<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sakarya &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/sakarya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 12:10:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Sakarya &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kuran Okuyana Saygı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/kuran-okuyana-saygi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jan 2020 21:05:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Fevzi Çakmak]]></category>
		<category><![CDATA[fevzi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran Okuyana Saygı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4645</guid>

					<description><![CDATA[Sakarya Harbi 22 gün 22 gece devam etmiş, tam deneyimle kan gövdeyi götürmüştü. Bu nedenle tarih kitapları Sakarya&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sakarya Harbi 22 gün 22 gece devam etmiş, tam deneyimle kan gövdeyi götürmüştü. Bu nedenle tarih kitapları Sakarya Harbi&#8217;ni en kanlı muharebelerden biri olarak yazmıştır.</p>
<p>Bu muharebe içinde, mermilerin üzerimizden geçtiği günlerden bir gün, Atatürk beni çadırlarına emrettiler. Çadıra koştum, Atatürk ayakta ve masada açılmış harita başında çok gergin ve sinirli idi. Çadıra girer girmez, bana hemen Fevzi Paşa&#8217;yı çağırmamı emrettiler. &#8220;Baş üzerine Paşam&#8221; diyerek çıktım, atıma atlıyarak Fevzi Paşa&#8217;nın çadırına nefes nefese geldim ve hemen içeri daldım. İçeri girince bir de baktım ki, Fevzi Paşa arkaları kapıya, yüzleri kıbleye dönük, diz çökmüş vaziyette kendilerinden geçmişler ve vecd içinde yüksek sesle Kuran-ı Kerim okuyorlardı. Kendilerinden o kadar geçmişlerdi ki, arkaları da kapıya dönük olduğundan benim içeri girdiğimi görmediler ve duymadılar bile.</p>
<p>Ben hiç ses çıkarmadan ağzımı elimle tutarak geri geri yavaşça çadırdan çıkıp, atıma atlayıp Ata&#8217;ya yıldırım gibi geri geldim. Geldim ama, attan inerken aklım başıma gelmişti. Ata&#8217;ya ne diyecektim. Emrine ne cevap verecektim. Fakat bunları düşünmeye bile zaman yoktu. Hemen Ata&#8217;nın çadırına daldım. Çadıra girdiğimde Ata hâlâ ayakta ve açık harp krokisi önünde idi. Girer girmez &#8220;Nerde Fevzi Paşa&#8221; diye gürledi. &#8220;Paşam&#8221; dedim &#8220;Fevzi Paşa&#8217;nın çadırına girdiğimde, Fevzi Paşa Kuran-ı Kerim okuyorlardı. Beni görmediler, ben de hiçbir şey söylemeden geldim. Emrederseniz tekrar gidip emrinizi bildireyim&#8221; dedim.</p>
<p>Atatürk şöyle bir durdu, &#8220;Bırak Paşa Kuran&#8217;ını okusun. Allah&#8217;ın izni ile biz düşmanı yeneceğiz. Rahatsız etmeyelim Paşamızı&#8221; buyurdular.</p>
<blockquote><p><strong>1921</strong><br />
<strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong><br />
<strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenilseydik Sorumlu Ben Olacaktım</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yenilseydik-sorumlu-ben-olacaktim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 22:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[binbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kolordu]]></category>
		<category><![CDATA[sadi ırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk bana ait olacaktı]]></category>
		<category><![CDATA[tümen]]></category>
		<category><![CDATA[yarbay]]></category>
		<category><![CDATA[yenilseydik]]></category>
		<category><![CDATA[Yenilseydik Sorumlu Ben Olacaktım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4559</guid>

					<description><![CDATA[Sadi Irmak anlatıyor: Atatürk&#8217;le sohbet ediyorduk. Bir aralık konu İstiklâl Savaşı&#8217;na geldi. Dikkat ettim, binbaşılar dahil her komutanın&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sadi Irmak anlatıyor:</p>
<p>Atatürk&#8217;le sohbet ediyorduk. Bir aralık konu İstiklâl Savaşı&#8217;na geldi. Dikkat ettim, binbaşılar dahil her komutanın hangi birliği komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı.</p>
<p>30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Atatürk&#8217;ü coşturdukça, coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlayış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Savaşı her saniyesiyle anlattıktan sonra şöyle bağladı:</p>
<p>&#8220;İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.&#8221;</p>
<p>Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:</p>
<p>&#8220;Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.&#8221;</p>
<p>Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine mal eden yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sakarya&#8217;nın Değerini Küçültmüş Oluyorsunuz</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sakaryanin-degerini-kucultmus-oluyorsunuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 14:02:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya'nın Değerini Küçültmüş Oluyorsunuz]]></category>
		<category><![CDATA[tablo]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4504</guid>

					<description><![CDATA[Sakarya Zaferi&#8217;nin üzerinden yıllar geçmiştir. Dönemin ünlü ve bir o kadar da yetenekli ressamlarından biri, Mustafa Kemal&#8217;e Sakarya&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sakarya Zaferi&#8217;nin üzerinden yıllar geçmiştir. Dönemin ünlü ve bir o kadar da yetenekli ressamlarından biri, Mustafa Kemal&#8217;e Sakarya Savaşı&#8217;nı gösteren bir tablo hediye eder. Savaşın tüm heybet ve azametiyle işlenmeye çalışıldığı bu tabloda Atatürk, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak tasvir edilmiştir. Ressam, bu kompozisyon karşısında tebrik beklerken, Mustafa Kemal&#8217;in:</p>
<p>&#8220;Bu tabloyu kimseye göstermeyin.&#8221; demesi üzerine şaşırıp kalır. Herkes ne söyleyeceğini bilemez halde birbirlerine bakarken Mustafa Kemal şu açıklamayı yapar:</p>
<p>&#8220;Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri bir kemikten ibaretti; bizim de onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle, Sakarya&#8217;nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hacer Nine</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/hacer-nine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 15:36:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Hacer Nine]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[mavi göz]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4477</guid>

