<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sanat &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/sanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 12:09:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>sanat &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yere Düşen Bardaklar</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yere-dusen-bardaklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 11:23:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[bardak]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şangırtı]]></category>
		<category><![CDATA[Yere Düşen Bardaklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4500</guid>

					<description><![CDATA[Az önce küme küme, birbirinden ayrı, birbirinden uzak birer âlem yaşayan bahçe halkı ansızın ortak bir topluluk gibi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Az önce küme küme, birbirinden ayrı, birbirinden uzak birer âlem yaşayan bahçe halkı ansızın ortak bir topluluk gibi aynı duygunun çevresinde birleşmeye başlamıştır bile. Atatürk&#8217;ün gelişi onları öylesine büyülemiş, gönüllerini o denli kaynaştırmıştır. Onun toplayıcı gücü kendini burada da göstermiştir. Oraya, Boğaziçi mehtabının tadını çıkarmaya gelenlerin gözüne, ondan başka her şey artık görünmez olmuştur. Müzik susmuş, şimdi herkes okşayan bakışlarla ona bakıyor, sesini duyurmak için konuşmasını bekliyordur.</p>
<p>Atatürk ise, kendisi birkaç saat kendi kimliğinden ve çevresinden uzak, etiketsiz, protokolsüz sıradan bir yurttaş özgürlüğünü yaşamak için gelmiştir. Ancak eğlencesini bir yana koyan halkın kendisinden bir şeyler beklediğini fark edince, Atatürk, bir gence yönelerek bu bekleyişe son verir:</p>
<p>&#8220;Siz, delikanlı ne iş yapıyorsunuz?&#8221; Delikanlı biraz şaşkın, ama çok mutlu, ayağa kalkar:</p>
<p>&#8220;Resim yaparım, Paşam.&#8221;</p>
<p>&#8220;Güzel, demek sanatçısınız. Şimdi bize sanatın ne olduğunu anlatır mısınız?&#8221; Genç, sanatın tanımını yapar, Atatürk topluluğa bakarak:</p>
<p>&#8220;Nasıl? Bu tanımı nasıl buldunuz?&#8221; diyerek bir konuşma açar.</p>
<p>Müzikle uğraştığı anlaşılan başka bir genç kalkar, değişik bir tanım yapar. Bu akademik konuşma umulandan çok ilgi toplar, tartışma genelleşir, söz almak isteyenler parmak kaldırır. Derken konu değişir. Bu kez hukuk ele alınır. Herkes kulak kesilmiş, Atatürk&#8217;ün bu konular üzerindeki düşüncelerini dinlerken, araya beklenmedik bir olay girer. Eşi ve çocuklarıyla bir köşede oturan, yaşlıca bir efendinin elinden nasılsa bir bardak kurtulur ve o sessizlik içinde kulakları ürküten bir şangırtı ile yerde parçalanır.</p>
<p>Herkesin yerici gözleri bu yakışıksızlığı yapanın üzerinde toplanır. Adamcağız nerede ise sakarlığının verdiği utançtan ölecektir. Demeye kalmadan, ikinci bir şangırtı.. Bu kez, bakışlar kendi bardağını da yere bıraktıktan sonra, eli henüz havada duran Atatürk&#8217;ün gülen yüzü ve hoşgörürlük taşıyan gözleri üzerine çekilir. Ve halk, bu davranıştaki inceliği kavradığını uzun, çok uzun alkışlarla anlatır.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komutan</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/komutan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 15:20:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Us]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Belleten Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çekilme]]></category>
		<category><![CDATA[cephe]]></category>
		<category><![CDATA[Duyduklarım]]></category>
		<category><![CDATA[Duygularım]]></category>
		<category><![CDATA[esir]]></category>
		<category><![CDATA[Gördüklerim]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimiyet-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[Komutan]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[teknik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2389</guid>

					<description><![CDATA[Ben askerliğin her şeyden ziyade sanat yönünü severim. 1912 Savaşta güçten çok, gücün amaca uygun bir biçimde kullanılmasının&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben askerliğin her şeyden ziyade sanat yönünü severim.</p>
