<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sınıf arkadaşım Atatürk &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/sinif-arkadasim-ataturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Jun 2020 12:46:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>sınıf arkadaşım Atatürk &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Con Paşa&#8217;nın Lokantası</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/con-pasanin-lokantasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2020 12:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Con Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Con paşa lokantası]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5594</guid>

					<description><![CDATA[Harp Akademisi’nde iken, Zeuve&#8217;den sonra en çok uğradığımız yer bir İngiliz lokantası idi. Sultan Hamid, üniformalı subayların umumî&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harp Akademisi’nde iken, Zeuve&#8217;den sonra en çok uğradığımız yer bir İngiliz lokantası idi. Sultan Hamid, üniformalı subayların umumî yerlerde alenen içki içmelerini bir irade ile yasaklamıştı. Bu yasak önemle takip ediliyordu. Aksine hareket edenler rütbeleri ne olursa olsun cezalandırılıyordu. Halbuki, gerek Mustafa Kemal ve gerekse ben hafta başları izinli çıktığımız zamanlarda bir kadeh bira, rakı veya viski içmeyi ihmal etmiyorduk. Tünelin Galata kapısından çıkıldıktan sonra köprü istikametine giderken soldaki köşede üç katlı bir bina vardı. Bu bina hâlâ mevcut olup altında şimdi bir de mezeci dükkânı bulunmaktadır. Burası vaktiyle îdâre-i Mahsusa (Denizyolları) Müdürlüğü yapmış olan Con Paşa adında aslen Ermeni olan bir zata aitti. Birinci kat çoğunlukla İngiliz malları satan bol çeşitli bir bakkaliye dükkanı, ikinci kat ise tam bir İngiliz lokantası idi. Öğle yemekleri verir, içki olarak da yalnız viski soda içilirdi. Lokantaya çoğunlukla İstanbul’da<br />
bulunan İngiliz tebaası tüccar ve memurlar gelirdi. Tanınmış, bir yer olmadığı ve bakkal dükkanının içindeki merdivenlerden çıkıldığı için kimsenin dikkat nazarını çekmez, inzibatlar ise hiç uğramazdı. İzinli olduğumuz günler buraya da gelir bir İngiliz sodası ile halis Skoç viskisi içerdik. İzinli çıkarken Mustafa Kemal:<br />
— Çok ayıp oldu, bu hafta Con Paşa’ya uğrıyalım.<br />
Der, bunun mânasını anlamayan Arif Adana derhal sorardı:<br />
— Kim bu Con Paşa, yoksa aranızda bir parola mı var?<br />
Mustafa Kemal kahkahayı basar:<br />
— Yok canım, Manastır’da tanıdığım bir arkadaşın babasıdır. Kendisini Fuat’le beraber ziyaret edeceğiz. Neden parola olsun?<br />
Cevabım verirdi. Fakat, bir gün Tevfik Selânik, Con Paşa’nın kim olduğunu kendisine söylemiş, Arif Adana:<br />
— Con Paşa’nm oğlunu ben de tanırım. Aman beraber gidelim.<br />
Diyerek peşimize takılmıştı. Bir kaç defa o da bizimle gelmişti. Aynı yere bir defa da Kâzım Zeyrek (Karabekir) i götürmüştüm. Mustafa Kemal de, ben de viskiye burada başlamış, burada alışmıştık. Sonradan Türkiye’yi ziyaret eden İngiltere Kralı Edward, İstanbul’a geldiği zaman Gazi Paşa, protokol dışı olarak kendisini ve refakatinde bulunan Madam Simpson’u Florya Köşkü’ne yemeğe dâvet etmişti. Ziyafet masasında ben ve Ankara Büyükelçisi Sir Percy Loraine de vardı. Misafirlere viski ikram edildi. Gayet dostane ve samimî konuşmalar sırasında İngiltere Kralı:<br />
— Zannedersem, Türkiye’de daha ziyade rakı içiliyor, benim için itiyadınızı bozmasaydınız. Ben de rakı içerdim.<br />
Dedi. Mustafa Kemal, hafif bir tebessümle:<br />
— Doğrudur, bizde daha çok rakı içilir. Fakat ben ve gerekse huzurunuzda bulunan yakın ve eski arkadaşım Ali Fuat Paşa, daha okul sıralarında iken muhtelif vesilelerle viski içmiş ve zamanla da buna alışmıştık. Cevabını verdi. Sonra bana döndü:<br />
— Paşam, Con’un lokantasını hatırladın değil mi?<br />
