<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>osmanlı devleti &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/osmanli-devleti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 24 Aug 2020 09:47:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>osmanlı devleti &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tarihte Milli Fazilet</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/tarihte-milli-fazilet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2020 09:47:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5962</guid>

					<description><![CDATA[Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar millî noktadan fazilete sahip değildir. Meselâ hakikaten askerî kudret sahibi olan,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar millî noktadan fazilete sahip değildir. Meselâ hakikaten askerî kudret sahibi olan, Moskova’ya kadar giden, yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten Napolyon’u düşününüz. Onun hareketleri Fransız milletinin hakikî ve millî menfaatlerini değil, kendi cihangirane emellerini tatmin içindi. Bunu tatmin için Fransa’nın milyonlarca seçkin evlâdını eritti ve nihayet hepinizin bildiğiniz âkıbete uğradı. Bizim Osmanlı tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür.</p>
<blockquote><p>1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 161-162)</p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cihan Tarihinde</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/cihan-tarihinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2020 12:13:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Cengiz Han]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Selçuklu Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5605</guid>

					<description><![CDATA[Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman Devleti tesis eden ve bunlarını hepsini hadiselerle tecrübe eyleyen Türk&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman Devleti tesis eden ve bunlarını hepsini hadiselerle tecrübe eyleyen Türk milleti, bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek, bütün felâketlerin karşısında, doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet,mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve egemenliğini bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o Meclis, Yüce Meclisinizdir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir ve bu egemenlik makamının hükûmetine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti derler. Bundan başka bir saltanat makamı, bundan başka bir hükûmet heyeti yoktur ve olamaz.</p>
<p><em>1922 (Nutuk III, s. 1250)</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Söylev&#8217;in İçerik Özellikleri ve Dili</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/soylevin-icerik-ozellikleri-ve-dili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 13:19:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs 1919]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk’e suikast girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes Ethem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Arar]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Reşit Bey]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEV (1919-1927) ve DEMEÇLER (1928-1938)]]></category>
		<category><![CDATA[Söylev'in İçerik Özellikleri ve Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5538</guid>

					<description><![CDATA[Söylev, zamansal olarak 19 Mayıs 1919 ile Çerkes Ethem ve Reşit Bey’den para ve silah yardımı almış Hacı&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Söylev, zamansal olarak 19 Mayıs 1919 ile Çerkes Ethem ve Reşit Bey’den para ve silah yardımı almış Hacı Sami çetesinin, Atatürk’e suikast girişiminin anlatıldığı 27 Ağustos 1927 tarihleri arasında kalan dönemi konu edinmektedir. Bununla birlikte metnin güncel ve geleceğe yönelik bir uyarı niteliğini taşıyan Gençliğe Hitabe ile bittiği göz önüne alınırsa zaman sal kapsamın bitiş tarihi olarak Söylev’in okunduğu son gün, yani 20 Ekim 1927 tarihi de kabul edilebilir. Nitekim Atatürk de Söylev’de “Dokuz senelik ef’al ve icraatımız” cümlesine yer vererek kapsamın 1927’ye kadar uzandığını belirtmiştir. Zamansal kapsam konusunda dikkati çeken bir başka nokta da zaman sınırları konusunda esnek bir tutumun izlenmesi ve dönemlere eşit ağırlıklı yer verilmemiş olmasıdır. Şöyle ki Atatürk metin boyunca sık sık bir anıyı aktarmak ya da bir belgeyi