<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türk ulusu &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/turk-ulusu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 11:24:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Türk ulusu &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Düşünce Dünyasını Etkileyen Düşünce Akımları</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/ataturkun-soylev-ve-demecleri/ataturkun-dusunce-dunyasini-etkileyen-dusunce-akimlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 11:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ata-Türk Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Düşünce Dünyasını Etkileyen Düşünce Akımları]]></category>
		<category><![CDATA[descartes]]></category>
		<category><![CDATA[dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5504</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk’ün düşünce yapısının oluşumunda öncelikle dikkati çeken şey, onun tekil ve öğretiye dayalı bir kaynaktan beslenmek yerine, esnek&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk’ün düşünce yapısının oluşumunda öncelikle dikkati çeken şey, onun tekil ve öğretiye dayalı bir kaynaktan beslenmek yerine, esnek bir “çok perspektiflilik” içinde çağının tüm akım ve düşünce sistemlerinden yararlanma yoluna gitmiş olmasıdır. Kuşkusuz bu kaynakların tümü eşit bir önem ve ağırlığa sahip değildir. Türk ulusunun nesnel koşullarına, kişilik özelliklerine ve doğasına en uygun ve dönemin temel sorunlarının çözülmesinde en çok yarar sağlayabilecek olanlar ön plana çıkmıştır. Sözgelimi bir model olarak Fransız Devrimi ve onun etki ve serpintileri içinde ulusalcılık, cumhuriyetçilik ve laiklik akımları; Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması sürecinde Türk aydınları tarafından üretilmiş düşünsel çözüm yollarından Türkçülük ve Batıcılık gibi akımlar ve yine Bolşevik Devrimi’nin kimi halkçı ve devletçi uygulamaları, onun düşünce yapısının oluşumunda daha belirleyici olan öğeler olarak görülmektedir. Elbette, tümünün seçiminde ve kaynağında öncelikle toplumsal koşul ve gereksinimler vardır ki büyük önder de bu durumu şöyle dile getirmektedir:</p>
<p>“… Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de uluslar tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır…”</p>
<p>Bu, “Ata-Türk Devrimi”nin ulusun koşul ve gereksinimleri doğrultusunda halk adına ve demokratik bir hükümet kurulması yoluyla yapılmış olduğu” anlamına gelen bir açıklamadır. O koşul ve gereksinimleri kısaca anımsayalım: Devrim ve özgürlük, varlık ve onurun kurtarılmasına yönelik bir bağımsızlık savaşı sürecinde ve sonrasında gerçekleştirilmiş ve tüm bu süreçte üç kutuplu bir koalisyonun aşılması gerekmiştir:</p>
<ul>
<li>Dünya Savaşı’ndan yengiyle çıkmış ve Türk ulusunun bağımsız var oluş haklarını tanımayan devletler,</li>
<li>Gerek teknik yapısı ve işleyişiyle gerek kadro yapısıyla ve gerekse de toplum üzerindeki olumsuz etkileriyle ömrünü ve görevini tamamlamış Osmanlı bürokrasisi ve o bürokrasinin temel kurumları,</li>
<li>Yüzyıllar içinde kökleşmiş olan toplumsal ve siyasal kültür.</li>
</ul>
<p>Tüm bu siyasal düşünce akımlarının yanı sıra Atatürk’ün düşünce ve eylemlerinde Akılcılık (Rasyonalizm) ve Olguculuk (Pozitivizm)’un da belirgin izleri görülmektedir. Özellikle de din konusunda ve inançla ilgili tüm gerçeklerin ölçütü olarak bireysel düşünceyi temel almasında, akılcılığın tüm özelliklerinden yararlanmıştır. Nitekim akılcılığın büyük temsilcilerinden Descartes’in Discours sur la Méthode adlı yapıtını Türkçe’ye çevirterek Milli Eğitim Bakanlığı’na yayımlatmış olması da bu eğilimin önemli bir göstergesidir.</p>
