<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sultan Hamid &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/sultan-hamid/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Jun 2020 17:09:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Sultan Hamid &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Harp Akademisi&#8217;nde Yapılan Bir Baskın</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/harp-akademisinde-yapilan-bir-baskin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2020 17:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[23 temmuz 1908]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Rıza Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Harp Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Pirlepeli Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Hamid]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[Yol Arkadaşım Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5579</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce de bir münasebetle söylediğim gibi, fikirlerimizi, toplamı binleri aşan Harp Okulu öğrencilerine aşılamak için, daha kurmay&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce de bir münasebetle söylediğim gibi, fikirlerimizi, toplamı binleri aşan Harp Okulu öğrencilerine<br />
aşılamak için, daha kurmay sınıflarına geçmeden gizli bir teşkilât kurmuş, Muhittin Baha Pars’ın ağabeyi İsmail Hakkı<br />
ile Ömer Naci ve birkaç arkadaşın da gayreti ile el yazısı iki nüsha dergi çıkarmıştık. Liderimiz Mustafa Kemal’di. Gelebilecek sorumluluğun en büyük yükü de O’nun omuzlarında idi.</p>
<p>Hürriyet yolundaki faaliyetlerimize kurmay sınıflarında da devam etmeyi kararlaştırmıştık. Harp Akademisi’nin birinci sınıfının yanında ufak bir dershane vardı. Veteriner okullarından teğmen olarak çıkan efendiler, geri kalan tahsillerini burada tamamlarlar, yüzbaşı rütbesiyle orduya katılırlardı. Sayıları bize nazaran çok azdı. İçlerinde aydın fikirli gençler vardı. Dergiyi bu dershanede hazırlıyorduk. Sonra gizlice elden ele dolaştırıyorduk. Faaliyetimiz nasılsa, Mektepler<br />
Nazırı Zülüflü İsmail Paşa tarafından duyulmuştu. Bu zat, Sultan Hamid’in korkunç hafiyelerinden biri idi. Okul Nazırı<br />
Ali Rıza Paşa, saraya çağırılarak tekdir edilmiş, kendisine ağır şeyler söylenmiş. Padişaha sadakatsizlikle itham olunmuştu. Ali Rıza Paşa:<br />
— Yalandır, iftiradır, aslı esası yoktur. Talebe efendilerin sevgili padişahımıza sadakatleri tamdır.<br />
Diyerek ve yemin üstüne yemin ederek yakasını kurtarmıştı Ancak günlerden bir gün, Mustafa Kemal ile beraber<br />
dergiyi çıkaran arkadaşlar, yine Veteriner dershanesine girerek, kapıyı kapamışlar, çalışmaya başlamışlardı. Ben o gün<br />
orada yoktum. Bu sırada durumdan haberdar edilen Ali Rıza Paşa ansızın dershaneye girmiş, arkadaşları cürmümeşhut halinde yakalayıvermişti. Ali Rıza Paşa, belki ideal bir Harp Okulu Müdürü olamazdı. Değerli bir asker de değildi. Fakat şunu itiraf etmek lazımdır ki, namuslu ve vicdanlı bir insandı. Eğer o gün isteseydi, bu arkadaşların istikballerine mâni olabilirdi. El yazısı dergiyi görmemezlikten geldi.<br />
— Neden derslerinizle meşgul olmuyor da, başka şeylerle<br />
uğraşıyorsunuz?<br />
Diye kendilerini azarlamakla beraber hiç bir ceza vermedi. Ben, olayı, bizim üstümüzdeki sınıftaki arkadaşım Pirlepeli Ali Fethi (Okyar) den haber aldım. Fethi ateş püskürüyor, bir eliyle Yıldız Sarayı’nı işaret ederek:<br />
— Hep oradaki adamın başının altından çıkıyor bunlar.<br />
Sarayı başına yıkılmadıkça rahat yok. Elime fırsat geçse, oraya bomba koyarım.<br />
Diyordu. Bahsettiği kimse, Sultan Hamid’di. 23 temmuz 1908 de sarayı değil, fakat onun istibdat idaresi yıkılmış, dokuz ay kadar sonra da 27 nisan 1909 da hal’edilerek muhafaza altında Selânik’e gönderilmişti. Tesadüfe bakın ki, Abdülhamid’i Selânik’e götüren muhafız Fethi Okyar’dan başkası değildi.<br />
Derhal Mustafa Kemal’i bularak, geçmiş olsun dedim. Dergi yayınlama işine artık ara verecektik. Ali Rıza Paşa’dan kurtulmuştuk ama, Zülüflü İsmail Paşa’dan kurtulmamızın imkânı yoktu. Bu adam ocağımıza incir dikerdi.<br />
Cumhuriyet devrinde bir gün, Kadıköy vapurunda Ali Rıza Paşa’ya tesadüf etmiştim. Beni derhal tamdı ve yanıma<br />