veri olarak sunmak amacıyla 1919’dan önceki dönemlere de değinirken; 1924 sonrası yılları ele alan bölümleri, sağlık sorunları nedeniyle olsa gerek, birkaç sayfayla özetlemeyi yeğlemiştir. Dolayısıyla zamansal kapsam 1919-1927 yılları arasındaki dokuz yıllık dönem üzerine kurulmakla birlikte, metnin ağırlık noktasının 1919-1922 yılları arasında kalan Kurtuluş Savaşı dönemi olduğu söylenebilir. Metnin büyük bölümü telgraf, mektup, bildiri, rapor, kongre tutanakları, TBMM açık ve kapalı oturum tutanakları ve CHP grup görüşmeleri tutanaklarından oluşan belgelere dayandırılmıştır. Bu belgelerin bir kısmı metin içerisinde verilirken, büyük bir kısmı da 226 belge ile Trakya Teşkilatına ait belgelerden oluşan “Vesikalar” cildinde toplanmıştır.</p>
<p>İçerik olarak bakıldığında, söz konusu dönemin belirli askerî, politik ve diplomatik olaylarının olabildiğince zamandizinsel bir sıra içinde anlatıldığı ve “Samsun’a çıkış, ulusal kongreler, İstanbul Hükümetlerinin yıpranması, iç ayaklanmalar, Sakarya ve Başkomutanlık Savaşları, Lozan Antlaşması ve Yeni Türkiye’deki gelişmeler” zinciri içinde kurgulanmış olan bir metin söz konusudur. Metnin bu niteliği, Atatürk Ararştırma Merkezi’nce yapılmış bir yayınının Önsöz’ünde Zeynep Korkmaz tarafından şu tümcelerle tanımlanmıştır:</p>
<p>“Bu eserde, kendini her şeyi ile ulusuna adamış olağanüstü yetenekleri ile dehanın en iyi örneğini vermiş büyük bir komutanın, devrimci bir liderin ve ileri görüşlü bir devlet adamının, askerî ve siyasî aksiyonları ile Türkiye Cumhuriyeti’ne şekil veren temel düşünce ve görüşleri yer almıştır. Ayrıca eserde, ulusal değerler sistemine bağlı Cumhuriyet rejiminin, tarih bilinci içindeki gelişmesinin adım adım nasıl olgunlaştırıldığını, sosyal ve kültürel alanlara yön verici siyasî ve idarî koşulların nasıl hazırlandığını yakından görebilmekteyiz.”</p>
<p>an görebilmekteyiz.” Metin, bütün bu olaylar kapsamının içinde özetle “Türkiye Cumhuriyeti’nin nereden başlayıp, hangi olumsuz koşullar altında, hangi engel ve aşamalardan geçilerek nasıl kurulduğunu, Türk ulusunun her zaman çağa uyma, kendi gücüne inanma ve toplumsal bütünleşme koşuluyla sonsuza dek yaşayabileceğini ve bunun yolunun da akıl ve bilimin egemenliği olduğunu” dile getirmektedir. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin yönetsel yapısın daki gerileme ve emperyalizmin Anadolu’da uyguladığı yöntemler de anlatının önemli bir parçasını oluşturmaktadır.</p>
<p>Söylev, kişiler açısından da kapsamlı bir metin oluşturmaktadır. İsmail Arar’ın incelemesine göre, yapıt 820 kişiye yer vermiştir.6 Bunların dağılımı ise daha çok din adamları, söylensel kişiler, Osmanlı padişahları, Türk ve Moğol cihangirleri, Batılı hükümdar ve devlet adamları, I. Dünya Savaşının ünlü komutanları, Bolşevikler, bakanlar, şeyhülislamlar, gazeteciler, tarihçiler, isyancılar ve Kurtuluş Savaşının kahramanları gibi kişilikler üzerinde yoğunlaşmaktadır.7 Metinde yer alan ilk kişi Vahdettin olurken, son kişi de Nurettin Paşa’dır. Kişiler açısından ilgi çekici olan bir başka nokta ise; metinde yer alan kişilerin Halide Edip (Adıvar), Yahya Kaptan’ın eşi Şevket Hanım ve Vahdettin’in büyük kızı Ulviye Sultan olmak üzere üç kişi hariç, tümünün erkek olmasıdır.</p>
<p>Dikkatle incelendiğinde, Söylev’in, Türkiye’nin askerî ve siyasal tarihi ile o tarihe mal olmuş kişiliklerine odaklandığı; bu nedenle de 1929 tarihli Rusça çevirisinde de belirtildiği üzere toplumsal ve ekonomik konulara açıklık getirmek gibi bir hedef gütmediği görülmektedir. Bununla birlikte yapıt, “Batı emperyalizminin sömürüsü altındaki öbür ezilmiş ulusları etkileyip onların günümüze dek süregelen bağımsızlık savaşlarına da örneklik ve önderlik ettiği için mazlum halkların evrensel önderi niteliğine hak kazanan ve böylece dünya tarihinde yeni bir dönem başlatan bir liderin yaşamından önemli bir bölümü ayrıntılarıyla ortaya koyması” bağlamında son derece önemlidir.</p>