Bütün teferruatiyle hatırladığımı söyledim. Gazi, Krala Con’un lokantasını kısaca anlattı. Kral Edward Londra’ya döndükten sonra Gazi’ye ve bana en iyi cinsten ve kendi ka­vmdan kasalarla viski gönderdi. Viski şişelerinden iki tanesini bir hâtıra olarak son yıllara kadar saklamıştım.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf: 50-52</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;da Bir Alman Birahanesi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/istanbulda-bir-alman-birahanesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2020 11:59:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy'a Ait Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Arif adana]]></category>
		<category><![CDATA[Müfit Kırşehir]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5591</guid>

					<description><![CDATA[Derslerimize muntazam çalışmakla beraber, kendimizi güzelim İstanbul’un eğlenceli muhitlerinden de mahrum bırakmıyorduk. Tatil günlerinde ve bazen da kaçamak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Derslerimize muntazam çalışmakla beraber, kendimizi güzelim İstanbul’un eğlenceli muhitlerinden de<br />
mahrum bırakmıyorduk. Tatil günlerinde ve bazen da kaçamak olarak bunlara karışıyor idik. Kah Mustafa Kemal ile<br />
baş başa, kah Arif Adana, Müfit Kırşehir ve Tevfik Selanik&#8217;le beraber Beyoğlu’ndaki eğlence yerlerini dolaşır, hatta bir ara<br />
da içer ve müzik dinlerdik. Bazen Adalara gittiğimiz de olurdu. Bir perşembe günü son vapuru kaçırdığımız için Büyükada’da çamlar altında sabahladığımızı çok iyi hatırlarım. Yaz mevsiminde Beyoğlu’nda çoğunlukla Zeuve birahanesine gider, burada nefis Alman birası içerdik. Birahanenin sahibi emekli bir Alman astsubayı idi. Kendisi kasada oturur,<br />
ailesi müşterilere hizmet eder, içki ve meze getirirlerdi. Burada Avrupa’da çıkan gazeteleri de bulmak mümkündü. Mahzen gibi bir yerdi ama, yaz günleri serin olurdu. Sonra çok temizdi. Müşterileri de seçilmiş kimselerdi. Sık sık yabancılar da buraya uğrarlardı. Ya sahibinin Alman tebaası olması veyahut sapa bir mevkide bulunması yüzünden Zeuve birahanesine hafiyeler gelmezlerdi.</p>
<p><i>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf: 47</i></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerilla Nedir, Ne Değildir?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/gerilla-nedir-ne-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2020 16:58:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilla]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Bey]]></category>
		<category><![CDATA[selanik]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Trablusgarp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5576</guid>

					<description><![CDATA[Şimdi, Mustafa Kemal’in hayatında etkisi olan bir olaydan bahsetmek istiyorum. Yarbay Nuri Bey, bir gün tâbiye dersinde gerilladan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi, Mustafa Kemal’in hayatında etkisi olan bir olaydan bahsetmek istiyorum.<br />
Yarbay Nuri Bey, bir gün tâbiye dersinde gerilladan genişçe bir şekilde bahsetti. «Gerilla nedir, ne değildir?» konusu üzerinde uzun uzun durdu. İzahat verdi ve bir ara:<br />
— Efendiler, dedi. Gerilla yapmak ne kadar güçse, onu bastırmak da o nisbette güçtür.<br />
Arkadaşlar, kendisinden bir kaç misal vermesini rica ettiler. Mustafa Kemal ise, konunun daha iyi anlaşılabilmesi<br />
için, hâdisenin memleketin herhangi bir yerinde olmuş gibi izahının mümkün olup olamayacağını sordu. Onu arkadaşım<br />
Tevfik Selânik de destekledi. Bunun üzerine Nuri Bey:</p>
<p>— Öyle ise, Boğaza ait haritalarınızı açın.<br />
Emrini verdi. Demek hocamız misali bu kadar yakından vermek istiyordu. Hep beraber haritalarımızı açtık. Elindeki<br />
cetvelle Dudullu köyünü işaret etti:<br />
— isyanın bu köyde çıktığını farzedin.<br />
