<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>salih bozok &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/salih-bozok/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 11:57:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>salih bozok &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sevgisini Kaybetmekte Ne Anlam Var?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sevgisini-kaybetmekte-ne-anlam-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 06:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[hacı bayram camii]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5338</guid>

					<description><![CDATA[Türk insanı duygu insanıdır. Hep sevmek ve sevilmek ister, yeter ki birisine inansın, birisini sevsin&#8230; o sevgi onda&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk insanı duygu insanıdır. Hep sevmek ve sevilmek ister, yeter ki birisine inansın, birisini sevsin&#8230; o sevgi onda ölümsüzleşir. Türk, ATA’sını da öyle sevdi, onu duygularında canlandırdığı şekliyle gönlüne resmetti. Zihninde onu yüceltebildiği kadar yüceltti. ATATÜRK de yaşamı boyunca bu sevginin getirdiği sorumluluğun bilinciyle hareket etti. Türk insanının çektiği acılar, sıkıntılar ve yokluklar uykusuz geçen gecelerinin sebebi oldu. İnsan olmanın gereği de bu olsa gerek. Türk ulusu onu boşuna ATATÜRK yapmadı. Aşağıdaki anekdot Türk insanının kendisine hizmet edenlere bakışını ve ATATÜRK’ün bu bakış açısına yaklaşımını gösteren güzel bir örnektir:</p>
<p>Bir gün Çankaya yöresinde bir köylü evine gitmiştik. Evde ihtiyar bir köylü karısı ile oturuyordu. Bize ikram edilen kahveleri içerken ATATÜRK bana köylü ile konuşmamı söyledi. Köylüye ilk aklıma geleni sordum:</p>
<p>-Sen Gazi’yi tanır mısın?</p>
<p>İhtiyar beni saçma bir soru sormuşum gibi küçümseyerek süzdü:</p>
<p>-Gazi’yi tanımayan var mı ki? dedi ve ekledi:</p>
<p>-Ben görmedim ama, her hafta Hacı Bayram Camii şerifinde cuma namazı kılarmış. Ta göbeğine kadar sakalları varmış. Melek gibi, nur yüzlü, peygamber gibi mübarek bir ihtiyarmış&#8230;</p>
<p>Gülmemi zor tutarak ATATÜRK’ün genç ve tıraşlı yüzüne baktım. O, kaşlarını çatarak kendisini tanıtmamamı emretti. Dışarı çıktığımız zaman da güldü ve:</p>
<p>-Varsın, dedi, o öyle bilsin. Gerçeği öğrenmek belki biçarenin hayalini yıkar, onun hayalindeki şirin sakallıyı öldürüp de sevgisini kaybetmenin ne anlamı var.</p>
<p><strong>Salih Bozok</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 13-14.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Yolunda</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/izmir-yolunda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2020 18:26:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün yaveri salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5224</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusunun en acılı günlerinde önderliğini yapan, gerçekleştirdiği devrimlerle cehalete ve yoksulluğa savaş açan, bunun sonucu Türkiye’nin bugünkü&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusunun en acılı günlerinde önderliğini yapan, gerçekleştirdiği devrimlerle cehalete ve yoksulluğa savaş açan, bunun sonucu Türkiye’nin bugünkü seviyeye ulaşmasını sağlayan ATATÜRK’e karşı, Türk insanının ödemekle bitmeyecek bir vefa borcu vardır. O borç, Atatürkçü düşünce sistemini Türk ulusunun ve tüm insanlığın yararı için geleceğe taşımaktır. Çünkü, bu  düşünce sistemi insanlığa akıl, bilim, sevgi, barış, ahlâk gibi vazgeçilemeyecek değerleri sunmaktadır</p>
<p>Kurtuluş Savaşı’nı can, kan ,açlık ve esaret boyutuyla yaşayan atalarımız ATATÜRK’ün izinde canını ve malını ortaya koymuş, bize özgür bir ülke bırakarak görevlerini yerine getirmişlerdir. Bizlere düşen görev, bir vefa borcudur. Bu borç yurt, ulus ve ata ruhundan alınan güçle çağdaş geleceğe koşmaktır. Aşağıdaki anekdot, Türk insanının, kendisine hizmet edenlere olan sevgisini ve vefasını yansıtan anlamlı bir örnektir:</p>
<p>İzmir yolunda ilerliyorduk. Köylüler askerlerimizin girişini seyrediyorlar, onlara kırık testilerle su taşıyorlar, yürekten minnetlerini anlatmak ihtiyacıyla çırpınıyorlardı. Evleri yanmış ve dünyada sırtlarındaki donlarından ve gömleklerinden başka bir şeyleri kalmamış insanların ikram etmek arzusunu  görseydi, yüreksiz Neron (Kızıp Roma şehrini yakan dünyanın en zalim insanı olarak kabul edilen Roma imparatoru.) bile kör oluncaya kadar gözyaşı  dökebilirdi.</p>
<p>Tam yanlarına vardığımız sırada, bir nakliye konvoyu geçmemize engel oldu. Otomobil durdu. ATATÜRK istediği bir sigarayı yakmak üzere gözlüklerini kaldırdı. O sırada otomobilin yakınına sokulan sakallı bir ihtiyar, koynundan muşamba rengini almış buruşuk bir kâğıt çıkardı. Önce kâğıdı, sonra dikkatle ATATÜRK&#8217;ü süzdü. Yine kâğıda yine ATATÜRK’e baktı. Bu hareketi üçüncü defa tekrarladıktan sonra, şimdi hatırladıkça tüylerimi ürperten bir sesle:</p>
<p>-Bu sensin! dedi. Ve arkasını dönerek, köylülere Allah’ı yerde görmüş gibi bir mümin heyecanıyla bağırdı.</p>
<p>-Mustafa Kemal! dedi&#8230; Mustafa Kemal!&#8230;</p>
<p>Bu feryadı duyanların nasıl birbirine karıştığını tasavvur edemezsiniz.</p>
<p>Biz bütün gayretimize rağmen onların birbirini çiğneyerek otomobile dolmalarına engel olamadık. Çünkü onlar, şuurun dışına taşmış bir sevgiden kuvvet alıyorlardı. ATATÜRK’ün yüzünü, ellerini öpüyorlar, çizmesinin tozlarını sürme gibi gözlerine çekiyorlardı.</p>
<p><strong>Salih Bozok</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk’ten Anılar; s. 164-165.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Annesinin Ölümü</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-annesinin-olumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 08:50:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Annesinin Ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[behçet uz]]></category>
		<category><![CDATA[belediye reisi]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[Latife Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Mezar]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4676</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün annesi, Ankara&#8217;ya gelip yerleşmiş, fakat kısa bir süre sonra zaten bozuk olan sağlığı iyice bozulmuştu. Doktorların, Ankara&#8217;nın&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk&#8217;ün annesi, Ankara&#8217;ya gelip yerleşmiş, fakat kısa bir süre sonra zaten bozuk olan sağlığı iyice bozulmuştu. Doktorların, Ankara&#8217;nın yüksek ve sert iklimi yerine deniz havasının daha iyi geleceğini ısrarla söylemeleri üzerine, onu İzmir&#8217;e göndermişti. Orada Uşakizadeler&#8217;in yazlık köşkünde ve müstakbel gelini Latife Hanım&#8217;ın dikkatli bakımına karşın 15 Ocak 1923 günü vefat etmişti.</p>