<p>Yine olguculuk da Mustafa Kemal’in gençlik yıllarına damgasını vuran önemli düşünsel akımlardan birisidir. Ancak, “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir” diyen Atatürk’ün olguculuğu, bir Auguste Comte izleyiciliğinden çok, insan düşüncesinin eriştiği bir aşama biçiminde gelişme göstermiştir. Nitekim Şehbenderzâde Ahmed Hilmi’nin “Allah’ı İnkâr mümkün müdür?” adlı yapıtını okuyan büyük önder, kitapta anılan doğulu ve batılı düşünürleri şu sözlerle değerlendirmişti:</p>
<p>“Allah’ı inkâr mümkün müdür? eserini bitirdim. Bütün filozoflar, değişik dinlere bağlı olan doğalcılar, akılcılar, maddeciler, bilgeler, düşünürler, mutasavvıflar, hepsi, ruhun var olup olmadığını, ruh ve maddenin bir ya da ayrı olup olmadığını ve ruhun kalıcı olup olmadığını inceliyor. Bu incelemelerde bilim ve tekniğe dayananlar kabul edilebilir. İmam Gazali, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi Müslüman imamların sözleri ise genel anlayıştan büsbütün başkadır. Dindar düşünürler kuralları, bilimleri, teknikleri ve felsefeyi şeriatın sözlerini yorumlamak için evirip çevirmeye çaba göstermişler.”</p>
<p>Bu sözler, yukarıda da belirttiğimiz gibi Mustafa Kemal’in tek bir öğretinin ya da düşünürün izleyicisi olmadığını, onların tümünü değerlendirerek kendince bir sonuca ve senteze varmak istediğini bir kez daha göstermektedir.</p>
<p><em>SÖYLEV (1919-1927) ve DEMEÇLER (1928-1938) syf: 6-7</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Bacı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sultan-baci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 10:09:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[ferit celal güven]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[genç komutan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[sultan bacı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal kahraman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5377</guid>

					<description><![CDATA[Ulusal kahramanlar halklarıyla bütünleşebildikleri, onları anlayabildikleri ölçüde ölümsüzleşirler. Türk ulusunun millî kahramanı ATATÜRK de gerek Kurtuluş Savaşı döneminde&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal kahramanlar halklarıyla bütünleşebildikleri, onları anlayabildikleri ölçüde ölümsüzleşirler. Türk ulusunun millî kahramanı ATATÜRK de gerek Kurtuluş Savaşı döneminde gerekse devrimlerin yapıldığı süreçte toplumla sürekli bir iletişim içerisinde olmuş, halk yararına çalışmış, bu nedenle de halkın büyük sevgisini kazanmış ve halkın gözünde ölümsüzleşmiştir. Aşağıdaki anekdot Türk ulusunun ATATÜRK’e olan sevgisinin, cephede vatanı için savaşmış kahraman Türk anası Sultan Bacının kişiliğinde nasıl somutlaştığını göstermesi bakımından son derece anlamlıdır:</p>
<p>ATATÜRK, İzmir zaferinden sonra ilk kez Adana’ya gelmişti. Ayağının tozuna yüz sürmeyi adak edenleri zorla topraktan ayırabiliyorduk. O genç, alçak gönüllü kurtarıcı, bu coşkun, kendinden geçmiş halkı selâmlaya selâmlaya hükûmet konağına geldi. Biraz sonra evine dönecekti.</p>
<p>Merdivenlerin yarısını indiği sırada bir kucak sarı çiçekle bir köylü kadınının nefes nefese, sıçrarcasına merdivenleri çıktığını gördük.</p>
<p>Gazi Mustafa Kemal durdu, köylü kadını yanına kadar çıktı. Anlatılamaz bir hayranlıkla onun gözlerine tutuldu ve bir süre bu dalgınlık içinde yerinden kımıldanamadı, sonra bir ana sesindeki sevecenlik ve özlemle:</p>
<p>-Ah benim çakır oğlum! Yolunu bir deli gibi bekledim. Sana bu çiçekleri tarlamdan yoldum. Eğ başını! O sarı saçlarını öpeyim&#8230; Bu benim adağım, umduğumu çok görme&#8230;</p>
<p>Genç komutanın yüzüne bir huzur ve sevinç yayıldı, başını ona doğru eğdi. Köylü kadın bu sarı başı, bağrındaki sarı çiçeklerin üzerine bastırdı. Kokladı, öptü. Sonra da sarı fulyaları ayağının altına sererek:</p>
<p>-Adağım yerini buldu, koca yiğit, tuttuğun altın, kılıcın keskin olsun; her muradın yerine gelsin, dedi.</p>
<p>Bu köylü kadın bizim cephe arkadaşımız “Sultan Ana” idi.</p>
