<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Osmanlı &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/osmanli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 12:07:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Osmanlı &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Türk Birliği</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-turk-birligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Oct 2019 14:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim 1933]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Türk Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[avusturya-macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Encümeni]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Zeki]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Sabri Çağlayangil]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kılıç Ali]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Conker]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Encümeni]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik Rüştü Aras]]></category>
		<category><![CDATA[Türk birliği]]></category>
		<category><![CDATA[türk devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ziraat Bankası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4361</guid>

					<description><![CDATA[İhsan Sabri Çağlayangil anlatıyor: 1933 yılı 29 Ekim gecesi, herkes Cumhuriyet&#8217;in 10. yılını kutluyor. Atatürk o sırada Türk&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İhsan Sabri Çağlayangil anlatıyor:</p>
<p>1933 yılı 29 Ekim gecesi, herkes Cumhuriyet&#8217;in 10. yılını kutluyor. Atatürk o sırada Türk Ocağı&#8217;nda yabancı diplomatlara yemek veriyor; davetliler gecenin ilerleyen saatlerinde birer ikişer dağıtılıyorlar; Atatürk, yakın arkadaşları Salih Bozok, Kılıç Ali, Nuri Conker&#8217;i kastederek:</p>
<p>&#8220;Bizimkiler nerede?&#8221; diye sorar.</p>
<p>Tevfik Rüştü Aras (Dışişleri Bakanı) Ziraat Bankası salonundaki baloda olduklarını söyler.</p>
<p>Hep beraber Ziraat Bankası&#8217;nın balo salonuna giderler. İçerisi tıklım tıklımdır, Atatürk gelince herkes alkışlar;</p>
<p>&#8220;Yaşa Gazi Paşam!&#8221; şeklinde tezahürat yapar. Atatürk, halkıyla sohbet etmeyi çok sevdiği için sandalye ve masa ister ki isteyenler ona sorularını sorabilsinler. Soru sormak için gelen kişilerden biri, Zeki isimli 25 yaşlarında bir doktordur. Şunu sorar:</p>
<p>&#8220;Gazi paşam! Saltanatı kaldırdık, hilafeti meclisin manevi şahsiyetinin içine aldık; bunlar yapılana kadar bir milletin ideali olabilirler; fakat yapıldıktan sonra yeni bir düzen kurulu ve işler. Onun iyi işlemesi, kötü işlemesi, ideal değildir; iyi işlemesini sağlamaya mecburuz! Yaptığımız öteki devrimler de yapıldığı an ideal olmaktan çıkar. Artık ideallerimiz, yaşadığımız gerçekler hâline dönüşmüştür. İyi ya da kötü sonuç vermesi bizim sorumluluğumuzun sonuçlarını belirler. Ama bir de milletlerin babadan oğla sıçrayan uzun vadeli idealleri vardır. Siz bize böyle bir ideal aşılamadınız! Yahut benim bundan haberim yok! Bunu bize açıklar mısınız Gazi Hazretleri?&#8221;</p>
<p>Atatürk bu soruya şöyle cevap verir:</p>
<p>&#8220;Bunlar vicdanımıza yazılmış gerçeklerdir; konuşulmaz, yaşanır! Elbet bu milletin bir ülküsü olacaktır, ama bu ülküler devletler tarafından açıklanmaz; millet tarafından yaşanır! Nasıl, bakarken gözlerimizi görmüyor, onunla her şeyi görüyorsak, ülkü de onun gibi, farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve her şeyi ona göre yaparız&#8230; Ben, devlet başkanıyım! Sorumluluklarım vardır! Bu sorumluluklarım altında konuşamam! Bu konuda genç arkadaşlarımla ayrıca konuşacağım.&#8221;</p>
<p>Sonra, Atatürk halkın Cumhuriyet Bayramı&#8217;nı tekrar kutlar ve Dr. Zeki&#8217;yi yanına alarak genel müdürün odasına çıkar. Atatürk&#8217;ün arkasında, duvarda, bir Türkiye haritası vardır. Karşısında oturan Dr. Zeki&#8217;ye:</p>
<p>&#8220;Benim arkamdaki haritayı görüyor musun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet Paşam.&#8221;</p>
<p>&#8220;O haritada Türkiye&#8217;nin üstüne abanmış bir blok var, onu da görüyor musun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet, görüyorum Paşa Hazretleri&#8221;</p>
<p>&#8220;Hah! İşte o ağırlık benim omuzlarım üstündedir. Omuzlarım üstünde olduğu için, ben konuşamam! Düşün bir kere. Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Daha dün bunlar vardılar. Dünyaya hükmediyorlardı! Avrupa&#8217;yı ürküten Almanya&#8217;dan bugün ne kaldı? Demek hiçbir şey sür-git değildir! Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az bir şey kalacaktır. Devletler ve milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar.</p>
<p>Bugün, Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir! İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir! Bizim, bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız! &#8216;Hazır olmak&#8217; yalnız o günü susup beklemek değildir; &#8216;hazırlanmak lazımdır&#8217;. Milletler, buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak! Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür!</p>