<p>Diline baktığımızda ise, Söylev, Atatürk’ün dil ve yazın alanına askerî lise ve harbiye yıllarından bu yana büyük bir ilgisi olduğu gerçeğini çok açık biçimde göstermektedir. Yapıtın dilinin, sözcük dağarcığı ve tümce yapısı bakımından, Atatürk’ün yetiştiği dönemin, ‘Milli Edebiyat’ döneminin genel dil yapısını yansıttığı gözlemlenmektedir. Dönem içinde Arapça ve Farsça’nın etkisinden tam olarak uzaklaşılamamış olması ve Önder’in güçlü bir Osmanlıca kültürüne sahip olması, bu dillere ait sözcüklerin Söylev’de yoğun bir biçimde yer almasıyla sonuçlanmıştır. Ancak yine de Klasik Osmanlıca’ya oranla oldukça sadeleşmiş ve Türkçe’nin zenginlik ve güzelliklerini sergileyen seçkin bir dilin söz konusu olduğu yadsınamaz. Örneğin hiçbir tümcede sözcük yinelemesi yapılmamış olması oldukça dikkat çekicidir. Bu, doğal olarak zengin bir sözcük dağarcığının ve bu dağarcığın büyük bir ustalıkla kullanılmış olmasının yansımasıdır. Kaldı ki sözcükler yalnızca doğru seçilmekle kalmamış, birbirleriyle uyumlu bir biçimde de kullanılmış oldukları için, yapıta şiirsel bir anlatım ve akıcılık kazandırmışlardır. Bu nedenle, yapıtı inşa eden tümcelerin önemli bir bölümü özlü söz niteliğini taşımaktadır.</p>
<p>Yine yazım ve noktalama kullanımı konusunda da benzer görüşleri öne sürmek söz konusudur. Bu öğelerin özenli ve başarılı kullanımı, uzun tümcelerin bile kolayca anlaşılmasını sağlamaktadır ki bu durum ulu önderin dilimize bakışının güzel bir yansıması olmuştur: “Türk dili zengin, geniş bir dildir.  Her kavramı karşılama yeteneği vardır. Yalnız onun, bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak gereklidir.”</p>
<p><em>Arar, s. 144.</em></p>
<p><em>Arar, s. 146 vd.</em></p>
<p><em>Arar, s. 146.</em></p>
<p><em>SÖYLEV (1919-1927) ve DEMEÇLER (1928-1938) syf: 14-17</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Düşünce Dünyasını Etkileyen Olaylar ve Olgular</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/ataturkun-soylev-ve-demecleri/ataturkun-dusunce-dunyasini-etkileyen-olaylar-olgular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2020 14:57:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ün düşünce yapısı]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti'nin çöküşü]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal bağımsızlık savaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5484</guid>

					<description><![CDATA[Tüm insanlar gibi Mustafa Kemal Paşa de hiç kuşkusuz içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel çevrenin ve yaşadığı döneme&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm insanlar gibi Mustafa Kemal Paşa de hiç kuşkusuz içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel çevrenin ve yaşadığı döneme damgasını vuran büyük olay ve akımların etkisi altında kalmıştır. Ancak büyük liderlere özgü bir ayrıcalık olarak etkilendiği tüm değişkenleri toplu bir değerlendirme içinde yeni bir bireşime, özgün bir anlatım dünyası olan yeni bir düşünsel çerçeveye ve uygulanabilir bir eylemselliğe dönüştürerek çağına ve toplumuna etki eden bir baş aktör olmuştur. Fransız yazar Paul Gentizon, bu ayrıcalığı onun Makedonya bölgesinde doğmuş ve yetişmiş olmasına bağlamış ve Makedonya’nın önemli ihtilal girişimlerinin kaynağı olduğunun ve Niyazi Bey, Talat, Enver, Mustafa ve Mehmet Ali Paşalar gibi ihtilalcileri de üretmiş olduğunun göz ardı edilmemesi gerektiğini öne sürmüştür.</p>
<p>Atatürk’ün düşünce dünyasını etkilediği belirtilen olay ve olgular konusunda geniş bir yelpaze oluşturmak olanaklıdır. Ancak biz, belirlemiş olduğumuz amaç ve kazanımlar kapsamında Atatürk’ün düşünsel kimliğinin felsefî derinlik, dayanak, gerekçe ve hedeflerini belirleyen beş temel başat olay üzerinde durmakla yetineceğiz: Fransız Devrimi, Osmanlı Devleti’nin Çöküşü, Doğu Sorunu, Meşrutiyet Denemeleri ve Ulusal Bağımsızlık Savaşı.</p>
<p>Fransız Devrimi: Atatürk’ün düşünce ve eylemlerinde Fransız Devrimi’nin büyük bir etkisi olduğu açıktır. Bunun en geçerli kanıtı da Fransız Devrimi hakkındaki değerlendirmeleri ve Türk demokrasisinin, 1789 devriminin açtığı yolda ancak kendine özgü nitelikte gelişmekte olduğuna dikkat çekmiş olmasıdır. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı yıllarında, Fransız Devriminin yıldönümü nedeniyle 14 Temmuz 1922’de Ankara’daki Fransız Temsilciliğinde düzenlenen törene katılması ve bir konuşma yapması, onun 1789 Devrimine verdiği önemi göstermektedir. Konuşmasına, “Fransız ulusunun 14 Temmuz ulusal bayramı, biraz da ruhunda özgürlük ve bağımsızlık aşkını taşıyan bütün ulusların bayramıdır.” diye başlayan Mustafa Kemal, ihtilallerin başlıca üç nedeni bulunduğunu belirterek bunları “özgürlükten yoksunluk”, “ekonomik yapı” ve “yönetimsizlik, halka karşı davranış” olarak sıraladıktan sonra sözlerini şöyle sürdürmüştü:</p>
