<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muzaffer Kılıç &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/muzaffer-kilic/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 11:55:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Muzaffer Kılıç &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Devlet ve Bürokrasi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/devlet-ve-burokrasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2020 10:46:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[age]]></category>
		<category><![CDATA[angarya]]></category>
		<category><![CDATA[corve nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet'in ilanı]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetin ana ilkesi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet ve bürokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[devletin resmi anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[hak ve hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[halk egemenliği]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[vali bey]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşların hak ve özgürlükleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4937</guid>

					<description><![CDATA[Vatandaşlarına “angarya” yüklemek, halk egemenliğinin geçersiz olduğu demokrasi öncesi toplumlarda yönetimlerin çok sık başvurduğu bir uygulamaydı .Hak ve&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vatandaşlarına “angarya” yüklemek, halk egemenliğinin geçersiz olduğu demokrasi öncesi toplumlarda yönetimlerin çok sık başvurduğu bir uygulamaydı .Hak ve hukuk duygusunun zayıfladığı, keyfiyetin ve zorbalığın arttığı son dönemlerinde aynı uygulama Osmanlı Devleti’nde de yaygınlık kazanmıştı. Herhangi bir kanuna dayanmadan keyfî bir emirle insanlar işlerinden alıkonularak, ücretsiz olarak zorla çalıştırılırlardı. Her ne kadar bu uygulama devletin resmî anlayışı olmasa da .yöneticilerin yönetme anlayışının bir parçası olmuştu.<br />
Demokratik yönetimlerin egemen olduğu toplumlarda yasalarda yeri olmayan uygulamalar suç teşkil eder .Yöneticilerin yetki ve sorumlulukları yasalarla belirlenmiş olup bunun dışına çıkmaları demokratik toplum anlayışını zedeleyerek toplumda hak ve hukuk duygusuna olan inancı ortadan kaldırır ATATÜRK’ün kurduğu Cumhuriyet yönetiminin ana ilkesi vatandaşların hak ve özgürlüklerine saygı gösteren bir anlayışı toplum yönetiminde egemen kılmaktı. Ancak bunu kısa sürede başarmak mümkün olmamıştır. Bazı yöneticiler, bir süre daha geçmişten kalan kötü yönetim alışkanlıklarının etkisiyle kanun dışı, insan onuruna yakışmayan keyfî davranışlarına devam etmiştir. Aşağıdaki anekdotta, bunlardan biriyle karşılaşan ATATÜRK’ün tepkisi yer almaktadır:<br />
Cumhuriyet’in ilânından sonra idi. Karadeniz’de bir seyahate çıkmıştı. Kendisine eşlik edenler arasında bulunuyordum. Rize’ye geldik. Yolların düzgünlüğü dikkatini çekmişti. Valiye:<br />
-Yollarınızı nasıl bu hâle getirebildiniz? diye sordu.<br />
Vali de anlattı. Bu civar köylüleri jandarmalarla toplattırmış ve yol onarımında çalıştırmış.<br />
ATA’nın kaşları çatıldı, oldukça sert bir dille:<br />
-Vali bey, dedi, “Corve” nedir bilir misiniz? Öyle ise ben söyleyeyim: Angarya demektir. Ve şunu da bilmeniz lâzım ki, hiçbir vatandaşı kanunsuz olarak toplayamaz, onu çalışmaya zorlayamazsınız. Cumhuriyette angarya diye bir şey yoktur.</p>
<p><strong>Muzaffer Kılıç</strong></p>
<p><em>age.; s. 219-220.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Annesinin Ölümü</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-annesinin-olumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 08:50:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Annesinin Ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[behçet uz]]></category>
