<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>padişah &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/padisah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Oct 2020 22:19:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>padişah &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Genelgeyle İnkılap Olmaz!&#8230;</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/genelgeyle-inkilap-olmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 13:35:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[1924]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk İnkılapları]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaşlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Hilmi Yücebaş]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[inkılap]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5147</guid>

					<description><![CDATA[Çağdaşlaşma yönünde sağlıklı bir değişimi gerçekleştirebilmek, kararlı ve bilinçli bir mücadeleyi gerektirir Değişimin gerekçesi ve sağlayacağı yararlar halka&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaşlaşma yönünde sağlıklı bir değişimi gerçekleştirebilmek, kararlı ve bilinçli bir mücadeleyi gerektirir Değişimin gerekçesi ve sağlayacağı yararlar halka anlatılabildiği ölçüde değişimde beklenen başarı sağlanabilir. Kendi yararına da olsa insanın doğasında değişime direnmek vardır .Bu direnme ancak değişim ihtiyacı iyi anlatılarak yok edilebilir. Sağlıklı ve düzenli bir bilgilendirme sistemi oluşturmadan emir ve yasaklarla toplumu kısa sürede eski alışkanlıklarından kurtarmak mümkün değildir.</p>
<p>Türk halkını cehalet ve yoksulluktan kurtarıp çağdaş uygarlığa taşıyacak olan devrimlerin mimarı ATATÜRK, her insanda farklı ölçülerde de olsa yeniliğe ve değişime karşı direnme duygusunun olduğu gerçeğiyle hareket etmiştir. Bu nedenle o, Anadolu’yu karış karış gezerek yaptığı devrimlerin sağlayacağı yararı halka anlatmış ve tüm devlet görevlilerinin de bu yönde yılmadan çaba göstermeleri için çok çalışmıştır. Ama ne yazık ki ATATÜRK döneminde ve sonrasında yönetenler ve aydınlar aynı enerjiyi kendilerinde görememişlerdir. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün bu yöndeki ikazlarını yansıtan güzel bir örnektir:</p>
<p>1924 ilkbahar aylarında idi. Erzurum ve Pasinler’de depremde birçok köy yıkılmıştı. ATATÜRK, yıkılan köyleri bizzat görmek için Pasinler’e gelmişti. Zarar gören o civar köylerinin halkı Pasinler’e toplanmıştı. Rahmetli ATATÜRK de zarar gören halkla görüşmek için okulun önündeki meydanlığın bir köşesinde emrindekilerle birlikte oturmuştu. O zaman Pasinler’in ihtiyar bir kaymakamı, genç bir yazı işleri kâtibi vardı. ATA, önce kaymakamla yapılacak işler üzerinde görüştü, sonra etrafını çeviren halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırdı:</p>
<p>-Depremden çok zarar gördün mü baba? diye sordu. Bu ani ve beklenmedik soru karşısında ihtiyar şaşırdı, kollarını göğsüne bağladı, boynunu büktü; bir şeyler söylemek istedi. ATA, ihtiyarın şüphesini görünce, tekrar sordu:</p>
<p>-Hükûmet sana kaç lira verse zararını karşılayabilirsin?</p>
<p>İhtiyar, yöre şivesiyle:</p>
<p>-Valle padişeh bilir! dedi.</p>
<p>ATATÜRK gülümsedi ihtiyarın ne demek istediğini tamamen anlamıştı. Yumuşak bir sesle:</p>
<p>-Baba, padişah yok! Onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakalım, zararın ne?</p>
<p>İhtiyar tekrar etti:</p>
<p>-Padişah bilir.</p>
<p>Bu cevap karşısında ATATÜRK’ün yüzünün hatları aniden değişti. Kaşlarını çattı ve kaymakama döndü:</p>
<p>-Siz daha inkılâbı yaymamışsınız! dedi.</p>
<p>Bir anda dona kalan kaymakamın imdadına yetişmek ister gibi genç yazı işleri kâtibi öne atıldı. Ve görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla:</p>
<p>-Köylere genelge yolladık Paşam, dedi.</p>
<p>ATATÜRK’ün fırtınalı yüzü daha çok karıştı: -Oğlum, dedi, genelgeyle inkılâp olamaz !&#8230;</p>
<p><em>Yücebaş; s. 169-170. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aradaki Fark</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/aradaki-fark/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2020 18:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Vahdettin]]></category>
		<category><![CDATA[Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[vahdettin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4855</guid>

					<description><![CDATA[ATATÜRK’ü, Bağımsızlık Savaşını başlatması için Anadolu’ya Vahdettin’in gönderdiğini iddia eden saltanat ve hilâfet özlemcisi kimi çevreler, tarihsel gerçekleri&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ATATÜRK’ü, Bağımsızlık Savaşını başlatması için Anadolu’ya<br />
Vahdettin’in gönderdiğini iddia eden saltanat ve hilâfet özlemcisi kimi çevreler,<br />
tarihsel gerçekleri pervasızca çarpıtmaktadır. Bu çevrelerin iddialarına<br />
gösterdikleri kanıt, ATATÜRK’le Vahdettin arasında sarayda geçen “Paşa<br />
isterseniz devleti kurtarabilirsiniz.” şeklindeki bir konuşmadır. Konuşmada<br />
geçen bu sözün kurtuluş savaşını başlatmak için söylendiğini savunan bu<br />
çevreler, nedense Sevr Antlaşması’nı kabul edenin, Kurtuluş Savaşı’nı isyan<br />
hareketi olarak görenin ve Mustafa Kemal Paşanın idam fermanını onaylayanın<br />
aynı padişah olduğunu bir türlü görmek istemezler. Bu tür yaklaşım biçimleri<br />
olsa olsa bir gafletin sonucudur.<br />
Vahdettin, “Paşa isterseniz devleti kurtarabilirsiniz.” ifadesini kullanırken<br />
Mustafa Kemal Paşadan beklentisi şudur: “İtilâf devletlerinin emir ve<br />