<p><strong>Ferit Celal Güven</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar, Anılar, s. 41-42. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Millet O Kadar Zengin Değil</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/bu-millet-o-kadar-zengin-degil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 09:46:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[ege vapuru]]></category>
		<category><![CDATA[fethiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Erendil]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük anıtı]]></category>
		<category><![CDATA[torpido kumandanı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5362</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusu bin bir yokluk ve sıkıntılar içerisinde olmasına rağmen ayağındakini, bedenindekini ve boğazındakini vererek özgürlüğünün anıtı olan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusu bin bir yokluk ve sıkıntılar içerisinde olmasına rağmen ayağındakini, bedenindekini ve boğazındakini vererek özgürlüğünün anıtı olan Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştırmıştır. Geçmişin ekonomik yıkımını en acı biçimde sırtında taşımakta olan halkın savaş sonrasında da devam eden yoksulluğunu yenmek için ATATÜRK çok çalışmıştır. Bulunabilen her kaynağın en verimli biçimde değerlendirilmesi için ekonomik kalkınma seferberliği başlatmıştır. Bir taraftan yeni ekonomik kaynaklar yaratılmasına diğer taraftan da savurganlığın önlenmesi ve tasarruf bilincinin yerleşmesine çaba harcamıştır. Buna özen gösterenleri de takdir etmiştir. Aşağıdaki anekdot, ATATÜRK’ün bu konudaki düşüncelerini yansıtan güzel bir örnektir:</p>
<p>Bir tarihte ATATÜRK Ege vapuru ile Mersin’e gitmiş. Dönüşte vapur Fethiye’de durmuş. Kasabada halk şenlik yaparken, gemilerden de havai fişekler atılıyormuş. Kendisine eşlik eden Zafer torpidosunda bulunan ATATÜRK, donanmanın şenliklerini seyrederken, kumandanlardan biri, Zafer torpidosu kumandanına bir torpil atmasını söylemiş.</p>
<p>Torpido kumandanı:</p>
<p>-Hay hay efendim, demiş, yalnız bir torpilin değeri elli bir liradır.</p>
<p>Bunun üzerine ATATÜRK:</p>
<p>-Vazgeçin torpil atmaktan, bu millet o kadar zengin değildir.</p>
<p>Ve torpido kumandanına dönerek:</p>
<p>-Sizi kutlarım, diye iltifatta bulunmuş.</p>
<p><em>Erendil; s. 143. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmiş Olsun Kral Hazretleri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/gecmis-olsun-kral-hazretleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 06:25:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk olmasaydı?]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kutay]]></category>
		<category><![CDATA[dolmabahçe sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizler]]></category>
		<category><![CDATA[kraliçe mary]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[türk yurttaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yugoslav kralı ikinci aleksandr]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Kralı Konstantin]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanlılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5329</guid>

					<description><![CDATA[Bireyler, başka uluslara mensup insanlarla olan ikili ilişkilerinde sadece kendilerini temsil etmezler, aynı zamanda mensubu olduğu ulusu da&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bireyler, başka uluslara mensup insanlarla olan ikili ilişkilerinde sadece kendilerini temsil etmezler, aynı zamanda mensubu olduğu ulusu da temsil ederler. Türk yurttaşlarının uluslar arası bireysel başarısı nasıl ki Türk ulusunun başarısıymış gibi değerlendiriliyorsa, kabul görmeyen bireysel davranışları da aynı ölçüde Türk ulusuna yönelik olumsuzluk olarak değerlendirilecektir. O nedenle her Türk yurttaşı, düşünce ve davranışlarıyla kendisinin, ailesinin ve tüm ulusunun onurunu temsil ettiğinin bilincine sahip olma sorumluluğunu taşımaktadır.</p>