					<description><![CDATA[Hacer Nine yine bunalmıştı. İçi içine sığmıyordu. Beş gözlü evinin içi yine birkaç gündür zindan kesilmişti. Düşündükçe yüreği&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hacer Nine yine bunalmıştı. İçi içine sığmıyordu. Beş gözlü evinin içi yine birkaç gündür zindan kesilmişti. Düşündükçe yüreği yerinden kopuyordu. Yetmiş yaşındaki bu kimsesizlik ona büsbütün koymuştu.</p>
<p>Kocasını Yemen&#8217;de kaybetmişti. Bir oğlu Balkanlarda, ikisi de çöllerde kalmıştı. Bir gelini ile üç torunu vardı. Gelini hastalıktan öldü, torunlarının biri de büyük muharebede şehit düştü. Birisi İkinci İnönü&#8217;den dönmedi. En son torunu da Sakarya&#8217;ya gönderdi. Bir gün haber aldı ki en son delikanlısı da Duatepe Muharebesi&#8217;nde öteki ağalarının yanına göçüp gitmişti. Çok ağladı. Fakat &#8220;Sakarya kazanıldı&#8221; haberi gelince ağlaması durdu, gülmeye başladı.</p>
<p>Ondan sonra vakit vakit böyle bunalırdı. Ve her bunalışında çarıklarını çeker, değneğini alır, Ankara&#8217;nın yolunu tutardı. Bu sefer de öyle yaptı. Saatlerce yürüdükten sonra ikindide Ankara&#8217;ya geldi, doğruca gitti, Büyük Millet Meclisi&#8217;nin kapısı önünde durup çömeldi. Aradan biraz vakit geçti, sordular:</p>
<p>&#8220;Nine ne istiyorsun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hiç, hiçbir şey.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ya neden burada duruyorsun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Onun gözlerini görmek için çıkmasını bekliyorum.&#8221;</p>
<p>&#8220;O dediğin kim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Gazi Paşa.&#8221;</p>
<p>Sonunda hikayesini anlattı ve dedi ki:</p>
<p>&#8220;İşte böyle, ara sıra çok bunaldıkça gelirim. O Millet Meclisi&#8217;nden çıkarken gözlerine bakarım. Mavi bebeklerinde bütün ölenlerimin gözlerini görür gibi olurum. Sonra içime bir ferahlık dolar, kalkar köyüme giderim.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Özellikleri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-ozellikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 10:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[asil millet]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün kişisel özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[banyo]]></category>
		<category><![CDATA[Bir şey mi var çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[boy]]></category>
		<category><![CDATA[çadır]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Bayar]]></category>
		<category><![CDATA[etli bamya]]></category>
		<category><![CDATA[evrak]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Nuri Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[içki]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[kuru fasulye]]></category>
		<category><![CDATA[muhafız alay komutanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Conker]]></category>
		<category><![CDATA[poker]]></category>
		<category><![CDATA[Polis]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[traş]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaver]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4295</guid>

					<description><![CDATA[Halil Yurdakul&#8217;dan Atatürk&#8217;ün boyu 1.74 cm. Kilosu 70-74 arasında değişmiştir. Yüz rengi yanmış pembe, alnı çok geniş, kaşlar&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><strong>Halil Yurdakul&#8217;dan</strong></p></blockquote>
<p>Atatürk&#8217;ün boyu 1.74 cm. Kilosu 70-74 arasında değişmiştir. Yüz rengi yanmış pembe, alnı çok geniş, kaşlar çok gür ve kalkıktı. Elmacık kemikleri hafif çıkık, dudakları ince, saçları altın sarısı, gözleri mavi, göğsü kabarık, omuzlar geniş, elleri ince ve zarifti.</p>
<p>Çok canlı, çok hareketli, yerinde duramayan yapıda, çok ciddi bakışlı, kararlı ve müthiş itimat veren davranışlar içinde idi.</p>
<p>Çalışkanlığı, zekâsı, kibarlığı, mertliği ve dürüstlüğü, hiç kimseden çekinmeden her şeyi herkesin yüzüne karşı söylemesiyle ta ilkokul hayatından beri bilinmektedir.</p>
<p>Sigara ve kahveyi çok severdi. Günde 10-15 fincan kahve ve 40-50 sigara içtiği olurdu.</p>
<p>Kumardan hoşlanmaz, kumar düşkünü olanlara nasihatler ederdi. İçkiyi kesin olarak gündüz almaz, gündüz içenlere de müthiş kızardı. Kendileri de içki masasında çok kalmasına karşın, az içki içerlerdi. Ciddi askeri ve politik meseleler konuşulacağı günler, kesin olarak içkiyi almazlar ve o işe o kadar konsantre olurlardı ki, yemek ve uyku saatleri akıllarına bile gelmezdi.</p>
<p>Uyanınca derhal kalkarlar, kahve ve sigara içerken bütün gazetelere göz atarlar, sonra banyo olup tıraş olurlar, giyinip salona inerlerdi.</p>
<p>Çok temiz giyinirlerdi bazı sıcak günlerde iki-üç defa banyo alırlardı.</p>
<p>Sakarya Harbi&#8217;nin en kritik günlerinde bile ve bütün yokluklara karşın ne yapıp edip traşını olmuş, iki teneke su ısıttırıp çadırın içinde banyo yapmışlardır.</p>
<p>Hiç yemek meraklısı değillerdi. Sabahları hiç bir şey yemez, sadece kahve ve sigara içer, öğle üzeri bir-iki dilim ekmek, peynir, ayran ve limonata alırlardı.</p>
<p>En çok sevdiği kuru fasulye ve pilavdı. Bunu her akşam yemekte isterler, bazen yatarken bile yerlerdi. Bunun dışında peynirli omlet, etli bamya yemeklerini severler, meyvelerden de kavunu tercih ederlerdi.</p>
<p>Misafirlerini, bazen köşkün dış kapısına kadar uğurlar, herhangi bir nedenle onları kırmışlarsa, mutlaka özür dilerlerdi.</p>
<p>Bulunduğu yerlerde emniyet önemleri alınmasından hiç hoşlanmazlardı. Bazen etrafındaki emniyet önlemlerini kaldırtır ve &#8220;Bu asil millet bana ne kurşun atar, ne de attırır&#8221; derlerdi.</p>
<p>Fakat bizler onu korumak için her türlü önlemi alırdık. Bütün gittiği yerlerde polis teşkilatı ayrı, gizli emniyet ayrı ve muhafız alay komutanlığı ayrı önlem alırdı. Hatta birçok defalar birbirimize hüviyet (kimlik) sorduğumuz zamanlar olmuştur.</p>
<p>Ayrıca Atatürk&#8217;ün yakın arkadaşları Nuri Conker, Ali Kılıç, Salih Bozok devamlı olarak silah taşırlardı.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün uykusu fevkalade hafifti.</p>
<p>Çanakkale&#8217;de olsun, Sakarya&#8217;da olsun, bütün harplerde, yatağına ceketini çıkarıp elbisesi ile uzanırdı. Çadıra birimizin girmesi ile hemen  gözünü açar, &#8220;Bir şey mi var çocuk&#8221; diye sorardı. Bizlerin herhangi bir haberi, telgrafı vesairesi varsa, onu iletirken yatağından hemen doğrulup onu alırdı. Eğer önemli bir haberse, hemen ayağa kalkar, ceketini giyip hazırlanırlardı.</p>