isteklerinin yerine getirilmesini sağla, Anadolu’da olası işgallere karşı ortaya<br />
çıkabilecek direnişi engelle.” Padişah, bunların yapılması durumunda İtilâf<br />
devletlerinin Anadolu’da kalıcı olmayacaklarına ve bir süre sonra çekip</p>
<p>gideceklerine inanıyordu. Yani, kurtuluşu teslimiyette görüyor ve silâhlı bir<br />
mücadeleyi asla düşünmüyordu. Asıl korkusu silâhlı mücadeleye<br />
başvurulacak olursa tahtın da elden gideceği endişesiydi. Kurtuluş Savaşı’nı<br />
isyan hareketi olarak görmesinin nedeni de buydu. Milletine ve kendine güveni<br />
olmayan Padişahtan farklı bir tavır da beklenemezdi. Aşağıdaki anekdotta da<br />
bu gerçeğin altı çizilmektedir:<br />
Anadolu’ya geçmek için hazırlıklarını tamamlayan ATATÜRK, Yıldız<br />
Sarayı’na gitti. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin, onu çok küçük bir odada<br />
kabul etti. Hemen hemen diz dize oturdular.<br />
Padişahın sağında mini bir masa üzerinde güzel ciltlenmiş kalınca bir<br />
kitap, bir Osmanlı tarihi vardı. Pencereden Boğaz, Boğaz’ın mavi sularında<br />
birbirine paralel dizilmiş ve toplarını saraya çevirmiş olan düşman savaş<br />
gemileri görünüyordu.<br />
Padişah ona dedi ki:<br />
-Paşa, devletimize çok hizmet ettin; bunların hepsi artık bu kitaba<br />
geçmiştir!<br />
Elini Osmanlı Tarihi’ne koydu, bastı ve ilâve etti:<br />
-Tarihe geçti!&#8230;<br />
Sonra dedi ki:<br />
-Bunları unutunuz. Asıl bundan sonra yapacağınız hizmet şimdiye<br />
kadar yaptıklarınızdan mühim olacaktır. Paşa, isterseniz devleti<br />
kurtarabilirsiniz!<br />
ATATÜRK yanıtladı:<br />
-Bu yolda elimden geleni yapacağıma emin olmanızı rica ederim.<br />
Vahdettin:<br />
-Muvaffak olunuz! diyerek ayağa kalktı.<br />
Ziyaret sona ermişti.<br />
Padişah, ondan düşmanların arzularını yerine getirmesini bekliyordu;<br />
elinde hiçbir kuvvet kalmamış olan devletin ancak böyle, düşmanların hoşuna<br />
giderek kurtulacağını sanıyordu. Bilmiyordu ki, kuzuyu yemeğe karar vermiş<br />
olan kurt için bahane bulmak gayet kolaydır.</p>
<p>ATATÜRK de devleti kurtarmak istiyordu; fakat düşmanlara yaranmakla<br />
değil, milletin bitmez tükenmez hürriyet ve istiklâl aşkını, cesaret ve fedakârlık<br />
duygularını harekete geçirerek&#8230;<br />
İşte Türk milletini anlamamış bir adamla, anlamış adamın arasındaki<br />
fark&#8230;</p>
<p><em> Banoğlu; s. 86-87. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zülüflü İsmail Paşa</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/zuluflu-ismail-pasa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 10:34:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[araba]]></category>
		<category><![CDATA[bakan]]></category>
		<category><![CDATA[çamur]]></category>
		<category><![CDATA[Çankaya Köşkü]]></category>
		<category><![CDATA[frak]]></category>
		<category><![CDATA[harbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kılıç Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Kırşehir]]></category>
		<category><![CDATA[mektep]]></category>
		<category><![CDATA[Özel idare]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[silindir]]></category>
		<category><![CDATA[soba]]></category>
		<category><![CDATA[vali]]></category>
		<category><![CDATA[Zülüflü İsmail Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4486</guid>

					<description><![CDATA[Kılıç Ali anlatıyor: Bir gece uykumun arasında telefon çaldı. Karşımdaki Çankaya&#8217;dan başyaverdi: &#8220;Derhal seyahate çıkılıyor. Hemen köşke gelmenizi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kılıç Ali anlatıyor:</p>
<p>Bir gece uykumun arasında telefon çaldı. Karşımdaki Çankaya&#8217;dan başyaverdi:</p>
<p>&#8220;Derhal seyahate çıkılıyor. Hemen köşke gelmenizi emir buyurdular.&#8221; dedi. Saate baktım, vakit gece yarısını hayli geçmişti. Hazırlandım ve köşke gittim. Meğer o gün Atatürk, Kırşehir&#8217;de Özel İdare&#8217;den maaş alan öğretmenlerden, birkaç aydan beri maaş alamadıklarından dolayı bir şikayet mektubu almış. Ve o gece sofrasında bulunan ilgili bakandan, öğretmenlerin niçin kaç aydır maaş alamadıklarını sormuş. Bakan da:</p>
<p>&#8220;Havalar soğuk, mevsim kış&#8230;&#8221; Belki de onun için postalar işleyememiştir&#8221; nevinden bir şeyler söylemiş, mazeret ileri sürmek istemiş. Atatürk, bu cevap üzerine:</p>
<p>&#8220;Ya.. Demek şimdi muharasadayız (kuşatma), öyle mi? O halde biz de sofradan kalkar, gider, hem yolu açarız, hem de Kırşehir&#8217;de öğretmenlerin dertlerini yakından dinleriz&#8221; demiş ve derhal hareket emrini vermiş.</p>
<p>Gerçekten de kötü bir kıştı. Hava fena halde yağışlı ve çok soğuktu. Atatürk, o gece sofrasında davetli bulunanlardan bazılarını da beraberlerinde alarak gece yarısından sonra yola çıktı. Hava o kadar pusluydu ki, ara yolu kaybettik. Bir köylünün kahvehanesine sığındık. Kahvehanenin sac sobasını yaktırdık. Ellerini sac sobanın üstünde gezdirerek ısıtmaya çalışan Atatürk:</p>
<p>&#8220;Biz Harbiye&#8217;de okurken bir kış yine böyle çok şiddetli geçiyordu. Mektebin sobaları yanmıyordu. Derdimizi idareye anlatamadık. Arkadaşlar müdüre çıkmak için beni seçtiler. Müdür Zülüflü İsmail Paşa&#8230; Evvela Padişah&#8217;a sonra Müdür Paşa&#8217;ya dualar ettik. Nihayet soba meselesine geldik. Paşa birden gürledi:</p>
<p>&#8216;Soğuk mu? Ne soğuğu? Padişah efendimizin nimetleri gözünüze dizinize dursun&#8230; Görmüyor musunuz sobalar cayır cayır yanıyor. Çıkın nankörler!&#8217;</p>