<p>“Başlangıçta ayaklanma ve ihtilal biçiminde görülen hareket, yerini bir devrime bırakır. Fransız İhtilali de bu dönemlerden geçmiş ve ulusun toplumun vicdanında yerleşmiştir. Onun için evrensel olmuştur. Baylar, işte bugün 1789 Temmuzunun 14. gününü burada kutluyoruz ve bu, Fransızların ulusal bayramı olduğu kadar henüz özgürlüklerine kavuşmamış ulusların da sevinecekleri bir gündür. Türk tarihinde de istilacı orduların İzmir’den denize dökülmesi, bizim ulusal tarihimiz için dünya tarihinde yepyeni bir dönem olacaktır. Bu da artık istila için hiçbir memleketin özgürlük ve bağımsızlıklarını yok etmeye olanak bulunmayışıdır. Eğer haksızlığa uğramış Asya ve Afrika ulusları, bizim bağımsızlık mücadelemizden bir ibret dersi almışlarsa kendileri için pahalıya da mal olsa, bu yola gireceklerdir. Özgürlük ve bağımsızlıktan yoksun bir ulus için, yaşamanın ne anlamı ne de zevki vardır. Baylar, bizim Asya’yı ayaklanmaya ve savaşmaya sürükleyişimiz, Fransız ulusunu kahramanca hareketlere sürükleyen nedenlerden daha az kuvvetli ve daha az mantıkî değildir.”</p>
<p>Bu sözler, Mustafa Kemal’in özgürlük ve bağımsızlık anlayışının kökeninde Fransız Devrimi’nin yattığını, onun Türk Kurtuluş Savaşı ile Fransız Devrimi arasında kurduğu ilişkiyi ve Türk bağımsızlık savaşımının sömürgeci devletlerin yönetimi altında bulunan Asya ve Afrika ülkelerinin ulusal bağımsızlıkları için ilk büyük örnek olacağı hakkındaki inancını, hiç yoruma yer bırakmayacak açıklıkta göstermektedir. Mustafa Kemal Paşa, yeni Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olarak Le Matin gazetesi muhabirine verdiği ve 8 Mart 1928 günkü Hâkimiyeti Milliye’de yayımlanan demecinde, Fransız Devrimi’nin önemini bir kez daha vurgulayarak Türk Devrimi ile ilişkisini şöyle belirtiyordu:</p>
<p>“Fransa İhtilali bütün dünyaya özgürlük düşüncesini yaymıştır ve bu düşüncenin bugün de esas ve kaynağı bulunmaktadır. Ancak o tarihten bu yana insanlık ilerlemiştir. Türk demokrasisi, Fransa İhtilalinin açtığı yolu izlemiş ancak kendine özgü belirgin nitelikte gelişmiştir. Çünkü her ulus, devrimini, toplumsal ortamın baskılarına ve gereksinmelerine bağlı olan durum ve konumuna ve bu ihtilal ve devrimin olduğu zamana göre yapar.”</p>
<p>Fransız Devriminden esinlenmek ve ona dayanarak, kendi döneminin koşullarına ve ulusal gereklere uygun yeni bir devrimin baş düşünürü olmak, hiç kuşkusuz, Fransız Devrimine yol açan düşünceleri, akımları kabullenmek ve özgürlük, bağımsızlık gibi ana kavramları yerleştirmeye, geçerli kılmaya çalışmak demektir.</p>
<ul>
<li>Osmanlı Devleti’nin Çöküşü: Osmanlı toplumunun iç dinamikleri, mevcut toprak ve siyaset düzenini sürdürecek değil, bozacak biçimde bir değişim geçirmiş ve 19. yüzyıla girilirken çeşitli iç ve dış etkenlerin baskısı altında devleti, çöküşün eşiğine getirmişti. Öte yandan devletin yoğun baskı ve gücü nedeniyle, bu iç dinamikten iktidar seçeneği olabilecek güçte kurtarıcı ve devrimci bir toplumsal muhalefet de ortaya çıkamamıştı. Dolayısıyla siyasal bir muhalefetin olmadığı çöküş sürecinde, devletin tüm dizginleri bürokrasinin eline geçmiş ve bu sayede daha seçkin ve dokunulmaz bir konum elde eden bürokrasi giderek kendini ve devleti de yozlaştıran bir yönetim zihniyetini kurumsallaştırmaya yönelmişti. Bu çözülmenin doğal sonucu olarak, Osmanlı Devleti, bütün bir 19. yüzyıl boyunca, bir yandan devletin dağılması öte yandan da bunun önlenmesi uğrunda gerçekleştirilen yenilikler üzerinde gelişme gösterdi. Ancak eski olan ile yeni olanı bir arada yaşatma tutkusu nedeniyle yeniliklerden beklenilen amaçlar bir türlü gerçekleşmiyor; devlet hızla çözülürken, sürekli yitirdiği savaşlar sonucunda da kaygı verici ölçüde küçülüyordu. Nitekim 1878 Berlin Barışı’nın ardından Balkanlardaki konumu iyice zayıflamış; Kuzey Afrika, Akdeniz, Ege ve Doğu Anadolu’daki topraklarını büyük ölçüde yitirmişti. Daha da kötüsü 20. yüzyıl başlangıcında tüm umudunu, diktatör bir partinin entrikalarıyla kendisini içinde buluverdiği bir savaşa bağlamıştı ve bilindiği gibi sonuç, Mustafa Kemal Paşa’nın görev yaptığı Çanakkale dışında, tüm cephelerde Osmanlı’nın aleyhine olmuştu. Bu askerî olduğu kadar siyasal anlamda da Osmanlı varlığının sonu anlamına geliyordu. İmparatorluğun çöküşüne tanık olmak, Mustafa Kemal ve kuşağını endişelendirmekteydi. Duyarlı kimseler olmaları, birtakım gizli örgütlenmelere gitmelerine yol açtı ve bu durum onları -kendileri asker olmasına karşın- ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlarda araştırmaya yöneltti.</li>