<p>Atatürk o gece Eskişehir&#8217;de bulunuyordu. Bu haberi kendisine İzmir&#8217;de bulunan Başyaver Salih Bey (Bozok) telgrafla bildirmişti.</p>
<p>Derhal cevap verildi.</p>
<p>&#8220;Verdiğiniz elim haber beni çok müteessir etti. Merhumenin münasip bir tarzda merasimi tetfiniyesini ifa ettiriniz.&#8221;</p>
<p>Birkaç gün sonra İzmir&#8217;deydik. Trenden iner inmez, anasının Karşıyaka&#8217;da mezarını ziyarete gitti ve büyük bir teessür ve heyecan içinde, gözleri dolu dolu, &#8220;Anam ölmüş, bu hazin hakikat karşısında benim için teselliye mucip bir nokta var: Kurtuluşu hepimiz için, gaye-i emel ifade eden bu güzel İzmir&#8217;in mukaddes topraklarına gömülmüş olmasıdır. Annem benim için çok sıkıntılar çekti. Allah orada rahat uyumasını nasip etsin&#8221; diye içini döktü.</p>
<p>Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, bir gün annesi için galiba Latife Hanımefendi tarafından yaptırılan mermer sandukalı ve uzun kitabeli kabrin fotoğrafını görmüş, hiç beğenmemiş, hele kitabede, &#8220;Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri&#8217;nin Valide-i Muhteremleri Zübeyde Hanımefendi&#8217;nin&#8230;&#8221; diye başlayan cümlelerden hiç hoşlanmamışlardı.</p>
<p>Bir gün Genel Sekretere Hasan Rıza Soyak Bey&#8217;e, &#8220;İlk fırsatta İzmir&#8217;e gidersin, bu sandukayı ve kitabeyi kaldırtırsın, dağdan iki büyük ve uzun taş getirtirsin, birini olduğu gibi bir temel üzerine tespit ettirir, diğerini baş tarafına diktirirsin. Bir yerini de biraz düzelttirerek, &#8220;Atatürk&#8217;ün anası Zübeyde burada gömülüdür&#8221; diye yazdırırsın, altına da ölüm tarihini koydurursun, yeter&#8221; emrini vermişti.</p>
<p>&#8220;Bir gün İzmir Belediye Reisi. Dr. Behçet Uz, Dolmabahçe Sarayı&#8217;na geldi. Beraberinde Atatürk&#8217;ün annesi için, Belediye Meclisi kararı ile, hazırlattığı bir türbe projesi getirmişti. Bu tatbik edilirse, abide halinde, muazzam bir eser olacaktı. Etrafında bir park bir de çocuk bahçesi yapılacaktı.</p>
<p>Bu proje Atatürk&#8217;e sunuldu. Bir an göz ucuyla projeye baktı&#8230; &#8220;Hayır..&#8221; dedi, &#8220;ben size mezarın nasıl yapılacağını tarif etmiştim; gene öyle yapılmalıdır. Hem belediyenin masraf etmesine lüzum yoktur, bunu biz yaptıralım.&#8221;</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bu isteği belediye reisi ve üyelere bildirilince çok üzülürler. &#8220;Arzu ettikleri mezar 1500-2000 liralık küçük bir masrafla yapılabilir. Lütfetsinler, hiç değilse bu küçük gideri İzmirlilere bıraksınlar&#8221; diye rica ederler. Durum Atatürk&#8217;e bildirilince olumlu cevap vermiş ve böylece Atatürk&#8217;ün isteğine uygun mezar yapılıp, yazı da onun isteğine uygun şekilde yazılmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçkisine Karışınlar</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ickisine-karisinlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Nov 2019 16:20:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Bayur]]></category>
		<category><![CDATA[hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[içki]]></category>
		<category><![CDATA[İçkisine Karışınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kâbil]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[sefir]]></category>
		<category><![CDATA[umumi katip]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf hikmet bayur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4578</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: Atatürk&#8217;ün içki içmesine karşı olanların başında, umumi kâtip Yusuf Hikmet Bayur geliyordu. Bayur, her hâlde&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>Atatürk&#8217;ün içki içmesine karşı olanların başında, umumi kâtip Yusuf Hikmet Bayur geliyordu. Bayur, her hâlde Atatürk&#8217;ü hepimizden çok sevdiğinden olacak, onu içkisinden caydırmak için türlü bahaneler bulur, fakat hiçbirini başaramazdı. Atatürk çok içmezdi. Ama içtiği zaman da içmesini bilirdi. Acele etmezdi, konuşarak, sohbet ederek, yavaş yavaş içmeyi severdi. Ölçüyü kaçırmazdı. Sarhoş olduğunu bir kez bile görmedim. Taşkın bir hareketine rastlamadım. Böyle olduğu hâlde Hikmet Bayur&#8217;la aralarında sık sık tartışmalara tanık olurdum. Hemen her sabah tekrarlanan bu tartışmalardan Bayur&#8217;un yenilgiye uğradığını üzülerek görürdüm.</p>
<p>Hikmet Bayur, erken saatlerde Atatürk&#8217;e gelir, o günkü ajans bültenlerini getirir ve kendisinden emir alırdı. Atatürk&#8217;ün yorgun halini gören Bayur dayanamaz:</p>
<p>&#8220;Paşam, yine renginiz yerinde değil, çok yorgun ve bitkinsiniz. Şu içkiyi bu kadar içmeseniz daha iyi olur.&#8221; derdi. Bu müdahaleye Atatürk&#8217;ün canı sıkılır, ama hiç belli etmemeye çalışarak:</p>
<p>&#8220;A Hikmet Bey, ben rakıyı şimdi değil, daha harbiye talebesiyken içerdim. Bugüne kadar da hiç zararını görmedim&#8221; diye karşılık verirdi. Bayur bunun da altında kalmazdı:</p>
<p>&#8220;Muhterem Paşam, bugün belki zararını görmediğinizi sanırsınız, fakat yarın göreceksiniz. Siz bu memlekete lazımsınız. Kendinize acımıyorsanız bari bu millete acıyın. Bu millet sizin varlığınızla vardır. Ne olur şu içkiyi az için.&#8221;</p>
<p>Atatürk bu sözleri gülümseyerek karşıladı. O da Hikmet Bayur&#8217;un içinde bir kötülük olmadığını, kendisini herkesten çok sevdiğini biliyordu. Fakat bir gün canına tak etmiş olacak ki, Hikmet Bayur yine içkiyi kötüleyen konferansına başladığı sırada birden bire sözü başka yana çevirerek:</p>
<p>&#8220;Bugünkü işler arasında neler var bakalım?&#8221; diye sordu.</p>
<p>Atatürk, o an yine sinirlendiğini belli etmemişti, ama kararını vermişti. Bu içki aleyhtarı konferanslara artık bir son verecekti. Üç gün sonra mesele anlaşıldı. Akşam sofrasında Atatürk, Hikmet Bayur&#8217;la beraber hepimizi şaşırtan şu haberi veriyordu:</p>
<p>&#8220;Hikmet bey, seni Kâbil&#8217;e sefir yapalım. Git, oraları gör; hatta gerekirse Hindistan&#8217;a kadar git. Oralar hakkında bilgi edin. Oku, öğren ve ilim getir. Bize bu yolda faydalı ol&#8221; dedi.</p>
<p>Bu suretle Hikmet Bayur&#8217;un Kâbil büyükelçiliğine atanma emri verilmiş oluyordu. Hikmet Bayur, hareketinden önce veda için köşke geldi. Atatürk, onu salonda ayağa kalkarak karşıladı. Giderken de kapıya kadar elini omzuna koyarak uğurladı. Batur birkaç gün sonra ayrılarak Kâbil&#8217;e gitti. Bana öyle geliyor ki, bu atanma, Bayur&#8217;un yurda hizmet kaygısı, yalansız olarak, Atatürk&#8217;e içki içmemesi öğüdü ve içmesine engel olma hareketinden ileri geliyordu.</p>