<p>Baktık sahiden de müdürün sobası güldür güldür yanıyor. Paşa da buram buram terliyordu. Sıcaktan yakasını açmıştı. Ve sanıyordu ki, mektebin tüm sobaları böyle yanmakta.. Çocuklar biz Çankaya Köşkü&#8217;nde bazen Zülüflü İsmail Paşa gibi kendimizi sakın aldatıyor olmayalım!&#8221; dedi.</p>
<p>Kahvede biraz ısındıktan sonra tekrar yola devam ettik. Ertesi günü Kırşehir hududuna girmiştik. Protokol gereği vali, başında silindir şapka, arkasında frak olduğu halde hududa gelmiş, Atatürk&#8217;ü istikbal (karşılamak) ediyordu. Bu esnada da Atatürk&#8217;ün otomobili bir tarlaya saplanmıştı; etraftan yetişen köylüler otomobili kurtarmaya çalışıyorlardı. Vali de o resmi kılık kıyafetiyle, çamur içinde köylülere, jandarmalara emirler veriyor, gayrete getirmeye çalışıyordu. Atatürk:</p>
<p>&#8220;İşte masa başında yapılan talimatnameler, hatta kanunlar, günün birinde böyle gülünç de olurlar!&#8221; diyerek valiyi yanına çağırttı. Haline acımış olacak ki, kalın bir palto giymesini tavsiye ederek zahmetlerinden ötürü kendisine teşekkür etti.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genelgeyle Devrim Olmaz!</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/genelgeyle-devrim-olmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 14:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[1924]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[genelde]]></category>
		<category><![CDATA[Genelgeyle Devrim Olmaz!]]></category>
		<category><![CDATA[ilkbahar]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[pasinler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4466</guid>

					<description><![CDATA[Ahmet Hidayet Reel anlatıyor: 1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler&#8217;de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Hidayet Reel anlatıyor:</p>
<p>1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler&#8217;de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler&#8217;e gelen Atatürk, halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırdı:</p>
<p>&#8220;Depremden çok zarar gördün mü, baba?&#8221; diye sordu. Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce, tekrar sordu:</p>
<p>&#8220;Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin?&#8221; İhtiyar, Kürt şivesiyle:</p>
<p>&#8220;Valle Padişah bilir!&#8221; dedi. Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle:</p>
<p>&#8220;Baba, Padişah yok; onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakayım zararın ne?&#8221; İhtiyar tekrar etti:</p>
<p>&#8220;Padişah bilir!..&#8221; Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam&#8217;a döndü:</p>
<p>&#8220;Siz daha devrimi yaymamışsınız.&#8221; dedi. Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahribat katibi:</p>
<p>&#8220;Köylere genelge yolladık Paşam.&#8221; dedi. Atatürk&#8217;ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı:</p>
<p>&#8220;Oğlum&#8221; dedi, &#8220;Genelgeyle devrim olmaz!&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erzurum&#8217;a Geliş ve Ordudan Ayrılma</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/erzuruma-gelis-ve-ordudan-ayrilma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 12:21:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum'a Geliş ve Ordudan Ayrılma]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istifa]]></category>
		<category><![CDATA[Mazhar Müfit]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[ptt]]></category>
		<category><![CDATA[Rauf Orbay]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[zat-ı şahane]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4427</guid>

					<description><![CDATA[Çok sıcak bir temmuz gününde Rauf Orbay&#8217;la beraber Erzurum&#8217;a geldik (3 Temmuz 1919). Kâzım Karabekir, Erzurum Vali vekili&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çok sıcak bir temmuz gününde Rauf Orbay&#8217;la beraber Erzurum&#8217;a geldik (3 Temmuz 1919). Kâzım Karabekir, Erzurum Vali vekili Münir Bey ve Bitlis Valisi Mazhar Müfit Bey, Erzurum&#8217;un ileri gelenleriyle birlikte 8-10 km. uzaklıktaki Ilaca&#8217;da bizi karşıladılar. Atatürk onları görünce otomobillerinden inip onlara teşekkür ettiler. Sonra hep beraber Erzurum&#8217;un İstanbul kapısına geldik. Burada Atatürk&#8217;ü şeref kıtası, bando ve kalabalık bir vatandaş topluluğu karşıladı. Oradan Atatürk&#8217;ün kalacağı müstahkem mevkii komutanlık binasına yöneldik. Halk yollara dökülmüş, gençler ağaçlara tırmanmış, kadınlar damları doldurmuşlardı. Atatürk bu ilgiden çok duygulanmışlardı.</p>
<p>Erzurum&#8217;da, Erzurum&#8217;un ileri gelenleriyle sık sık toplantılar yapıyor; fırsat buldukça da civardaki birlikleri teftiş ediyorlardı. Bu arada Atatürk&#8217;ün İstanbul&#8217;la sürtüşmeleri olduğunu duyuyor ve buna hepimiz çok üzülüyorduk.</p>
<p>Bir sabah Atatürk hepimizi topladı. Tabancalarımızı almamızı ve iki araba ile şehre ineceğimizi emrettiler. Hepimiz heyecanla hazırlandık ve iki araba ile yola çıktık.</p>
<p>Henüz Atatürk hiçbir şey yapmadığı halde Erzurumlular bizleri alkışlıyorlar ve &#8220;Yaşa, Mustafa Kemal Paşa&#8221; diye bağırıyorlardı.</p>
<p>Doğruca PTT binası önüne geldik. Atatürk bir kısmımızı kapı önünde emniyet için bırakıp, bir kısmımıza binayı tamamen boşaltmamızı emrettiler. Verilen emri tutarak memurlar ve müdür dahil bütün binayı hemen boşalttık.</p>