<li>Doğu Sorunu: Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecine girmesiyle birlikte, Batılı Devletlerin “Türklerin Avrupa’dan atılması ve Doğulu kalmaya zorlanması” bağlamında bir içerik kazanmış olan bu politikası, Atatürk’ün gençlik yıllarından başlayarak bu konuda yoğun bir okuma ve inceleme uğraşısı içinde olmasına yol açmıştır.</li>
<li>Meşrutiyet Denemeleri: Meşruti demokrasi ya da diğer bir ifadeyle iktidarın sınırlandırılması arayışları, Atatürk’ü, bir yandan Avrupa’da gelişmekte olan anayasal devlet ve temel hak ve özgürlüklere dayalı siyasal geleneklerin oluşumuna yol açmasından dolayı, öte yandan da bu gelenekleri kurumsallaştırma arzusu içinde olan değişim yanlısı genç bir kuşağın doğumunu sağlaması nedeniyle etkilemiştir.</li>
<li>Ulusal Bağımsızlık Savaşı: Bağımsızlık Savaşımız Atatürk’ün toplumsal ve kültürel yapının derinliklerine inmesine yol açmış ve bu eşsiz deneyim içerisinde, büyük öndere kuramsal ve düşünsel birikimini ülke gerçeklerine uyarlama ve eyleme dökülebilir bir biçimde tasarlama şansını vermiştir.</li>
</ul>
<p><em>SÖYLEV (1919-1927) ve DEMEÇLER (1928-1938) syf: 3-6</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakikati Bilmek</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/hakikati-bilmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2020 15:04:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5479</guid>

					<description><![CDATA[Sinir gevşetici sözlere, telkinlere, ehemmiyet ve itimat gösterilmemelidir. Osmanlı tarzı idare ve siyasetinin yarattığı bu nevi zihniyetler reddedilmelidir.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinir gevşetici sözlere, telkinlere, ehemmiyet ve itimat gösterilmemelidir. Osmanlı tarzı idare ve siyasetinin yarattığı bu nevi zihniyetler reddedilmelidir. Ordu ile, muharebe ile, inat ile bu işin içinden çıkılmaz tarzındaki, kaynağı dışarda bulunan öğütlere uymakla, bir vatan, bir millet bağımsızlığı kurtulamaz. Tarih, böyle bir hadise kaydetmemiştir. Bunun aksini düşünerek hareket edeceklerin acı neticelerle karşılaşacaklarına, şüphe yoktur. Türkiye, işte, bu yoldaki yanlış fikirlere.. yanlış zihniyetlere sahip olanlar yüzünden, her asır, her gün, her saat biraz daha gerilemiş, biraz daha çökmüştür. Bu çöküş, yalnız maddiyatta olsaydı, hiçbir ehemmiyeti yoktu. Ne yazık ki çöküş, ahlâk ve mânevî değerleri de içine almış görünüyor. Hiç şüphe yok ki, bu büyük memleketi, bu koca milleti yok olma uçurumuna sevk eden başlıca sebep, bu olmuştur.</p>
<p><em>1922 (Nutuk II, s.637)</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;e Bir Köylünün Yanıtı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturke-bir-koylunun-yaniti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 10:06:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[balkan milletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hilmi Yücebaş]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[ruslar]]></category>
		<category><![CDATA[türk milleti]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5374</guid>

					<description><![CDATA[Türk milleti tarihi boyunca büyük savaşlar kazanmış, ülkeler fethetmiş ve sayısız devletler kurmuştur. Ancak, tarihte bunları başarıp da&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk milleti tarihi boyunca büyük savaşlar kazanmış, ülkeler fethetmiş ve sayısız devletler kurmuştur. Ancak, tarihte bunları başarıp da kendisini unutan, başarılarından başka ulusları yararlandıran, “Nasıl olsa bu bende, bundan bana kötülük gelmez.” mantığıyla kendisinden olanı ihmal eden, yoksulluğa ve cehalete mahkûm eden, kendisine itaat etmeyeceğini veya kendisinden ayrılacağını düşündüğü azınlıklara ise varını yoğunu yediren başka bir millet de  yoktur.</p>
<p>Ne yazıktır ki bu hatamızı Osmanlı Devleti’nin son döneminde azınlıkların içlerinde sopayla kovulup Anadolu’ya döndüğümüzde anladık. Oysa seferlerin tüm yükünü mal ve canlarıyla Türkler taşırken azınlıklar hayatın tadını ç ıkarmışlar ve ekonomik yönden güçlenmişlerdir. Ama o Anadolu ki bütün bunlara rağmen kucak açmasını bildi. ATATÜRK “Onun içindir ki Türkiye’ye ve Türklüğe karşı olan görevlerimiz bitmemiştir.” diyor. Aşağıdaki anekdot Türklüğün ihmal edilmişliğini yansıtması bakımından anlamlı bir örnektir:</p>
<p>Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan baş kaldırıp ne memleketi imar edebilmişiz, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bu bizim suçumuz olduğu kadar düşmanlarımızın da suçudur. Çünkü başta Ruslar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi:</p>