<p>Türk ulusuna diğer hususlarda olduğu gibi onur konusunda da ATATÜRK’ün düşünce ve davranışları eşsiz bir rehberdir. O, yaşamının her anında Türk milletinin onurunu temsil ettiği bilincinin kendisine yüklediği sorumlulukla hareket etmiştir. Özellikle yabancılarla olan ikili ilişkilerinde bu hususu her şeyin üzerinde tutmuştur. Aşağıdaki anekdot onun bu konudaki  hassaslığını yansıtması açısından son derece önemlidir. Sözleriyle jest yaptığını düşünen Yugoslav kralına, Yunanlıların başına gelen felâketi işaret ederek öyle bir bilgelikle ders vermiştir ki kral söyleyip söyleyeceğine sanırım bin pişman olmuştur:</p>
<p>Karşısında kim olursa olsun milletinin, devletinin haysiyet ve itibarını alâkadar eden konularda seremoniyi aşarak gerçekleri ders verir gibi konuşmak yiğitliği ATATÜRK’le devlet literatürüne girmiştir.</p>
<p>4 Ekim 1933’te Dolmabahçe Sarayı’nda, İstanbul’a gelen Yugoslavya Kralı İkinci Aleksandr ile Kraliçe Mary’yi kabul etmiş, aynı akşam şereflerine ziyafet vermişti. Baş başa kaldıklarında Yugoslav kralı:</p>
<p>“Size bir gerçeği anlatmak isterim: 1919’da İngilizler, Ege sahillerinizin işgali için Yunanlılardan evvel bana müracaat ettiler. Çok cazip teklifler de yaptılar. Fakat ben reddettim. Sizi tanıdıktan sonra bu kararımın doğruluğunu bir daha anladım.” dedi.</p>
<p>Başkası olsa ne yapardı?</p>
<p>Teşekkür ederdi, değil mi?</p>
<p>Hayır!</p>
<p>Yugoslav kralı cümlesini tamamlayıp cevap bekler gibi tavır alınca ATATÜRK ayağa kalktı, bunun üzerine kral da kalkmıştı. Ona doğru bir iki adım attı ve dudaklarında kendisine çok yakışan anlamlı tebessümü ile elini uzattı:</p>
<p>“Geçmiş olsun Kral Hazretleri.“ dedi.</p>
<p>Çünkü, Yunan Kralı Konstantin, ordusu denize döküldükten sonra taç ve tahtını kaybetmişti.</p>
<p><em>Cemal Kutay; Atatürk Olmasaydı?, Aksay Yayınevi, İstanbul, 1998, s. 123.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatay Meselesi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/hatay-meselesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 06:19:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Büyükelçisi]]></category>
		<category><![CDATA[hatay meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[misakı milli]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5326</guid>

					<description><![CDATA[Kurtuluş Savaşı ve Türkiye’nin kuruluşu; yoklukların, olanaksızlıkların ve çaresizliklerin kesişme noktasında başarılmıştır. Yoklar ve olmazlar ile yola çıkan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurtuluş Savaşı ve Türkiye’nin kuruluşu; yoklukların, olanaksızlıkların ve çaresizliklerin kesişme noktasında başarılmıştır. Yoklar ve olmazlar ile yola çıkan ATATÜRK asla yılgınlık göstermemiş, başaramama gibi bir umutsuzluğa düşmemiştir. Bunun en büyük nedeni Türk ulusuna olan güvenidir. Ulus bu güvenin gereğini Kurtuluş Savaşı’nda yerine getirmiştir. O, yurt sorunlarının çözümünde de bu gücün bilinciyle hareket etmiştir.</p>
<p>ATATÜRK, Türkiye’nin özellikle dış devletlerle olan ilişkilerinde yediden yetmişe tüm ulusun gücünü yanında gördüğünden, büyük ve asil Türk ulusuna yaraşır bir politika izlemiştir. Geçmişte büyük devletler karşısında izlenen ezik  ve Türk ulusunu küçültücü yaklaşımlar son bulmuştur. Bu sayededir ki Türkiye Cumhuriyeti ATATÜRK döneminde dünyanın en saygın ve dostluğu en fazla aranan ülkesi konumuna gelmiştir. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün Türk ulusuna, Türk ulusunun da  ATA’sına olan güvenini yansıtması açısından güzel bir örnektir:</p>