<p>Sonra, Atatürk muhabere subayı Osman Bey&#8217;le binaya çıkarak, sarayla ilişki kurdular; ve padişahla görüşmek istediklerini bildirdiler. Önce Tevfik Paşa, sonra Galip Paşa, daha sonra Sadrazam Damat Ferit Paşa telgraf başına geldikleri ve ne istediği sorulduğu halde Atatürk ısrarla &#8220;Zat-ı şahane&#8221; ile görüşmek istediklerini bildirdiler.</p>
<p>Bir saat kadar bekledikten sonra padişahın telgraf başına geldiği bildirildi. Bunun üzerine Atatürk, dört maddelik dilek ve isteklerini saraya iletti.</p>
<p>İlk üç maddeye hemen cevap verildiği halde, son maddeye ancak üç gün sonra cevap verileceği bildirince muhabere kesilerek kaldığımız yere dönüldü.</p>
<p>Üç gün sonra bir akşam yine aynı şekilde PTT binasına gidip binayı boşalttık ve sarayla iletişim kuruldu.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün cevap beklediği son maddeye cevap gelecekti. Atatürk fevkalade gergindi. Hiç durmadan sigara içiyorlar ve eğilip gelen şifreli telgraf işaretlerine bakıyorlardı. Telgrafın sonunda, derhal İstanbul&#8217;a dönmesi, eğer gelmezse tevkif edilerek İstanbul&#8217;a getirileceği bildirildi.</p>
<p>Bunun üzerine Atatürk hemen orada, &#8220;Bütün rütbe ve nişanlarından ayrılıp milletin bir derdi olarak ülkenin kurtuluşu için çalışacağını&#8221; bildirdi. Herhangi bir cevap verilmesini beklemeden muhabereyi kestirdiler ve ordudan böylece ayrılmış oldular (8-9 Temmuz 1919).</p>
<p>Kaldığımız binaya gelince vali paşadan gelen sivil elbiseyi giyip askeri elbiselerini kaldırttılar. &#8220;Kısmet olursa tekrar giyeriz&#8221; dediler. Aynı gece, ilk defa sivil elbise ile toplantıya gittiler ve 23 Temmuz&#8217;da yapılacak Erzurum Kongresi hazırlıklarına başladılar.</p>
<p>Ertesi gün, bir bildiri yayınlayarak bunu bütün ülkeye duyurdular.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet ve Ülke Yönetim Biçimleri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/cumhuriyet-ve-ulke-yonetim-bicimleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Oct 2019 23:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[1929]]></category>
		<category><![CDATA[1959]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Afet İnan]]></category>
		<category><![CDATA[bakan]]></category>
		<category><![CDATA[başbakan]]></category>
		<category><![CDATA[cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet ve Ülke Yönetim Biçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[laik hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[milli irade]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[rus çarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarih Kurumu Yayını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4337</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;..Başlarında hâlâ Allah&#8217;ın vekili, gölgesi sıfatını taşımakta olan hükümdarlar bulundurmakla beraber, egemenliğini kazanmış milletler olduğundan bahsetmiştik. Gerçekte bu&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;..Başlarında hâlâ Allah&#8217;ın vekili, gölgesi sıfatını taşımakta olan hükümdarlar bulundurmakla beraber, egemenliğini kazanmış milletler olduğundan bahsetmiştik. Gerçekte bu milletlerin mensup oldukları devletler, milletin seçtiği millet vekillerin oluşturdukları meclislere sahiptir. Milletin egemenliğini bu meclisler temsil eder. Hükümdar, devleti temsil eder. Hükümet kuran vatandaş, teorik olarak hükümdar tarafından seçilir. Fakat, gerçekte hükümet başkanı milletin güvendiği kuvvetli siyasi partilerin liderleridir. Bunların kurdukları hükümetler, millet ve memleketi idare ederler ve meclise karşı sorumludurlar. Bu açıkladığımız hükümetler temsilidirler, gerçekte demokrasi prensibi yürürlüktedir.</p>
<p>Fakat bunlar, tam manasıyla demokrat hükümetler değildirler. Demokrasinin tam anlamıyla ideali, milletin tümünün aynı zamanda idare eden durumda bulunabilmesini, hiç olmazsa, devletin son iradesini, yalnız milletin ifade etmesini ve göstermesini ister. Ne yazık ki, milletlerin büyüklüğü, fikirsel terbiye dereceleri, idealin uygulanmasında nispeten idealden yoksun olmayı gerektirebilecek tedbirsizliklerden kaçınmayı gerektirir. Bundan dolayı, demokrasi prensibinin, en modern ve mantıki uygulanmasını sağlayan hükümet şekli Cumhuriyettir.</p>
<p>Cumhuriyetle son söz millet tarafından seçilmiş meclistedir. Millet adına her türlü kanunları o yapar. Hükümete güven oyu verir veya düşürür. Millet vekillerinden memnun olmazsa belirli zamanlar sonunda başkalarını seçerler.  Millet, egemenliğini, devlet idaresine katılmasını, ancak, zamanında oyunu kullanmakla sağlar. Cumhuriyetin hükümeti, belli bir metod veya şekilde belirli bir zaman için seçilmiş bir Cumhurbaşkanına itimat olunur. Başbakanı o seçer. Hükümeti meydana getirecek olan bakanları. Başbakan güvendiği milletvekillerinden seçer.</p>
<p>Dünyada devletlerin şekilleri birbirine göre bazı farklarla çok değişiktir. Bununla beraber hepsi, incelediğimiz şekillere sokulabilir. Hükümdarlık, Oligarşi, Halk Cumhuriyeti.</p>