<p>-Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler&#8230;</p>
<p>Bunun için de sık sık başımıza belâlar çıkarırlar, savaşlar açarlar, Balkan milletlerini “istiklâl” diye kışkırtırlardı.</p>
<p>Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayrimüslimler zenginleşirlerdi.</p>
<p>Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, ATATÜRK’e verdiği kısa bir cevap ile çok güzel açıklamıştır.</p>
<p>ATATÜRK, Mersin’e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:</p>
<p>-Bu köşk kimin?</p>
<p>-Kirkor’un&#8230;</p>
<p>-Ya şu koca bina?</p>
<p>-Yargo’nun&#8230;</p>
<p>-Ya şu?</p>
<p>-Salomon’un&#8230;</p>
<p>ATATÜRK biraz sinirlenerek sormuş:</p>
<p>-Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarında bir köylünün sesi duyulur:</p>
<p>-Biz mi nerede idik? Biz Yemen’de, Tuna boylarında, Balkanlar’da, Arnavutluk dağlarında, Kafkaslarda, Çanakkale’de, Sakarya’da savaşıyorduk paşam&#8230;</p>
<p>ATATÜRK bu anısını naklederken:</p>
<p>-Hayatımda yanıt veremediğim tek insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, der dururdu.</p>
<p><em>Yücebaş; s. 55-56. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu&#8217;yu Dinlediniz Mi?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/anadoluyu-dinlediniz-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 10:02:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadoluyu dinlediniz mi ?]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[birinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kolektif zeka]]></category>
		<category><![CDATA[melih sert]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[türk milleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5371</guid>

					<description><![CDATA[Kolektif zekâ her zaman bireysel zekâdan üstündür. Bu nedenledir ki ATATÜRK, “Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur.” ilkesi ile yola&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolektif zekâ her zaman bireysel zekâdan üstündür. Bu nedenledir ki ATATÜRK, “Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur.” ilkesi ile yola çıkmıştır. Ulusların başına gelen felâketlerin çoğu sorgulanmamış ve analizi yapılmamış  bireysel düşüncelerin ürünüdür. Osmanlı Devleti’nin Birici Dünya Savaşı’na girişinde ve dolayısıyla Türk ulusunun bu savaşla gelen felâketleri yaşamasında da bireysel ve keyfî düşünce etkendir.</p>
<p>Türk milletinin başına gelmiş olan felâketlerin nedenlerini iyi teşhis eden ATATÜRK, attığı ve atacağı her adımı halkın kararına dayandırmayı ilke edinmiştir. Bağımsızlık Savaşı’nın en kritik anlarında acil karar durumlarında bile birçoklarınca zaman kaybı olarak değerlendirilmesine karşın ulusu temsil yetkisine sahip BMM kararı olmadan hareket etmemiştir. Kullandığı her yetkiyi ulustan almıştır.</p>
<p>ATATÜRK herhangi bir konuda karar vermeden önce mutlaka çevresindeki insanların da düşüncesini alır, farklı görüşlerden yararlanırdı. Yapmış olduğu yurt gezilerinde halkın sorunlarını görüp, halkı dinlemenin yanında yapmak istedikleri hakkında halkın eğilimini ve kararını görmeye de büyük önem verirdi. Bağımsızlık mücadelesine girişirken de Türk milletinin özgür yaşama arzusunu görmüş ve halktan aldığı bu mesajla mücadeleye atılmıştır. ATATÜRK’ün bu yöndeki tutumu ve davranışına aşağıdaki anekdot güzel bir örnektir:</p>
<p>Acı işgal günlerinde, önemli devlet adamlarının da hazır bulundukları toplantıda herkes, Türkiye’nin düştüğü acıklı duruma kendisine göre bir çare arıyor; Amerikan, İngiliz himayesinden dem vuruluyordu. Bir aralık, Mustafa Kemal Paşaya da ne düşündüğünü sordular. ATATÜRK, şu kısa yanıtı verdi:</p>
<p>“Efendiler, hepiniz konuştunuz, arzularınızı beyan ettiniz ve birbirinize sordunuz, hepinizi dinledik. Fakat &#8230; Anadolu’ya bir şey sordunuz mu? Anadolu’yu dinlediniz mi? Ona da soralım, bir de onu dinleyelim efendiler!”</p>
<p><strong>Melih Sert</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 232. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölmeyi Tercih Ederiz</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/olmeyi-tercih-ederiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 01:18:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[ben size ölmeyi emrediyorum]]></category>
		<category><![CDATA[birinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[general pershing]]></category>
		<category><![CDATA[kurmay başkanı general harbord]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Ateşkes Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[sevr antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5254</guid>