<blockquote><p><strong>1912</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Savaşta güçten çok, gücün amaca uygun bir biçimde kullanılmasının önemli olduğu düşünülmelidir.</p>
<blockquote><p><strong>1915, Belleten Dergisi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Komutanların göstereceği en büyük yiğitlik sorumluluktan korkmamaktır&#8230; Namuslu ve onurlu bir komutan için ölüm hiçbir vakit akla gelmez; onu düşündüren hareketin yerinde olup olmadığıdır. Geri çekilme manevrası için bir komutanda büyük ölçüde yerinde karar verme ve ileri görüş nitelikleri bulunmalıdır. Bizim ordumuzu büyük felaketlere uğratan, çoğu zaman geri çekilme manevrası için karar verme gücü olan komutanların bulunmayışıdır. Üstün düşman saldırısı karşısında, çok kez komutanlar askerin kendi kendine yerlerini bıraktıkları zamana kadar karar vermekten ürkerler. Sonra da çekilmeyi bir suç, askeri de suçlu sayarlar.</p>
<blockquote><p><strong>Temmuz 1918</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ölmek ancak öldürmek erek ve amacına yönelik olmak gerekir. Ancak öldükten sonra hiçbir amaç sağlamayacaksa ölüm neye yarar?</p>
<blockquote><p><strong>Temmuz 1920, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Tarihte yarılmamış ve yarılmayan cephe yoktur.</p>
<blockquote><p><strong>Temmuz 1920, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bir askeri harekete uzaktan bakmak ve bakan kişinin kendisinin bulunduğu koşullan içinde onu irdelemek o kişiyi hiç bir zaman doğru bir sonuca götürmez. İnsanları, harekatı irdelerken, o harekatı yürüten komutanların, subayların bulundukları yeri, ellerindeki araçları, karşılaştıkları baskı ve güçlükleri o anda incelemek gerekir.</p>
<blockquote><p><strong>1920, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Yarım hazırlıkla, yarım önlemlerle yapılacak saldırı çok kez saldırmamaktan çok daha kötüdür. Savunma hattı yoktur. Savunma alanı vardır. O olan da bütün yurttur. Yurdun her karış toprağı, yurttaşın kanıyla sulanmadıkça düşmana bırakılamaz. Onun için, küçük büyük her birlik bulunduğu yerden atılabilir; ama küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe kurup savaşı sürdürür. Yanında birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler ona uyamaz. Bulundukları yerde sonuna kadar dayanmak ve direnmekle yükümlüdürler.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1921, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Düşmana karşı kurulan cepheler iki nitelikte düşünülebilir. Kolay anlaşılmak için şöyle diyelim: iç cephe, dış cephe. Temel olan iç cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilgiye uğrayabilir. Fakat bu durum hiçbir zaman ülkeyi, bir ulusu yok edemez. Önemli olan, ülkeyi temelinden yıkan, ulusu esirlik durumuna düşüren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha iyi bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmış ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten &#8220;kaleyi içten almak&#8221; dışından zorlamaktan çok daha kolaydır. Bu amaçla içimize kadar sokulabilen ara bozucu mikropların, ajanların bulunduğunu ileri sürmek yerinde olur.</p>
<p>***</p>
<p>Şimdi baylar, düşmana saldırmak için verilmiş olan kesin kararımızı uygulamaya başlamadan önce, hazırlamak ve tamamlamak zorunda bulunduğumuz savaş araçlarının ne olduğunu söyleyeyim: Tam üç aracın hazırlığının yeter ölçüde olduğunu görmek gereğini duyuyorum. Onlardan birincisi, en önemlisi ve temel olanı doğrudan doğruya ulusun kendisidir; varlığı ve bağımsızlığı için ulusun gönlünde ve vicdanında beliren ve gelişen istek ve dileklerin sağlamlığıdır. Ulus, bu içten gelen isteğinin ne denli güçlü olduğunu gösterirse, düşmanlara karşı başarı sağlamak için o denli güçlü bir aracımız olduğuna inanırım. İkinci araç, ulusu temsil eden Meclisin ulusal isteği belirtmekte ve bunun gereklerini inanarak uygulamakta göstereceği kararlılık ve yiğitliktir. Meclis, ulusal isteği ne denli çok dayanışma ve birlik içinde belirtirse, elimizde düşmana karşı o denli güçlü bir üstünlük aracı bulunur. Üçüncü araç, ulusun silahlı evlatlarından meydana gelip düşmanın karşısına çıkarılmış bulunan ordumuzdur.