Dedi. İlgimiz bir kat daha arttı. Hocamıza göre, isyan iki kol halinde, inkişaf ediyordu. Bir kol Beykoz’a, bir kol da Üsküdar üzerine yürüyordu. Üsküdar’a yürüyen kol hükümet kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratılmış ve dağıtılmıştı.<br />
Fakat Beykoz’a kadar gelmeye muvaffak olanlar, gece karanlığından faydalanarak kayıklarla önce Ortaköy’e geçmişler,<br />
sonra yaya olarak ve süratle Ortaköy sırtlafina çıkmışlardı. Merakımız büsbütün artmıştı. Sonra acaba ne olmuştu?<br />
Bu kolun hedef ve gayesi ne idi?<br />
Nuri Bey:<br />
— Mesele burada bitmiştir.<br />
Dedi ve bize çözülmek üzere iki görev yerdi. Bu isyan ne için yapılabilir ve nasıl idame ettirilebilirdi? Hükümet ve ordu<br />
isyan nasıl bastırabilecekti? Mustafa Kemal derhal söz istedi<br />
ve şu suali sordu:<br />
— Neden isyanın Dudullu’da çıktığını farzediyorsunuz da, başka bir yer göstermiyorsunuz?<br />
Nuri Bey cevap verdi:<br />
— Tatbikat meselelerinde mümkün olduğu kadar hakikî durumları bulmağa çalışmak lâzımdır. Bir isyan ya içeride,ya  da dışarıda olabilir.<br />
Biraz durdu ve sonra ilâve etti:<br />
— Ne demek istediğimi anladınız mı?<br />
Hocamızın ne demek istediğini anlar gibi olmuştuk. Fakat bunun orada izahı mümkün değildi. Dersten sonra Mustafa Kemal, hocamı) arkasından gitti.<br />
— Efendim, bu söylediğiniz Gerilla hakikat olabilir, değil mi?</p>
<p>Nuri Bey kendine mahsus olan, daima kullandığı nev’ima kelimesini de ekliyerek:<br />
— Olabilir, dedi. Fakat artık bu kadarı kâfi.<br />
Bu olaydan Mustafa Kemal çok bahsetmiştir. Sayın profesör Âfet İnan, kendisinden dinliyerek edebî bir üslûpla kaleme almıştır. Benim bu yazdıklarım, hafızada kalan sadece keskin çizgilerdir.<br />
Mustafa Kemal, bu tabiye dersinin ilk tatbik sahasını Trablusgarp Savaşları’nda buldu. Bana Tobruk’tan yolladığı<br />
bir mektupta, Kurmay Yarbay Nuri Bey’in Gerilla metotlarını başarı ile tatbik ettiğini yazıyordu.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy – Sınıf Arkadaşım Atatürk – syf:  43-45</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurmay Yarbay Nuri Bey</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/kurmay-yarbay-nuri-bey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2020 16:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[kurmay]]></category>
		<category><![CDATA[Kurmay yarbay nuri bey]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Bey]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[yarbay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5573</guid>

					<description><![CDATA[Öğretmenlerimizden en önce bahsedilmesi lâzım gelen zatı en sonraya bıraktım. Bunun sebebi kendisi hakkında kısa da olsa biraz&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öğretmenlerimizden en önce bahsedilmesi lâzım gelen zatı en sonraya bıraktım. Bunun sebebi kendisi hakkında kısa da olsa biraz bilgi verebilmek içindir. Mustafa Kemal ve ben yeni öğretmenlerimiz içinde en ziyade Trabzonlu Nuri Bey’i sayıyor ve takdir ediyorduk. Babam İsmail Fazıl Paşa bir gün, her ikimize:<br />
— Nuri Bey’in derslerine ilgi gösterirseniz, kendisini dikkatle dinlerseniz çok şey kazanırsınız. Mesleğinde kuvvetli ve<br />
geniş bir görüşe sahip bilgili bir askerdir.<br />
Diye nasihat etmişti. Nuri Bey hakikaten geniş kültürlü, devrine göre aydın fikirli, stratejide üstat sayılan bir kurmay<br />
yarbaydı. Tâbiye okutuyordu. Aradaki mesafeyi muhafaza etmekle beraber öğrencilerine karşı samimî ve ağabeyce davranıyordu. Yalnız ders vermekle yetinmiyor, genç kurmay namzetlerinin çeşitli sorularını da cevaplandırmaktan zevk<br />
duyuyordu.<br />
— Bir erkânı harp zabiti, askerlik dışında kalan bilgilerle<br />
de mücehhez olmalıdır. Yarın hepiniz birer kumandan olacak, mesuliyet yükleneceksiniz.<br />
Diyordu. Nuri Bey, Birinci Dünya Savaşı seferberliğinde<br />