<p>Kendine özgü bir dine dayanan (teokratik) devlet vardır. Rus çarlığı ile Osmanlı saltanatı böyle idiler. Çar kilisenin reisi, sultanlar da halife unvanını takınmışlardı. Bununla beraber, dini siyasetten ayırmış, laik hükümetler vardır.. Hükümdarlıklarda, devlet başkanlığı makamına miras yoluyla gelinir. Cumhuriyet, milletvekillerinden oluşan meclisi ve belirli zaman için seçilmiş devlet başkanı ile, milli egemenliğin korunmasının en iyi kefilidir. Cumhuriyette meclis, Cumhurbaşkanı ve hükümet, halkın hürriyetini, güvenliğini ve rahatını düşünmek ve sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapmazlar. Çünkü bunlar bilirler ki, kendilerini iktidara ve yetkili makamlara belirli bir zaman için getiren irade ve egemenliğin sahibi olan milletir. Ve yine bunlar bilirler ki iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Millete karşı durum ve vazifelerini kötüye kullandıkları takdirde, şu veya bu şekilde, kendilerini milli iradenin karşısında bulabilirler. Millet tarafından, millet adına, devleti idareye memur edilenler için, gerektiğinde millete hesap vermek zorunluluğu, laubalilik ve keyfi hareketle bağdaşamaz. Halbuki, kuvvetinin ve yetkisinin Allah&#8217;tan geldiğini ve yalnız ona karşı, ahirette hesap verebileceğini varsayan, devleti, memleketi, miras kalmış mal mülk gibi kabul eden bir hükümdar, her türlü kayıttan kendini affedilmiş görür. Böyle bir idarede, milletin benliği, hürriyeti söz konusu bile olamaz. Bundan dolayı yetkisi sınırlı bile olsa hükümdarlık şekli demokrasiye, milli egemenlik prensibine uygun değildir. Hükümetin belirli insanların, sınıfların elinde bulunması bile millet varlığının asla kabul edemeyeceği bir husustur.</p>
<p>Bütün milletin çoğunlukla, devlet idaresine katılmasına engel olan bu &#8220;oligarşi&#8221; usulü de bir grubun kendi çıkarlarını korumak için bütün millete ait egemenliği, zorla almasından başka bir şey değildir.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>1929</strong></p>
<p><strong>Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün El Yazıları, Ayşe Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Yayını</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasal Partiler</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/siyasal-partiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 15:27:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasal Partiler]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[Ulus Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2546</guid>

					<description><![CDATA[Partiden maksat bir partinin amacı, ulus evlatlarının bir kısmına, halktan da bazılarının, başkalarına ve halk zararına çıkar sağlamak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Partiden maksat bir partinin amacı, ulus evlatlarının bir kısmına, halktan da bazılarının, başkalarına ve halk zararına çıkar sağlamak değildir. Belki bunlardan ayrı, bunların dışında olmayıp halk adı altında bulunan bütün ulusu ortak ve birleşik olarak ortak ve genel gerçek refaha ulaştırmak için harekete geçmektir.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ulusal egemenlik ilkesiyle yönetilen uygar devletlerde kabul edilmiş ve yürürlükte olan ilke, ulusun genel istekleri ve ümitlerini en iyi biçimde temsil eden ve bu istek ve ümitlerle ilgili çıkar ve gereklerinin en yüksek güç ve yetkiyle gerçekleştirebilecek siyasal gurubun devlet işlerinin yönetimini üstlenmesi ve bunun en yüksek önderinin sorumluluğuna bırakılmasından başka bir şey değildir.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri </strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Saygıdeğer baylar, pek iyi bilirsiniz ki, padişahlarla, halifelerle yönetilmiş ve yönetilen ülkelerde yurt için, ulus için en büyük tehlike, padişahların ve halifelerin düşmanlarca satın alınmasıdır. Bu çoğu zaman kolaylıkla sağlanmıştır. Meclislerle yönetilen ülkelerde ise en yıkıcı durum bazı milletvekillerinin yabancıların ad ve hesabına çalışmış ve bunlarca satın alınmış olmalarıdır. Millet Meclislerine kadar girme yolunu bulabilen vatansızlara rastlanabileceğine, tarihin bu konudaki örneklerine bakarak inanmak zorunluğu vardır. Bunun için ulus, vekillerini seçerken çok dikkatli ve titiz olmalıdır. Ulusun yanılgıdan korunması için tek çıkar yol, düşünceleri ve davranışlarıyla ulusun güvenini kazanmış bir partinin seçimlerde ulusa yol göstermesidir. Genellikle ulus bireylerinin, adaylıklarını koyan her kişi hakkında bir yargıya varılmasına yardımcı olacak sağlam bilgisi ve gerçeğe uygun görüşleri olduğunu kabul etmek kuramsal olarak varsayılsa bile, bunun tümüyle doğru olmadığını tecrübelerin tecrübeleriyle yadsınmayacak biçimde açıklığa kavuşmuştur.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Siyasal yaşamımızda karşılıklı etkinliğin verimli olarak gelişmesi ancak yurttaşlar arasında düşmanlığa yol açılmamasıyla sağlanabilir. Bunun çareleri, partilerin içine sızabilecek içtenlikle davranmayan ve gizli amaçlar güden kimselerden yasaların üstünde bir sonuç elde etmek isteyen kişilerden bütün ulusça nefret edilmesi, bir de Cumhuriyet ilkesine göre çalışan partilerce bu gibilerin etkinliklerinden daima uzak kalınmasıdır.</p>
<blockquote><p><strong>Kasım 1930, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Güdülen amaçlar hiçbir zaman kişisel olmamalıdır. Geçmiş sistemlere takılıp kalanlar ve geleneklerden sıyrılamayanlar hiçbir zaman çağdaş bir devlet kuramazlar.</p>
<blockquote><p><strong>26 Kasım 1938, Ulus gazetesi</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Tarihi Hakkında</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/osmanli-tarihi-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 12:24:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[adana]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Düyun-u Umumiye]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[galiçya]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kafkas dağları]]></category>
		<category><![CDATA[kapitülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı halkı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[sina çökkeri]]></category>