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Kesin bir sonuç her zaman saldırıyla alınır. Fakat savunmayla yapılan bir çok görev de vardır. Burada bütün arkadaşların dikkatini bir noktaya çekmek isterim. Kesin sonuca varılmak istenen zamana gelmeden önce, gerçek ve ciddi saldırı zamanından önce, birliklerin savaşma gücünü azaltmaktan, sayılarını düşürmekten kaçınılmalıdır. Bunun için saldın, savunma, işgal savaşı ve kesin savaşın biçiminin, uygulanacağı zaman ve durumun seçilmesinde, arkadaşların zaten var olan soğukkanlılıklarının korunması gerekir. Buna, kuramsal ve uygulamalı uğraşlarımızda çok dikkat etmeliyiz. Bir de, üstlenilen görevle askerlikten yana etkinlikler arasında ciddi bir ilişki vardır.</p>
<blockquote><p><strong>Şubat 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ben çok acemi komutanlar gördüm. Örneğin, bir alay komutanı yeni tümen komutanı olmuş; ya da bir tümen komutanı yeni kolordu komutanı olmuş; biraz da tecrübesiz! Daha tecrübe edinmeye vakit bulamadan güç durumlar karşısında kalmış. Yaşamı boyunca bir tümene alışmışken, düşman karşısında iki veya üç tümene birden komuta etmek zorunda kalınca duraksaması ve güçlüklerle karşılaşması doğaldır. Bir tümene komuta ettiği zaman tümenin bütün birliklerini, olabildiği kadar, gözü altında birleştirip yönetebilen acemi bir komutan iki üç tümenin gözden uzak yerlerde savaşmasını yönetmek zorunda kaldığı zaman kendi kendine: &#8220;Hangi tümenin yanında bulunayım, onun mu, bunun mu? orada mı, burada mı&#8221; diye sorar. Hayır! Ne orada bulunacaksın ne de burada! Öyle bir yerde bulunacaksın ki, hepsini yöneteceksin. O zaman &#8220;ben hiç birini gereği gibi göremem&#8221; der. Elbet gözlerinle göremezsin! Aklınla, anlayışınla görmen gerekir.</p>
<blockquote><p><strong>Mayıs 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Savaş, vuruşma, hele meydan savaşı yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Meydan savaşı ulusların bütün varlıklarıyla bilim ve teknik alanındaki vardıkları düzeyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle, kısacası bütün maddi ve manevi güçleri ve erdemleriyle ve her türlü araçlarıyla çarpıştıkları bir sınav alanıdır. Bu alanda, çarpışan ulusların gerçek güç ve değerleri ölçülür. Sonuç yalnız maddi temellere dayanan gücün değil, bütün güçlerin, özellikle ahlaksal ve kültürel gücün üstünlüğünün meydana çıkmasını sağlar. Bu nedenle meydan savaşında yenilen taraf, ulusça, ülkece bütün maddi ve manevi varlığıyla yenilmiş sayılır. Böyle bir sonun ne denli acıklı olabileceğini tahmin edersiniz. Çöküş yalnız savaş alanında bulunan orduyla sınırlanmaz asıl ordunun bağlı olduğu ulus acıklı yıkımlara uğrar. Tarih, başlarındaki hükümdarlarla doymak bilmez politikacıların elinde, birtakım düşsel (hayal ürünü) isteklerinin aracı haline gelen istilacı orduların, istilacı ulusların uğradığı bu çeşit korkunç sonuçlarla doludur.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Kolordu denen birlik güç ve erk bakımından en büyük birliktir. Bunun komutanı bir tek erini kurtarmaksızın, tersine, bütün birliğini düşman elinde bırakarak kendini kurtarırsa, bunun nedenleri ve koşulları ne olursa olsun bu davranış kolordu komutanının aleyhindedir.</p>
<blockquote><p><strong>2 Nisan 1926, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bundan ötürü, yöntem ve kural şudur ki, genel durumu yönetmek sorumluluğunu yüklenmiş olanlar en önemli hedefe ve yakın tehlikeye, olabildiğince yakın bulunur. Yeter ki bu yakınlık genel durumu görmelerini sınırlayacak derecede olmasın.</p>
<p>***</p>
<p>Bir komutanın esir düşmesi de suç sayılmayabilir. Ancak askerlik görev ve gereklerini yapıp uygulamakta elindeki kuvveti sonuna kadar kullandıktan sonra kanını akıtmak fırsatını bulamaksızın düşman eline düşerse&#8230; Baylar, bütün ordusu düşman kuvvetleri karşısında yenilip kendiliğinden geri çekilirken, kılıcını çekip tek başına atını düşman başkomutanının çadırına sürerek ölüm arayan Türk komutanları görülmüştür. Bir Türk komutanının, ordusunu kullanmaksızın, herhangi kötü bir rastlantı ve talihsizlik sonu da olsa düşmana esir düşmesini biz bağışlasak bile tarih hiç bağışlamaz ve bağışlamamalıdır. Türk Devrim Tarihinin gelecek kuşaklara ileteceği söz ve uyarılar budur.</p>