kolordu kumandanı olmuş, fakat savaşa girmeden önce bir kaza neticesinde ölmüştür.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf:  42-43</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hürriyet Yolunda</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/hurriyet-yolunda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 13:31:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Fethi Okyar]]></category>
		<category><![CDATA[harp okulu]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5544</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kemal’i, üçüncü sınıfta meşgul eden en önemli şey, işte bu hürriyet meselesi idi, bunu kurtardıktan sonra her&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Kemal’i, üçüncü sınıfta meşgul eden en önemli şey, işte bu hürriyet<br />
meselesi idi, bunu kurtardıktan sonra her sahada idareyi düzeltmek mümkün olabilirdi. Bunun için de muhakkak teşkilâtlanmak lâzımdı. Teşkilâtı memleket içinde ancak genç subaylar yapabilirlerdi. Mustafa Kemal’in şöyle bir tasavvuru vardı:<br />
üçüncü sınıf kalabalıktı. Bunlardan ancak, pek az bir kısmı Harp Akademisi’ne girebilecekti. Geri kalanlar tâyin edildikleri kıtalara dağılacaklardı. Bunlardan emniyet ettiklerine<br />
daha şimdiden gittikleri yerde teşkilât kurmaları için telkinlerde bulunuyordu. Bir gün bana:<br />
— Fuat, demişti, biliyorum, bu arkadaşlar er kâm harp<br />
olamayacaklar. Fakat bizlere nazaran daha avantajlı durumda bulundukları da muhakkak. Çünkü bizden önce ordu saflarına katılacaklar, eğer Rumeli’ye giderlerse, erkânı harp çık­tığımız zaman bizim için bir zemin ve vasat hazırlamış olacaklardır.<br />
Demişti. Kurmay sınıflarına geçmiş olan Pirlepeli Ali<br />
Fethi (Okyar) de aynı kanaatte idi.<br />
Mustafa Kemal, muhakkak kurmay subay olacağına inanıyordu. Bir gün:<br />
— Ya erkânı harp olamazsan, ne yaparsın?<br />
Diye yarı ciddî, yarı şaka takılan sınıf arkadaşımız Arif’i<br />
derhal susturmuştu:<br />
— Seni bilmiyorum, fakat ben muhakkak erkânı harp olacağım.<br />
Mustafa Kemal kurmay oldu. Arif, mümtaz yüzbaşı olarak<br />
okuldan çıktı.<br />
Harp Okulu’nda teşkilâtın ilk nüvesini kurduk. Tabiî gizli olarak. Mustafa Kemal’e benden başka yardım edenler arasında Muhittin Baha Pars’m ağabeyi İsmail Hakkı ile Ömer<br />
Naci ve bir kaç arkadaş daha vardı. İsmail Hakkı şairdi, güzel yazı yazıyordu. Ömer Naci ise hatipti, güzel konuşuyordu<br />
Arkadaşları üzerinde şayanı hayret bir telkin kudreti vardı.<br />
Sesinin tonu da çok tatlı idi.</p>
<p>Fikirlerimizi, toplamı binleri aşan Harp Okulu öğrencilerine aşılamak için sınıfta el yazısı ile bir dergi çıkarmaya karar verdik. Bu görevi başta Mustafa Kemal olmak üzere Ömer Naci ile İsmail Hakkı ve diğer bir kaç arkadaş üzerilerine almışlardı. Üçüncü sınıfta hatırımda yanlış kalmadı ise, bu dergilerden iki veya üç sayı çıkarabildik. Asıl faaliyetlerimiz Harp Akademisi’nde oldu. Bu yüzden az daha okuldan koyulacaktık.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memleket Nereye Gidiyordu?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/memleket-nereye-gidiyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 13:20:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[1876]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Donanma]]></category>
		<category><![CDATA[Haliç]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Hamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5535</guid>

					<description><![CDATA[Harp Okulu’nun üçüncü sınıfına hâdisesiz olarak geçmiştik. Mustafa Kemal, Selânik’e sılaya gitmiş, sevgili annesine kavuşmuştu. Biz de Salacak’taki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harp Okulu’nun üçüncü sınıfına hâdisesiz olarak geçmiştik. Mustafa Kemal, Selânik’e sılaya gitmiş, sevgili annesine kavuşmuştu. Biz de Salacak’taki kira evini bırakmış, Kuzguncuk’ta set üzerinde denize nâzır olan yeni evimize taşınmıştık. Mustafa Kemal Selânik’e hareket etmeden önce, bir<br />