<p>O Hikmet Bayur ki, sevgisini, saygısını hiç eksik etmediği Büyük Adam&#8217;a &#8220;İçme Paşam&#8221; sözünü ilk söyleyebilmek cesaretini göstermiş; fakat bunu çok sevdiği Atatürk&#8217;ün yanından uzaklaştırılmak cezasıyla ödemişti. Nitekim Hikmet Bayur haklı çıkmış, Atatürk de sonunda içkinin fenalığını anlamış, fakat iş işten geçmişti.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salih Seni Yaver Yapacağım</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/salih-seni-yaver-yapacagim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 15:30:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[hariciye vekili]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Conker]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Seni Yaver Yapacağım]]></category>
		<category><![CDATA[selanik]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik Rüştü Aras]]></category>
		<category><![CDATA[yaver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4522</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: Selanik&#8217;te bir akşam, Mustafa Kemal, ben, o zaman sıhhiye müfettişi olan eski Hariciye Vekili Doktor&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>Selanik&#8217;te bir akşam, Mustafa Kemal, ben, o zaman sıhhiye müfettişi olan eski Hariciye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Aras ve Nuri Conker beylerle birlikte Olimpiyat birahanesinde oturmuş içerken devletin dış siyaseti bahis konusu olmuştu. Bu arada da Mustafa Kemal, acı tenkitler yaptıktan sonra işi şakaya döktü ve Tevfik Rüştü Bey&#8217;i göstererek:</p>
<p>&#8220;Bu berbat siyaseti bir gün doktor vasıtasıyla düzelttireceğim&#8221; dedi. Bu sözün karşısında onun yakın ve teklifsiz arkadaşı Nuri Conker alayla şu cevabı verdi:</p>
<p>&#8220;Ne.. Ne! Sen mi düzelttireceksin?&#8221; Bunun üzerine Atatürk ile aralarında şöyle bir konuşma başladı:</p>
<p>&#8220;Evet. Ben doktoru Hariciye Vekili yapacağım. Bütün falsoları ona tamir ettireceğim.&#8221; Nuri Bey şakasına devamla:</p>
<p>&#8220;Demek sen doktoru Hariciye Vekili yapacaksın. Ya beni?&#8221;</p>
<p>&#8220;Seni de vali ve kumandan yaparım.&#8221; Tam bu sırada ben atıldım:</p>
<p>&#8220;Herhalde bu arada beni de bir şey yaparsın?&#8221;</p>
<p>&#8220;Salih seni yaver yapacağım ve yanımdan ayırmayacağım.&#8221; Nuri Bey yine dayanamadı:</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ını seversen sen ne olacaksın ki hepimize şimdiden böyle birtakım mevkiler veriyorsun?&#8221; Atatürk son ve kesin şekilde cevap verdi:</p>
<p>&#8220;Bu memuriyetleri, bu mevkileri veren ne olursa işte ben o olacağım, göreceksiniz.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Türk Birliği</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-turk-birligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Oct 2019 14:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim 1933]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Türk Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[avusturya-macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Encümeni]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Zeki]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Sabri Çağlayangil]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kılıç Ali]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Conker]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Encümeni]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik Rüştü Aras]]></category>
		<category><![CDATA[Türk birliği]]></category>
		<category><![CDATA[türk devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ziraat Bankası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4361</guid>

					<description><![CDATA[İhsan Sabri Çağlayangil anlatıyor: 1933 yılı 29 Ekim gecesi, herkes Cumhuriyet&#8217;in 10. yılını kutluyor. Atatürk o sırada Türk&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İhsan Sabri Çağlayangil anlatıyor:</p>
<p>1933 yılı 29 Ekim gecesi, herkes Cumhuriyet&#8217;in 10. yılını kutluyor. Atatürk o sırada Türk Ocağı&#8217;nda yabancı diplomatlara yemek veriyor; davetliler gecenin ilerleyen saatlerinde birer ikişer dağıtılıyorlar; Atatürk, yakın arkadaşları Salih Bozok, Kılıç Ali, Nuri Conker&#8217;i kastederek:</p>
<p>&#8220;Bizimkiler nerede?&#8221; diye sorar.</p>
<p>Tevfik Rüştü Aras (Dışişleri Bakanı) Ziraat Bankası salonundaki baloda olduklarını söyler.</p>
<p>Hep beraber Ziraat Bankası&#8217;nın balo salonuna giderler. İçerisi tıklım tıklımdır, Atatürk gelince herkes alkışlar;</p>
<p>&#8220;Yaşa Gazi Paşam!&#8221; şeklinde tezahürat yapar. Atatürk, halkıyla sohbet etmeyi çok sevdiği için sandalye ve masa ister ki isteyenler ona sorularını sorabilsinler. Soru sormak için gelen kişilerden biri, Zeki isimli 25 yaşlarında bir doktordur. Şunu sorar:</p>
<p>&#8220;Gazi paşam! Saltanatı kaldırdık, hilafeti meclisin manevi şahsiyetinin içine aldık; bunlar yapılana kadar bir milletin ideali olabilirler; fakat yapıldıktan sonra yeni bir düzen kurulu ve işler. Onun iyi işlemesi, kötü işlemesi, ideal değildir; iyi işlemesini sağlamaya mecburuz! Yaptığımız öteki devrimler de yapıldığı an ideal olmaktan çıkar. Artık ideallerimiz, yaşadığımız gerçekler hâline dönüşmüştür. İyi ya da kötü sonuç vermesi bizim sorumluluğumuzun sonuçlarını belirler. Ama bir de milletlerin babadan oğla sıçrayan uzun vadeli idealleri vardır. Siz bize böyle bir ideal aşılamadınız! Yahut benim bundan haberim yok! Bunu bize açıklar mısınız Gazi Hazretleri?&#8221;</p>
<p>Atatürk bu soruya şöyle cevap verir:</p>
<p>&#8220;Bunlar vicdanımıza yazılmış gerçeklerdir; konuşulmaz, yaşanır! Elbet bu milletin bir ülküsü olacaktır, ama bu ülküler devletler tarafından açıklanmaz; millet tarafından yaşanır! Nasıl, bakarken gözlerimizi görmüyor, onunla her şeyi görüyorsak, ülkü de onun gibi, farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve her şeyi ona göre yaparız&#8230; Ben, devlet başkanıyım! Sorumluluklarım vardır! Bu sorumluluklarım altında konuşamam! Bu konuda genç arkadaşlarımla ayrıca konuşacağım.&#8221;</p>
<p>Sonra, Atatürk halkın Cumhuriyet Bayramı&#8217;nı tekrar kutlar ve Dr. Zeki&#8217;yi yanına alarak genel müdürün odasına çıkar. Atatürk&#8217;ün arkasında, duvarda, bir Türkiye haritası vardır. Karşısında oturan Dr. Zeki&#8217;ye:</p>
<p>&#8220;Benim arkamdaki haritayı görüyor musun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet Paşam.&#8221;</p>
<p>&#8220;O haritada Türkiye&#8217;nin üstüne abanmış bir blok var, onu da görüyor musun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet, görüyorum Paşa Hazretleri&#8221;</p>