<p>***</p>
<p>Komutanlar, emirlerine verilen ulus çocuklarını, ülke araçlarını düşmana yöneltirken düşünecekleri tek şey, ulusun kendilerinden beklediği yurt ödevini ateşle, süngüyle ve ölümle yerine getirmek ve sonuçlandırmaktır. Askerlik görevi ancak bu anlayış ve inanışla yapılabilir. Lafla, siyasetle düşmanın aldatıcı vaatlerine kulak vermekle askerlik görevi yapılamaz. Komutanlık görev ve sorumluluğunu yüklenecek kadar omuzlarında ve özellikle kafasında güç bulunmayanların acıklı sonuçlarla karşılaşmamaları olanağı yoktur.</p>
<p>***</p>
<p>Baylar, komutanlar askerlik görev ve gereklerini düşünürken ve uygularken siyasal düşüncelerin etkisi altında kalmaktan sakınmalıdırlar. Siyasal yönün gereklerini düşünen başka görevliler bulunduğunu unutmamalıdırlar.</p>
<p>***</p>
<p>Bilirsiniz ki, savaş ve çarpışma demek iki ulusun yalnız iki ordusuyla değil, bütün varlıklarıyla, bütün mallarıyla, bütün maddi manevi güçleriyle karşılaşması ve birbiriyle vuruşması demektir. Bunun için Türk ulusunu cephedeki ordu kadar, düşüncesi ve duygusuyla ve eylemli olarak savaşla ilgilendirmeliydim. Ulus bireyleri, yalnız düşman karşısında olanlar değil, köyde, evinde, tarlasında bulunan herkes, silahla vuruşan savaşçı gibi kendisini görevli bilerek bütün varlığını savaşa verecekti. Bütün maddi ve manevi varlığını yurt savunmasına bağlamakta ağır davranan ve titizlik göstermeyen uluslar, savaşı ve çarpışmayı gerçekten göze almış ve başarabileceklerine inanmış sayılamazlar.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Askerlikte bir kural vardır. Düşmanın savaş cephesi çok güçlü olursa onu parçalara ayırmak gerekir. Biz ulusal savaşa başlarken karşımızda iki düşman vardı. Biri iç düşmandı ve bunu İstanbul hükümeti temsil ediyordu. Ötekisi diş düşmanlardı. Bunu yabancı işgal kuvvetleri oluşturuyordu. Her iki düşmanla aynı zamanda savaşmak olanaksızdı. Ulusal savaş zafere ulaştıktan ve Lozan barışı imzalandıktan sonra düşmanları parça parça halinde ayırmak, sıraya koyarak en önemlilerini başlangıçta ortadan kaldırmak, ondan sonra ötekilerini ele almak gerekirdi. Yaptığımız budur.</p>
<blockquote><p><strong>Gördüklerim, Duyduklarım, Duygularım 1930-1950, Asım Us</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Benim için askeri deha diye bir şey yoktur. Ben herhangi zor bir durum karşısında kaldığım zaman yaptığım şudur: Durumu iyice saptamak, sonra bu durum karşısında alınacak önlemlerin ne olduğuna karar vermek. Bu kararı bir kere verdikten sonra da artık acaba yapmalı mıyım, yapmamalı mıyım diye kuşkuya düşmemek ve bu karan yürütmek, başaracağıma inanarak yürütmek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asker Eğitimi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/asker-egitimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 13:50:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Asker Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[kışla]]></category>
		<category><![CDATA[Rıdvan Nafiz Ergüer]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[subay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2416</guid>

					<description><![CDATA[Subay, yalnız askere savaş araçlarını öğreten ve ona savaştaki görevini gösteren bir insan değildir. O insanca ve ulusal&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Subay, yalnız askere savaş araçlarını öğreten ve ona savaştaki görevini gösteren bir insan değildir. O insanca ve ulusal duygulan da işler ve onları, gerektiğinde düşman karşısında silah kadar tehlikeli hale getirir. Bizim askerimiz kışlaya işlenecek hammadde halinde gelir. Kışladan ayrıldığı zaman da geldiğinden çok farklı bir halde ayrılır. Beceriler kazanmış, yükselmiş, güçlenmiş olarak evine döner. Kışla bizde sadece bir savaş öğretimi yeri değil, aynı zamanda bir kültür ocağı, bir sanat okuludur. Böyle olmakla da ülkeye yaptığı hizmet ölçülemeyecek kadar büyüktür</p>