<p>Reisicumhur olduktan sonra Çankaya ve diğer kaldığımız yerlerde ise kapıyı tıklatmamızla uyanırlar ve aynı suali sorarlardı. Eğer görüşülmesi gereken ciddi bir durum varsa, &#8220;Bir dakika bekle çocuk&#8221; derler ve pantolonlarını giyip üzerlerine ropdöşambırlarını alırlar; sonra bizleri kabul ederlerdi.</p>
<p>Yanlarında 13-14 sene çalışan kimseler bile Atatürk&#8217;ü bir defa olsun pijama ile görmemişlerdir.</p>
<p>Atatürk, poker oyununu çok sever ve çok güzel poker oynarlardı. Oyuna başlarken herhangi birimizden 10 lira isterler ve onunla oyuna girerlerdi. Ekseriya (genellikle) oyunu kazanırlar ve kazandığı paraları ya hemen orada veya ertesi günü sahiplerine ve etraftaki hizmetkârlara dağıtırlardı. Bizden aldığı 10 lira ise, ertesi günü başyaver Celal Bey&#8217;den alınırdı.</p>
<p>Atatürk, herhangi bir yerde kalacakları zaman odasının eşya tanzimini (düzenini) beğenmezlerse, onu bizzat değiştirirler sonra orada kalırlardı.</p>
<p>Pek çok defa, bir gece kalacağımız yerlerde bile, kalacağı odasındaki karyolayı, masa ve iskemleleri, hatta duvardaki resim ve tabloların yerlerini değiştirdiklerine şahit olmuşuzdur.</p>
<p>Bazı geceler saat 11-12 sularında yatacağımız yere gelmiş ve sabah erken ayrılacağımız halde, yine odanın tanzimini en güzel şekilde yaptırmış sonra yatmışlardır. Hakikaten büyük Atatürk&#8217;ün yaptırdığı oda tanzimi (düzenlemesi) pek güzel olur, duvardaki resimler tablolar ve her eşya yerli yerini bulurdu. Bunu hep aramızda konuşurduk.</p>
<p>Toplantılarda, yemeklerde, balolarda bizim kendilerine bir şey söyleyeceğimizi anladıkları zaman hemen başları ile işaret edip yanlarına çağırırlar ve &#8220;Bir şey mi var çocuk&#8221; delerdi. Bize verilen emirlerine göre, çok önemli haber ise biz, &#8220;Evet Paşam&#8221; der, fakat haberi söylemezdik. O zaman, hemen yerlerinden kalkarlar ve salonun kimsesiz bir yerine gelirler ve haberi alıp emirlerini verirlerdi.</p>
<p>Yok önemsiz bir haberse, orada yavaşça yanına yaklaşır, haberi iletirdik.</p>
<p>Hiçbir gün, büyük Atatürk&#8217;ün, &#8220;Bunun için beni sofradan kaldırmaya veya salondan çıkartmaya değer miydi be çocuk&#8221; dediği hatırlanmaz.</p>
<p>Atatürk, gezip dolaşırken yanındakilere birçok şeyler söyler ve emirler verirdi. Bazı olaylarda ise bize göz ucuyla bakarlardı. Biz o bakıştan bunun sonra hatırlatılması gerektiğin anlar ya, &#8220;Başüstüne Paşam&#8221; derdik veya başımızla selam vererek onu hatırlatacağımızın gerektiğini ifade ederdik.</p>
<p>Bu gibi emirlerin ve olayların yazılmasına müthiş kızardı. &#8220;İlkokul talebesi gibi, peşimde yazıp durmayın şunları. Zaten kaç şey hatırlayacaksınız?&#8221; derlerdi. Halbuki bazen 5-6 saat dolaşılır ve hatırlatılması gereken pek çok olayla karşılaşırdık.</p>
<p>Böyle olunca, bizler kendilerine göstermeden bunları not alır, birimiz onun yanında kalırken diğerimiz kaydeder, o gelince diğerimiz aynı işi yapardı.</p>
<p>Kendileri söyledikleri ve emrettiklerini kesin olarak hiç unutmazlardı. Onun için bizler, ne yapar eder bu olayları ve emirlerini kendilerine göstermeden not alırdık. Atatürk sonradan bunları tek tek sorarlar ve gereken emirleri bizlere yazdırırlardı.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p></blockquote>
<p>Ben, Atatürk&#8217;ün, en eski yaveri idim. Onunla birlikte Filistin&#8217;de, Çanakkale&#8217;de bulundum. Atatürk, gittiğimiz ve göğüs göğüse muharebelerin olduğu yerlerde bile, gelen ve giden yazılı hiçbir emri, telgrafı ve pusulayı atmamışlar ve bunları zarflatarak saklamışlardı.</p>
<p>Bu evraklar, her gittiğimiz yere, sandıklara, bavullara konularak atlara, katırlara yüklenerek taşınırdı. Atatürk&#8217;ün en kıymetli eşyaları bu evraklardı.</p>
<p>Kimsenin olmadığı ve neşeli oldukları zaman bizleri karşısına alırlar, çocukluk anılarından gençlik anılarına, hiçbir şeyi saklamadan anlatırlardı.</p>
<p>Hatta, bazen bizlere de sorar ve anlatılan anılarımızı gayet nazik bir şekilde dinlerlerdi. Böylece hep beraber yer, içer, eğlenirdik.</p>
<p>Fakat, iş ciddiye gelince şöyle bir kendini toplar ve sanki az önceki insan o değilmiş gibi, birden bir kumandan, bir amir havasına girer; bizler de onun emrinde insanlar olduğumuzu derhal anlardık.</p>
<p>Atatürk çok kibar bir insandı. Kendisiyle görüşmek isteyen herkesle vaktinin elverdiği ölçüde görüşmek isterlerdi.</p>
<p>Gelen ziyaretçilere bir şey ikram edileceği zaman bir defa zile basarlar ve bizi içeri emrederlerdi. Eğer gelenin ziyareti bitmiş ise zile iki defa basarlar ve bizlere herhangi bir randevularının olup olmadığını sorarlardı. O zaman ziyaretçi bu kırıcı olmayan uyarıyı anlar ve hemen izin alıp yanlarından ayrılırlardı.</p>
<p>Bir şey isteyecekleri zaman isteklerini, &#8220;Bir kahve yaptırır mısınız?, Bir bardak su getirtir misiniz?&#8221; şeklinde yapardı. Hiçbir gün yanında çalışan er veya garsonlara değişik şekilde bir istekle emredip arzusunu belirtmemişlerdir.</p>
<p>Çok sinirlendiği zamanlar bile küfretmezlerdi. En ağır küfürleri; mendebular, beyinsizler, kafasızlardı. Daha çok kızarlarsa, hayvan herifler diye çıkışırlardı.</p>
<h6><em>Muzaffer Kılıç: Atatürk&#8217;ün Filistin&#8217;den Çanakkale&#8217;den beri yaveridir. Atatürk&#8217;le birlikte Samsun&#8217;a çıkmış ve onun en sıkıntılı günlerinde yanında bulunmuştur. Atatürk Reisicumhur olduktan sonra da onun yaveri olmaya devam etmiş, sonra Giresun Milletvekili olup Meclis&#8217;te Ata&#8217;nın ölümüne kadar onunla birlikte çalışmıştır.</em></h6>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç ve Halil Nuri Yurdakul&#8217;dan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunan Başkumandanı Trikopis&#8217;in Esir Edilişi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yunan-baskumandani-trikopisin-esir-edilisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2019 16:33:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Adalar]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atina]]></category>
		<category><![CDATA[Avgin Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan Gunaris]]></category>
		<category><![CDATA[Başkumandan Papulâs]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir-Kütahya]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[General Hagi Anesti]]></category>
		<category><![CDATA[General Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Hıfzı Topuz]]></category>
		<category><![CDATA[inönü savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Paul]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Andre]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Georges]]></category>