					<description><![CDATA[Uzun süren Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin yöneticileri, önce Mondros Ateşkes Anlaşması’nı sonra da Sevr Antlaşması’nı imzalayarak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süren Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin yöneticileri, önce Mondros Ateşkes Anlaşması’nı sonra da Sevr Antlaşması’nı imzalayarak koşulsuz teslimiyeti kabul etmişlerdi. Teslim edilen koca bir ulusun vatanı, özgürlüğü ve onuru idi. Türk ulusunun büyüklüğünü idrak edemeyen bu gafiller, yılgınlığa düşerek düşmanların uygun gördüğü haysiyetten yoksun, düşük bir yaşama razı olmakla kalmamışlar, düşmanın tutsaklık kemendini Türk ulusunun boynuna bir an önce geçirebilmesi için de yardım etmişlerdir.</p>
<p>İnsanların yaşama tutkularının temelinde onur ve özgürlük duygusu vardır. Bu duygulardan yoksunluk bağımsızlıktan yoksunluğu getirir .Bu duyguların gücü  insanların mensubu oldukları ulusa göre değişir. Türk ulusunun tarih boyunca kendi devletine sahip oluşunu ancak bu duyguların gücüyle açıklayabiliriz. Türk insanı bu değerler için her zaman ölümü yaşama tercih etmiştir. ATATÜRK’ün Bağımsızlık Savaşı’na karar verirken bir an bile tereddüt göstermemesinin altındaki gerçek de budur. O, yaşamak için ölümü göze alanların ölmeyeceğini biliyordu. Türkiye Cumhuriyeti bunun en canlı ve anlamlı kanıtıdır. Aşağıdaki diyalog ATATÜRK’ün bu konudaki düşüncelerini oldukça anlamlı bir şekilde yansıtmaktadır:</p>
<p>General Pershing’in kurmay başkanı olan General Harbord Sivas’ta Mustafa Kemal ile görüşürken der ki:</p>
<p>-Türk tarihini okudum. Milletiniz büyük komutanlar yetiştirmiş, büyük ordular hazırlamıştır. Bunları yapan bir millet elbette bir medeniyet sahibi olmalıdır. Takdir ederim. Ama, bugünkü duruma bakalım. Başta Alman müttefikinizle birlikte dört yıl harp ettiniz, yenildiniz, dördünüz bir arada yapamadığınız şeyi, bu durumda tek başınıza yapmayı nasıl düşünebiliyorsunuz? Fertlerin intihar ettikleri zaman zaman görülür. Bir milletin intihar ettiğini mi göreceğiz?</p>
<p>Mustafa Kemal generale şu yanıtı verdi:</p>
<p>-Teşekkür ederim, tarihimizi okumuş, bizi öğrenmişsiniz. Fakat, şunu bilmenizi isterdim ki biz emperyalist pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkûm olmaktansa babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.</p>
<p>General ve arkadaşları sessizce ayağa kalktılar.</p>
<p>-Biz de olsak böyle yapardık!</p>
<p><em>Atay; Çankaya, s. 198-199.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk ve Dünyadaki Müslümanların Geri Kalışı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/ataturk-ve-dunyadaki-muslumanlarin-geri-kalisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2020 00:47:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[akhisar belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk araştırma merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve din]]></category>
		<category><![CDATA[halka hitap]]></category>
		<category><![CDATA[islam dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[medeni toplum]]></category>
		<category><![CDATA[milli hakimiyet]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanların geri kalışı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5121</guid>

					<description><![CDATA[ATATÜRK evrensel kişiliğiyle tam bir dünya insanıydı. Dünyanın hangi köşesinde olursa olsun acı çeken ulusların karşı karşıya oldukları&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ATATÜRK evrensel kişiliğiyle tam bir dünya insanıydı. Dünyanın hangi köşesinde olursa olsun acı çeken ulusların karşı karşıya oldukları sorunlara ilgi duymuş ve o sorunların çözümüne katkıda bulunmak istemiştir. Özellikle de İslâm dünyasının geri kalmışlıkla ilgili sorunlarının tespiti ve çözümleri konusunda büyük bir gayret göstermiştir. Halka hitap etme ortamını bulduğu her yerde halkı bilinçlendirmeye yönelik mesajlar vermiştir. Aşağıda yer alan 5 Şubat 1923’te Akhisar Belediyesinde yaptığı konuşma da bunlardan birisidir. Bu konuşmasında dünyadaki Müslümanların geri kalış sebeplerini şöyle analiz etmiştir:</p>