<p>Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz! Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; bizim, onlara yaklaşmamız gerekli&#8230;</p>
<p>Tarih bağı kurmamız lazım&#8230; Folklor bağı kurmamız lazım&#8230; Dil bağı kurmamız lazım&#8230;</p>
<p>Bunları kim yapacak? Elbette biz! Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz, &#8216;Dil Encümenleri&#8217; , &#8216;Tarih Encümenleri&#8217; kuruluyor. Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya, tarihimizi ortak payda haline getirmeye çalışıyoruz. Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hâle geleceğiz. Bir sevgi parlayacak aramızda; tıpkı bir vücut gibi, kaderde ve mutlulukta birbirimizi duyacağız ve arayacağız. Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimiz olması gerekli. Ortak bir mazimiz var, bu maziyi, bilincimize taşımamız lazım. Bu sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi Orta Asya&#8217;dan başlattık! Bizim çocuklarımız, orada yaşayanları bilmelidirler. Orada yaşayanlar da bizi bilmeli. İşte bunu sağlamak için de &#8216;Türkiyat Enstitüsü&#8217;nü kurduk. Kültürlerimizi, bütünleştirmeye çalışıyoruz! Ama bunlar, açıktan yapılmaz! Adı konarak yapılacak işlerden değildir. Yanlış anlaşılabildiği gibi, savaşlara da sebep olabilir. Bunlar, devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir. İşitiyorum: benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören kısa düşünceli bazı vatandaşlarımız:</p>
<p>&#8216;Paşanın işi yok! Dil ile tarih ile uğraşmaya başladı.&#8217; diyorlarmış. Yağma yok! Benim işim başımdan aşkın. Ben bugünün çağdaş Türkiye&#8217;sini kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye&#8217;sinin temellerini de atmaya o kadar dikkat ediyorum. Bu yaptıklarımız, hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız! Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız. Bunları sana, akıllı bir genç olduğun için söylüyorum. Açıktan söylemiyorum, kulağına söylüyorum&#8230; Sen bil, gerekçesini kimseye söylemeden böyle davran, çevrenin de böyle davranması için gerekeni yap! İdealler konuşulmaz, yaşanır! İşte senin sorunun karşılığını da böylece vermiş oldum!&#8221;</p>
<p>Gece ilerlemişti. Atatürk arkadaşları ile birlikte, bulvara çıktığı zaman taze bir sabah Ankara göklerinde ışımaya başlamıştı.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet ve Ülke Yönetim Biçimleri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/cumhuriyet-ve-ulke-yonetim-bicimleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Oct 2019 23:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[1929]]></category>
		<category><![CDATA[1959]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Afet İnan]]></category>
		<category><![CDATA[bakan]]></category>
		<category><![CDATA[başbakan]]></category>
		<category><![CDATA[cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet ve Ülke Yönetim Biçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[laik hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[milli irade]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[rus çarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarih Kurumu Yayını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4337</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;..Başlarında hâlâ Allah&#8217;ın vekili, gölgesi sıfatını taşımakta olan hükümdarlar bulundurmakla beraber, egemenliğini kazanmış milletler olduğundan bahsetmiştik. Gerçekte bu&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;..Başlarında hâlâ Allah&#8217;ın vekili, gölgesi sıfatını taşımakta olan hükümdarlar bulundurmakla beraber, egemenliğini kazanmış milletler olduğundan bahsetmiştik. Gerçekte bu milletlerin mensup oldukları devletler, milletin seçtiği millet vekillerin oluşturdukları meclislere sahiptir. Milletin egemenliğini bu meclisler temsil eder. Hükümdar, devleti temsil eder. Hükümet kuran vatandaş, teorik olarak hükümdar tarafından seçilir. Fakat, gerçekte hükümet başkanı milletin güvendiği kuvvetli siyasi partilerin liderleridir. Bunların kurdukları hükümetler, millet ve memleketi idare ederler ve meclise karşı sorumludurlar. Bu açıkladığımız hükümetler temsilidirler, gerçekte demokrasi prensibi yürürlüktedir.</p>
<p>Fakat bunlar, tam manasıyla demokrat hükümetler değildirler. Demokrasinin tam anlamıyla ideali, milletin tümünün aynı zamanda idare eden durumda bulunabilmesini, hiç olmazsa, devletin son iradesini, yalnız milletin ifade etmesini ve göstermesini ister. Ne yazık ki, milletlerin büyüklüğü, fikirsel terbiye dereceleri, idealin uygulanmasında nispeten idealden yoksun olmayı gerektirebilecek tedbirsizliklerden kaçınmayı gerektirir. Bundan dolayı, demokrasi prensibinin, en modern ve mantıki uygulanmasını sağlayan hükümet şekli Cumhuriyettir.</p>