		<category><![CDATA[Ruzvelt Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Talas]]></category>
		<category><![CDATA[Teotakis]]></category>
		<category><![CDATA[Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Başkumandanı Trikopis'in Esir Edilişi]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Kralı Konstantin]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4104</guid>

					<description><![CDATA[Hıfzı Topuz anlatıyor: &#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıfzı Topuz anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki emekli General Trikopis&#8217;i ziyaret etmiş ve kendisiyle uzun boylu görüşmüştüm.</p>
<p>Trikopis&#8217;i evinde ziyarete gittiğim zaman kendisini derin bir rüyadan uyandırmış gibi oldum. Beni büyük bir nezaketle odasına kabul ettikten sonra:</p>
<p>&#8220;İstanbul&#8217;dan mı geliyorsunuz?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Evet.&#8221; diye cevap verdim, daldı. Bir müddet derin derin düşündükten sonra:</p>
<p>&#8220;54 sene evvel İstanbul&#8217;dan geçmiştim.&#8221; diye devam etti. &#8220;Güzel şehirdir İstanbul, ben de o zamanlar 30 yaşındaydım. Hey gidi günler, hey&#8230;&#8221;</p>
<p>Odada generalin gençliğine ait bir yığın resim görüyordum. İşte şu grubun ortasında bulunan burma bıyıklı genç teğmen, Trikopis&#8217;ti. Bu resim galiba Paris&#8217;te çekilmiş, sene 1903. Şu masanın üstünde duran resim de generalin I. Cihan Savaşı&#8217;nda Yugoslavya&#8217;da çekilmiş bir resmi. Masanın tam arkasında büyük bir resim daha görüyorum. Bu da 1921&#8217;de Eskişehir&#8217;de çekilmiş. Yunan Kralı Konstantin, Anadolu harekâtında başarı kazanan kumandanlara şecaat nişanı takıyor. Trikopis o zaman kolordu kumandanı. Konstantin&#8217;in yanında Başkumandan Papulâs, şimdiki Kral Paul, Prens Georges, Prens Andre, İstiklâl Savaşı&#8217;nı takiben Yunanlıların kurşuna dizdikleri Başbakan Gunaris ve bakanlardan Teotakis bulunuyor. Hey gidi günler..</p>
<p>&#8220;Generalim!&#8221; diyorum. &#8220;Nasıl oldu şu Anadolu harekâtı? Tâ Ankara kapılarına kadar ilerledikten sonra nasıl oldu da davayı kaybettiniz?&#8221;</p>
<p>Trikopis tekrar derin derin düşünüyor. Sonra:</p>
<p>&#8220;Bizim Anadolu&#8217;da işimiz ne idi?&#8221; diyor. &#8220;Bizim menfaatimiz Balkanlar&#8217;da, Makedonya&#8217;da, Adalarda olabilir amma Anadolu&#8217;dan bize ne? Ne diye bizi oralara gönderdiler? Aradan bunca yıl geçti. Şimdi insan maziyi çok daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor. Şimdi artık itiraf etmekten çekinmiyorum. Bizim Anadolu savaşında hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere âlet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehir verdik sonunda ne oldu? İşte bugün kardeşiz. Hataydı Anadolu harekâtı! Hem de muazzam bir hata&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis yine bir müddet susuyor. Emekli generalin duyduğu pişmanlığı anlamaya çalışıyorum. Zavallı Yunan şehitleri, zavallı İstiklâl Harbi kahramanları! Boş yere yanan, yıkılan köylerimiz! Ve tarihin karanlık bulutları gerisinden eski &#8220;büyük düşmanımız&#8221;ın duyduğu pişmanlık. Ne muazzam tezat! Trikopis, bugün seninle kardeş olabilmemiz için Anadolu topraklarının kanla sulanması lâzımmış.</p>
<p>Emekli general tekrar anlatmaya devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Ben Anadolu^da sizinle dört defa çarpıştım. Birincisine biz &#8220;Avgin Muharebesi&#8221; diyoruz. Siz &#8220;İnönü Savaşı&#8221;. 1921 yılı Mart ayının son günleriydi. Ben o zaman üçüncü tümen kumandanıydım. İnönü&#8217;de bizim üç tümenimiz bulunuyordu; 7.tümen merkezde, 3. tümen solda ve 10. tümen de sağda olmak üzere muharebe vaziyeti almıştık. Hepimiz kahramanca çarpıştık. Fakat Türkler bizden çok üstün oldukları için netice bizim lehimize tecelli edemedi. Geri çekildik ve burada ilk olarak İnönü&#8217;nün askerlik kabiliyetini anlamış olduk.</p>
<p>İnönü ile ikinci karşılaşmam Eskişehir-Kütahya hattında oldu. 1921 Haziranının sonlarına doğruydu. Ben Bursa&#8217;da bulunuyordum. Birliklerimiz Eskişehir ve Kütahya üzerinden taaruza geçmişlerdi. Türkler oyalama muharebesiyle yardım bekliyorlardı. Ben derhal cepheye hareket ederek bu yardıma mani oldum. Bu muharebe bizim galibiyetimizle neticelendi.</p>
<p>Türk ordusu ile üçüncü defa Sakarya&#8217;da karşılaştık. 1921 Ağustos&#8217;unun sonlarında cereyan eden bu savaşlarda biz geri çekildik. Ben ikinci kolorduya kumanda ediyordum. Afyon cephesini tutarak Yunan ordusunun çöküşüne mâni oldum. Eğer ben bu cepheyi tutmasaydım Sakarya&#8217;dan sonra çok kötü bir mağlûbiyete gidebilirdik. Bundan sonra uzun bir duraklama devresi oldu. Bu esnada birinci kolordu kumandanlığı da uhdeme (sorumluluğuma) tevdi (bırakma) edildi. Aralık 1921&#8217;de Cenup (Güney) Grup Kumandanlığına getirildim. Türklerin büyük bir hazırlık içinde bulunduklarını fark ediyorduk. Anadolu&#8217;da üç kolordumuz vardı. Başkumandan General Papulâs&#8217;ın uğradığı başarısızlıktan sonra yerine General Hagi Anesti tayin edilmişti. Muhtemel taaruzları önlemek için cepheyi yıkılmayacak bir şekilde tahkim (sağlamlaştırma) etmiştik. Ve bu cephenin çökmesine ihtimal vermiyorduk.</p>
<p>Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı Türklerin beklenmedik taaruzu ile karşılaştık. Bu taaruz bizim için muazzam bir darbe oldu. Hagi Anesti bütün kolordulara bizzat kumanda etmek istiyordu. En büyük korkumuz İzmir&#8217;le irtibatımızın kesilmesiydi. Bizim için en tehlikeli vaziyet bu idi. Ben İzmir&#8217;e telgraf çekerek takviye istemiş ve aksi halde mağlûp olacağımızı bildirmiştim. İstediğim bu takviyeyi gönderemediler. Hâlbuki karşımızda Mustafa Kemal vardı. Neye uğradığımızı anlayamadık. Cephe çökmüş ve ordu mağlûp olmuştu&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis&#8217;in &#8220;Başkumandanlık Muharebesi&#8221;ne ait hatıralarını anlatırken büyük bir heyecan içinde olduğu görülüyordu. İhtiyar kumandan otuz yılın gerisinde kalan hatıralarını toplamaya çalışarak sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Türk ordusunun bu beklenmedik kuvveti karşısında birliklerimiz perişan olmuştu. Yan birliklerle de irtibatı kaybetmiştik. Cephanemiz tükenmek üzereydi. Neşrettiğim bir günlük emirle sonuna kadar muharebeye devam edilmesini askere tebliğ etmiştim. Vaziyetimiz gittikçe müşkülleşiyordu (zorlaşıyordu). Asker yorgundu. Kimsede muharebeye devam arzusu kalmamıştı. I. Dünya Savaşı&#8217;ndan beri durmadan çarpışan Yunan ordusunun maneviyatı hayli sarsılmıştı. Halk artık savaştan bıkmıştı. Askeri zorla, inanmadığı bir gaye uğrunda muharebeye sürüklemekteki güçlük, harbin en çetin meselelerinden birini teşkil eder. Ordunun adım adım hezimete yaklaştığını hissediyorduk. Her tarafımız Türklerle çevrilmişti. Esir olacağımızı anlıyorduk. Bizde kılıcı düşmana teslim etmek küçüklük sayılır. Vaziyetin kötüye gittiğini gören yaverin bir ara yanıma gelerek:</p>