kaç gece bizde misafir kalmış, Avrupa’dan dönmüş olan annem Zekiye hanımla da tanışmıştı. Gündüzleri Boğaz’da gezintiler yapıyor, akşamları eve dönüyorduk. Yemekten önce bir<br />
kaç şişe bira içtiğimiz de oluyordu. Arkadaşım birayı çok<br />
seviyordu. O zamana kadar ağzına rakı almamıştı.<br />
Üçüncü sınıfta derslere başladığımız zaman artık genç<br />
dimağlarımız derslerden başka şeylerle de ister istemez meşgul oluyordu. Günde kaç defa «Padişahım çok yaşa!» diye barbar bağırdığımız devrin Padişahı Sultan Abdülhamid II. gözümüzden yavaş yavaş düşüyordu. Tıbbiye’deki genç ve aydın<br />
hürriyet taraftarlarının sürgünlere gönderilip ocaklarına incir<br />
dikildiğini duydukça âdeta feveran ediyorduk. Bir gün bizim<br />
de başımıza böyle bir şey gelebilirdi. Devlet idaresinin iyi işlemediğini, suistimallerin alıp yürüdüğünü, memurların ve<br />
subayların maaşlarını alamadıklarını, buna mukabil saraya<br />
mensup sırmalı hafiyelerle tevabilerine maaşlarından başka<br />
keseler dolusu altın verildiğini haber aldıkça, Sultan Hamid’e<br />
esasen pek de kuvvetli olmayan güvenimiz büsbütün sarsılıyordu.<br />
Ordunun fena eller idaresinde değer ve itibarını kaybettiğini görüyorduk. Merkezi Şam’da bulunan 5. Ordu’da seri<br />
ateşli toplar bile yoktu. Talimler, ancak Nuhunebîden kalma<br />
toplarla yapılabiliyordu.<br />
Donanma da kara ordusundan pek farklı değildi. Sultan<br />
Aziz devrinin muazzam armadasından hazin bir hâtıradan<br />
başka bir şey kalmamıştı. Toplarının kamaları çıkarılmış, gemiler Haliç’te âdeta çürümeye mahkûm edilmişti. 1897&#8217;de Donanmanın Çanakkale Boğazı’ndan çıkması hâdise olmuştu.<br />
Yolda savaş gemileri birbirlerini kaybetmişler, kazanlar patlamıştı. Hattâ şiddetli yağmurlarda deniz subaylarının, kamaralarından içeri giren sulardan kendilerini muhafaza için<br />
şemsiye ile oturdukları rivayet olunuyordu. Fakat kimse ortaya çıkıp:<br />
— Nereye gidiyoruz, memleketi nereye götürüyorsunuz?<br />
Diye soramıyordu, sormak cesaretini gösteremiyordu.<br />
Şarkın alışık olduğu miskin bir tevekkül içinde susuyordu.<br />
Çünkü Padişahtan ve onun hafiyelerinden korkuyorlardı.<br />
Hürriyet taraftarlarının âdeta omuzlarına basarak 31 ağustos 1876 da tahta çıkan Sultan Hamid, en müstebit hükümdarlardan biri olmuştu. Memlekette hürriyet yoktu. Biz genç<br />
Harbiydiler, Fransız ihtilâli Beyannamesi’nde insan hak ve<br />
hürriyetlerine verilen önemi gizli de olsa okumuş ve öğrenmiştik.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf: 32-33</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kâzım Karabekir&#8217;le İkinci Tanışma</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/kazim-karabekirle-ikinci-tanisma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 12:58:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Kuleli Askeri Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Harp okulu]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5530</guid>

					<description><![CDATA[Akşam yoklamasından önce yapılacak bir işim vardı. Kuleli Askerî Lisesi’nden Harp Okulu’na gelen talebe efendilerden birini arayıp bulacaktım.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akşam yoklamasından önce yapılacak bir işim vardı. Kuleli Askerî Lisesi’nden Harp Okulu’na gelen talebe efendilerden birini arayıp bulacaktım. Büyükannem:<br />
— Mehmet Emin Paşa’nm oğlu Harbiye’ye girmiş, bana<br />
ne için haber vermedin?<br />
Diye serzenişte bulunmuştu. Aslen Karamanlı olan bu aile<br />
ile sıhriyeti vardı. Mehmet Emin Paşa’mn oğlunun adı Kâzım’dı. Babası, albay rütbesinde iken Van Jandarma Kumandanlığına tâyin edilmiş, görev başına giderken bir kaç gün<br />
Erzurum’da bizde misafir kalmıştı. O tarihlerde ikimiz de pek<br />