		<category><![CDATA[belediye reisi]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[Latife Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Mezar]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4676</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün annesi, Ankara&#8217;ya gelip yerleşmiş, fakat kısa bir süre sonra zaten bozuk olan sağlığı iyice bozulmuştu. Doktorların, Ankara&#8217;nın&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk&#8217;ün annesi, Ankara&#8217;ya gelip yerleşmiş, fakat kısa bir süre sonra zaten bozuk olan sağlığı iyice bozulmuştu. Doktorların, Ankara&#8217;nın yüksek ve sert iklimi yerine deniz havasının daha iyi geleceğini ısrarla söylemeleri üzerine, onu İzmir&#8217;e göndermişti. Orada Uşakizadeler&#8217;in yazlık köşkünde ve müstakbel gelini Latife Hanım&#8217;ın dikkatli bakımına karşın 15 Ocak 1923 günü vefat etmişti.</p>
<p>Atatürk o gece Eskişehir&#8217;de bulunuyordu. Bu haberi kendisine İzmir&#8217;de bulunan Başyaver Salih Bey (Bozok) telgrafla bildirmişti.</p>
<p>Derhal cevap verildi.</p>
<p>&#8220;Verdiğiniz elim haber beni çok müteessir etti. Merhumenin münasip bir tarzda merasimi tetfiniyesini ifa ettiriniz.&#8221;</p>
<p>Birkaç gün sonra İzmir&#8217;deydik. Trenden iner inmez, anasının Karşıyaka&#8217;da mezarını ziyarete gitti ve büyük bir teessür ve heyecan içinde, gözleri dolu dolu, &#8220;Anam ölmüş, bu hazin hakikat karşısında benim için teselliye mucip bir nokta var: Kurtuluşu hepimiz için, gaye-i emel ifade eden bu güzel İzmir&#8217;in mukaddes topraklarına gömülmüş olmasıdır. Annem benim için çok sıkıntılar çekti. Allah orada rahat uyumasını nasip etsin&#8221; diye içini döktü.</p>
<p>Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, bir gün annesi için galiba Latife Hanımefendi tarafından yaptırılan mermer sandukalı ve uzun kitabeli kabrin fotoğrafını görmüş, hiç beğenmemiş, hele kitabede, &#8220;Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri&#8217;nin Valide-i Muhteremleri Zübeyde Hanımefendi&#8217;nin&#8230;&#8221; diye başlayan cümlelerden hiç hoşlanmamışlardı.</p>
<p>Bir gün Genel Sekretere Hasan Rıza Soyak Bey&#8217;e, &#8220;İlk fırsatta İzmir&#8217;e gidersin, bu sandukayı ve kitabeyi kaldırtırsın, dağdan iki büyük ve uzun taş getirtirsin, birini olduğu gibi bir temel üzerine tespit ettirir, diğerini baş tarafına diktirirsin. Bir yerini de biraz düzelttirerek, &#8220;Atatürk&#8217;ün anası Zübeyde burada gömülüdür&#8221; diye yazdırırsın, altına da ölüm tarihini koydurursun, yeter&#8221; emrini vermişti.</p>
<p>&#8220;Bir gün İzmir Belediye Reisi. Dr. Behçet Uz, Dolmabahçe Sarayı&#8217;na geldi. Beraberinde Atatürk&#8217;ün annesi için, Belediye Meclisi kararı ile, hazırlattığı bir türbe projesi getirmişti. Bu tatbik edilirse, abide halinde, muazzam bir eser olacaktı. Etrafında bir park bir de çocuk bahçesi yapılacaktı.</p>
<p>Bu proje Atatürk&#8217;e sunuldu. Bir an göz ucuyla projeye baktı&#8230; &#8220;Hayır..&#8221; dedi, &#8220;ben size mezarın nasıl yapılacağını tarif etmiştim; gene öyle yapılmalıdır. Hem belediyenin masraf etmesine lüzum yoktur, bunu biz yaptıralım.&#8221;</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bu isteği belediye reisi ve üyelere bildirilince çok üzülürler. &#8220;Arzu ettikleri mezar 1500-2000 liralık küçük bir masrafla yapılabilir. Lütfetsinler, hiç değilse bu küçük gideri İzmirlilere bıraksınlar&#8221; diye rica ederler. Durum Atatürk&#8217;e bildirilince olumlu cevap vermiş ve böylece Atatürk&#8217;ün isteğine uygun mezar yapılıp, yazı da onun isteğine uygun şekilde yazılmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Duygusal Tarafı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-duygusal-tarafi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 07:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[alaylı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Duygusal Tarafı]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Emekli Subay]]></category>