<p>&#8220;Generalim, kılıçlarımızı imha edelim&#8221; diye teklifte bulundu. Kılıcımı kendisine verdim. Aldı ve parçaladı. Firar fayda etmedi, ordu perişan olmuştu.</p>
<p>Bu esnada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek kaçmaya ve çemberi yarmaya teşebbüs ettim. Fayda etmedi. Türklerin içine düştüm. Esir oldum. Beni yakalayanlar hüviyetimi (kimlik) almakta güçlük çekmediler. Üzerimde bir revolver vardı. Derhal bunu anladılar. Bizde süvarilerin kılıcı atların eğerine bağlıdır. Benim bindiğim atta da böyle bir kılıç bulunuyordu. Askerler bunu da benim kılıcım zannıyla müsadere ettiler (el koydular). Bu esnada ordu perişan olmuştu. Sağ kalan birlikler dağınık bir halde İzmir&#8217;e kaçmaya çalışıyorlardı. Bu bizim için büyük bir mağlûbiyet olmuştu.</p>
<p>Beni ilk evvelâ Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü&#8217;ye götürdüler. Kendisi ile fazla bir şey konuşmadık. İnönü, beni yanına alarak Mustafa Kemal&#8217;in huzuruna çıkardı. Yunan Orduları Başkumandanlığına tâyin edildiğimi de bu sırada öğrendim. Atatürk beni mert bir askere yaraşır bir şekilde kabul etti. Teessür (üzüntü) ve heyecan içindeydim. İnönü beni kendisine takdim etti. Gazi&#8217;nin bu esnadaki sözlerini hiç unutmayacağım:</p>
<p>&#8220;Üzülmeyin General, dedi. Siz vazifenizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlûp olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Size karşı büyük bir hürmet hissi besliyoruz. Burada kendinizi esir addetmemenizi rica ediyorum. Misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.&#8221;</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bu ince ve nazik muamelesi karşısında ben de bu büyük kumandana karşı içimde bir hayranlık duymaya başlamıştım. Bundan sonra bizi Kayseri&#8217;nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevkettiler. Yüksek rütbeli subaylardan başka yanımda dört general daha vardı. Artık bizim için savaş bitmişti. Neticeyi beklemeye başladık. Bundan sonraki vaziyeti biliyorsunuz. Ordumuzun bakiyeleri (geri kalanları) birkaç gün içinde Anadolu&#8217;yu terkettiler. Fakat barış muahedesinin (anlaşma) imzalanması kolay olmadı.</p>
<p><strong>Kayseri Kampında Bir Sene</strong></p>
<p>Bir seneye yakın bir müddet Kayseri kampında yaşadık. Daimî bir nezaret altında bulunuyorduk. Bir gün kamp kumandanına:</p>
<p>&#8220;Beni bıraksanız bile bir yere kaçamam.&#8221; dedim. &#8220;Bundan sonra nereye gidebilirim? Haydi kamptan kaçtım diyelim; Yunanistan nerede, Kayseri nerede?&#8221;</p>
<p>Nihayet Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin karşılıklı mübadeleleri konusundaki anlaşma imzalandı. Biz de memleketimize döndük. İşte Anadolu seferimizin hazin hikâyesi. Fakat bu hikâye henüz bitmemişti. Yunanistan halkı kendisini bu maceraya sürükleyen insanlardan hesap soracaktı. Memleket karışıklık içindeydi. Anadolu harbine sebep olanlar kurşuna dizildiler. Orduda tasfiye yapıldı. Fakat benim bu işlerde hiç bir suçum olmadığı için bütün bu işlerden yüzümün akı ile çıktım. Ordudaki vazifeme devam ediyordum. Fakat yaşım da ilerlemişti. Nihayet 1928&#8217;de emekliye ayrılmamı isteyerek ordudan istifa ettim. Ve işte o zamandan beri köşemden dünyayı seyrediyorum. Şimdiye kadar birçok partilerin mebusluk teklifleri ile karşılaştım. Fakat hiçbirini kabul etmediğim gibi bundan sonra da politika ile uğraşmak niyetinde değilim. Yegâne arzum yeni bir harp görmeden barış içinde hayata gözlerimi kapamaktır.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Taaruz Kararı Nasıl Verildi?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/taaruz-karari-nasil-verildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Oct 2019 09:46:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[akşehir]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[çay ziyafeti]]></category>
		<category><![CDATA[cephe]]></category>
		<category><![CDATA[Fevzi Çakmak]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya meydan savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[şuhut]]></category>
		<category><![CDATA[taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Taaruz Kararı Nasıl Verildi?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4077</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok Anlatıyor: Taaruz kararı, en müsait zamanda, Sakarya muzafferiyetini (zaferini) takiben verilmişti. Taaruzun icrasından birkaç hafta evvel&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok Anlatıyor:</p>
<p>Taaruz kararı, en müsait zamanda, Sakarya muzafferiyetini (zaferini) takiben verilmişti. Taaruzun icrasından birkaç hafta evvel cepheye gidildi. Gazi Paşa hazretleri vaziyeti yerinde inceledikten sonra yakında bir taaruza geçilecekmiş gibi hazırlık yapılmasını emrettiler. Birkaç gün cephede kaldıktan sonra tekrar döndük. Maksat, taaruz söylentilerini bertaraf etmek ve etrafa, ancak bir teftiş seyahati icra edildiği, hissini vermekti. Nihayet bir gece (23 Ağustos) Gazi Paşa Ankara&#8217;yı sessizce terk etti. İkametgâhımız Çankaya olduğu için şehre uğramaksızın Konya yolu takip edilebilirdi. Müfarekatımızdan (ayrılığımızdan) evvel paşanın ikametgâhında kalanlara suret-i mahsusada (özel bir şekilde) emir verildi.</p>
<p>&#8220;Hareketimiz ifşa edilmeyecekti.&#8221; Ve bir iki gün zarfında köşke gelenler olursa, Gazi Paşa&#8217;nın rahatsızlığı ileri sürülerek kimse ile görüşmesi mümkün olmadığı anlatılacaktı. Bu suretle birkaç gün kazanmak istiyorduk.</p>
<p>Ertesi gün, öğle üzeri otomobillerle Konya&#8217;ya vasıl olduk (ulaştık). Paşa&#8217;nın Ankara&#8217;dan hareket ettiğinden haberdar olmadıkları için, ansızın gelişimiz Konyalıları hayrete düşürdü. İki gün Konya&#8217;da kaldıktan sonra, Garp (Batı) Cephesi Karargâhı&#8217;nın bulunduğu Akşehir&#8217;e gittik.</p>
<p><strong>Akşehir&#8217;de Kumandanların İçtiması</strong></p>