<p>Cumhuriyetle son söz millet tarafından seçilmiş meclistedir. Millet adına her türlü kanunları o yapar. Hükümete güven oyu verir veya düşürür. Millet vekillerinden memnun olmazsa belirli zamanlar sonunda başkalarını seçerler.  Millet, egemenliğini, devlet idaresine katılmasını, ancak, zamanında oyunu kullanmakla sağlar. Cumhuriyetin hükümeti, belli bir metod veya şekilde belirli bir zaman için seçilmiş bir Cumhurbaşkanına itimat olunur. Başbakanı o seçer. Hükümeti meydana getirecek olan bakanları. Başbakan güvendiği milletvekillerinden seçer.</p>
<p>Dünyada devletlerin şekilleri birbirine göre bazı farklarla çok değişiktir. Bununla beraber hepsi, incelediğimiz şekillere sokulabilir. Hükümdarlık, Oligarşi, Halk Cumhuriyeti.</p>
<p>Kendine özgü bir dine dayanan (teokratik) devlet vardır. Rus çarlığı ile Osmanlı saltanatı böyle idiler. Çar kilisenin reisi, sultanlar da halife unvanını takınmışlardı. Bununla beraber, dini siyasetten ayırmış, laik hükümetler vardır.. Hükümdarlıklarda, devlet başkanlığı makamına miras yoluyla gelinir. Cumhuriyet, milletvekillerinden oluşan meclisi ve belirli zaman için seçilmiş devlet başkanı ile, milli egemenliğin korunmasının en iyi kefilidir. Cumhuriyette meclis, Cumhurbaşkanı ve hükümet, halkın hürriyetini, güvenliğini ve rahatını düşünmek ve sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapmazlar. Çünkü bunlar bilirler ki, kendilerini iktidara ve yetkili makamlara belirli bir zaman için getiren irade ve egemenliğin sahibi olan milletir. Ve yine bunlar bilirler ki iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Millete karşı durum ve vazifelerini kötüye kullandıkları takdirde, şu veya bu şekilde, kendilerini milli iradenin karşısında bulabilirler. Millet tarafından, millet adına, devleti idareye memur edilenler için, gerektiğinde millete hesap vermek zorunluluğu, laubalilik ve keyfi hareketle bağdaşamaz. Halbuki, kuvvetinin ve yetkisinin Allah&#8217;tan geldiğini ve yalnız ona karşı, ahirette hesap verebileceğini varsayan, devleti, memleketi, miras kalmış mal mülk gibi kabul eden bir hükümdar, her türlü kayıttan kendini affedilmiş görür. Böyle bir idarede, milletin benliği, hürriyeti söz konusu bile olamaz. Bundan dolayı yetkisi sınırlı bile olsa hükümdarlık şekli demokrasiye, milli egemenlik prensibine uygun değildir. Hükümetin belirli insanların, sınıfların elinde bulunması bile millet varlığının asla kabul edemeyeceği bir husustur.</p>
<p>Bütün milletin çoğunlukla, devlet idaresine katılmasına engel olan bu &#8220;oligarşi&#8221; usulü de bir grubun kendi çıkarlarını korumak için bütün millete ait egemenliği, zorla almasından başka bir şey değildir.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>1929</strong></p>
<p><strong>Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün El Yazıları, Ayşe Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Yayını</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsun Yolculuğuna Hazırlık</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/samsun-yolculuguna-hazirlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Oct 2019 11:48:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[1919]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Galata Köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Halep]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Samsum]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun Yolculuğuna Hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sevr]]></category>
		<category><![CDATA[Şişli]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4318</guid>

					<description><![CDATA[Ben Atatürk&#8217;ün Çanakkale&#8217;den, Halep&#8217;ten beri yaveri idim. Onunla birlikte birçok defa ölüm kalım savaşına girmiştik. Birinci Cihan Harbi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Atatürk&#8217;ün Çanakkale&#8217;den, Halep&#8217;ten beri yaveri idim. Onunla birlikte birçok defa ölüm kalım savaşına girmiştik. Birinci Cihan Harbi bitmiş, Osmanlı ordusu yenilmişti. Ben de Atatürk&#8217;le İstanbul&#8217;a gelmiştim.</p>
<p>Atatürk, dikkat çekmeden, Osmanlı devleti ileri gelenlerine gidiyor, geliyor, ecnebi (yabancı) elçileriyle temas ederek, Sevr Anlaşması&#8217;nı daha ölçülü bir şekilde uygulatmaya çalışıyordu.</p>
<p>Osmanlı orduları dağıtılıyor; askerler terhis ediliyordu. Herkes gibi ben de bir köşeye çekilmiş olacakları bekliyordum. Arada sırada Ata&#8217;nın Şişli&#8217;deki evine gidip geliyordum. Atatürk, dikkat çekmemek için bizleri, &#8220;Gidin bir yerlerde yatın kalkın, kimseye görünmeyin&#8221; diye adeta azat etmişti.</p>
<p>1919 yılı Nisan ayının son günleri idi. Galata Köprüsü&#8217;nden geçerken Atatürk&#8217;ü öteki kaldırımda karşıdan gelirken gördüm. Koşarak o tarafa geçtim. Yüzü çelik gibi gergin ve gözleri tunç gibi parlak yürüyordu. Karşılaşınca durakladı. &#8220;Paşam, sizi fazla rahatsız etmemek için evinize sık uğrayamıyorum. Bir emriniz olur mu?&#8221; dedim. Durdu, gözümün içine canımı alacak gibi baktı, baktı sonra, &#8220;Birkaç gün sonra Anadolu&#8217;ya gidiyorum&#8221; dedi. Bakışlarıyla benim eğilimimi öğrenmek istiyordu.</p>