<p>Hastalığını kapsayan son yıllarında, kendisi, Hatay meselesinden pek üzüntülü idi. Hatay, Misakı Millî sınırları içinde ve fakat o güne kadar yurt bütünlüğüne katılamayan Türk toprağı idi. ”Yurtta sulh, cihanda sulh.” vecizesinin sahibi büyük insan, çok sevdiği gençleri ölüme sürüklememek için Türkiye’yi savaşa sokmadan, Hatay’ı Fransa mandasından kurtarmak için çırpınıyordu. Doktorların kendisine uzun ve tam dinlenme tavsiye etmelerine rağmen ATATÜRK bu tavsiyeyi tutmadı. Hatay davasına büsbütün sarıldı. Son zamanlarında sanki hastalığı değil, en büyük derdi Hatay meselesi; en büyük arzusu Hatay’ı Türk toprağına katmaktı. Bir akşam umumî bir yerde rastladığı Fransız büyükelçisine yine bu meseleyi açmıştı. Bir aralık “Beni üzüyorsunuz!” dedi.</p>
<p>Türkçe söylemişti. Salonda bu sözü duyan bir genç ayağa kalkarak:</p>
<p>-ATATÜRK, sen üzülme! Arkanda biz varız! diye bağırdı.</p>
<p>ATATÜRK başını sesin geldiği yana çevirdi. Yüzünde bir sevgi açılışı vardı. Gözlerini gence ve arkadaşlarına dikerek:</p>
<p>-Biliyorum çocuğum. Bunu bildiğim için, böyle konuşuyorum, dedi.</p>
<p><em>Yıldırım; s. 55. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Generalle Asker Birdir!&#8230;</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/generalle-asker-birdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2020 19:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Ahmet Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sümerbank dokuma fabrikası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[vatani görev]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5271</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusu, zor anlarında yediden yetmişine el ele gönül gönüle verip  birçok engeli aşmasını bilmiştir. Aklın gösterdiği doğru,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusu, zor anlarında yediden yetmişine el ele gönül gönüle verip  birçok engeli aşmasını bilmiştir. Aklın gösterdiği doğru, Türk ulusunun zor anlarının dışında da el ele gönül gönüle olmasıdır. Asker ocağında bunu yaşamlarında iz bırakırcasına başarmaktadırlar. Asker ocağındaki komutan ve Mehmetçik sevgisi öylesine güçlü öylesine uzun ömürlü ki; bu sevgi, şiirlere, türkülere, öykülere ve masallara konu oluşturarak ölümsüz bir kültüre dönüşmüştür.</p>
<p>Vatanî görevini yapmış her Türk insanının iki anısından birisini mutlaka askerlik anıları oluşturur. O ne güzel bir ocak ki ondan kopmak mümkün olmuyor. “Askerliğini yapmayana kız verilmez.” ve “Askerliğini yapmayan adam sayılmaz.” sözleri Anadolu’da atasözü hâline gelmiştir. Bu sözlerin mutlak doğruluğuna katılmak mümkün değilse de, asker ocağına verilen değeri yansıtması açısından önemlidir. Aşağıdaki anekdotta ATATÜRK, komutan-Mehmetçik dayanışmasının önemine dikkat çekmektedir:</p>
<p>ATATÜRK, Sümerbank Dokuma Fabrikasının açılış töreninde hazır bulunduktan sonra askerî manevra sahasına hareket etmişti.</p>
<p>Yolda bir sel yatağına saplanmış olan top arabasının tekerleklerini bataklıktan çıkarmaya uğraşanlar arasında bir generalin bulunduğunu görünce, kendisine sonsuz takdirlerini bildirdiler ve iltifatlarda bulundular.</p>
<p>Daha sonra, “Maviler” tarafına ait bir tank birliğinin yaptığı hücum sırasında “Pembeler”den bir askerin ansızın siperinden fırlayarak tanklardan birinin üstüne sıçradığına ve şoförüyle mücadeleye başladığına tanık oldular. O zaman yakında bulunanlara, evvelce gördüğü generalin fedakârlığı ile bu askerin gösterdiği cesaretin birbirine denk olduğunu beyan ederek, şöyle dediler:</p>
<p>“Biz Millî Mücadele’de bütün Türk milleti bu şekilde çalıştık. Böyle kahraman generaller, subaylar ve askerlere dayanarak savaşı kazandık. Onlar var oldukça kimse vatanımıza göz dikemez!&#8230;”</p>
<p><em>Banoğlu;, s. 385. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölmeyi Tercih Ederiz</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/olmeyi-tercih-ederiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 01:18:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[ben size ölmeyi emrediyorum]]></category>
		<category><![CDATA[birinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[general pershing]]></category>