<p>Akşehir&#8217;de bir kumandanlar içtiması yapıldı. Taaruzun nasıl gerçekleştirileceği bu önemli içtimada kararlaştırıldıktan sonra gereken araç gereçler alınarak Garp Cephesi Karargâhı Akşehir-Şuhut&#8217;tan nahiye (bölge) merkezine nakledildi. Burada karargâh düşman uçaklarının izlenmesine açık bir vaziyette olduğu için Kocatepe ile Şuhut arasındaki vadiye çadırlar kuruldu. Fevzi ve İsmet Paşaların karargâhları da sık ağaçlarla kaplı ve her iki tarafı da yalçın tepelerle çevrilmiş vadinin içinde idi.</p>
<p>Bu sırada Anadolu Ajansı Çankaya&#8217;da yabancı sefirler ve devlet ricali (devlet görevlileri) şerefine düzenlenen bir çay ziyafetinden bahsetmekteydi. Bu haber esasında maksatlı olarak Gazi Paşa&#8217;nın Ankara&#8217;da bulunduğu hissini vermek için ifşa edilmişti. Nitekim İstanbul gazetelerine de telgraflarla verildi. Ve kimse de zerre kadar şüphe etmedi.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımsızlık Savaşındaki Zaferler Hakkında</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/bagimsizlik-savasindaki-zaferler-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 15:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[Afyonkarahisar-Dumlupınar]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten 20 Anı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[evliya]]></category>
		<category><![CDATA[inönü savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Agakay]]></category>
		<category><![CDATA[misak-ı milli]]></category>
		<category><![CDATA[mukden]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya meydan muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[subay]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Türk devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk eri]]></category>
		<category><![CDATA[türk ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal And]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2400</guid>

					<description><![CDATA[Baylar, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya&#8217;da kazanmış olduğu meydan savaşı çok büyük bir meydan savaşıdır. Savaş tarihinde&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baylar, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya&#8217;da kazanmış olduğu meydan savaşı çok büyük bir meydan savaşıdır. Savaş tarihinde benzeri belki olmayan bir meydan savaşıdır. Bilirsiniz ki, büyük meydan savaşlarından biri olan Mukden meydan savaşı bile yirmi gün sürmemiştir. Onun için ordumuzun savaş tarihine bir örnek armağan eden bu zaferi kazanmış olmasından ötürü yüce kurulunuzu kutlarım.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Arkadaşlar, bu Anadolu zaferi tarihte bir ulus tarafından bütünüyle benimsenen bir düşmanın ne denli güçlü ve canlandırıcı olacağının en güzel bir örneği olarak kalacaktır. Önümüze dikilen bütün engelleri birer birer yıkıp aştıktan sonra bugün artık Ulusal And&#8217;ın (Misak-ı Milli&#8217;nin) çizdiği sınırlar içinde mutlu, refah içinde ve özgür yaşamak için her ne gerekse hepsini sağlayacağız. Her köşesini kurtarmak için seve seve canlar verildiği ve çocuklarımızın kanıyla sulanmış yurdumuzun ufkunda artık barışın tatlı güneşi doğmakta gecikmeyecektir.</p>
<blockquote><p><strong>Nisan 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bu ulusun gençlerinin özverileri, kahramanlıkları için bir değer ölçüsü bulunamaz. Erlerimiz hakkında yeni bir şey daha söylemek isterim: Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülkü ile savaşmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Baylar, ulusumuz tek bir insan gibi gösterdiği sarsılmaz birlik ve çabayla bu başarıyı kazanmıştır. Ulusumuzun barış içinde de, barıştan sonraki işlerde de aynı destek, çaba ve birliği göstererek bu zaferi tamamlayacaktır. Bu zafer bize bir olanak sağlıyor; biz bu olanağı ülkemizin, ulusumuzun aydın, mutlu ve refah içinde geleceği için kullanacağız.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ulus; ulusun sanat ruhu, sanatı, müziği, edebiyatı ve bütün güzel sanatları bu kutsal savaşın tanrısal ezgilerinin sonsuz bir yurt aşkının kendinden geçirici, coşkunluğuyla her zaman şakımalıdır.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Baylar, Afyonkarahisar-Dumlupınar meydan savaşı ve onun son evresi olan 30 Ağustos çarpışması Türk ulusunun en önemli bir dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur. Türk ulusunun burada kazandığı zafer  kesin sonuçlu, bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin olarak etkili olmuş bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Kuşku yok ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyetinin temeli burada atıldı. Sonsuza dek varlığı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları devletimizin, Cumhuriyetimizi sonsuza dek koruyacaklardır.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bir İnönü meydan savaşı devrim tarihimizin çok önemli, çok verimli bir sayfasıdır. Bizden sonra gelecek olanlar bu sayfayı irdeleyip inceledikçe Türk devrimini yapan bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu bağrından çıkaran Türk topluluğunu elbette saygıyla anacak ve değerini kabul edecektir.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu savaşlar, Türk ordusunun, Türk subay ve komutanlarının yüksek güçlerini ve kahramanlıklarını tarihte bir kez daha saptayan yüce bir eserdir.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>&#8220;Yurt toprağını kanını akıtarak ve yaşamını vererek karış karış savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptıramam&#8221; Bazı kimseler benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yolsuz bir davranış gözüyle bakmış olabilirler. Ama hele yurdun savunmasında evliyaların, yatırların güvenilecek güçlerinin etkin olamayacağını hatırlatmayı artık zorunlu buluyorum.</p>
<blockquote><p><strong>Atatürk&#8217;ten 20 Anı, Mehmet Ali Agakay </strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Tarihi Hakkında</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/osmanli-tarihi-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 12:24:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[adana]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Düyun-u Umumiye]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[galiçya]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kafkas dağları]]></category>
		<category><![CDATA[kapitülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı halkı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[sina çökkeri]]></category>
		<category><![CDATA[trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2358</guid>