<p>&#8220;Hah! İşte o ağırlık benim omuzlarım üstündedir. Omuzlarım üstünde olduğu için, ben konuşamam! Düşün bir kere. Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Daha dün bunlar vardılar. Dünyaya hükmediyorlardı! Avrupa&#8217;yı ürküten Almanya&#8217;dan bugün ne kaldı? Demek hiçbir şey sür-git değildir! Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az bir şey kalacaktır. Devletler ve milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar.</p>
<p>Bugün, Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir! İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir! Bizim, bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız! &#8216;Hazır olmak&#8217; yalnız o günü susup beklemek değildir; &#8216;hazırlanmak lazımdır&#8217;. Milletler, buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak! Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür!</p>
<p>Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz! Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; bizim, onlara yaklaşmamız gerekli&#8230;</p>
<p>Tarih bağı kurmamız lazım&#8230; Folklor bağı kurmamız lazım&#8230; Dil bağı kurmamız lazım&#8230;</p>
<p>Bunları kim yapacak? Elbette biz! Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz, &#8216;Dil Encümenleri&#8217; , &#8216;Tarih Encümenleri&#8217; kuruluyor. Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya, tarihimizi ortak payda haline getirmeye çalışıyoruz. Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hâle geleceğiz. Bir sevgi parlayacak aramızda; tıpkı bir vücut gibi, kaderde ve mutlulukta birbirimizi duyacağız ve arayacağız. Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimiz olması gerekli. Ortak bir mazimiz var, bu maziyi, bilincimize taşımamız lazım. Bu sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi Orta Asya&#8217;dan başlattık! Bizim çocuklarımız, orada yaşayanları bilmelidirler. Orada yaşayanlar da bizi bilmeli. İşte bunu sağlamak için de &#8216;Türkiyat Enstitüsü&#8217;nü kurduk. Kültürlerimizi, bütünleştirmeye çalışıyoruz! Ama bunlar, açıktan yapılmaz! Adı konarak yapılacak işlerden değildir. Yanlış anlaşılabildiği gibi, savaşlara da sebep olabilir. Bunlar, devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir. İşitiyorum: benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören kısa düşünceli bazı vatandaşlarımız:</p>
<p>&#8216;Paşanın işi yok! Dil ile tarih ile uğraşmaya başladı.&#8217; diyorlarmış. Yağma yok! Benim işim başımdan aşkın. Ben bugünün çağdaş Türkiye&#8217;sini kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye&#8217;sinin temellerini de atmaya o kadar dikkat ediyorum. Bu yaptıklarımız, hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız! Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız. Bunları sana, akıllı bir genç olduğun için söylüyorum. Açıktan söylemiyorum, kulağına söylüyorum&#8230; Sen bil, gerekçesini kimseye söylemeden böyle davran, çevrenin de böyle davranması için gerekeni yap! İdealler konuşulmaz, yaşanır! İşte senin sorunun karşılığını da böylece vermiş oldum!&#8221;</p>
<p>Gece ilerlemişti. Atatürk arkadaşları ile birlikte, bulvara çıktığı zaman taze bir sabah Ankara göklerinde ışımaya başlamıştı.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün İngiliz Amirale Cevabı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-ingiliz-amirale-cevabi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Oct 2019 13:57:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün İngiliz Amirale Cevabı]]></category>
		<category><![CDATA[Babıali]]></category>
		<category><![CDATA[başkomutan]]></category>
		<category><![CDATA[Dışişleri]]></category>
		<category><![CDATA[fransızlar]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edip Adıvar]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[majesteleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Ruşen Eşref Ünaydın]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sevr]]></category>
		<category><![CDATA[ültimatom]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4358</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden amiral rütbesinde olduğu anlaşılan İngiliz Donanması Komutanı, Hükümet Konağı&#8217;nın kapısından girerek&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden amiral rütbesinde olduğu anlaşılan İngiliz Donanması Komutanı, Hükümet Konağı&#8217;nın kapısından girerek Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın odasına doğruldu. Nazik, fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref önüne çıkıp ne istediğini sorunca:</p>
<p>&#8220;Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istiyorum!&#8221; dedi. Birlikte odaya girdi ve kapıyı kapattılar. Amiral önce:</p>
<p>&#8220;Çok gün koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Böylelikle Çanakkale&#8217;deki başarınızı rastlantıya borçlu olmadığınız kanıtlanmış oldu. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum.&#8221; dedikten bir süre sonra asıl konuya girmiş:</p>
<p>&#8220;Ülkenin kontrolünüz altında bulunan bölümünde bizim tebaamız ve sizin azınlıklarınızdan Ermeniler ile Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir? Güvende midirler?&#8221; Buna karşılık Atatürk:</p>
<p>&#8220;Hiç kuşkunuz olmasın amiral; Türkiye&#8217;deki bütün insanlar gibi tebaanız ve sözünü ettiğiniz azınlıklar da TBMM Hükümeti&#8217;nin eşit koruması altındandır. Suç işlemeyenler, kendilerini bu memlekette benim kadar güvende sayabilirler.&#8221;</p>
<p>&#8220;Peki ya suç işleyenler?&#8221;</p>
<p>&#8220;Suç işleyenler sayın amiral, dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de adaletin huzuruna çıkarlar.. Suçlu iseler, cezalarını elbette çekeceklerdir..&#8221;</p>
<p>&#8220;Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumların bazıları, şımarıklıklar yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığı ile yüz yüzedir. Ermeniler için de başka açıdan aynı şeyleri söyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaşlarının büyük bir bölümü göçe zorlandı ve önemlice bir bölümü de hayatlarını kaybettiler. Bu ruh tedirginliği içinde, Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır. Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kimseler, halkın husumetine bırakılacak olursa, büyün dünya aleyhinize kıyameti koparır!&#8221;</p>
<p>Son cümleye kadar gülümseyerek dinleyen Mustafa Kemal Paşa, amiral &#8220;dünyanın koparacağı gürültü ile&#8221; kendini tehdide girişince sözünü bıçak gibi kesmiş:</p>