		<category><![CDATA[trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2358</guid>

					<description><![CDATA[Biz, bugüne kadar gerçek, bilimsel ve olumlu anlamıyla ulusal bir dönem yaşayamadık; bundan ötürü de, ulusal bir tarihimiz&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biz, bugüne kadar gerçek, bilimsel ve olumlu anlamıyla ulusal bir dönem yaşayamadık; bundan ötürü de, ulusal bir tarihimiz olmadı. Bunun daha iyi açıklanabilmesi için Osmanlı tarihini hatırlayalım: Osmanlı tarihinde görülen bütün çabalar, bütün çalışmalar, ulusun gerçek istek, dilek ve ihtiyaçları bakımından değil, belki şunun bunun özel isteklerini, aşırı isteklerini karşılamak için yapılmıştır. Nitekim Fatih İstanbul&#8217;u aldıktan, ve Selçuk Sultanlığı ile Doğu Roma İmparatorluğunun topraklarını ele geçirdikten sonra, Batı Roma İmparatorluğunu da elde ederek koskoca bir saltanat kurmak istedi. Böyle bir isteği gerçekleştirmek için de, bütün ulusu, bütün o büyük gücü, arkasından o ereğe doğru sürükledi. Yavuz Sultan Selim, Fatih&#8217;in açtığı batı cephesini koruyup sağlamlaştırmakla birlikte, Asya&#8217;yı yönetimi altında birleştirerek büyük bir İslam İmparatorluğu kurmaya girişti. Bütün ulusu, bütün o büyük gücü, bunun ardında dolaştırdı. Kanuni Sultan Süleyman ise, bu iki cepheyi olanca büyüklüğü ile genişletmek, bütün Akdeniz&#8217;i bir Osmanlı havuzu haline getirmek, Hindistan&#8217;ı bile elinin altında bulundurmak gibi çok ulu bir siyaset izledi. Bu siyaseti uygulamak için de o büyük gücü kullandı. Arkadaşlar, bütün bu davranışlar gözden geçirilirse görülür ki, bu büyük, güçlü padişahlar, izledikleri dış siyasette kendi arzu ve sonu gelmeyen isteklerine uyarak davranmışlardır. İç örgütlerini, iç işleriyle ilgili siyasetlerini bu aşırı isteklerden doğma dış siyasetlerine göre düzenlemek zorunda kalmışlardır. Oysa içe dönük siyasete dayandırılması zorunludur; yani dış siyasetin iç örgütün kaldıramayacağı geniş boyutlarda olmaması gerekir. Yoksa, hayal ürünü dış siyasetler arasında koşanlar, dayanak noktalarını kendiliklerinden yitirirler. Gerçekten Osmanlı padişahları asıl olan noktayı unuttular. Duygularını ve isteklerini dış siyasetlerine uydurmak zorunda kalınca, ele geçirdikleri ülkelerdeki ulusları, dilleri, dinleri, gelenekleri, her şeyleri birbirinden ayrı olan ulusları, olduğu gibi korumaya kalkıştılar; ve onlara bütün özelliklerini koruyabilmeleri için ayrıcalıklar bağışladılar. Buna karşılık asıl Türk ulusu uzun seferlere çıkmakla, savaş meydanlarında ölmekle, alınan ülkelerin halkını beslemekle, onlara bekçilik etmekle kendini tüketiyordu. Bu yüzden temel öge olan ulusun kendi evinde, kendi yurdunda, kendi yaşamı için gereken şeyleri sağlamak için çalışması engellenmiş oluyordu. Bu padişahlar, böyle ülke ülke dolaştırmakla ulusu kendi yurdunu düşünmekten alıkoymakla da kalmıyorlardı; gerek ele geçirdikleri yerlerin halkını, gerek yabancıları memnun edebilmek için doğrudan doğruya Türk ulusunun haklarından, yaşam kaynaklarından, ekonomik olanaklarından birçok şeyi onlara bağış olarak, armağan olarak veriyorlardı. Örneğin: Fatih zamanında Cenevizlilere ve patriğe tanınan ayrıcalıklarla açılan yol, kendisinden sonra hep genişlemiş ve sağlamlaştırılmıştır. Bu ayrıcalıklar hükümetin en güçlü ve en görkemli zamanında bağışlanıyordu: sadece sadece bir hükümdara yakışan bir bağış olarak. Hepiniz hatırlarsınız: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Venediklilerle bir ticaret anlaşması yapılmıştı. Ama padişah Venediklilerle ticaret anlaşması yapmayı kendi şeref ve onuruna uygun görmedi. Çünkü onun anlayışına göre anlaşma ancak birbirine eşit uluslar arasında yapılabilirdi. Oysa Venedik o günlerde, Osmanlı Devleti ile eşit olmak şöyle dursun, onun doğrudan doğruya koruyuculuğuna sığınmıştı. Bu yüzden böyle ulu bir sultan böyle bir hükümetle anlaşma yapamazdı. Ona ancak bazı &#8220;izinler&#8221;, olanaklar bağışlayabilirdi; ve bunu yaptı. İşte bu &#8220;izinler&#8221; kelimesi sonunda, &#8220;kapitülasyonlar&#8221; olarak çevrildi. Oysa, biliyorsunuz, kapitülasyon kelimesi, bir kale içine kuşatılıp da, savunma olanaklarını kullanıp yitirdikten sonra teslim olmak zorunda olanlar için kullanılan bir kelimedir. İşte böyle bir kelimeyi , Padişahların &#8220;iznini&#8221; , &#8220;kapitülasyon&#8221; diye çevirerek kullandılar. Bu küçük ayrıntıyı iki noktadan tekrar ele alacağım: Ulus, rahat yaşama nedenleriyle uğraşmaktan alıkonuyor; ülke ülke dolaştırılıyor ve bu yeni ülkeler hakkı birçok ayrıcalığa ve ayrıklığa sahip olarak çalışıyor. Yani fatihler Türk ulusunu peşlerine takarak kılıçla ülke alırken, kılıç sallayıp dururken, ele geçirilen ülkelerin halkı kazandıkları ayrıcalıklardan yararlanarak sabana yapışıyorlar, toprağı işliyorlardı. Arkadaşlar, kılıçla toprak elde edenler, sabanla toprak işleyenlere yenilmek ve sonunda yerlerini onlara bırakmak zorunda kalırlar. Nitekim, Osmanlıların saltanatı da böyle bir duruma düşmüştür. Bulgarlar, Sırplar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, güçlenmişlerdir; bizim ulusumuz ise, fatihlerin arkasında serseri serseri dolaşmış ve kendi anayurdunda çalışmamış olduğu için bir gün onlara yenik düşmüştür. Bu tarihin her döneminde, ve dünyanın her yerinde, belirttiğim gibi olagelmiş bir gerçektir. Örneğin, Fransızlar Kanada&#8217;da kılıç sallarken, oraya İngiliz çiftçisi girmiştir. Uygar sabanla kılıç