					<description><![CDATA[Biz, bugüne kadar gerçek, bilimsel ve olumlu anlamıyla ulusal bir dönem yaşayamadık; bundan ötürü de, ulusal bir tarihimiz&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biz, bugüne kadar gerçek, bilimsel ve olumlu anlamıyla ulusal bir dönem yaşayamadık; bundan ötürü de, ulusal bir tarihimiz olmadı. Bunun daha iyi açıklanabilmesi için Osmanlı tarihini hatırlayalım: Osmanlı tarihinde görülen bütün çabalar, bütün çalışmalar, ulusun gerçek istek, dilek ve ihtiyaçları bakımından değil, belki şunun bunun özel isteklerini, aşırı isteklerini karşılamak için yapılmıştır. Nitekim Fatih İstanbul&#8217;u aldıktan, ve Selçuk Sultanlığı ile Doğu Roma İmparatorluğunun topraklarını ele geçirdikten sonra, Batı Roma İmparatorluğunu da elde ederek koskoca bir saltanat kurmak istedi. Böyle bir isteği gerçekleştirmek için de, bütün ulusu, bütün o büyük gücü, arkasından o ereğe doğru sürükledi. Yavuz Sultan Selim, Fatih&#8217;in açtığı batı cephesini koruyup sağlamlaştırmakla birlikte, Asya&#8217;yı yönetimi altında birleştirerek büyük bir İslam İmparatorluğu kurmaya girişti. Bütün ulusu, bütün o büyük gücü, bunun ardında dolaştırdı. Kanuni Sultan Süleyman ise, bu iki cepheyi olanca büyüklüğü ile genişletmek, bütün Akdeniz&#8217;i bir Osmanlı havuzu haline getirmek, Hindistan&#8217;ı bile elinin altında bulundurmak gibi çok ulu bir siyaset izledi. Bu siyaseti uygulamak için de o büyük gücü kullandı. Arkadaşlar, bütün bu davranışlar gözden geçirilirse görülür ki, bu büyük, güçlü padişahlar, izledikleri dış siyasette kendi arzu ve sonu gelmeyen isteklerine uyarak davranmışlardır. İç örgütlerini, iç işleriyle ilgili siyasetlerini bu aşırı isteklerden doğma dış siyasetlerine göre düzenlemek zorunda kalmışlardır. Oysa içe dönük siyasete dayandırılması zorunludur; yani dış siyasetin iç örgütün kaldıramayacağı geniş boyutlarda olmaması gerekir. Yoksa, hayal ürünü dış siyasetler arasında koşanlar, dayanak noktalarını kendiliklerinden yitirirler. Gerçekten Osmanlı padişahları asıl olan noktayı unuttular. Duygularını ve isteklerini dış siyasetlerine uydurmak zorunda kalınca, ele geçirdikleri ülkelerdeki ulusları, dilleri, dinleri, gelenekleri, her şeyleri birbirinden ayrı olan ulusları, olduğu gibi korumaya kalkıştılar; ve onlara bütün özelliklerini koruyabilmeleri için ayrıcalıklar bağışladılar. Buna karşılık asıl Türk ulusu uzun seferlere çıkmakla, savaş meydanlarında ölmekle, alınan ülkelerin halkını beslemekle, onlara bekçilik etmekle kendini tüketiyordu. Bu yüzden temel öge olan ulusun kendi evinde, kendi yurdunda, kendi yaşamı için gereken şeyleri sağlamak için çalışması engellenmiş oluyordu. Bu padişahlar, böyle ülke ülke dolaştırmakla ulusu kendi yurdunu düşünmekten alıkoymakla da kalmıyorlardı; gerek ele geçirdikleri yerlerin halkını, gerek yabancıları memnun edebilmek için doğrudan doğruya Türk ulusunun haklarından, yaşam kaynaklarından, ekonomik olanaklarından birçok şeyi onlara bağış olarak, armağan olarak veriyorlardı. Örneğin: Fatih zamanında Cenevizlilere ve patriğe tanınan ayrıcalıklarla açılan yol, kendisinden sonra hep genişlemiş ve sağlamlaştırılmıştır. Bu ayrıcalıklar hükümetin en güçlü ve en görkemli zamanında bağışlanıyordu: sadece sadece bir hükümdara yakışan bir bağış olarak. Hepiniz hatırlarsınız: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Venediklilerle bir ticaret anlaşması yapılmıştı. Ama padişah Venediklilerle ticaret anlaşması yapmayı kendi şeref ve onuruna uygun görmedi. Çünkü onun anlayışına göre anlaşma ancak birbirine eşit uluslar arasında yapılabilirdi. Oysa Venedik o günlerde, Osmanlı Devleti ile eşit olmak şöyle dursun, onun doğrudan doğruya koruyuculuğuna sığınmıştı. Bu yüzden böyle ulu bir sultan böyle bir hükümetle anlaşma yapamazdı. Ona ancak bazı &#8220;izinler&#8221;, olanaklar bağışlayabilirdi; ve bunu yaptı. İşte bu &#8220;izinler&#8221; kelimesi sonunda, &#8220;kapitülasyonlar&#8221; olarak çevrildi. Oysa, biliyorsunuz, kapitülasyon kelimesi, bir kale içine kuşatılıp da, savunma olanaklarını kullanıp yitirdikten sonra teslim olmak zorunda olanlar için kullanılan bir kelimedir. İşte böyle bir kelimeyi , Padişahların &#8220;iznini&#8221; , &#8220;kapitülasyon&#8221; diye çevirerek kullandılar. Bu küçük ayrıntıyı iki noktadan tekrar ele alacağım: Ulus, rahat yaşama nedenleriyle uğraşmaktan alıkonuyor; ülke ülke dolaştırılıyor ve bu yeni ülkeler hakkı birçok ayrıcalığa ve ayrıklığa sahip olarak çalışıyor. Yani fatihler Türk ulusunu peşlerine takarak kılıçla ülke alırken, kılıç sallayıp dururken, ele geçirilen ülkelerin halkı kazandıkları ayrıcalıklardan yararlanarak sabana yapışıyorlar, toprağı işliyorlardı. Arkadaşlar, kılıçla toprak elde edenler, sabanla toprak işleyenlere yenilmek ve sonunda yerlerini onlara bırakmak zorunda kalırlar. Nitekim, Osmanlıların saltanatı da böyle bir duruma düşmüştür. Bulgarlar, Sırplar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, güçlenmişlerdir; bizim ulusumuz ise, fatihlerin arkasında serseri serseri dolaşmış ve kendi anayurdunda çalışmamış olduğu için bir gün onlara yenik düşmüştür. Bu tarihin her döneminde, ve dünyanın her yerinde, belirttiğim gibi olagelmiş bir gerçektir. Örneğin, Fransızlar Kanada&#8217;da kılıç sallarken, oraya İngiliz çiftçisi girmiştir. Uygar sabanla kılıç savaşında sonunda kazanan saban olmuştur ve Kanada&#8217;yı eline geçirmiştir. Baylar, kılıç kullanan kol yorulur, ama saban kullanan kol gün geçtikçe daha da güçlenir, güçlendikçe de daha çok toprağı olur. Baylar, Osmanlı fatihleri, padişahları, istilacıları ulusla birlikte sabanın önünde yenilip gerilemeye başladıktan sonra asıl felaketlerin büyüğü baş gösterdi. Sadece padişahlara yakışır bir bağış olarak yabancılara bahşedilmiş olan ve özel bir armağan olarak ülke içindeki Hristiyan uyruklara verilmiş bulunan her şey, kazanılmış haklar sayıldı. Yabancılar yalnız bu hakları korumakla yetinmediler. Onları her gün biraz daha arttırmak için yollar aradılar ve buldular. Uyruklarını bulundurmayı başardıkları iç örgütlere dayanarak, dışardakilerin de yardım ve kışkırtmaları ile devleti ve öz Türkleri yok edecek bir siyasal varlık elde etmek için çalışmaktan geri kalmadılar. Yabancılar hem bunları kışkırtıyor, hem işlerimize kendileri karışıyor; ve her karışmada devlet ve ulusun zararına olmak üzere yeni yeni birtakım ayrıcalıklar, haklar koparıyorlardı. Bunlar olup dururken, zaten yoksul düşmüş anayurtta, ulus devlete verebileceği vergiyi güçlükle sağlayabiliyordu. Oysa; padişahlar, taçlılar, saraylar, Babıâliler ne yapıp yapıp gösterişlerini, ululuk gösterilerini sürdürebilmek, zevk ve aşırı isteklerini karşılamak için gereken parayı bulma çareleri arıyorlardı. O çareler borçlanmalar oldu. O kadar çok borç aldılar, o kadar elverişsiz koşullar içinde borçlanıyorlardı ki, bunların faizlerini bile ödeyemez oldular. Sonunda, bir gün Osmanlı devletinin iflas ettiği hükmüne varıldı. Maliye ile ilgili işler hemen denetime alınmış, başımıza &#8220;Düyun-u Umumiye&#8221; belası çökmüştü. Baylar, ulusun başına gelen bu acıklı halin, bu yoksulluğun nedenlerini arayacak olursak, bunları doğrudan doğruya devlet kavramında buluruz. Biliyorsunuz ki, Osmanlı devleti önceleri bir hükümdarın kişisel egemenliği altında, on beş yıldır da &#8220;meşrutiyet&#8221; ilkelerine göre yönetiliyordu.<br />