<p>&#8220;Şu &#8216;Efendi Devlet&#8217; rolünü bir kenara koyunuz amiral! Milletleri de tehdit etmekten vazgeçiniz! İngiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp koparmayacağını düşünmem! Bunlar memleketimin iç işleridir; kimsenin bu işlere karışmasına müsaade etmem! Majestelerinin devleti memleketimizin azınlıkları ile uğraşmaktan vazgeçsinler! Kim bize saygı beslemezse, bizden saygı beklemeye de hakkı yoktur!&#8221;</p>
<p>Amiralin benzi kül gibi olmuş:</p>
<p>&#8220;İngiltere Hükümeti&#8217;nin tebaasını her yerde koruma hakkı, devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz..&#8221;</p>
<p>İşte o zaman Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın tepesi iyice atmış:</p>
<p>&#8220;Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş olmalısınız! Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi, limanı (o dönemde İngiliz donanması İzmir limanında bulunmaktaydı) boşaltacak güçtedir de&#8230; İsterseniz, Türk&#8217;e ihanet eden tebaanızın ve azınlıklarınızın adaletten kaçan sefillerini geminize doldurabilirsiniz! Donanmanızın da en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum!&#8221;</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın bu cümleleri, art arda Osmanlı tokatları gibi amiralin yüzünde şakladıkça, amiral ne yapacağını şaşırmış ve en sonunda:</p>
<p>&#8220;İngiltere&#8217;ye savaş mı açıyorsunuz?&#8221; demiş. Tam da bu soruyu bekleyen Paşa burada nihayet son sözünü söylemiş:</p>
<p>&#8220;Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Anlaşması&#8217;nın hala yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırttık attık&#8230; Karşımda oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz! Fakat görüyorum ki, nezaketimizi kötüye kullanmak eğiliminiz var&#8230; Buna müsaade edemem. Bizim gözümüzde &#8216;barış antlaşması yapmamış&#8217; iki devletiz ve savaş hukuku yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum!&#8221;</p>
<p>Bu nota karşısında bir balmumu heykeline dönen amiral, gerine gerine girdiği Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın odasında, oturduğu sandalyede küçüldükçe küçülmüş ve sonunda kekeleyek:</p>
<p>&#8220;Affedersiniz!&#8221; diyerek eğile büzüle geri geri kapıya gidip dışarı çıkmış. Bu hadisenin ardından Ruşen Eşref hem düşünceli hem de gülerek:</p>
<p>&#8220;Paşa amirali anasından doğduğuna pişman etti.&#8221; dedi. &#8220;Kendisinin Türk topraklarında bir savaşçı olarak bulunduğunu Paşa&#8217;dan öğrendiği zaman sapsarı kesildi. Tutuklanacağını, tutsak edileceğini sandı. İnce dudaklarını ısırıyor, parmaklarını birbirine kenetlemiş titriyordu. Karşısında Babıâli Paşası bulacağını sanıyordu herhalde..&#8221; dedi.</p>
<p>Amiral, İngiltere devletini kendi devletine eşit gören bir Paşa ile karşılaştığı için, ihtiyatsızlık edip karaya çıktığına kim bilir nasıl lanet etmiştir&#8230;</p>
<p>Aradan bir saat geçti geçmedi&#8230; İngiliz gemisinden bir müfreze ve teğmen çıktı. Amiralden -devleti adına- bir ültimatom getiriyordu. Başkomutan&#8217;a kendi eliyle verecekti. Paşa&#8217;ya bildirdim; &#8220;Gelsin!&#8221; dedi. Teğmeni içeri aldım. Ruşen Eşref tercümanlık yapıyordu. İngiliz çakı gibi bir teğmendi. Paşa&#8217;nın karşısında gösterişli bir selam verdi ve Ruşen Eşref aracılığıyla ültimatomu Paşa&#8217;ya ulaştırdı.</p>
<p>Paşa:</p>
<p>&#8220;Peki teğmen! Hükümetimiz ültimatomunuzu inceler ve hükümetinize gereken karşılığı verir. Siz geminize dönebilirsiniz&#8230;&#8221; Teğmen önce dışarı çıkacakmış gibi bir hareket yaptı, sonra da Ruşen Eşref&#8217;e dönüp:</p>
<p>&#8220;Başkomutan ellerini öpmeme müsaade buyururlar mı?&#8221; Ruşen Eşref, teğmenin dileğini Paşa&#8217;ya söyledi, Paşa:</p>
<p>&#8220;Nereden icap etmiş sor bakalım!&#8221; dedi. Teğmen:</p>
<p>&#8220;Asker olarak zaferlerine, insan olarak kendisine hayranım. Lütfetsinler..&#8221;</p>
<p>Teğmen Paşa&#8217;nın elini öptü, Paşa da teğmenin yanağını okşadı. Odayı boşalttık. Az sonra Ruşen Eşref&#8217;i çağırdı:</p>
<p>&#8220;Metni okudunuz mu? Ne istiyorlar?&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Paşam, amiralle görüştükleriniz yazı ile de pekiştirilmesi isteniyor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Öyleyse Halide (Edip Adıvar) Hanım&#8217;ı bulunuz, hemen tercümesini yapsın ve metin olarak bana getirsin. Öte yandan bir kopyasını şifre ile Dışişleri Bakanlığı&#8217;na gönderin, gerekeni yapsınlar. Durumu, ordu komutanı Nurettin Paşa&#8217;ya da bildiriniz. Gerekiyorsa benimle temas etsin.&#8221;</p>
<p>Olay kısa bir süre içinde şehirde duyulmuştu. İngiliz ve Fransızlar, kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere bindirmeye başlamışlardı. Nitekim birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Sofra Arkadaşları</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-sofra-arkadaslari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 11:04:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Ağaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Çetinkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Alman Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırmacı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Sofra Arkadaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Baş yaver]]></category>
		<category><![CDATA[başbakanlık]]></category>
		<category><![CDATA[başvekil]]></category>
		<category><![CDATA[başyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Bolu Milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Türkçü]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Türkçü şair]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Bayar]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Sahir Erozan]]></category>
		<category><![CDATA[Cevat Abbas Gürer]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi kurucusu]]></category>
		<category><![CDATA[Dahiliye Vekili]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Tevfik Rüştü Aras]]></category>
		<category><![CDATA[dünya haritası]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyatçı]]></category>
		<category><![CDATA[Emekli Albay]]></category>
		<category><![CDATA[Emekli Binbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Emekli Subay]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Bulca]]></category>
		<category><![CDATA[Gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep kurtuluşu gazisi]]></category>
		<category><![CDATA[Genelkurmay Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimiyet-i Milliye gazetesi başyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkı Tarık Us]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Nuri Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Partisi Genel Sekreteri]]></category>