savaşında sonunda kazanan saban olmuştur ve Kanada&#8217;yı eline geçirmiştir. Baylar, kılıç kullanan kol yorulur, ama saban kullanan kol gün geçtikçe daha da güçlenir, güçlendikçe de daha çok toprağı olur. Baylar, Osmanlı fatihleri, padişahları, istilacıları ulusla birlikte sabanın önünde yenilip gerilemeye başladıktan sonra asıl felaketlerin büyüğü baş gösterdi. Sadece padişahlara yakışır bir bağış olarak yabancılara bahşedilmiş olan ve özel bir armağan olarak ülke içindeki Hristiyan uyruklara verilmiş bulunan her şey, kazanılmış haklar sayıldı. Yabancılar yalnız bu hakları korumakla yetinmediler. Onları her gün biraz daha arttırmak için yollar aradılar ve buldular. Uyruklarını bulundurmayı başardıkları iç örgütlere dayanarak, dışardakilerin de yardım ve kışkırtmaları ile devleti ve öz Türkleri yok edecek bir siyasal varlık elde etmek için çalışmaktan geri kalmadılar. Yabancılar hem bunları kışkırtıyor, hem işlerimize kendileri karışıyor; ve her karışmada devlet ve ulusun zararına olmak üzere yeni yeni birtakım ayrıcalıklar, haklar koparıyorlardı. Bunlar olup dururken, zaten yoksul düşmüş anayurtta, ulus devlete verebileceği vergiyi güçlükle sağlayabiliyordu. Oysa; padişahlar, taçlılar, saraylar, Babıâliler ne yapıp yapıp gösterişlerini, ululuk gösterilerini sürdürebilmek, zevk ve aşırı isteklerini karşılamak için gereken parayı bulma çareleri arıyorlardı. O çareler borçlanmalar oldu. O kadar çok borç aldılar, o kadar elverişsiz koşullar içinde borçlanıyorlardı ki, bunların faizlerini bile ödeyemez oldular. Sonunda, bir gün Osmanlı devletinin iflas ettiği hükmüne varıldı. Maliye ile ilgili işler hemen denetime alınmış, başımıza &#8220;Düyun-u Umumiye&#8221; belası çökmüştü. Baylar, ulusun başına gelen bu acıklı halin, bu yoksulluğun nedenlerini arayacak olursak, bunları doğrudan doğruya devlet kavramında buluruz. Biliyorsunuz ki, Osmanlı devleti önceleri bir hükümdarın kişisel egemenliği altında, on beş yıldır da &#8220;meşrutiyet&#8221; ilkelerine göre yönetiliyordu.<br />
Arkadaşlar, salt kişisel yönetimde, her alanda, padişahın isteği, iradesi, egemendi. Söz konusu olan yalnız bunlardı. Ulusun dilekleri, istekleri, ihtiyaçları söz konusu olmaktan çok uzaktı. Bütün ulus bunlardan soyutlanmış bulunuyordu. Çünkü taçlılar (padişahlar) kendilerini Tanrı&#8217;nın gönderdiği bir varlık sayarlardı. Bir de onların çevresini saran çıkarcılar vardı. Onlar da padişahın düşündüğü gibi düşünürler ve padişahın her düşüncesini, her isteğini gökten inme bir buyruk, bir Kuran buyruğu imiş gibi herkese yayarlardı. Bu yolda yoğun ve sürekli çabalar sonunda gerçekten bir gün bütün halk, o isteklerin, o buyrukların gökten inmiş buyruklar gibi, hiçbir sınırlama ve koşul olmadan, yerine getirilmesi gerektiğine inandı. Böylece egemenliğinden, yönetime katılma hakkından vazgeçmeye razı olmuş bir ulusun sonu elbette yıkımdır, elbette felakettir. Arkadaşlar, üzerinde son durduğumuz noktaya dönelim: Artık Osmanlı devleti gerçekte ve eylemli olarak bağımsızlıktan yoksun bir duruma düşürülmüştü. Bir devlet ki uyruklarına koyduğu vergiyi, yurttaki yabancılara koyamaz; gümrük işlerini, vergilerini ülkenin ve ulusun ihtiyaçlarına göre düzenlemesi yasaktır; bir devlet ki, üstelik yabancıları yargılayamaz, böyle bir devlete elbette bağımsız denemez. Devletin ve ulusun işlerine karışma bu kadarla kalmıyor, daha büyük boyutlar alıyordu. Doğrudan doğruya bir ulusun yaşam ihtiyaçları olan, örneğin, demiryolu yapmak, fabrika kurmak, herhangi bir şey yapmak için devlet özgür değildi; yabancılar hemen işe karışırlardı. Yaşamını sağlaması yasaklanan bir devlet bağımsız olabilir mi? Belirttiğim gibi, gerçekte devlet bağımsızlığını çoktan yitirmiş, Osmanlı devleti artık yabancıların sömürgesi olmuş ve Osmanlı halkı içindeki Türk ulusu tamamiyle esir durumuna düşürülmüştü. Bu sonuç, belirttiğim gibi, ulusun kendi iradesi ve kendi egemenliği elinde bulunmamasından ve bu irade ve egemenliğin şunun bunun kullanmasından kaynaklanmıştı. Öyleyse kesinlikle diyebiliriz ki, biz ulusal bir dönem yaşamıyorduk ve ulusal bir tarihimiz yoktu. Osmanlı tarihi, baştan sona, hakanların, padişahların, kişilerin ve bazı grupların hal ve davranışlarını sergileyen bir destandan başka bir şey değildir. Geçmişin, yüzyılların elimize tarih diye uzattığı kitabın niteliği işte budur. Arkadaşlar, ulusun egemenliği elinde olmaması yüzünden katıldığımız dünya savaşında, değerli evlatlarımızdan oluşan kahraman ordularımızın Galiçya&#8217;da, Roma&#8217;ya ve Makedonya&#8217;da, Kafkas dağlarında, Sina çöllerinde çektikleri sıkıntı ve güçlükleri hatırlatmayı gerektirecek kadar uzun zaman geçmemiştir; zaten bu dünya savaşının uğursuz sonucunu bilmeyen yoktur. Hele Mondros ateşkes anlaşmasıyla açılan ateşkes döneminin durumunu bir an için gözden geçirirseniz, göreceğiniz baştan aşağı bir çöküntü görünüşünden başka bir şey değildir. Karşı devletler verilen her türlü uygarca ve insanca sözleri ve hakları hiçe sayarak yurdumuzun en değerli, en verimli yerlerini çiğnediler. İzmir&#8217;i, Bursa&#8217;ya, ta Sakarya&#8217;ya kadar Eskişehir&#8217;i; sonra bütün Adana ve dolaylarını, Trakya&#8217;yı, İstanbul&#8217;u, en sevgili yerlerimizi çiğnediler. Ancak, düşmanların bu davranışlarından daha acıklı, daha korkunç, daha üzücü olan şey, bu ülkenin yüzyıllarca başında bulunan, bu ulusun irade ve egemenliğini kullanan kişilerin de düşman tarafına geçmesidir. Yurttaşlar biliyorsunuz, bu düşmanlar, yani bu iç düşmanlar, dış