<p>&#8220;Paşam, ben sizinle olmayacak mıyım?&#8221; dedim.</p>
<p>Elini omzuma koyup gözlerini gözlerime dikti ve &#8220;Tehlikeli bir yolculuk yapacağız. Belki hiç dönmemek üzere çocuk&#8221; dedi: &#8220;Olsun Paşam. Sizinle ben ölüme bile giderim&#8221; dedim.</p>
<p>Şöyle bir durdu, &#8220;Öyleyse&#8221; dedi. Bana biraz da acır gibi bakarak, &#8220;Kimseye bir şey söyleme. Seni de heyete dahil ediyorum. Ailenle helallaşacak, bana uğrayacaksın&#8221; deyip, yürüyüp gitti.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski Fransız Elçisi Comte Charles Chambrun</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/comte-charles-chambrun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 07:44:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Comte Charles Chambrun]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Ağlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Fransız Elçisi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2657</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusu sonradan Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk unvanını verdi. Bence bu, ayağına gelen Osmanlı sultanları tahtı yerine,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusu sonradan Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk unvanını verdi. Bence bu, ayağına gelen Osmanlı sultanları tahtı yerine, ulusunun gönlündeki tahtı üstün tutan bir öndere o ulusun gösterebileceği en yerinde şükran ifadesidir.</p>
<p>***</p>
<p>Kemal Atatürk idealist bir adamdır. Ortaya mutlu eserler koymuş olmasının nedeni, büyük prensipler tutarak isteklerini sınırlamasını bilmiş olmasındandır.</p>
<blockquote><p><strong>Dünya Ağlıyor, 1939</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlıların Fetihleri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/osmanlilarin-fetihleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 11:15:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[balkan]]></category>
		<category><![CDATA[belgrat]]></category>
		<category><![CDATA[budapeşte]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlıların Fetihleri]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeli]]></category>
		<category><![CDATA[viyana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2465</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlılar göze aldıkları savaşın genişliği ölçüsünde hazırlıklı ve önlemli davranmadıkları için, daha çok duygu ve tutkularının etkisi altında&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlılar göze aldıkları savaşın genişliği ölçüsünde hazırlıklı ve önlemli davranmadıkları için, daha çok duygu ve tutkularının etkisi altında hareket ettiklerinden Viyana&#8217;ya kadar gitmişken geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Ondan sonra Budapeşte&#8217;de de duramadılar, geri çekildiler; Belgrat&#8217;ta yenilip geri çekilmek zorunda bırakıldılar. Balkanlar&#8217;dan ayrıldılar; Rumeli&#8217;den çıkarıldılar. Bize içinde hala düşman bulunan bu yurdu miras olarak bıraktılar. Bu son yurt parçasını kurtarırken olsun tutkularımızdan, duygularımızdan sıyrılarak düşünceli olalım. Kurtuluş için, bağımsızlık için eninde sonunda düşmanla bütün varlığımızla vuruşarak, onu yenmekten başka karar ve çare yoktur ve olamaz.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: left;"><strong>Mart 1922, Nutuk</strong></p>
</blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Tarihi Hakkında</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/osmanli-tarihi-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 12:24:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[adana]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Düyun-u Umumiye]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[galiçya]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kafkas dağları]]></category>
		<category><![CDATA[kapitülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı halkı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[sina çökkeri]]></category>
		<category><![CDATA[trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2358</guid>

					<description><![CDATA[Biz, bugüne kadar gerçek, bilimsel ve olumlu anlamıyla ulusal bir dönem yaşayamadık; bundan ötürü de, ulusal bir tarihimiz&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biz, bugüne kadar gerçek, bilimsel ve olumlu anlamıyla ulusal bir dönem yaşayamadık; bundan ötürü de, ulusal bir tarihimiz olmadı. Bunun daha iyi açıklanabilmesi için Osmanlı tarihini hatırlayalım: Osmanlı tarihinde görülen bütün çabalar, bütün çalışmalar, ulusun gerçek istek, dilek ve ihtiyaçları bakımından değil, belki şunun bunun özel isteklerini, aşırı isteklerini karşılamak için yapılmıştır. Nitekim Fatih İstanbul&#8217;u aldıktan, ve Selçuk Sultanlığı ile Doğu Roma İmparatorluğunun topraklarını ele geçirdikten sonra, Batı Roma İmparatorluğunu da elde ederek koskoca bir saltanat kurmak