		<category><![CDATA[esir]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4663</guid>

					<description><![CDATA[Bir gün Atatürk&#8217;le birlikte Çankaya&#8217;daki köşkte çalışmaktayken dışarıdan bağırmalar, tokat ve küfür sesleri gelmeye başladı. Atatürk ve salonda&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün Atatürk&#8217;le birlikte Çankaya&#8217;daki köşkte çalışmaktayken dışarıdan bağırmalar, tokat ve küfür sesleri gelmeye başladı. Atatürk ve salonda olan bizler pencereden bakınca gördük ki, alaydan yetişme emekli ve yaşlı bir subay olan ve dış hizmetlerinde çalışan kişi, bazı işçileri sille tokat dövüyor ve küfürler yağdırıyordu. Bu arada işçilerin torbaları ellerinden düşmüş ve etrafa eski çamaşırları ve eşyaları saçılmıştı.</p>
<p>Ata&#8217;nın bu olaya müthiş canı sıkıldı. &#8220;Şu edepsize, beyinsize bakın. Neler yapıyor. Koşun durumu öğrenin, bana bildirin&#8221; dediler. Hemen koşarak dışarı çıktık. İhtiyarı yatıştırıp olayı öğrendiğimizde durum şu idi:</p>
<p>Kurtuluş Harbi&#8217;nin henüz bittiği yıllarda, bazı Yunan esirleri, ülkenin birçok yerinde çalıştırılmakta idi.</p>
<p>Köşkte çalışan Yunan esirleri, köşkün bahçesinde ücretle çalıştırılmışlar ve işleri bittiği için dönüyorlardı. Üstleri arandığında, torbalarından, Gazi markalı birkaç paket sigara çıkmıştı. Bunları da bizim hizmetkârların verdiği muhakkaktı. Sigaraları bulan yaşlı subay, esirleri, &#8220;Bunları nereden aldınız?&#8221; diye dövüyordu.</p>
<p>O sırada Atatürk de antreye inmişlerdi. Biz, esirlerle beraber Ata&#8217;ya doğru yürürken, esirlerden biri Ata&#8217;yı uzaktan görünce korkudan düşüp bayıldı. Atatürk bu olayı görünce çok müteessir olmuşlar ve esirin yüzüne kolonya ve su serptirerek kendine getirtmişlerdi. Olayı kendilerine arz edince, Ata daha çok duygulanmışlar ve tercüman aracılığı ile esirlerden özür dilemiş, birkaç paket daha sigara ve bir miktar da para vererek esirleri yollamışlardı.</p>
<p>Esirler gözyaşları ve minnet duyguları ile ayrılıp giderlerken, Ata&#8217;nın hâlâ sinirleri yatışmamıştı.</p>
<p>Sonra, o emekli subay Çankaya&#8217;daki görevinden alınarak Milli Savunma Bakanlığı&#8217;ndaki görevine iade edilmiş ve daha aklı başında biri aynı görev için köşke getirilmişti.</p>
<blockquote><p><strong>1923</strong><br />
<strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong><br />
<strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Zaferden Sonra Ankara&#8217;ya Gelişi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-zaferden-sonra-ankaraya-gelisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 07:39:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Zaferden Sonra Ankara'ya Gelişi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük taarruz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Nuri Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Numune Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Paraşüt Kulesi]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[Tren İstasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yaver]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4661</guid>

					<description><![CDATA[Büyük Taarruz başarılmış ve düşman denize dökülmüştü. Ülkenin her yerinde bu bayram kutlanıyordu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynanıyordu. Her&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Taarruz başarılmış ve düşman denize dökülmüştü. Ülkenin her yerinde bu bayram kutlanıyordu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynanıyordu. Her evde, her ocak başında bu konuşuluyor; herkes birbirine sarılıp bunu kutluyordu.</p>