<blockquote><p><strong>Rıdvan Nafiz Ergüer&#8217;e</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanat ve Küçük Sanatlar</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/sanat-ve-kucuk-sanatlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 13:21:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayat damarları]]></category>
		<category><![CDATA[kunduracı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat ve Küçük Sanatlar]]></category>
		<category><![CDATA[terzi]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2386</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizin verimli topraklarından, sonsuz erdemlerinden, çeşitli ve zengin kaynaklarından kimseye el açmaksızın gereği gibi yararlanmak için ve böylece&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin verimli topraklarından, sonsuz erdemlerinden, çeşitli ve zengin kaynaklarından kimseye el açmaksızın gereği gibi yararlanmak için ve böylece ulusumuzu mutlu ve refah içinde, ordumuzu ihtiyaçları tamamiyle karşılanmış ve güçlü olarak yaşatabilmek için sanat son derece gereklidir. Sanatın en basiti, en onur vericisidir. Kunduracı, terzi, marangoz, saraç, nalbant toplum hayatımızda, askerlik hayatımızda saygı ve onur mevkiine en layık sanatkarlardır.</p>
<blockquote><p><strong>Nisan 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bir ulus sanat ve sanatkardan yoksun ise tam bir yaşamı olamaz. Böyle bir ulus bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve hastalıklı bir kimse gibidir. Hatta ne demek istediğimi açıklamak için bu söylediğim de yeterli değildir. Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arap Tarihi Hakkında</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/arap-tarihi-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 12:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Tarihi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[emevi]]></category>
		<category><![CDATA[endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[muhammet]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarih Kurumu'na Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2359</guid>

					<description><![CDATA[Arap ordularının birçok esirden bir köle sınıfı oluşturduğundan söz edilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu söylenerek hangi taraf&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arap ordularının birçok esirden bir köle sınıfı oluşturduğundan söz edilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu söylenerek hangi taraf için ve ne nitelikte bir övünç nedeni arandığı incelenmeden bu durum tarih sayfalarına geçirilmemelidir. Kuşku yok ki, Türklerden bir çok kahraman gençler şöyle ya da böyle Arap halifelerin saraylarına girmiştir. Arap hükümetinin örgütlerinde ve Araplar hakkında ele geçirilen bir çok vilayet ve eyalette zaferleri kazanan kuvvetlerin kalbinde yerini almıştır. Bilimde, sanatta ve özellikle askerlik ve komutanlıkta yüksek mevkiler elde etmişlerdir. Ve sonuç olarak, Arap imparatorluğu sanını taşıyan büyük ülkelerde birinci derecede erk ve üstünlük sağlamışlardır. En sonunda da, Hazret-i Muhammed&#8217;in halifesi sanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradeleri altına almışlardır. Eğer bunu yapmış olan insanlara köle demek yerinde olursa, herkes bu koşullarla köle olmayı övünçle kabul eder. Efendiye, buyruğunu yürütene köle demek ve aşağılık, güçsüz adamlara efendi demek tarihin gereklerinde midir?</p>
<p>***</p>
<p>Arap ve İslam tarihinde Cumhuriyet dönemi diye bir dönem yoktur. Hazret-i Muhammet&#8217;ten sonra gelen ve tarihin kendilerine halife sanını verdiği Arap ve Müslüman &#8220;emirbaşkan&#8221;lar dönemini Emeviler ve onlardan sonra Abbasiler ve Endülüslülerin soydan kalma saltanatlarından ayırt etmek için bu dört halife dönemine özgü bir ad vermek gerekiyorsa bence bu uygundur. Bunlara &#8220;Halifey-i Raşidin&#8221;, &#8220;güya yol gösterici halifeler&#8221; dönemi demek yerine bu &#8220;dört halife&#8221; demek yerinde olur.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1931, Türk Tarih Kurumu&#8217;na Mektuplar</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Kadınının Toplumsal ve Ekonomik Hakları</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/turk-kadininin-toplumsal-ve-ekonomik-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 19:57:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[devrimci]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik Fikret]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[töre]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk kadını]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kadınının Toplumsal ve Ekonomik Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[yeniliksever]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2195</guid>