istedi. Böyle bir isteği gerçekleştirmek için de, bütün ulusu, bütün o büyük gücü, arkasından o ereğe doğru sürükledi. Yavuz Sultan Selim, Fatih&#8217;in açtığı batı cephesini koruyup sağlamlaştırmakla birlikte, Asya&#8217;yı yönetimi altında birleştirerek büyük bir İslam İmparatorluğu kurmaya girişti. Bütün ulusu, bütün o büyük gücü, bunun ardında dolaştırdı. Kanuni Sultan Süleyman ise, bu iki cepheyi olanca büyüklüğü ile genişletmek, bütün Akdeniz&#8217;i bir Osmanlı havuzu haline getirmek, Hindistan&#8217;ı bile elinin altında bulundurmak gibi çok ulu bir siyaset izledi. Bu siyaseti uygulamak için de o büyük gücü kullandı. Arkadaşlar, bütün bu davranışlar gözden geçirilirse görülür ki, bu büyük, güçlü padişahlar, izledikleri dış siyasette kendi arzu ve sonu gelmeyen isteklerine uyarak davranmışlardır. İç örgütlerini, iç işleriyle ilgili siyasetlerini bu aşırı isteklerden doğma dış siyasetlerine göre düzenlemek zorunda kalmışlardır. Oysa içe dönük siyasete dayandırılması zorunludur; yani dış siyasetin iç örgütün kaldıramayacağı geniş boyutlarda olmaması gerekir. Yoksa, hayal ürünü dış siyasetler arasında koşanlar, dayanak noktalarını kendiliklerinden yitirirler. Gerçekten Osmanlı padişahları asıl olan noktayı unuttular. Duygularını ve isteklerini dış siyasetlerine uydurmak zorunda kalınca, ele geçirdikleri ülkelerdeki ulusları, dilleri, dinleri, gelenekleri, her şeyleri birbirinden ayrı olan ulusları, olduğu gibi korumaya kalkıştılar; ve onlara bütün özelliklerini koruyabilmeleri için ayrıcalıklar bağışladılar. Buna karşılık asıl Türk ulusu uzun seferlere çıkmakla, savaş meydanlarında ölmekle, alınan ülkelerin halkını beslemekle, onlara bekçilik etmekle kendini tüketiyordu. Bu yüzden temel öge olan ulusun kendi evinde, kendi yurdunda, kendi yaşamı için gereken şeyleri sağlamak için çalışması engellenmiş oluyordu. Bu padişahlar, böyle ülke ülke dolaştırmakla ulusu kendi yurdunu düşünmekten alıkoymakla da kalmıyorlardı; gerek ele geçirdikleri yerlerin halkını, gerek yabancıları memnun edebilmek için doğrudan doğruya Türk ulusunun haklarından, yaşam kaynaklarından, ekonomik olanaklarından birçok şeyi onlara bağış olarak, armağan olarak veriyorlardı. Örneğin: Fatih zamanında Cenevizlilere ve patriğe tanınan ayrıcalıklarla açılan yol, kendisinden sonra hep genişlemiş ve sağlamlaştırılmıştır. Bu ayrıcalıklar hükümetin en güçlü ve en görkemli zamanında bağışlanıyordu: sadece sadece bir hükümdara yakışan bir bağış olarak. Hepiniz hatırlarsınız: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Venediklilerle bir ticaret anlaşması yapılmıştı. Ama padişah Venediklilerle ticaret anlaşması yapmayı kendi şeref ve onuruna uygun görmedi. Çünkü onun anlayışına göre anlaşma ancak birbirine eşit uluslar arasında yapılabilirdi. Oysa Venedik o günlerde, Osmanlı Devleti ile eşit olmak şöyle dursun, onun doğrudan doğruya koruyuculuğuna sığınmıştı. Bu yüzden böyle ulu bir sultan böyle bir hükümetle anlaşma yapamazdı. Ona ancak bazı &#8220;izinler&#8221;, olanaklar bağışlayabilirdi; ve bunu yaptı. İşte bu &#8220;izinler&#8221; kelimesi sonunda, &#8220;kapitülasyonlar&#8221; olarak çevrildi. Oysa, biliyorsunuz, kapitülasyon kelimesi, bir kale içine kuşatılıp da, savunma olanaklarını kullanıp yitirdikten sonra teslim olmak zorunda olanlar için kullanılan bir kelimedir. İşte böyle bir kelimeyi , Padişahların &#8220;iznini&#8221; , &#8220;kapitülasyon&#8221; diye çevirerek kullandılar. Bu küçük ayrıntıyı iki noktadan tekrar ele alacağım: Ulus, rahat yaşama nedenleriyle uğraşmaktan alıkonuyor; ülke ülke dolaştırılıyor ve bu yeni ülkeler hakkı birçok ayrıcalığa ve ayrıklığa sahip olarak çalışıyor. Yani fatihler Türk ulusunu peşlerine takarak kılıçla ülke alırken, kılıç sallayıp dururken, ele geçirilen ülkelerin halkı kazandıkları ayrıcalıklardan yararlanarak sabana yapışıyorlar, toprağı işliyorlardı. Arkadaşlar, kılıçla toprak elde edenler, sabanla toprak işleyenlere yenilmek ve sonunda yerlerini onlara bırakmak zorunda kalırlar. Nitekim, Osmanlıların saltanatı da böyle bir duruma düşmüştür. Bulgarlar, Sırplar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, güçlenmişlerdir; bizim ulusumuz ise, fatihlerin arkasında serseri serseri dolaşmış ve kendi anayurdunda çalışmamış olduğu için bir gün onlara yenik düşmüştür. Bu tarihin her döneminde, ve dünyanın her yerinde, belirttiğim gibi olagelmiş bir gerçektir. Örneğin, Fransızlar Kanada&#8217;da kılıç sallarken, oraya İngiliz çiftçisi girmiştir. Uygar sabanla kılıç savaşında sonunda kazanan saban olmuştur ve Kanada&#8217;yı eline geçirmiştir. Baylar, kılıç kullanan kol yorulur, ama saban kullanan kol gün geçtikçe daha da güçlenir, güçlendikçe de daha çok toprağı olur. Baylar, Osmanlı fatihleri, padişahları, istilacıları ulusla birlikte sabanın önünde yenilip gerilemeye başladıktan sonra asıl felaketlerin büyüğü baş gösterdi. Sadece padişahlara yakışır bir bağış olarak yabancılara bahşedilmiş olan ve özel bir armağan olarak ülke içindeki