını&#8221; ve egemenliğini bir kişiyle değil bütün halkın seçtiği vekillerden oluşan bir yüksek meclisle temsil ettirmiştir. İşte o meclis yüce meclisinizdir. Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Ulusun &#8220;saltanat&#8221; ve egemenlik makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir; ve bu egemenlik makamının hükûmetine Türkiye Büyük Millet Meclisi derler. Bundan başka bir &#8220;saltanat&#8221; makamı, bundan başka bir hükûmet kurulu yoktur.</p>
<blockquote><p><strong>Kasım 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Ulusunun Hakları</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/turk-ulusunun-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jul 2019 16:30:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[milli sınır]]></category>
		<category><![CDATA[milliyerperver]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[türk milleti]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ulusunun Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1946</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Artık milletin bundan böyle kendi haklarını kendisinin araması ve savunması, bizlerin de olabildiğince bu yolu göstermemiz ve bütün&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Artık milletin bundan böyle kendi haklarını kendisinin araması ve savunması, bizlerin de olabildiğince bu yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz gerekir.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>5 Kasım 1918, Ali Fuat Cebesoy ile Adana’da yaptığı görüşmede söylenmiştir.</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bizim istediğimiz şey bu güne kadar her şeyden yoksun bırakılmış, varlığına önem verilmeyen milletin, refaha hak kazanmış bir güç olduğunu hükümetimize ve hükümetlere anlatmaktır.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1919, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Biz haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz savaşın kutsallığına inandığımız gibi, hiçbir gücün milleti yaşamak hakkından yoksun bırakamayacağı kanısındayız.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1920, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bize milliyetperver derler. Fakat öyle milliyetperverleriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletleri sayarız. Onların milliyetlerinin bütün gereklerini tanırız. Bizim milliyetperverliğimizde bencillik ve gurur yoktur.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1920, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Biz milli sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Biz Avrupa&#8217;nın başka milletlerinden esirgenmeyen haklarımıza saldırılmamasını istiyoruz.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bütün dünya bilmelidir ki, Türkiye halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun hükûmeti kendilerine uşakmış gibi davranılmasına katlanamaz. Her uygar millet ve hükûmet gibi varlığının tanınması isteğinde kesinlikle direnir. Bütün davası da budur. Biz savaşçı değiliz. Barışseveriz. Ve barışın bir an önce kökleştiğini görmek ve buna yardım etmek isteriz.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Müttefiklerin, Türkiye&#8217;nin, halkımızın varlığı ve gelişmesi için kesinlikle zorunlu olan koşulları kabul ve onaylayacak anlayışa daha varmadıkları görülüyor. Uygar milletler ve ülkeler için sözü bile edilmeyecek birtakım bağımsızlığı yok edici koşul ve istekleri Türkiye için uygun görmekte olan müttefiklerin inat ve direnişi, bütün dünyanın hayretle, şaşkınlıkla karşılaması gereken bir olaydır. Biz bağımsızlığımızı sağlayan bir barış istiyoruz. Bunun sağlanmasını görmedikçe yaşayabilmemiz için muhtaç olduğumuz yaşam koşullarını sağlamak üzere tam bağımsızlığa ulaşıncaya kadar başladığımız işi sürdüreceğiz. Milletin ciddi kararı budur. Milletimizin bu kararını, ne olursa olsun, uygulamak için her türlü önlem zaten alınmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Şubat 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt III</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Baylar, hiç kimseden fazla bir şey istemiyoruz. Dünyanın her uygar milletinin doğal olarak sahip olduğu şeylerden bizi yoksun bırakmamalıdırlar ve haklarımızı kabul etmelidirler. Çünkü haklarımız doğaldır, yasaldır, akla uygundur ve bizim için gereklidir. Biz bu haklardan vazgeçmeyeceğiz ve ne denli haklı isek, bu hakkımızı savunma ve koruma için de ülkemizin, milletimizin yetenek ve gücü o denli etkin olacaktır.</p>
<blockquote><p><strong>Şubat 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