					<description><![CDATA[Daha esenlikle, daha sağlam olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Bu, büyük Türk kadınını çalışmalarımıza ortak kılmak, yaşamamızı onunla birlikte&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha esenlikle, daha sağlam olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Bu, büyük Türk kadınını çalışmalarımıza ortak kılmak, yaşamamızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını bilimde, törede, toplumsal ve ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı, destekleyicisi yapmak yoludur. Eğer kadınlarımız, şeriatın öğütlediği bir kıyafetle, erdemin gerektirdiği davranışla aramızda bulunursa, ulusun bilim ve sanat etkinliklerine katılırsa, bu hali emin olunuz, ulusun en bağnazları bile takdir etmekten kendilerini alamazlar.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Türk ulusu çok büyük olaylarla kanıtlamıştır ki, yeniliksever, devrimci bir ulustur. Son yıllardan önce de ulusumuz yenileşme yolları üzerinde yürümeyi denememiş, toplumsal devrim yolunda girişimlerde bulunmamış değildir. Ancak bir sonuç elde edilememiştir. Bunun nedenini araştırdınız mı? Bence neden, işe temelinden başlanmamış olmasıdır. Bu konuda açık konuşalım. Bir toplum, bir ulus erkek ve kadın denen iki cins insandan oluşur. Olanağı var mıdır ki, bir topluluğun bir bölümü ilerletelim, ötekini önemsemeyelim de, topluluğun tümü ilerleyebilsin? Olanağı var mıdır ki, bir topluluğun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça öteki yarısı göklere yükselebilsin? Kuşku yok ki, ilerleme yolunda adımlar dediğim gibi iki cins tarafından birlikte, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenileşme alanında aşamaları birlikte geçmek gerekir. Böyle olursa devrim başarılı olur. Memnuniyetle görmekteyiz ki, bugünkü gidişimiz gerçekten gerekli olana yaklaşmaktadır. Her halde daha yürekli olmak gerektiği açıktır.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Türk kadını dünyanın en aydın, en erdemli, en ağırlıklı kadını olmalıdır. Gövdece ağırlıklı değil, ahlakta, erdemde ağırlıklı ve ağır başlı bir kadın olmalıdır. Türk kadınının görevi, Türk&#8217;ü, kafasıyla, kol gücüyle ve kesin kararlılığıyle koruma ve savunmaya gücü yeten kuşaklar yetiştirmektir. Ulusun kaynağı, toplumun temeli olan kadın ancak erdemli olursa, görevini yerine getirebilir. Herhalde kadın çok yüksek olmalıdır. Burada Tevfik Fikret merhumunun herkesçe bilinen bir sözün hatırlatırım:<br />
&#8220;Elbet sefil olursa (aşağı görülürse) kadın, alçalır insan.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Melâhat Özgü</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/melahat-ozgu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jul 2019 15:04:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk devrimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Belleten Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Melâhat Özgü]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1838</guid>

					<description><![CDATA[Devrimleri yaparken Atatürk sanat gücümüzün artmasını, ihmal edilmiş sanatımızın yeniden ele alınmasını, bu alandaki gücümüzün tanınmasını yürekten istemişti.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Devrimleri yaparken Atatürk sanat gücümüzün artmasını, ihmal edilmiş sanatımızın yeniden ele alınmasını, bu alandaki gücümüzün tanınmasını yürekten istemişti.</p>
<p>Sanata toplumun yollarını açan Atatürk devrimleridir. Atatürk&#8217;ün kendisidir.</p>
<blockquote><p><strong>Belleten Dergisi, 1963</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