		<category><![CDATA[Hariciye]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Aleâttin Gövse]]></category>
		<category><![CDATA[İçişleri]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat vekili]]></category>
		<category><![CDATA[İrfan Ferit Bey]]></category>
		<category><![CDATA[İş Bankası kurucusu]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[kara tahta]]></category>
		<category><![CDATA[kavun]]></category>
		<category><![CDATA[leblebi]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş Milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[Mareşal Fevzi Çakmak]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyet Gazetesi baş yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[Mithat Alam]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Sadak]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Conker]]></category>
		<category><![CDATA[peynir]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Peker]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Zühtü Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Ruşen Eşref Ünaydın]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[saz]]></category>
		<category><![CDATA[selanik]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[Siirt Milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[sofra]]></category>
		<category><![CDATA[sofrabaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Saraçoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[tarihçi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Hava Kurumu Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye haritası]]></category>
		<category><![CDATA[ulaştırma bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[Vakit Gazetesi Başyazarı]]></category>
		<category><![CDATA[yaver]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Nadi]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Akçura]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Ziya Özer]]></category>
		<category><![CDATA[zevat-ı mutade]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4298</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün, özellikle akşam sofrası, çok konuşulmuş ve hâlâ da konuşulan bir konudur. Halbuki, bu sofrada, yapılacak bütün işler&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk&#8217;ün, özellikle akşam sofrası, çok konuşulmuş ve hâlâ da konuşulan bir konudur. Halbuki, bu sofrada, yapılacak bütün işler ele alınır ve enine boyuna ciddi olarak konuşulurdu. Ayrıca, hangi konu ele alınacaksa, o konuyu iyi bilen üniversiteden veya dışarıdan şahıslar da yemeğe çağrılır ve o konu iyice tartışılıp karara bağlanırdı. Toplantıyı Atatürk idare ederler ve konuşmaları da kesinlikle şahsiyete döktürmezlerdi. Eğer o konuyla ilgili kişi orada yoksa, hemen getirtilir veya o konu başka bir güne bırakılarak o kimse de toplantıya çağrılırdı.</p>
<p>Toplantılarda, daima bir kara tahta ve tebeşir bulundurulur bazen de dünya ve Türkiye haritaları astırılırdı.</p>
<p>Genellikle bazı kimseler, Atatürk&#8217;ün sofrasında hemen daima bulunurlardı. Atatürk, bu kişilere ya not aldırırlar, ya makale yazdırırlar veya elçi gibi kullanarak gidip araştırma ve tetkik etme görevi verirlerdi. Sofrada bulunan bu kimselere, her zamanki kişiler; bilinen, belirli kişiler anlamında &#8220;Zevat-ı Mutade&#8221; denirdi. Bu kimseleri tek tek inceleyecek olursak, görürüz ki bu kişiler ya hükümet üyesidirler veya zamanının en ileri gelen fikir ve kalem üstatlarıdır. Bu kişiler şunlardı:</p>
<p>Celal Sahir Erozan: Gazeteci-Yazar</p>
<p>Falih Rıfkı Atay: Bolu Milletvekili ve Hakimiyet-i Milliye gazetesi başyazarı</p>
<p>Fuat Bulca: Türk Hava Kurumu Başkanı</p>
<p>Hakkı Tarık Us: Vakit Gazetesi Başyazarı</p>
<p>İbrahim Aleâttin Gövse: Yazar</p>
<p>İrfan Ferit Bey</p>
<p>Mehmet Emin Yurdakul: Büyük Türkçü şair ve yazar</p>
<p>Mahmut Bey: Siirt Milletvekili ve Milliyet Gazetesi baş yazarı</p>
<p>Mithat Alam: Maraş Milletvekili</p>
<p>Necmettin Sadak: Hariciyeci (=Dışişleri) (İnönü zamanında Hariciye Bakanı ve Başbakan olmuştur.</p>
<p>Recep Peker: Halk Partisi Genel Sekreteri (İnönü zamanında Başbakan olmuştur)</p>
<p>Recep Zühtü Bey: Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;ten arkadaşı</p>
<p>Şükrü Saraçoğlu: İzmir Milletvekili (İnönü zamanında Başbakanlık yapmıştır)</p>
<p>Şükrü Kaya: Dahiliye (İçişleri) Vekili</p>
<p>Dr. Tevfik Rüştü Aras: Hariciye (=Dışişleri) vekili ayrıca, Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;ten beri arkadaşı</p>
<p>Yusuf Akçura: Araştırmacı ve tarihçi</p>
<p>Bunların dışında sofrada sıkça bulunan kişiler de şunlardı:</p>
<p>Ziya Gökalp: Büyük Türkçü ve filozof</p>
<p>Yusuf Ziya Özer: Eskişehir milletvekili</p>
<p>Ahmet Ağaoğlu: Edebiyatçı, yazar</p>
<p>Ali Çetinkaya: Emekli Albay, ulaştırma bakanı</p>
<p>Ali Kılıç: Emekli Subay, Gaziantep kurtuluşu gazisi</p>
<p>Ruşen Eşref Ünaydın: Gazeteci-yazar</p>
<p>Yunus Nadi: Cumhuriyet Gazetesi kurucusu ve başyazarı</p>
<p>Nuri Conker: Emekli binbaşı, Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;ten beri arkadaşı</p>
<p>Cevat Abbas Gürer: Baş yaver</p>
<p>Salih Bozok: Baş yaver ve Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;ten beri tanıdığı arkadaşı.</p>
<p>Muzaffer Kılıç: Yaver (Atatürk&#8217;ün Filistin&#8217;den beri yaveri)</p>
<p>Ayrıca Ata&#8217;nın sofrasına her zaman gelebilen kişiler de şunlardı:</p>
<p>İsmet İnönü: Başvekil</p>
<p>Mareşal Fevzi Çakmak: Genelkurmay Başkanı</p>
<p>Celal Bayar: İktisat vekili, İş Bankası kurucusu</p>
<p>Bu sofrabaşı sohbetleri bazen sabaha kadar sürerdi. Herhangi bir konu görüşülürken o konuyu iyi bilene Atatürk sual yöneltir ve onu konuşmaya zorlarlardı. Bilmediği konuları can kulağı ile dinler ve öğrenmek isterlerdi.</p>
<p>Sofrada genellikle mevsim sebzeleri dışında, pilav ve kuru fasulye mutlaka yemekte bulunurdu. Lüks sayılan yemekler genellikle sofrada bulunmazdı. Kendileri meze olarak peynir, leblebi ve kavunu tercih ederlerdi. Hâlâ da konuşulanların tam aksine, böyle gecelerde, en az eğlenceye yer verilirdi. Sırf misafir ve dostları için çağrılan ses ve saz toplulukları, pek çok defalar hiç sazlarını bile açmadan evlerine geri dönmüşlerdir.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç ve Halil Nuri Yurdakul&#8217;dan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Özellikleri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-ozellikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 10:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[asil millet]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün kişisel özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[banyo]]></category>