<p>Ben, bu son büyük muharebede yaralanmış, Ankara&#8217;ya gönderilmiştim. Ankara&#8217;da Numune Hastanesi&#8217;nde yatıyordum. Bizler bu olayları gazetelerden ve gelen hasta bakıcılardan öğreniyorduk.</p>
<p>Bir Ekim günü Ata&#8217;nın Ankara&#8217;ya döneceği haberi hastanede yıldırım gibi duyuldu. Bu haber bütün hastalara bir hayat iksiri gibi tesir etmiş ve herkes iyileşmişti. Hepimiz Ata&#8217;yı karşılamaya gitmek istiyorduk. Fakat hastanedeki doktor ve bakıcılar tabii ki buna izin vermek istemiyorlardı. Biz birkaç gazi asker ve subay arkadaşla beraber istasyona gizlice gitmeye karar verdik. O gün sabahleyin kendimize çeki düzen vererek; yarı sivil, yarı asker, yarı hastane kıyafeti ile istasyona geldik.</p>
<p>İstasyona bir geldik ki, mahşeri bir kalabalık; bugünkü Gençlik Parkı ve Paraşüt Kulesi&#8217;nin olduğu yeri hınca hınç doldurmuştu. Yüzbinlerce kişi, kadını, erkeği, ihtiyarı, genciyle civar köy, kasaba ve vilayetlerden; atlarla, arabalarla, kağnılarla, eşeklerle gelmişler, Ata&#8217;yı görmek için meydanları doldurmuşlardı.</p>
<p>Adım atacak yer yoktu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynuyor, halaylar çekiliyordu.</p>
<p>Az sonra sesler kesildi. Herkes trenin istasyona girmekte olduğunu söyledi. Sonra da tren istasyona girdi. &#8220;Yaşa var ol!&#8221; sesleri, davul-zurna seslerine karışıyordu. Atatürk trenden inmiş ve istasyondan Meclis&#8217;e kadar yürüyerek kumandanlarıyla beraber ilerliyordu. Kurbanlar kesiliyor herkes ve bizler gözyaşları ile bu sevince katılıyorduk. Ata&#8217;nın adımının önüne kundaktaki çocuğunu, &#8220;Sana bu evladım veya torunum da feda olsun&#8221; demek için koyan kadınlar, nineler gördüm. Bizler bu coşku içinde erlerle sarılıp ağlaşıyorduk. Atatürk, bir ilah gibi, bu coşkulu karşılama arasında, hiçbir aşırı hareket göstermeden rüzgâr gibi tak, tak, tak, tak diye askerce yürüyerek geçip, Meclis&#8217;e gitti.</p>
<p>Bizler bu mutlu sonu bir muhteşem film gibi seyrederek ve gördüklerimizi birbirimize anlatarak hastaneye döndük. Hastaneye bir geldik ki, hastanede birkaç ağır hasta ve birkaç bakıcıdan başka hiç kimse kalmamış. Sargılarla, alçılı ayaklarla, koltuk değnekleriyle herkes bizler gibi bu muhteşem merasimi görmeye koşmuştu.<br />
&#8212;<br />
Bu karşılamayı anlatan babam, bir gün Ata&#8217;nın yaveri Muzaffer Kılıç&#8217;ın yanında da karşılamadan söz etmişti. O zaman Muzaffer Kılıç, &#8220;Bu kalabalığı gören Atatürk çok duygulanmışlar ve bana, &#8216;Ankaralılar bizi ilk geldiğimiz gün de böyle karşılayarak bağlılıklarını ispat etmişlerdi. Böyle bir merasime hiç gerek yoktu. Çünkü bizi şimdi herkes böyle karşılar&#8217; demişlerdi&#8221; diye anlatmıştı.</p>
<p>Hakikaten Ankara&#8217;ya ilk geldiğimiz gün çok soğuk bir aralık günü olduğu halde, Ankaralılar bizi çok içten karşılamışlardı.</p>
<blockquote><p><strong>Halil Nuri Yurdakul&#8217;dan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir İmama Yapılan Öneri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/bir-imama-yapilan-oneri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jan 2020 21:15:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Bir İmama Yapılan Öneri]]></category>
		<category><![CDATA[evli]]></category>
		<category><![CDATA[İmam]]></category>
		<category><![CDATA[köprü]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[kütüp]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[peçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4649</guid>