		<category><![CDATA[kurmay başkanı general harbord]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Ateşkes Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[sevr antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5254</guid>

					<description><![CDATA[Uzun süren Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin yöneticileri, önce Mondros Ateşkes Anlaşması’nı sonra da Sevr Antlaşması’nı imzalayarak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süren Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin yöneticileri, önce Mondros Ateşkes Anlaşması’nı sonra da Sevr Antlaşması’nı imzalayarak koşulsuz teslimiyeti kabul etmişlerdi. Teslim edilen koca bir ulusun vatanı, özgürlüğü ve onuru idi. Türk ulusunun büyüklüğünü idrak edemeyen bu gafiller, yılgınlığa düşerek düşmanların uygun gördüğü haysiyetten yoksun, düşük bir yaşama razı olmakla kalmamışlar, düşmanın tutsaklık kemendini Türk ulusunun boynuna bir an önce geçirebilmesi için de yardım etmişlerdir.</p>
<p>İnsanların yaşama tutkularının temelinde onur ve özgürlük duygusu vardır. Bu duygulardan yoksunluk bağımsızlıktan yoksunluğu getirir .Bu duyguların gücü  insanların mensubu oldukları ulusa göre değişir. Türk ulusunun tarih boyunca kendi devletine sahip oluşunu ancak bu duyguların gücüyle açıklayabiliriz. Türk insanı bu değerler için her zaman ölümü yaşama tercih etmiştir. ATATÜRK’ün Bağımsızlık Savaşı’na karar verirken bir an bile tereddüt göstermemesinin altındaki gerçek de budur. O, yaşamak için ölümü göze alanların ölmeyeceğini biliyordu. Türkiye Cumhuriyeti bunun en canlı ve anlamlı kanıtıdır. Aşağıdaki diyalog ATATÜRK’ün bu konudaki düşüncelerini oldukça anlamlı bir şekilde yansıtmaktadır:</p>
<p>General Pershing’in kurmay başkanı olan General Harbord Sivas’ta Mustafa Kemal ile görüşürken der ki:</p>
<p>-Türk tarihini okudum. Milletiniz büyük komutanlar yetiştirmiş, büyük ordular hazırlamıştır. Bunları yapan bir millet elbette bir medeniyet sahibi olmalıdır. Takdir ederim. Ama, bugünkü duruma bakalım. Başta Alman müttefikinizle birlikte dört yıl harp ettiniz, yenildiniz, dördünüz bir arada yapamadığınız şeyi, bu durumda tek başınıza yapmayı nasıl düşünebiliyorsunuz? Fertlerin intihar ettikleri zaman zaman görülür. Bir milletin intihar ettiğini mi göreceğiz?</p>
<p>Mustafa Kemal generale şu yanıtı verdi:</p>
<p>-Teşekkür ederim, tarihimizi okumuş, bizi öğrenmişsiniz. Fakat, şunu bilmenizi isterdim ki biz emperyalist pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkûm olmaktansa babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.</p>
<p>General ve arkadaşları sessizce ayağa kalktılar.</p>
<p>-Biz de olsak böyle yapardık!</p>
<p><em>Atay; Çankaya, s. 198-199.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiliz Kralına Verilen Ziyafet</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ingiliz-kralina-verilen-ziyafet-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 01:06:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve garson]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ün zekası]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Behnan Şapolyo]]></category>
		<category><![CDATA[ingiliz kralı sekizinci edward]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Ahmet Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5251</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlık meziyetlerinin en güzel ve yücelerini şahsında toplamış olan Türk insanı, asırların ihmaliyle cehalete ve yoksulluğa terk edildiğinden&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık meziyetlerinin en güzel ve yücelerini şahsında toplamış olan Türk insanı, asırların ihmaliyle cehalete ve yoksulluğa terk edildiğinden uygarlıkla gelen değişimin ve gelişmenin bir ölçüde dışında kalmıştır. Bundan dolayı zaman zaman kendisini uygar kabul eden dünyanın haksız saldırılarına ve aşağılamalarına maruz kalmıştır. Bu haksız saldırı ve ithamlar ne yazık ki geri kalmasında sorumluluğu olan ancak, bu sorumluluğu bir türlü kabullenmek istemeyen bazı Türk  aydınlar tarafından da yapılmaktadır.</p>