		<category><![CDATA[Bir şey mi var çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[boy]]></category>
		<category><![CDATA[çadır]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Bayar]]></category>
		<category><![CDATA[etli bamya]]></category>
		<category><![CDATA[evrak]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Nuri Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[içki]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[kuru fasulye]]></category>
		<category><![CDATA[muhafız alay komutanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Conker]]></category>
		<category><![CDATA[poker]]></category>
		<category><![CDATA[Polis]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[traş]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaver]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4295</guid>

					<description><![CDATA[Halil Yurdakul&#8217;dan Atatürk&#8217;ün boyu 1.74 cm. Kilosu 70-74 arasında değişmiştir. Yüz rengi yanmış pembe, alnı çok geniş, kaşlar&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><strong>Halil Yurdakul&#8217;dan</strong></p></blockquote>
<p>Atatürk&#8217;ün boyu 1.74 cm. Kilosu 70-74 arasında değişmiştir. Yüz rengi yanmış pembe, alnı çok geniş, kaşlar çok gür ve kalkıktı. Elmacık kemikleri hafif çıkık, dudakları ince, saçları altın sarısı, gözleri mavi, göğsü kabarık, omuzlar geniş, elleri ince ve zarifti.</p>
<p>Çok canlı, çok hareketli, yerinde duramayan yapıda, çok ciddi bakışlı, kararlı ve müthiş itimat veren davranışlar içinde idi.</p>
<p>Çalışkanlığı, zekâsı, kibarlığı, mertliği ve dürüstlüğü, hiç kimseden çekinmeden her şeyi herkesin yüzüne karşı söylemesiyle ta ilkokul hayatından beri bilinmektedir.</p>
<p>Sigara ve kahveyi çok severdi. Günde 10-15 fincan kahve ve 40-50 sigara içtiği olurdu.</p>
<p>Kumardan hoşlanmaz, kumar düşkünü olanlara nasihatler ederdi. İçkiyi kesin olarak gündüz almaz, gündüz içenlere de müthiş kızardı. Kendileri de içki masasında çok kalmasına karşın, az içki içerlerdi. Ciddi askeri ve politik meseleler konuşulacağı günler, kesin olarak içkiyi almazlar ve o işe o kadar konsantre olurlardı ki, yemek ve uyku saatleri akıllarına bile gelmezdi.</p>
<p>Uyanınca derhal kalkarlar, kahve ve sigara içerken bütün gazetelere göz atarlar, sonra banyo olup tıraş olurlar, giyinip salona inerlerdi.</p>
<p>Çok temiz giyinirlerdi bazı sıcak günlerde iki-üç defa banyo alırlardı.</p>
<p>Sakarya Harbi&#8217;nin en kritik günlerinde bile ve bütün yokluklara karşın ne yapıp edip traşını olmuş, iki teneke su ısıttırıp çadırın içinde banyo yapmışlardır.</p>
<p>Hiç yemek meraklısı değillerdi. Sabahları hiç bir şey yemez, sadece kahve ve sigara içer, öğle üzeri bir-iki dilim ekmek, peynir, ayran ve limonata alırlardı.</p>
<p>En çok sevdiği kuru fasulye ve pilavdı. Bunu her akşam yemekte isterler, bazen yatarken bile yerlerdi. Bunun dışında peynirli omlet, etli bamya yemeklerini severler, meyvelerden de kavunu tercih ederlerdi.</p>
<p>Misafirlerini, bazen köşkün dış kapısına kadar uğurlar, herhangi bir nedenle onları kırmışlarsa, mutlaka özür dilerlerdi.</p>
<p>Bulunduğu yerlerde emniyet önemleri alınmasından hiç hoşlanmazlardı. Bazen etrafındaki emniyet önlemlerini kaldırtır ve &#8220;Bu asil millet bana ne kurşun atar, ne de attırır&#8221; derlerdi.</p>
<p>Fakat bizler onu korumak için her türlü önlemi alırdık. Bütün gittiği yerlerde polis teşkilatı ayrı, gizli emniyet ayrı ve muhafız alay komutanlığı ayrı önlem alırdı. Hatta birçok defalar birbirimize hüviyet (kimlik) sorduğumuz zamanlar olmuştur.</p>
<p>Ayrıca Atatürk&#8217;ün yakın arkadaşları Nuri Conker, Ali Kılıç, Salih Bozok devamlı olarak silah taşırlardı.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün uykusu fevkalade hafifti.</p>
<p>Çanakkale&#8217;de olsun, Sakarya&#8217;da olsun, bütün harplerde, yatağına ceketini çıkarıp elbisesi ile uzanırdı. Çadıra birimizin girmesi ile hemen  gözünü açar, &#8220;Bir şey mi var çocuk&#8221; diye sorardı. Bizlerin herhangi bir haberi, telgrafı vesairesi varsa, onu iletirken yatağından hemen doğrulup onu alırdı. Eğer önemli bir haberse, hemen ayağa kalkar, ceketini giyip hazırlanırlardı.</p>
<p>Reisicumhur olduktan sonra Çankaya ve diğer kaldığımız yerlerde ise kapıyı tıklatmamızla uyanırlar ve aynı suali sorarlardı. Eğer görüşülmesi gereken ciddi bir durum varsa, &#8220;Bir dakika bekle çocuk&#8221; derler ve pantolonlarını giyip üzerlerine ropdöşambırlarını alırlar; sonra bizleri kabul ederlerdi.</p>
<p>Yanlarında 13-14 sene çalışan kimseler bile Atatürk&#8217;ü bir defa olsun pijama ile görmemişlerdir.</p>
<p>Atatürk, poker oyununu çok sever ve çok güzel poker oynarlardı. Oyuna başlarken herhangi birimizden 10 lira isterler ve onunla oyuna girerlerdi. Ekseriya (genellikle) oyunu kazanırlar ve kazandığı paraları ya hemen orada veya ertesi günü sahiplerine ve etraftaki hizmetkârlara dağıtırlardı. Bizden aldığı 10 lira ise, ertesi günü başyaver Celal Bey&#8217;den alınırdı.</p>
<p>Atatürk, herhangi bir yerde kalacakları zaman odasının eşya tanzimini (düzenini) beğenmezlerse, onu bizzat değiştirirler sonra orada kalırlardı.</p>
<p>Pek çok defa, bir gece kalacağımız yerlerde bile, kalacağı odasındaki karyolayı, masa ve iskemleleri, hatta duvardaki resim ve tabloların yerlerini değiştirdiklerine şahit olmuşuzdur.</p>
<p>Bazı geceler saat 11-12 sularında yatacağımız yere gelmiş ve sabah erken ayrılacağımız halde, yine odanın tanzimini en güzel şekilde yaptırmış sonra yatmışlardır. Hakikaten büyük Atatürk&#8217;ün yaptırdığı oda tanzimi (düzenlemesi) pek güzel olur, duvardaki resimler tablolar ve her eşya yerli yerini bulurdu. Bunu hep aramızda konuşurduk.</p>
<p>Toplantılarda, yemeklerde, balolarda bizim kendilerine bir şey söyleyeceğimizi anladıkları zaman hemen başları ile işaret edip yanlarına çağırırlar ve &#8220;Bir şey mi var çocuk&#8221; delerdi. Bize verilen emirlerine göre, çok önemli haber ise biz, &#8220;Evet Paşam&#8221; der, fakat haberi söylemezdik. O zaman, hemen yerlerinden kalkarlar ve salonun kimsesiz bir yerine gelirler ve haberi alıp emirlerini verirlerdi.</p>
<p>Yok önemsiz bir haberse, orada yavaşça yanına yaklaşır, haberi iletirdik.</p>
<p>Hiçbir gün, büyük Atatürk&#8217;ün, &#8220;Bunun için beni sofradan kaldırmaya veya salondan çıkartmaya değer miydi be çocuk&#8221; dediği hatırlanmaz.</p>