düşmanların yapmadığı, yapamayacağı iğrenç, korkunç eylemlere girişmekten çekinmediler. Dış düşmanlar, demin saydığım sevgili yurt topraklarında bulunurken, Padişahın buyrultusuyla çıkardığı fetvalara ve halifelik ordularıyla bu masum ulus şurada burada kandırılıyor, alçaltılıyordu. Yurdumuzun şurasında burasında ayaklanmalar başlamıştı. Zaten çoktandır maddi ve manevi bakımdan bağımsızlığını yitirmiş olan Osmanlı devletinin çökmesi başarılmıştı. Osmanlı devleti tamamiyle çöküp gitmişti. Ancak düşmanlarımız, Osmanlı devletini kuran Türk ulusunun da, bu yurdun gerçek halkının da, aynı zamanda çöküp yok olduğunu sandılar. İşte burada çok yanıldılar. Osmanlı devletini, Osmanlı devleti gibi bir çok devlet kurmuş olan Türk ulusu yok olmamıştır. Tersine, yaşamına, iç ve dış düşmanlarınca yöneltilen acı ve tiksindirici vuruşlarla birdenbire uyanmış ve yaşamını, şerefini, namusunu kurtarmak için kesin bir kararlılıkla başını kaldırmış, birleşip dayanışarak ortaya atılmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Şubat 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karar ve Uygulama</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/karar-ve-uygulama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 15:22:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[Karar ve Uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Türkü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1985</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devletinin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devletinin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son olarak bunun da paylaşılmasını gerçekleştirmek için uğraşılmaktaydı. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi içeriğini yitirmiş anlamsız sözlerdi. Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi bir yardım istemek düşünülüyordu? O halde sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi? Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da, ulusal egemenliğe dayalı tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmaktı. İşte daha İstanbul&#8217;dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun&#8217;da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.</p>
<blockquote><p><strong>1919, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir. İstanbul&#8217;daki hükûmet, üstlendiği sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu hal ulusumuzu hiç yokmuş gibi gösteriyor. Ulusun bağımsızlığını gene ulusun yılmayan kararlılığı kurtaracaktır. Ulusun bugününü ve geleceğini göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için etkiden ve denetimden uzak ulusal bir kurulun bulunması zorunludur. Anadolu&#8217;nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas&#8217;ta ulusal bir kongrenin tez elden toplanması kararlaştırılmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Haziran 1919, Nutuk</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs 1919&#8217;da Osmanlı Devleti&#8217;nin Görünümü</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/19-mayis-1919da-osmanli-devletinin-gorunumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jul 2019 16:02:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[15 mayıs 1919]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs 1919]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs 1919'da Osmanlı Devleti'nin Görünümü]]></category>
		<category><![CDATA[ateşkes]]></category>
		<category><![CDATA[damat ferit]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[İtilaf Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun]]></category>
		<category><![CDATA[vahdettin]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1940</guid>

					<description><![CDATA[1919 Mayıs&#8217;ının 19&#8217;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım. Genel durum ve görünüm: Osmanlı Devletinin de içinde bulunduğu grup Dünya Savaşında&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1919 Mayıs&#8217;ının 19&#8217;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım. Genel durum ve görünüm: Osmanlı Devletinin de içinde bulunduğu grup Dünya Savaşında yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalamış, büyük savaşın uzun yılları boyunca ulus yoksul ve yorgun bir halde, ulus ve ülkeyi bu savaşa sürükleyenler kendi canları kaygısına düşerek ülkeden kaçmışlar. Padişahlık ve halifelik mevkiinde bulunan Vahdettin soysuzlaşmış, yalnız kendisini ve tahtını emniyete alabilme hayali içinde alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın başkanlığındaki hükûmet güçsüz, onursuz, korkak yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silah ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf devletleri Ateşkes Anlaşması hükümlerine uymayı gerekli görmüyorlar. Bir uydurma nedenle donanmaları ve askerleri İstanbul&#8217;da. Adana ilini Fransızlar, Urfa, Maraş, Antep&#8217;i İngilizler işgal etmiş; Antalya ile Konya&#8217;da İtalyan birlikleri, Merzifon ve Samsun&#8217;da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda<br />
yabancı devletlerin subay ve memurları ve ajanları faaliyette. En sonunda, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce İtilaf devletlerinin uygun bulmasıyla, 15 Mayıs 1919&#8217;da, Yunan ordusu İzmir&#8217;e çıkıyor. Bundan başka, ülkenin her yanında, Hristiyan azınlıklar, özel istek ve amaçlarının gerçekleşmesi, devletin bir an önce çökmesi için gizli, açık çaba göstermekte.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