<p>ATATÜRK, Türk ulusunun her ferdiyle gurur duymuş, her ferdin onurunu Türk ulusunun onuru olarak görmüş ve kendisi de bu onuru yaşamı boyunca duygularıyla, düşünceleriyle ve hareketleriyle en iyi şekilde temsil etmiştir. O asla  Türk insanının gururuna ve onuruna gölge düşürmemiş, onların eğitim eksikliğinden kaynaklanan kusurlarını bile bir yüceliğe vesile yapmıştır. Aşağıdaki anekdot, ATATÜRK’ün bu yöndeki yaklaşımlarını yansıtması açısından son derece anlamlı bir örnektir:</p>
<p>İngiliz Kralı Sekizinci Edward, İstanbul’a ATATÜRK’ü ziyarete geldiği zaman, ATATÜRK kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce:</p>
<p>-Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz!&#8230; dedi.</p>
<p>Sonunda İngiliz sofra merasimini bilen bir kişiden öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular&#8230; Akşam kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu. ATATÜRK’e dönerek:</p>
<p>-Sizi tebrik eder ve size teşekkür ederim. Kendimi İngiltere’de zannettim, diyerek memnuniyetini bildirdi.</p>
<p>Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat ATATÜRK krala eğilerek:</p>
<p>-Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim, dedi.</p>
<p>-Bütün sofradakiler ATATÜRK’ün zekâsına hayran oldular. ATATÜRK garsona da “Görevine devam et.” emrini verdi.</p>
<p><strong>Enver Behnan Şapolyo</strong></p>
<p><em>Banoğlu; s. 188-189.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Yolunda</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/izmir-yolunda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2020 18:26:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün yaveri salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5224</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusunun en acılı günlerinde önderliğini yapan, gerçekleştirdiği devrimlerle cehalete ve yoksulluğa savaş açan, bunun sonucu Türkiye’nin bugünkü&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusunun en acılı günlerinde önderliğini yapan, gerçekleştirdiği devrimlerle cehalete ve yoksulluğa savaş açan, bunun sonucu Türkiye’nin bugünkü seviyeye ulaşmasını sağlayan ATATÜRK’e karşı, Türk insanının ödemekle bitmeyecek bir vefa borcu vardır. O borç, Atatürkçü düşünce sistemini Türk ulusunun ve tüm insanlığın yararı için geleceğe taşımaktır. Çünkü, bu  düşünce sistemi insanlığa akıl, bilim, sevgi, barış, ahlâk gibi vazgeçilemeyecek değerleri sunmaktadır</p>
<p>Kurtuluş Savaşı’nı can, kan ,açlık ve esaret boyutuyla yaşayan atalarımız ATATÜRK’ün izinde canını ve malını ortaya koymuş, bize özgür bir ülke bırakarak görevlerini yerine getirmişlerdir. Bizlere düşen görev, bir vefa borcudur. Bu borç yurt, ulus ve ata ruhundan alınan güçle çağdaş geleceğe koşmaktır. Aşağıdaki anekdot, Türk insanının, kendisine hizmet edenlere olan sevgisini ve vefasını yansıtan anlamlı bir örnektir:</p>
<p>İzmir yolunda ilerliyorduk. Köylüler askerlerimizin girişini seyrediyorlar, onlara kırık testilerle su taşıyorlar, yürekten minnetlerini anlatmak ihtiyacıyla çırpınıyorlardı. Evleri yanmış ve dünyada sırtlarındaki donlarından ve gömleklerinden başka bir şeyleri kalmamış insanların ikram etmek arzusunu  görseydi, yüreksiz Neron (Kızıp Roma şehrini yakan dünyanın en zalim insanı olarak kabul edilen Roma imparatoru.) bile kör oluncaya kadar gözyaşı  dökebilirdi.</p>
<p>Tam yanlarına vardığımız sırada, bir nakliye konvoyu geçmemize engel oldu. Otomobil durdu. ATATÜRK istediği bir sigarayı yakmak üzere gözlüklerini kaldırdı. O sırada otomobilin yakınına sokulan sakallı bir ihtiyar, koynundan muşamba rengini almış buruşuk bir kâğıt çıkardı. Önce kâğıdı, sonra dikkatle ATATÜRK&#8217;ü süzdü. Yine kâğıda yine ATATÜRK’e baktı. Bu hareketi üçüncü defa tekrarladıktan sonra, şimdi hatırladıkça tüylerimi ürperten bir sesle:</p>