Arkadaşlar, salt kişisel yönetimde, her alanda, padişahın isteği, iradesi, egemendi. Söz konusu olan yalnız bunlardı. Ulusun dilekleri, istekleri, ihtiyaçları söz konusu olmaktan çok uzaktı. Bütün ulus bunlardan soyutlanmış bulunuyordu. Çünkü taçlılar (padişahlar) kendilerini Tanrı&#8217;nın gönderdiği bir varlık sayarlardı. Bir de onların çevresini saran çıkarcılar vardı. Onlar da padişahın düşündüğü gibi düşünürler ve padişahın her düşüncesini, her isteğini gökten inme bir buyruk, bir Kuran buyruğu imiş gibi herkese yayarlardı. Bu yolda yoğun ve sürekli çabalar sonunda gerçekten bir gün bütün halk, o isteklerin, o buyrukların gökten inmiş buyruklar gibi, hiçbir sınırlama ve koşul olmadan, yerine getirilmesi gerektiğine inandı. Böylece egemenliğinden, yönetime katılma hakkından vazgeçmeye razı olmuş bir ulusun sonu elbette yıkımdır, elbette felakettir. Arkadaşlar, üzerinde son durduğumuz noktaya dönelim: Artık Osmanlı devleti gerçekte ve eylemli olarak bağımsızlıktan yoksun bir duruma düşürülmüştü. Bir devlet ki uyruklarına koyduğu vergiyi, yurttaki yabancılara koyamaz; gümrük işlerini, vergilerini ülkenin ve ulusun ihtiyaçlarına göre düzenlemesi yasaktır; bir devlet ki, üstelik yabancıları yargılayamaz, böyle bir devlete elbette bağımsız denemez. Devletin ve ulusun işlerine karışma bu kadarla kalmıyor, daha büyük boyutlar alıyordu. Doğrudan doğruya bir ulusun yaşam ihtiyaçları olan, örneğin, demiryolu yapmak, fabrika kurmak, herhangi bir şey yapmak için devlet özgür değildi; yabancılar hemen işe karışırlardı. Yaşamını sağlaması yasaklanan bir devlet bağımsız olabilir mi? Belirttiğim gibi, gerçekte devlet bağımsızlığını çoktan yitirmiş, Osmanlı devleti artık yabancıların sömürgesi olmuş ve Osmanlı halkı içindeki Türk ulusu tamamiyle esir durumuna düşürülmüştü. Bu sonuç, belirttiğim gibi, ulusun kendi iradesi ve kendi egemenliği elinde bulunmamasından ve bu irade ve egemenliğin şunun bunun kullanmasından kaynaklanmıştı. Öyleyse kesinlikle diyebiliriz ki, biz ulusal bir dönem yaşamıyorduk ve ulusal bir tarihimiz yoktu. Osmanlı tarihi, baştan sona, hakanların, padişahların, kişilerin ve bazı grupların hal ve davranışlarını sergileyen bir destandan başka bir şey değildir. Geçmişin, yüzyılların elimize tarih diye uzattığı kitabın niteliği işte budur. Arkadaşlar, ulusun egemenliği elinde olmaması yüzünden katıldığımız dünya savaşında, değerli evlatlarımızdan oluşan kahraman ordularımızın Galiçya&#8217;da, Roma&#8217;ya ve Makedonya&#8217;da, Kafkas dağlarında, Sina çöllerinde çektikleri sıkıntı ve güçlükleri hatırlatmayı gerektirecek kadar uzun zaman geçmemiştir; zaten bu dünya savaşının uğursuz sonucunu bilmeyen yoktur. Hele Mondros ateşkes anlaşmasıyla açılan ateşkes döneminin durumunu bir an için gözden geçirirseniz, göreceğiniz baştan aşağı bir çöküntü görünüşünden başka bir şey değildir. Karşı devletler verilen her türlü uygarca ve insanca sözleri ve hakları hiçe sayarak yurdumuzun en değerli, en verimli yerlerini çiğnediler. İzmir&#8217;i, Bursa&#8217;ya, ta Sakarya&#8217;ya kadar Eskişehir&#8217;i; sonra bütün Adana ve dolaylarını, Trakya&#8217;yı, İstanbul&#8217;u, en sevgili yerlerimizi çiğnediler. Ancak, düşmanların bu davranışlarından daha acıklı, daha korkunç, daha üzücü olan şey, bu ülkenin yüzyıllarca başında bulunan, bu ulusun irade ve egemenliğini kullanan kişilerin de düşman tarafına geçmesidir. Yurttaşlar biliyorsunuz, bu düşmanlar, yani bu iç düşmanlar, dış düşmanların yapmadığı, yapamayacağı iğrenç, korkunç eylemlere girişmekten çekinmediler. Dış düşmanlar, demin saydığım sevgili yurt topraklarında bulunurken, Padişahın buyrultusuyla çıkardığı fetvalara ve halifelik ordularıyla bu masum ulus şurada burada kandırılıyor, alçaltılıyordu. Yurdumuzun şurasında burasında ayaklanmalar başlamıştı. Zaten çoktandır maddi ve manevi bakımdan bağımsızlığını yitirmiş olan Osmanlı devletinin çökmesi başarılmıştı. Osmanlı devleti tamamiyle çöküp gitmişti. Ancak düşmanlarımız, Osmanlı devletini kuran Türk ulusunun da, bu yurdun gerçek halkının da, aynı zamanda çöküp yok olduğunu sandılar. İşte burada çok yanıldılar. Osmanlı devletini, Osmanlı devleti gibi bir çok devlet kurmuş olan Türk ulusu yok olmamıştır. Tersine, yaşamına, iç ve dış düşmanlarınca yöneltilen acı ve tiksindirici vuruşlarla birdenbire uyanmış ve yaşamını, şerefini, namusunu kurtarmak için kesin bir kararlılıkla başını kaldırmış, birleşip dayanışarak ortaya atılmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Şubat 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asım Gündüz</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/asim-gunduz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jul 2019 13:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Başkumandanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Başkumandanlık kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Dünyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1729</guid>

					<description><![CDATA[5 Ağustos 1921&#8217;de Başkumandanlık kanunu çıkmış, Atatürk kritik zamanda sorumluluğu omuzlarına yüklenmişti. Ordu içinde Atatürk&#8217;ün büyük bir şöhreti&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>5 Ağustos 1921&#8217;de Başkumandanlık kanunu çıkmış, Atatürk kritik zamanda sorumluluğu omuzlarına yüklenmişti.</p>
<p>Ordu içinde Atatürk&#8217;ün büyük bir şöhreti vardı. Bu tayinle Sakarya&#8217;da döğüşe hazırlanan orduya sanki bir ordu daha katılmış, gökten bir kuvvet daha inmişti. En ciddi kumandanların bu tayin karşısında sevinçten oynadığını hatırlarım.</p>
<blockquote><p><strong>Tarih Dünyası 2 Dergisi, 1 Ocak 1965</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