küçük yaşlarda olduğumuz için siması hafızamdan silinmişti.<br />
Mevcudu iki bini aşan okulumuzun içinde onu arayıp bulmak pek kolay olmadı. Ancak üç gün sonra bizi bir tesadüf karşı<br />
karşıya getirdi. Salacak’ta oturan ve bize komşu olan şimdi<br />
adını pek hatırlayamadığım bir tanıdık vardı. O da bu yıl Kuleli Lisesi’ni bitirerek Harbiye’ye gelmişti. Onu buldum, oradan buradan konuşurken yanımıza on yedi on sekiz yaşlarında kara gözlü, kara kaşlı tıknazca bir genç geldi. Bu sima bana yabancı değildi. Fakat nerede ve ne münasebetle gördüğümü hatırlıyamıyordum. Semt arkadaşım tanıttı:<br />
— Kâzım Zeyrek, Kuleli’de beraber okuduk. Sınıfımızın<br />
birincisi idi.<br />
Hemen elini sıktım.<br />
— Ben de sizi arıyordum. Büyükannem Ayşe Hanım sorup duruyor. Bu hafta muhakkak bize gideceğiz.<br />
Ertesi günü Kâzım’ı, Mustafa Kemal’e tanıttım, kol kola<br />
girdik.<br />
Rahmetli ve aziz arkadaşım, kahraman Kâzım Karabekir’le ikinci tanışmamız işte böyle olmuştu.<br />
Biz, üç general, olarak da Kurtuluş Mücadelesi’ne beraberce ve kol kola Atılmıştık.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf: 29-30</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Evimize İlk Defa Geliyor</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/mustafa-kemal-evimize-ilk-defa-geliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 11:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5519</guid>

					<description><![CDATA[Babam İsmail Fazıl Paşa, İstanbul’a gelip Genel Kurmay 4. Şubesi’nde göreve başladıktan bir müddet sonra benden sınıf arkadaşlarım&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Babam İsmail Fazıl Paşa, İstanbul’a gelip Genel Kurmay 4. Şubesi’nde göreve başladıktan bir müddet sonra benden sınıf arkadaşlarım hakkında bilgi istedi. Yakın arkadaşlarımı sordu. Bu, onun âdeti idi. Daha ben Erzincan Rüşdiyesi’nde iken öğretmenlerden ziyade arkadaşlarımı<br />
sorar, bilgi alır ve bazılarını yemeğe çağırmamı söylerdi. Tereddüt etmeden:<br />
— Çavuşum Mustafa Kemal Selânik.<br />
Dedim ve emrederse, bir hafta tatilinde kendisini alıp gelebileceğimi söyledim. Vaktiyle Erzincan’a yazdığım bir mektupta da ondan bahsettiğim için isim yabancı gelmemişti.<br />
— Getir, çok memnun olurum. Ona da söylemişsin, büyükannen de merak ediyor.<br />
Dedi. Ertesi hafta sözleştik. Arkadaşımı sabah vapur<br />
iskelesinde bekledim. Buluştuk ve vapurla karşıya geçtik. Vakit öğleydi. Salacak’taki evimizin kapısına geldiğimiz zaman<br />
kendisini biraz mütereddit gördüm. Her halde Paşa tarafından<br />
nasıl karşılanacağını düşünüyordu. Müteazzım insanlardan<br />
hoşlanmadığını biliyordum. Feleğin çok kahrını çekmiş olan<br />
babamın mütevazi bir asker olduğunu söyledim. Önce büyükannemin, sonra da babamın elini öptük. Ayşe Hanım’ın:<br />
— Maşallah, Harbiyeli elbiseleri de ne güzel yaraşmış.<br />
Dediğini hiç unutmam. Babam da yüzünü hafifçe okşadı.<br />
— Fuat’la kardeş gibi geçiniyor muşsunuz, memnun oldum. İnşallah meslek hayatında birbirinizden ayrılmazsınız.<br />
Arkadaşım mahcup bir gençti. Büyüklerin yanında bu<br />
mahcubiyeti daha da artardı. Yemekte biraz açıldı. O geniş ihata kudreti ve keskin zekâsiyle bazı sorularına verdiği cevaplar babamı bir an için şaşırtmıştı.<br />
— Her ikinizi de erkânı harp zabiti olarak görürüm.<br />
Dedi ve biz bir kaç yıl sonra birer kurmay yüzbaşı olarak<br />
Harp Akademisi’nden mezun olduğumuz zaman en çok sevinenlerden biri de kendisi olmuştu. Annem Zekiye Hanım henüz<br />
Paris’ten dönmediği için Mustafa Kemal’i görmemişti, ikindiden sonra okula beraberce dönmek üzere evden ayrılırken,<br />
babam arkadaşıma çok iltifat etmiş:<br />
— Seni çok sevdim oğlum, Kuzguncuk’taki evimize de beklerim. Muhakkak geliniz.<br />
Demişti. Sonra bana dönmüş:<br />
— Seni de tebrik ederim, böyle değerli ve iyi bir gençle<br />