<p>-Bu sensin! dedi. Ve arkasını dönerek, köylülere Allah’ı yerde görmüş gibi bir mümin heyecanıyla bağırdı.</p>
<p>-Mustafa Kemal! dedi&#8230; Mustafa Kemal!&#8230;</p>
<p>Bu feryadı duyanların nasıl birbirine karıştığını tasavvur edemezsiniz.</p>
<p>Biz bütün gayretimize rağmen onların birbirini çiğneyerek otomobile dolmalarına engel olamadık. Çünkü onlar, şuurun dışına taşmış bir sevgiden kuvvet alıyorlardı. ATATÜRK’ün yüzünü, ellerini öpüyorlar, çizmesinin tozlarını sürme gibi gözlerine çekiyorlardı.</p>
<p><strong>Salih Bozok</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk’ten Anılar; s. 164-165.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikologdu</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/psikologdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2020 14:58:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[9 ağustos 1929]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[büyükada]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Ahmet Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[sarayburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5193</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusu, önder kabul ettiği insanların izinde her şeyini feda edebilecek, yeniliğe açık, çalışkan ve onurlu bir ulustur.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusu, önder kabul ettiği insanların izinde her şeyini feda edebilecek, yeniliğe açık, çalışkan ve onurlu bir ulustur. ATATÜRK’ün önderliğinde, tarifi yapılamayacak imkânsızlıklar içinde kazanılan Bağımsızlık Savaşı ve sonrasında kurulan çağdaş Türkiye Cumhuriyeti bunun kanıtıdır. Duyguları ve aklı ç ıkar gruplarınca sömürülmemiş olan her Türk yurttaşı, kimliğinin temel özelliklerinden olan vatan, ulus ve bayrak sevgisiyle devlete hizmeti şeref bilmiştir.</p>
<p>Yüce Türk ulusunun bazı fertleri bugün hâlâ cahil ve eğitimsizdir. Bu hak değildir. Bu durum, başta yönetici ve aydınlar olmak üzere hepimize ait olan yurttaşlık sorumluluğunun yerine getirilmemiş olmasının bir sonucudur.. Devletine ve liderine bağlı, ufku açık Türk halkının, uygarlığın tepesinde bir yerde olmamasının izahı başka türlü mümkün değildir. ATATÜRK, bu acı gerçeği yıllar öncesinde dile getirerek gerekli uyarıları yapmış ve yaşadığı sürece de bu sorumluluğun gereğini yerine getirmiştir. Aşağıdaki anekdot bu gerçeğin tanığıdır:</p>
<p>Sarayburnu’ndaki büyük eğlentide, 9 Ağustos 1929 akşamı etrafını saran halka hitaben, ilk defa harf devrimini açıklayarak, yeni harflerin kabul edilmesi gerektiğini belirttikten sonra:</p>
<p>-Bir milletin yüzde onu-yirmisi okuma yazma bilir de, yüzde sekseni-doksanı bilmezse ayıptır. Bu millet utanmalıdır. Ama Türk milleti utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için yaratılmış, şanlı şerefli bir millettir. Tarihi baştan başa iftiharla dolu bir millettir. Okuma yazma bilmeyenlerin çokluğu, onun hatası değildir. Hata, Türk’ün karakterini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık geçmişin bu hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları düzelteceğiz. Bu konuda bütün vatandaşların çabasını isterim. En fazla, bir iki sene içinde, bütün Türk toplumu yeni harfleri öğrenmelidir, öğrenecektir. Millet, kafasıyla olduğu gibi, yazısıyla da uygar dünyanın yanında bulunduğunu gösterecektir!” deyince, halk, kendisini kucaklamak, bağrına basmak isteyen bir coşkunlukla alkışlarken, heyecandan ağlaşanlar bile görülmüştü.</p>
<p>Oradan Büyükada’ya gitmişlerdi. Yat Kulübünde, pırıl pırıl ışıklar içinde, kırıta kırıta sırıtan fraklı, smokinli, tuvaletli bay, bayanlarla karşılaşınca, bir an durmuş, yanındakilere:</p>
<p>-Hani Sarayburnu’nda yaptığımız yok mu? Onu burada yapamazdık!&#8230; demişti.</p>
<p><em>Banoğlu; s. 120-121. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