geldi. Biraz hoş beşten sonra söz, Harp Akademisi’ndeki tahsil hayatımıza intikal etti. Paşa bu olayı hatırlıyordu.<br />
— Allah&#8217;a şükürler olsun, dedi. Tanrı o gün fena bir karar almaktan beni korudu. Türk milleti için de pek hayırlı oldu.<br />
Sonra, Ankara’ya giderek Gazi’yi ziyaret etmeği çok arzuladığını söyleyerek yardımımı istedi. Bize hiç bir fenalığı dokunmamış olan bu ihtiyar ve emekli askerin arzusunu yerine getirdim. Galiba 1933 yılı idi, Ankara’ya geldi. Gazi tarafından kabul edildi ve iltifat gördü.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy – Sınıf Arkadaşım Atatürk – syf:  45-47</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memleket Nereye Gidiyordu?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/memleket-nereye-gidiyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 13:20:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[1876]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Donanma]]></category>
		<category><![CDATA[Haliç]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Hamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5535</guid>

					<description><![CDATA[Harp Okulu’nun üçüncü sınıfına hâdisesiz olarak geçmiştik. Mustafa Kemal, Selânik’e sılaya gitmiş, sevgili annesine kavuşmuştu. Biz de Salacak’taki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harp Okulu’nun üçüncü sınıfına hâdisesiz olarak geçmiştik. Mustafa Kemal, Selânik’e sılaya gitmiş, sevgili annesine kavuşmuştu. Biz de Salacak’taki kira evini bırakmış, Kuzguncuk’ta set üzerinde denize nâzır olan yeni evimize taşınmıştık. Mustafa Kemal Selânik’e hareket etmeden önce, bir<br />
kaç gece bizde misafir kalmış, Avrupa’dan dönmüş olan annem Zekiye hanımla da tanışmıştı. Gündüzleri Boğaz’da gezintiler yapıyor, akşamları eve dönüyorduk. Yemekten önce bir<br />
kaç şişe bira içtiğimiz de oluyordu. Arkadaşım birayı çok<br />
seviyordu. O zamana kadar ağzına rakı almamıştı.<br />
Üçüncü sınıfta derslere başladığımız zaman artık genç<br />
dimağlarımız derslerden başka şeylerle de ister istemez meşgul oluyordu. Günde kaç defa «Padişahım çok yaşa!» diye barbar bağırdığımız devrin Padişahı Sultan Abdülhamid II. gözümüzden yavaş yavaş düşüyordu. Tıbbiye’deki genç ve aydın<br />
hürriyet taraftarlarının sürgünlere gönderilip ocaklarına incir<br />
dikildiğini duydukça âdeta feveran ediyorduk. Bir gün bizim<br />
de başımıza böyle bir şey gelebilirdi. Devlet idaresinin iyi işlemediğini, suistimallerin alıp yürüdüğünü, memurların ve<br />
subayların maaşlarını alamadıklarını, buna mukabil saraya<br />
mensup sırmalı hafiyelerle tevabilerine maaşlarından başka<br />
keseler dolusu altın verildiğini haber aldıkça, Sultan Hamid’e<br />
esasen pek de kuvvetli olmayan güvenimiz büsbütün sarsılıyordu.<br />
Ordunun fena eller idaresinde değer ve itibarını kaybettiğini görüyorduk. Merkezi Şam’da bulunan 5. Ordu’da seri<br />
ateşli toplar bile yoktu. Talimler, ancak Nuhunebîden kalma<br />
toplarla yapılabiliyordu.<br />
Donanma da kara ordusundan pek farklı değildi. Sultan<br />
Aziz devrinin muazzam armadasından hazin bir hâtıradan<br />
başka bir şey kalmamıştı. Toplarının kamaları çıkarılmış, gemiler Haliç’te âdeta çürümeye mahkûm edilmişti. 1897&#8217;de Donanmanın Çanakkale Boğazı’ndan çıkması hâdise olmuştu.<br />
Yolda savaş gemileri birbirlerini kaybetmişler, kazanlar patlamıştı. Hattâ şiddetli yağmurlarda deniz subaylarının, kamaralarından içeri giren sulardan kendilerini muhafaza için<br />
şemsiye ile oturdukları rivayet olunuyordu. Fakat kimse ortaya çıkıp:<br />
— Nereye gidiyoruz, memleketi nereye götürüyorsunuz?<br />
Diye soramıyordu, sormak cesaretini gösteremiyordu.<br />
Şarkın alışık olduğu miskin bir tevekkül içinde susuyordu.<br />
Çünkü Padişahtan ve onun hafiyelerinden korkuyorlardı.<br />
Hürriyet taraftarlarının âdeta omuzlarına basarak 31 ağustos 1876 da tahta çıkan Sultan Hamid, en müstebit hükümdarlardan biri olmuştu. Memlekette hürriyet yoktu. Biz genç<br />
Harbiydiler, Fransız ihtilâli Beyannamesi’nde insan hak ve<br />
hürriyetlerine verilen önemi gizli de olsa okumuş ve öğrenmiştik.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf: 32-33</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