Hristiyan uyruklara verilmiş bulunan her şey, kazanılmış haklar sayıldı. Yabancılar yalnız bu hakları korumakla yetinmediler. Onları her gün biraz daha arttırmak için yollar aradılar ve buldular. Uyruklarını bulundurmayı başardıkları iç örgütlere dayanarak, dışardakilerin de yardım ve kışkırtmaları ile devleti ve öz Türkleri yok edecek bir siyasal varlık elde etmek için çalışmaktan geri kalmadılar. Yabancılar hem bunları kışkırtıyor, hem işlerimize kendileri karışıyor; ve her karışmada devlet ve ulusun zararına olmak üzere yeni yeni birtakım ayrıcalıklar, haklar koparıyorlardı. Bunlar olup dururken, zaten yoksul düşmüş anayurtta, ulus devlete verebileceği vergiyi güçlükle sağlayabiliyordu. Oysa; padişahlar, taçlılar, saraylar, Babıâliler ne yapıp yapıp gösterişlerini, ululuk gösterilerini sürdürebilmek, zevk ve aşırı isteklerini karşılamak için gereken parayı bulma çareleri arıyorlardı. O çareler borçlanmalar oldu. O kadar çok borç aldılar, o kadar elverişsiz koşullar içinde borçlanıyorlardı ki, bunların faizlerini bile ödeyemez oldular. Sonunda, bir gün Osmanlı devletinin iflas ettiği hükmüne varıldı. Maliye ile ilgili işler hemen denetime alınmış, başımıza &#8220;Düyun-u Umumiye&#8221; belası çökmüştü. Baylar, ulusun başına gelen bu acıklı halin, bu yoksulluğun nedenlerini arayacak olursak, bunları doğrudan doğruya devlet kavramında buluruz. Biliyorsunuz ki, Osmanlı devleti önceleri bir hükümdarın kişisel egemenliği altında, on beş yıldır da &#8220;meşrutiyet&#8221; ilkelerine göre yönetiliyordu.<br />
Arkadaşlar, salt kişisel yönetimde, her alanda, padişahın isteği, iradesi, egemendi. Söz konusu olan yalnız bunlardı. Ulusun dilekleri, istekleri, ihtiyaçları söz konusu olmaktan çok uzaktı. Bütün ulus bunlardan soyutlanmış bulunuyordu. Çünkü taçlılar (padişahlar) kendilerini Tanrı&#8217;nın gönderdiği bir varlık sayarlardı. Bir de onların çevresini saran çıkarcılar vardı. Onlar da padişahın düşündüğü gibi düşünürler ve padişahın her düşüncesini, her isteğini gökten inme bir buyruk, bir Kuran buyruğu imiş gibi herkese yayarlardı. Bu yolda yoğun ve sürekli çabalar sonunda gerçekten bir gün bütün halk, o isteklerin, o buyrukların gökten inmiş buyruklar gibi, hiçbir sınırlama ve koşul olmadan, yerine getirilmesi gerektiğine inandı. Böylece egemenliğinden, yönetime katılma hakkından vazgeçmeye razı olmuş bir ulusun sonu elbette yıkımdır, elbette felakettir. Arkadaşlar, üzerinde son durduğumuz noktaya dönelim: Artık Osmanlı devleti gerçekte ve eylemli olarak bağımsızlıktan yoksun bir duruma düşürülmüştü. Bir devlet ki uyruklarına koyduğu vergiyi, yurttaki yabancılara koyamaz; gümrük işlerini, vergilerini ülkenin ve ulusun ihtiyaçlarına göre düzenlemesi yasaktır; bir devlet ki, üstelik yabancıları yargılayamaz, böyle bir devlete elbette bağımsız denemez. Devletin ve ulusun işlerine karışma bu kadarla kalmıyor, daha büyük boyutlar alıyordu. Doğrudan doğruya bir ulusun yaşam ihtiyaçları olan, örneğin, demiryolu yapmak, fabrika kurmak, herhangi bir şey yapmak için devlet özgür değildi; yabancılar hemen işe karışırlardı. Yaşamını sağlaması yasaklanan bir devlet bağımsız olabilir mi? Belirttiğim gibi, gerçekte devlet bağımsızlığını çoktan yitirmiş, Osmanlı devleti artık yabancıların sömürgesi olmuş ve Osmanlı halkı içindeki Türk ulusu tamamiyle esir durumuna düşürülmüştü. Bu sonuç, belirttiğim gibi, ulusun kendi iradesi ve kendi egemenliği elinde bulunmamasından ve bu irade ve egemenliğin şunun bunun kullanmasından kaynaklanmıştı. Öyleyse kesinlikle diyebiliriz ki, biz ulusal bir dönem yaşamıyorduk ve ulusal bir tarihimiz yoktu. Osmanlı tarihi, baştan sona, hakanların, padişahların, kişilerin ve bazı grupların hal ve davranışlarını sergileyen bir destandan başka bir şey değildir. Geçmişin, yüzyılların elimize tarih diye uzattığı kitabın niteliği işte budur. Arkadaşlar, ulusun egemenliği elinde olmaması yüzünden katıldığımız dünya savaşında, değerli evlatlarımızdan oluşan kahraman ordularımızın Galiçya&#8217;da, Roma&#8217;ya ve Makedonya&#8217;da, Kafkas dağlarında, Sina çöllerinde çektikleri sıkıntı ve güçlükleri hatırlatmayı gerektirecek kadar uzun zaman geçmemiştir; zaten bu dünya savaşının uğursuz sonucunu bilmeyen yoktur. Hele Mondros ateşkes anlaşmasıyla açılan ateşkes döneminin durumunu bir an için gözden geçirirseniz, göreceğiniz baştan aşağı bir çöküntü görünüşünden başka bir şey değildir. Karşı devletler verilen her türlü uygarca ve insanca sözleri ve hakları hiçe sayarak yurdumuzun en değerli, en verimli yerlerini çiğnediler. İzmir&#8217;i, Bursa&#8217;ya, ta Sakarya&#8217;ya kadar Eskişehir&#8217;i; sonra bütün Adana ve dolaylarını, Trakya&#8217;yı, İstanbul&#8217;u, en sevgili yerlerimizi çiğnediler. Ancak, düşmanların bu davranışlarından daha acıklı, daha korkunç, daha üzücü olan şey, bu ülkenin yüzyıllarca başında bulunan, bu ulusun irade ve egemenliğini kullanan kişilerin de düşman tarafına geçmesidir. Yurttaşlar biliyorsunuz, bu düşmanlar, yani bu iç