arkadaşlık kurmuşsun. Okul sıralarında başlayan arkadaşlıklar kolay kolay sarsılmaz.<br />
Yakında Salacak’taki kira evinden çıkarak Kuzguncuk’a<br />
nakledecektik. Babam, büyükannemin bir kısım emlâk ve arazisini satmış, elde etiği para ile Kuzguncuk’ta yeni bir köşk<br />
yaptırmaya başlamıştı.!</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf: 28-29</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harp Okulu&#8217;na Niçin Ve Nasıl Girdim?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/harp-okuluna-nicin-ve-nasil-girdim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 11:34:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[1899]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Harp okulu]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5508</guid>

					<description><![CDATA[Erzincan’dan İstanbul’a geldim. Tophane Müşirinin yaveri olan teyzemin kocası Binbaşı Tevfik Bey’in yardımı ile Sen Jozef Fransız Lisesi’ne&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erzincan’dan İstanbul’a geldim. Tophane Müşirinin yaveri olan teyzemin kocası Binbaşı Tevfik<br />
Bey’in yardımı ile Sen Jozef Fransız Lisesi’ne kaydedildim.<br />
Bu okulu 1899 da bitirdim. Babama derhal bir mektup yazdım.Fransız mektebine gitmeme rağmen askerliğe olan aşkımın<br />
azalmadığını, eğer müsaade ederse, Harp Okulu’nun giriş imtihanlarına katılacağımı bildirdim. Fakat gelen cevapta eski<br />
kararının değişmediğini teessürle öğrendim. Hayatımda ilk ve<br />
son defa olarak babamı dinlememeğe karar verdim. Asker<br />
olacaktım. Başka bir mesleği düşünmek bile istemiyordum.<br />
Nihayet eniştemle beraber Tophane Müşiri Zeki Paşa’nın Nişantaşı’ndaki konağına gittik. Fakat huzuruna ben yalnız çıktım. Orta boylu ve dolgunca bir zattı. Arzumu kendisine söyledim.<br />
— Baban, asker olmana müsaade ediyor mu?<br />
Diye sordu.<br />
— Hayır, esasen bunun için huzurunuza çıkmak zorunda<br />
kaldım.<br />
Cevabını verdim. Zeki Paşa yabancı dil bilir, malûmatlı<br />
bir askerdi. Yabancı mekteplerde tahsilini tamamlamış olanların Harbiye’ye girmeleri için yalnız kolaylık göstermekle<br />
kalmıyor, teşvik ediyordu. Allah razı olsun, aynı iyiliği benden de esirgemedi.<br />
— Peki oğlum, sen merak etme, ben babanı iknaa çalışırım. Sen şimdi bir istida yaz, üst tarafına karışma.<br />
Paşanın huzurundan sevinçle çıktım. İstidayı eniştemle<br />
beraber hazırladık. Doğruca Harp Okulu’na geldik. Beni yakından tanıyan Mektep Nazırı Ali Rıza Paşa’yı gördüm. Babam vaktiyle kendisini Kuleli’ye yazdırdığı ve bu suretle askerliğe intisap ettiği için ailemize karşı saygısı vardı.<br />
— Ailenizin bütün erkekleri asker, elbet sen de asker olacaksın.<br />
Diyerek evrakımı hemen muameleye koydu. Beni imtihan<br />
edecek olan heyetin başkanı Kurmay Albay Halepli Zeki Bey’e<br />
gönderdi. Bu zat, bilâhare Ordu Kumandanlığına ve Orgeneralliğe kadar yükselmiş olan meşhur Zeki Paşa’dır. Odasına fittik. İmtihanlara derhal girip giremeyeceğimi sordu. Müspet cevap verdim, memnun oldu. Dedi ki:<br />
— Endişe edecek bir şey yok. Senden önce Galatasaray’ı<br />
ikmal etmiş olan Muhtar ve Aziz Efendiler imtihana girdiler<br />
ve muvaffak oldular. İnşallah sen de olursun.<br />
Zeki Bey’in bahsettiği Muhtar’ı bilâhare çok yakından ta<br />
nıdım. 31 Mart irtica olayı üzerine İstanbul’a gelen Hareket<br />
Ordusu’nda bulunuyordu ve rütbesi Kurmay Binbaşı idi. Âsilerin kurşunu ile şehit oldu. Aziz’e gelince; Birinci Dünya Savaşı’nda Arap Birliğini kurmak yolundaki faaliyetleriyle tanınan meşhur Mısırlı Aziz’dir. Son zamanlara kadar Nâsır’ın<br />
akıl hocası ve Mısır’ın Moskova büyükelçisi idi.<br />
Mayısın sonlarına doğru başlayan imtihanlar, haziran ortalarında bitti. Başarı kazandım ve 1899 yılı haziran ayının<br />
sonlarına tesadüf eden bir cuma günü Harbiye’li elbisesini giyerek okulun Dahiliye Müdürü Kalafat namiyle maruf Albay<br />