<p>Efendiler! Yalnız biz eziyet görmedik, bütün Müslümanlar eziyet gördü ve esir oldu, düşmanlar bizi esaret zinciri altında bırakmak istediler, fakat milletimizin karar ve onuru bu zincirleri parçaladı, istiklâlini elde etti. İslâm topluluğunun uğramış olduğu eziyet ve sefaletin elbette birçok sorumluları vardır. İslâm âlemi dinî gerçekler dairesinde Allah’ın emrini yapmış olsaydı, bu sonuçlarla karşı karşıya kalmazdı. Allah’ın emri çok çalışmaktır. Kabul ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan fazla çalışmak zorundayız. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre ilim ve fenden ve her türlü medenî icatlardan en yüksek derecede yararlanmak mecburidir. Hepimiz kabul etmek zorundayız ki, bu konudaki hatalarımız çok büyüktür. Sizin de anladığınız ve şimdi belirttiğiniz üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti en yasal ve en uygun bir şekilde kurulmuştur. Dinimizin istediği çalışmak sayesindedir ki, üç buçuk senelik az bir süre içinde çok önemli sonuç elde edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, çok iyi bilirsiniz ki eski Babıâli Hükûmeti değildir, eski Osmanlı Devleti değildir. Onlar artık tarihe karışmıştır. Düşmanlarımız Osmanlı Devletini yıkarak ana unsur olan Türk milletini de yok etmek istiyorlardı. Halbuki Türk milleti yeni bir iman ve kesin bir millî karar ile yeni bir devlet kurmuştur. Bu devletin dayandığı esaslar “Tam İstiklâl” ve “Kayıtsız Şartsız Millî Hâkimiyet” den ibarettir. Millet bu hâkimiyetin bir zerresinden vaz geçmeyecektir; gözünü açmıştır. Bizim dinimiz milletimize değersiz, tembel ve alçak olmayı öğütlemez. Tam tersine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini korumalarını emrediyor. Her yerde olduğu gibi buradaki görüşme ve ilişkilerden de anladım ki, millet, hâkimiyetini koruma konusunda büyük bir karar ve güç göstermektedir. Gerçeği gören ve anlayan milletimiz elbette, bundan sonra candan ve gönülden çalışacak, rahatlık ve mutluluğa sahip olacaktır.</p>
<p><em> ATATÜRK’ün Söylev ve Demeçleri; ATATÜRK Araştırma Merkezi, Ankara 2006, s. 459.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yine Tepeler, Yine Öldürürüm</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yine-tepeler-yine-oldururum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2020 03:35:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk devrimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anektodlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[büyük devrimler]]></category>
		<category><![CDATA[eyüp sabri]]></category>
		<category><![CDATA[konya türk ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5065</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlığın bugün ulaşmış olduğu teknolojik ve bilimsel seviye büyük devrimlerin yarattığı dev sıçramaların sonucudur. Büyük devrimler, her çağda&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın bugün ulaşmış olduğu teknolojik ve bilimsel seviye büyük devrimlerin yarattığı dev sıçramaların sonucudur. Büyük devrimler, her çağda idealleri uğruna ölümü göze almış liderlerin eseri olmuştur. Bu eserler gerçekleşmemiş olsa idi insanlık hâlâ karanlık çağı yaşıyor olurdu. XX. yüzyılın en büyük devrimcisi olma şerefi ATATÜRK’e aittir. Bu şeref Türk ulusu için gurur vericidir.<br />
ATATÜRK, uygarlık yarışında yenik düşerek Türk ulusunun mutsuzluğuna ve geri kalmışlığına neden olan Osmanlı Devleti’nin yerine, genç ve dinamik bir Cumhuriyet devleti kurmuştur .Yaptığı devrimlerle de asırların ihmalini giderip Türk halkının çağdaşlaşma yolunu açmıştır. Bu yolun açılmasında çıkarları kaybolanlara karşı da ödünsüz olmuştur. Devrimleri korumak yolunda tek başına kalsa bile bu yoldan asla dönmeyeceğini her ortamda ve her fırsatta dile getirmiştir. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün bu konudaki kararlılığını gösteren örneklerden sadece bir tanesidir:<br />
20.03.1923: Konya Türk Ocağında verilen çayda:<br />
ATATÜRK’ün söylevleri sırasında Türk Ocağı üyelerinden operatör Eyüp Sabri’nin “Devrimlerimize karşı çıkan ve kendini din yolunu gösterme ile yükümlü sayan bir sınıf var, bu sınıfa karşı ne gibi önlemler alınmıştır?” sorusu üzerine Mustafa Kemal ayağa kalkarak sözüne tekrar başlamış ve sonunu şöyle bitirmiştir:<br />
-Benim ve benimle aynı görüşte arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka ve mutlaka o adamı tepelemektir.<br />
Sizlere bunun da ötesinde bir söz söyleyeyim. Meselâ bunu sağlayacak kanunlar olmasa, bunu sağlayacak meclis olmasa, öyle olumsuz adımlar atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm.</p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 162. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