düşmanlar, dış düşmanların yapmadığı, yapamayacağı iğrenç, korkunç eylemlere girişmekten çekinmediler. Dış düşmanlar, demin saydığım sevgili yurt topraklarında bulunurken, Padişahın buyrultusuyla çıkardığı fetvalara ve halifelik ordularıyla bu masum ulus şurada burada kandırılıyor, alçaltılıyordu. Yurdumuzun şurasında burasında ayaklanmalar başlamıştı. Zaten çoktandır maddi ve manevi bakımdan bağımsızlığını yitirmiş olan Osmanlı devletinin çökmesi başarılmıştı. Osmanlı devleti tamamiyle çöküp gitmişti. Ancak düşmanlarımız, Osmanlı devletini kuran Türk ulusunun da, bu yurdun gerçek halkının da, aynı zamanda çöküp yok olduğunu sandılar. İşte burada çok yanıldılar. Osmanlı devletini, Osmanlı devleti gibi bir çok devlet kurmuş olan Türk ulusu yok olmamıştır. Tersine, yaşamına, iç ve dış düşmanlarınca yöneltilen acı ve tiksindirici vuruşlarla birdenbire uyanmış ve yaşamını, şerefini, namusunu kurtarmak için kesin bir kararlılıkla başını kaldırmış, birleşip dayanışarak ortaya atılmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Şubat 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Anlayışı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/tarih-anlayisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 12:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Afet İnan]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hatıralar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız]]></category>
		<category><![CDATA[napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Anlayışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2357</guid>

					<description><![CDATA[Tarihte, ünler, şanlar kazanmış birçok insan ulusal bakımdan erdemli olmayabilir. Örneğin, askerlik bakımından büyük gücü olan, Moskova&#8217;ya kadar&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihte, ünler, şanlar kazanmış birçok insan ulusal bakımdan erdemli olmayabilir. Örneğin, askerlik bakımından büyük gücü olan, Moskova&#8217;ya kadar giden, yangınlar, yıkıntılar arasından Fransız ordusunu sürükleyip eriten Napolyon&#8217;u düşününüz. Onun yaptıkları Fransız ulusunun gerçek ve ulusal çıkarları uğruna değil, kendisinin dünyayı ele geçirme isteğini doyurmak içindir. Bu amaçla Fransa&#8217;nın milyonlarca seçkin evladını eritti; ve sonunda hepimizin bildiğimiz o acıklı duruma düştü. Bizim Osmanlı tarihimizdeki en büyük ve şanlı görülen eylemlerin de aynı bakımdan incelenmesi, aynı biçimde karşılaştırılması olanağı vardır.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>&#8220;Türkler göçebe olarak Anadolu&#8217;da bir imparatorluk kuramaz. Bunun başka türlü açıklaması olmak gerekir. Tarih bilimi bunu açığa çıkarmalıdır.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>1928, Atatürk&#8217;ten Hatıralar, Afet İnan</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam ve Hristiyan Dünyaları</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/islam-ve-hristiyan-dunyalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 20:03:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[doğu]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[islam düyası]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Hristiyan Dünyaları]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Türküm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2221</guid>

					<description><![CDATA[Gene biliyorsunuz ki, İslam dünyası içindeki toplumlar ile Hristiyan dünyası toplulukları arasında birbirini bağışlama olanağını görmeyen bir düşmanlık&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gene biliyorsunuz ki, İslam dünyası içindeki toplumlar ile Hristiyan dünyası toplulukları arasında birbirini bağışlama olanağını görmeyen bir düşmanlık vardır. İslamlar Hristiyanların ,Hristiyanlar İslamların hep düşmanları oldular. Birbirlerine Tanrısız ve bağnaz gözüyle baktılar. Bu düşmanlık sonucudur ki, İslam dünyası, Batı&#8217;nın her yüzyıl yeni bir biçim ve renk alan ilerlemelerinden uzak kalmıştı. Çünkü Müslümanlar ilerlemeleri bir alçalma sayıp tiksintiyle karşılıyorlardı. Aynı zamanda iki topluluk arasında yüzyıllar boyunca süregelen düşmanlığın zorunluluğu ile İslam dünyası silahını bir an elinden bırakmamak zorunluluğunda bulunuyordu. İşte sürekli olarak elde silah bulunmasından ve düşmanlık duygusundan ötürü Batı&#8217;daki yeniliklere yüz çevirme, çöküşümüzün neden ve etkilerinin en önemlilerinden birini oluşturur.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ulusumuz, ulusallığının bilincine varmamasının çok acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğundaki çeşitli uluslar hep ulusallık inancına sarılarak ulusallık ülküsünün gücüyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, sopa ile aralarında  kovulunca anladık. Gücümüz zayıfladığı anda bize hiç değer vermediler, bizi aşağıladılar. Anladık ki suçumuz kendimizi unutmazlığımızmış. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce bizim kendi benliğimize ve ulusallığımıza bu saygıyı duygu, düşünce ve eylem yoluyla bütün davranışlarımızda gösterelim. Bilelim ki, ulusal benliğini bulamayan uluslar başka ulusların avı olur. Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı bir Türk şairinin dediği gibi (karşı duvardaki levhaya işaret ederek): &#8220;Türküm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi &#8221; diyelim. Düşmanlarımıza bu gerçeği belirttiğimiz gün, düşüncelerimize, ülkülerimize, geleceğimize yan bakan her kişiyi bir düşman saydığımız gün, ulusal benliğimize uzanacak her eli kırdığımız, ulusun önüne dikilecek her engeli hemen devirdiğimiz gün gerçek kurtuluşa erişmiş olacağız.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski Hukuk ve Eski Hukukçular</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/eski-hukuk-ve-eski-hukukcular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 20:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[büyük meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Hukuk ve Eski Hukukçular]]></category>
		<category><![CDATA[kanun-u esasi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2203</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusunun, çağdaş uygarlığın niteliklerinden ve verimlerinden yararlanabilmesi için en az üç yüz yıldır harcadığımız çabaların ne kadar&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusunun, çağdaş uygarlığın niteliklerinden ve verimlerinden yararlanabilmesi için en az üç yüz yıldır harcadığımız çabaların ne kadar acı ve kaygı verici engeller karşısında boşa gittiğini göz önüne alarak, bütün üzüntüm ve uyanıklığımla söylüyorum. Ulusumuzu çöküntüye sürükleyen, ulusumuzun verimli bağrından zaman zaman kopup bazı girişimlerde bulunan, çaba ve emek harcayan kişileri, sonunda bezdirip alteden olumsuz ve yıkıcı güçler bugüne kadar elinizde bulunan hukuk kurallarıyla onları içtenlikle izleyenler olmuştur. Uluslararası genel tarih içinde, Türklerin 1453 zaferini, yani İstanbul&#8217; un fethini bir düşünün; bütün bir dünyaya karşı İstanbul&#8217;u sonsuza dek Türk toplumuna mal eden güç, aşağı yukarı o yıllarda bulunan matbaayı ülkeye mal etmek için o zamanki hukukçuların uğursuz direnişini göğüsleyememiştir. Eskimiş, zamanı geçmiş hukukun ve buna bağlanmış hukukçuların matbaanın ülkemize girmesine izin vermeleri için gözlem ve kararsızlıklarının, lehte ve aleyhte harcadıkları çabaların sonuçlarını beklemek gerekmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin kuruluş günlerinde onun bugünkü nitelik ve durumunu hukuk ilkelerine ve bilimsel temellerine aykırı bulanların başında ünlü hukukçular vardı. Büyük Meclis&#8217;te egemenliğin hiçbir koşul ve sınırlamaya bağlı olmadan ulusta olduğunu yasa önerildiği zaman bu ilkenin Osmanlı Kanun-u Esasi&#8217; sine aykırılığından ötürü karşı çıkanların başında gene eski ve bilimsel erdemi ile, ün salan ulusu aldatıp durmuş olan belli hukukçular bulunuyordu.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt</strong> <strong>II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meclisin Niteliği</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/meclisin-niteligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 15:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[Meclisin Niteliği]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2001</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ulusaldır; tamamiyle gerçekçidir. Hayal ürünü ülküler ardında, o ülkülere eriştirmek düşüyle ulusu kayalara&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ulusaldır; tamamiyle gerçekçidir. Hayal ürünü ülküler ardında, o ülkülere eriştirmek düşüyle ulusu kayalara çarparak, bataklıklara batırarak, sonunda kurban ederek yok etmek gibi cinayetlerden sakınan bir hükûmettir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün programlarının temeli şu iki ilkeye dayanır: tam bağımsızlık, tam ulusal egemenlik.</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama ve yürütme güçlerini kendinde toplamış ve ulus ve ülkenin yazgısını eylemli olarak ele almıştır. Yani hükûmet kendisidir.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Dünya tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osmanlı Devleti kuran ve bunların hepsini olup bitenlerle deneyen Türk ulusu bu kez kendi adı ve sanını taşıyan bir devlet kurarak bütün felaketler karşısında tüm yetenek ve gücüyle yer almıştır. Ulus kendi yazgısını doğrudan doğruya eline almış ve ulusal &#8220;saltanatını&#8221; ve egemenliğini bir kişiyle değil bütün halkın seçtiği vekillerden oluşan bir yüksek meclisle temsil ettirmiştir. İşte o meclis yüce meclisinizdir. Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Ulusun &#8220;saltanat&#8221; ve egemenlik makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir; ve bu egemenlik makamının hükûmetine Türkiye Büyük Millet Meclisi derler. Bundan başka bir &#8220;saltanat&#8221; makamı, bundan başka bir hükûmet kurulu yoktur.</p>
<blockquote><p><strong>Kasım 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