İbrahim Bey’in huzuruna çıktım. Hâtıralarımın başında da<br />
yazdığım gibi daha ilk gün mesut bir tesadüf beni Mustafa<br />
Kemal Atatürk’le tanıştırdı ve bağdaştırdı.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf : 17-19  </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harp Okulu&#8217;nda İlk Gün</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/harp-okulunda-ilk-gun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 11:21:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[15 Mart 1889]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Harp okulu]]></category>
		<category><![CDATA[harp okulu]]></category>
		<category><![CDATA[Pangaltı]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5503</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kemal, İstanbul’a gelerek 13 mart 1889 da Pangaltı’da Harp Okulu’na kaydolundu. îki ay içinde kendisini tanıtarak sınıfının&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Kemal, İstanbul’a gelerek 13 mart 1889 da Pangaltı’da<br />
Harp Okulu’na kaydolundu. îki ay içinde kendisini tanıtarak<br />
sınıfının çavuşu oldu.<br />
Şimdi hâtıralarıma başladığım yere, Harp Okulu’na dönüyorum. Okula başladığım o cuma akşamını hiç unutmam. Mustafa Kemal önde ben arkada dâhiliyeden çıktık. Mektebin esas<br />
koridoruna geçerken koluma girdi:<br />
— önce yatakhaneye çıkalım, size yatacağınız yeri göstereyim. Sonra dershaneye gideriz.<br />
Yatakhanemiz, üst katta Boğaza bakan cephenin ortasında idi. Burasını beğendim. Birinci katta cephesi Nişantaşı isti &#8211;<br />
kametinde olan dershanemiz ise, önünde zadegân daireleri olduğu için içeriye az ziya nüfuz edebiliyordu. Bu yüzden salona<br />
«Karanlık dershane» adı verilmişti. Mustafa Kemal:<br />
— Dershanemiz karanlık, fakat bizim yüreklerimiz aydınlıktır.<br />
Dedi ve hangi okuldan geldiğimi sordu. Moda’daki Fransız Sen Josef Lisesi’nde okuduğumu söyledim. Sustu, bir şey<br />
daha sormak istediğini, fakat tereddüt ettiğini anladım.<br />
— Galiba, daha başka şeyler de öğrenmek istiyorsunuz.<br />
Tereddüdü geçmişti.<br />
— Askerî idadî derslerinden imtihan verdiniz mi?<br />
— Hepsinden imtihana girdim. Yalnız hesap, hendese ve cebir gibi dersleri Sen Josef’te Fransızca okuduğum ıçm Dunlara ait suallerin cevaplarım Fransızca olarak vermek istediğimi söyledim. İmtihan heyeti ricamı kabul etti.<br />
Birden elimi sıktı.</p>
<p>— Çok iyi, çok iyi birbirimize yardımcı olacağız. Merak<br />
ettiğim bazı Fransızca eserleri okumak için sık sık lûgata<br />
müracaat ediyorum. Bundan sonra sizden faydalanmaya çalışacağım.<br />
Bu sırada çavuş işaretinin üzerindeki sarı şerit dikkatimi<br />
çekti. Neye delâlet ettiğini sordum. Meğer Fransızca imtihanına girmiş, başarı kazanmış, ondan dolayı bu şeridi de ilâve etmişler. O zamanlar Türk okullarında yabancı dil öğrenimi kolay değildi. Kendi kendisine çalıştığı ve büyük gayret<br />
sarfettiği muhakkaktı. Toplamı yedi yüz elli kişiyi bulan birinci sınıfta kendisi gibi dil bilenlerin sayısının parmakla sayılacak kadar az olduğunu söyledi. Sonra:<br />
— Ailenizde asker var mı?<br />
Diye bir sual sordu.<br />
— Ailemizin bütün erkekleri askerdir.<br />
Cevabını verdim. Memnun oldu. Biz konuşmaya devam<br />
ederken arkadan:<br />
— Fuat, Fuat!<br />
Diye birisinin bağırdığını duydum. Başımı çevirdim, Mehmet Ali ağabeyim bize doğru geliyordu. Kendisine sınıfımızın<br />
çavuşunu tanıttım. El sıkıştılar. Okulun üçüncü sınıfında olan<br />
ağabeyim:<br />
— Mustafa Kemal Efendi’yi gıyaben tanıyorum, dedi. Manastır’dan gelen arkadaşlar çok senasında bulundular.<br />
Yeni arkadaşım, medhedilmekten utanıyormuş gibi başım<br />
hafifçe önüne eğdi ve öylece teşekkür etti.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf : 13-14</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