<p>Atatürk, gezip dolaşırken yanındakilere birçok şeyler söyler ve emirler verirdi. Bazı olaylarda ise bize göz ucuyla bakarlardı. Biz o bakıştan bunun sonra hatırlatılması gerektiğin anlar ya, &#8220;Başüstüne Paşam&#8221; derdik veya başımızla selam vererek onu hatırlatacağımızın gerektiğini ifade ederdik.</p>
<p>Bu gibi emirlerin ve olayların yazılmasına müthiş kızardı. &#8220;İlkokul talebesi gibi, peşimde yazıp durmayın şunları. Zaten kaç şey hatırlayacaksınız?&#8221; derlerdi. Halbuki bazen 5-6 saat dolaşılır ve hatırlatılması gereken pek çok olayla karşılaşırdık.</p>
<p>Böyle olunca, bizler kendilerine göstermeden bunları not alır, birimiz onun yanında kalırken diğerimiz kaydeder, o gelince diğerimiz aynı işi yapardı.</p>
<p>Kendileri söyledikleri ve emrettiklerini kesin olarak hiç unutmazlardı. Onun için bizler, ne yapar eder bu olayları ve emirlerini kendilerine göstermeden not alırdık. Atatürk sonradan bunları tek tek sorarlar ve gereken emirleri bizlere yazdırırlardı.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p></blockquote>
<p>Ben, Atatürk&#8217;ün, en eski yaveri idim. Onunla birlikte Filistin&#8217;de, Çanakkale&#8217;de bulundum. Atatürk, gittiğimiz ve göğüs göğüse muharebelerin olduğu yerlerde bile, gelen ve giden yazılı hiçbir emri, telgrafı ve pusulayı atmamışlar ve bunları zarflatarak saklamışlardı.</p>
<p>Bu evraklar, her gittiğimiz yere, sandıklara, bavullara konularak atlara, katırlara yüklenerek taşınırdı. Atatürk&#8217;ün en kıymetli eşyaları bu evraklardı.</p>
<p>Kimsenin olmadığı ve neşeli oldukları zaman bizleri karşısına alırlar, çocukluk anılarından gençlik anılarına, hiçbir şeyi saklamadan anlatırlardı.</p>
<p>Hatta, bazen bizlere de sorar ve anlatılan anılarımızı gayet nazik bir şekilde dinlerlerdi. Böylece hep beraber yer, içer, eğlenirdik.</p>
<p>Fakat, iş ciddiye gelince şöyle bir kendini toplar ve sanki az önceki insan o değilmiş gibi, birden bir kumandan, bir amir havasına girer; bizler de onun emrinde insanlar olduğumuzu derhal anlardık.</p>
<p>Atatürk çok kibar bir insandı. Kendisiyle görüşmek isteyen herkesle vaktinin elverdiği ölçüde görüşmek isterlerdi.</p>
<p>Gelen ziyaretçilere bir şey ikram edileceği zaman bir defa zile basarlar ve bizi içeri emrederlerdi. Eğer gelenin ziyareti bitmiş ise zile iki defa basarlar ve bizlere herhangi bir randevularının olup olmadığını sorarlardı. O zaman ziyaretçi bu kırıcı olmayan uyarıyı anlar ve hemen izin alıp yanlarından ayrılırlardı.</p>
<p>Bir şey isteyecekleri zaman isteklerini, &#8220;Bir kahve yaptırır mısınız?, Bir bardak su getirtir misiniz?&#8221; şeklinde yapardı. Hiçbir gün yanında çalışan er veya garsonlara değişik şekilde bir istekle emredip arzusunu belirtmemişlerdir.</p>
<p>Çok sinirlendiği zamanlar bile küfretmezlerdi. En ağır küfürleri; mendebular, beyinsizler, kafasızlardı. Daha çok kızarlarsa, hayvan herifler diye çıkışırlardı.</p>
<h6><em>Muzaffer Kılıç: Atatürk&#8217;ün Filistin&#8217;den Çanakkale&#8217;den beri yaveridir. Atatürk&#8217;le birlikte Samsun&#8217;a çıkmış ve onun en sıkıntılı günlerinde yanında bulunmuştur. Atatürk Reisicumhur olduktan sonra da onun yaveri olmaya devam etmiş, sonra Giresun Milletvekili olup Meclis&#8217;te Ata&#8217;nın ölümüne kadar onunla birlikte çalışmıştır.</em></h6>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç ve Halil Nuri Yurdakul&#8217;dan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Şam Anıları</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-sam-anilari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 12:04:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Şam Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Ali Yaver Ataman]]></category>
		<category><![CDATA[genç kurmay]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu]]></category>
		<category><![CDATA[kolağası]]></category>
		<category><![CDATA[Müşir]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Safranbolu]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Tıbbiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4171</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: &#8220;&#8230;Atatürk, Şam&#8217;da gençliğinin de verdiği heyecanlı bir kurmaydır. Gece geç vakitlere kadar eğlenir; fakat zamanında&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>&#8220;&#8230;Atatürk, Şam&#8217;da gençliğinin de verdiği heyecanlı bir kurmaydır. Gece geç vakitlere kadar eğlenir; fakat zamanında vazifesinin başında bulunurdu. Kendisini çekemeyenlerden biri, onu Müşîre (mareşal) şikayet eder. Müşîr, yakından tanıdığı ve vazifesine bağlılığını bildiği Mustafa Kemâl hakkında yapılan bu ihbar üzerine, ihbârı yapan zatı da yanına alarak, tam iş saatinin başladığı sırada, çalışma odasına gelir. Ancak Mustafa Kemâl vazifesi başına gelmiş ve işine büyük bir dikkat ve itina ile başlamıştı bile. Üstelik, oldukça önemli bir askerî harekâtın plânlarını hazırlamakla meşguldü. Müşir, yanındaki muhbire dönerek:</p>
<p>-Keşke zat-ı âliniz de böyle çalışıp muvaffakiyet gösterseniz de değil geceleri, hatta bazı günler bile eğlenseniz, der.&#8221;</p>
<hr />
<p>Dr. Ali Yaver Ataman anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Tıbbiyeden yeni mezun olan Ataman, Şam&#8217;a tayin edilmiştir. Bir gün gazinoda arkadaşlarıyla içip dertleşirken, biraz da alkollü olmanın tesiriyle yüksek sesle padişahın aleyhinde atıp tutmaya başlarlar. Bu sırada, Kolağası (yüzbaşı ile binbaşı arası rütbe) rütbesinde genç bir kurmay, bulundukları masaya doğru gelir; kendilerini de hemen hemen aynı rütbede oldukları halde:</p>
<p>-Eyvah! Bir casus bu der, suspus olurlar. Genç kurmay yanlarına yaklaşır:</p>
<p>-Ne konuşuyordunuz arkadaşlar, neden sustunuz, der.</p>
<p>-Bir şey konuşmuyorduk, dertleşiyorduk, diye karşılık verirler.</p>
<p>-Yok yok bir şeyler konuşuyordunuz. Padişahımızın aleyhine konuşuyordunuz değil mi?</p>
<p>Genç doktorlar birbirlerine bakışırlar. Genç kurmay ise bir kahkaha atarak:</p>
<p>-Korkmayın korkmayın, der. Ben de fazlasıyla sizin gibi düşünüyorum.</p>
<p>Bunun üzerine genç kurmay kolağasını, masalarına davet ederler ki, işte bu kurmay Mustafa Kemâl&#8217;in ta kendisidir.</p>
<p>Aradan uzun yıllar geçmiş, Atatürk şapka inkılÂbının ilk uğrak yeri olan Kastamonu&#8217;ya gelmiştir. Karşılayanlar arasında Safranbolu fırka reisi Dr. Ali Yaver Ataman da vardır. Büyük önder nutkunu söyler, fırka binasında, istirahat sırasında gözü Ataman&#8217;a takılır:</p>
<p>-Sizi bir yerden tanır gibiyim beyefendi. Ve cevap beklemeden:</p>
<p>-Galiba Şam&#8217;da karşılaşmıştık.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