					<description><![CDATA[Savaş hazırlıklarının yapıldığı bir gün askeri birliklerimiz bir köy yakınında mola vermişti. Biz de Atatürkle o köye gelince&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Savaş hazırlıklarının yapıldığı bir gün askeri birliklerimiz bir köy yakınında mola vermişti. Biz de Atatürkle o köye gelince bir kahvede oturduk. Bütün köy halkı, merakla bizlere bakıyorlardı. Köyün orta yaşlı imamı da geldi. Atatürk&#8217;e &#8220;Paşam, Allah sizi bizlere ve memlekete bağışlasın. Muvaffak ve muzaffer kılsın. Hepimiz sizin başarılarınız için dua ediyoruz. Bizler de elimizden geldiği kadar sizlere destek olup yardım ettik. Yine de ederiz.&#8221; gibi güzel sözler söyledi. Sonunda da, &#8220;Paşam köylümüzün sizden bir maruzatı var, onu iletebilir miyim?&#8221; dedi. Atatürk, &#8220;Söyle bakalım imam efendi, neymiş maruzatınız&#8221; deyince, imam efendi, &#8220;Paşam kışınki sel bizim dağ köprümüzü yıktı. Köprünün ayakları sağlam, fakat düşen kütükleri bu ayaklara yetiştirecek adamımız yok. Gençler bütün askerde. Bu köprüden karşıya çoluk çocuğumuz, kadınımız ormana gider gelirdik. Hayvanları geçirir otlatırdık. Şimdi yaz. Dere kuru. Kuşun sular artınca köprüsüz köylümüz hiçbir şey yapamaz. Emir verir, 8-10 askerle köprünün düşen kütüklerini köprü ayaklarına yerleştirirsek gerisini biz onarırız. Paşam sizin de köye bir yadigârınız kalır&#8221; diye cevap verdi.</p>
<p>Bu Atatürk&#8217;ün çok hoşuna gitti ve isteğinin yapılması için emir verdi. Bir bölük asker, düşen kütükleri köprü ayaklarına bir çırpıda koydular. İmam Atatürk&#8217;e teşekkür edip, uzun ömür ve sağlık diledi. Atatürk imam efendiye, &#8220;İmam efendi, evli misin?&#8221; diye sordu. &#8220;Evliyim Paşam. Elinizi öper dört de köleniz var&#8221; dedi. Atatürk &#8220;Niçin kölem olacakmış. Onlar sizin çocuklarınız, bizlerin de evlatları. Yok böyle şeyler imam efendi. Ben evli değilim. Evlenirsem seni Ankara&#8217;da karınla misafir etmek isterim. Bana gelir misin?&#8221; diye sordu. &#8220;Emriniz olur Paşam&#8221; diye cevap verdi imam. &#8220;Ama bir şartım var. Karın peçesini çıkarırsa.&#8221; İmanın şaşırıp sanki dünya tersine dönmüş gibi Atatürk&#8217;e bir bakışı ve &#8220;Aman Paşam!&#8221; deyişi vardı ki, onun yüz ifadesini hiç unutamam. Atatürk gayet sakin bir sesle, &#8220;Bunlar olacak imam efendi. Bunların hepsi olacak&#8221; dedi.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong><br />
<strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuran Okuyana Saygı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/kuran-okuyana-saygi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jan 2020 21:05:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Fevzi Çakmak]]></category>
		<category><![CDATA[fevzi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran Okuyana Saygı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4645</guid>

					<description><![CDATA[Sakarya Harbi 22 gün 22 gece devam etmiş, tam deneyimle kan gövdeyi götürmüştü. Bu nedenle tarih kitapları Sakarya&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sakarya Harbi 22 gün 22 gece devam etmiş, tam deneyimle kan gövdeyi götürmüştü. Bu nedenle tarih kitapları Sakarya Harbi&#8217;ni en kanlı muharebelerden biri olarak yazmıştır.</p>
<p>Bu muharebe içinde, mermilerin üzerimizden geçtiği günlerden bir gün, Atatürk beni çadırlarına emrettiler. Çadıra koştum, Atatürk ayakta ve masada açılmış harita başında çok gergin ve sinirli idi. Çadıra girer girmez, bana hemen Fevzi Paşa&#8217;yı çağırmamı emrettiler. &#8220;Baş üzerine Paşam&#8221; diyerek çıktım, atıma atlıyarak Fevzi Paşa&#8217;nın çadırına nefes nefese geldim ve hemen içeri daldım. İçeri girince bir de baktım ki, Fevzi Paşa arkaları kapıya, yüzleri kıbleye dönük, diz çökmüş vaziyette kendilerinden geçmişler ve vecd içinde yüksek sesle Kuran-ı Kerim okuyorlardı. Kendilerinden o kadar geçmişlerdi ki, arkaları da kapıya dönük olduğundan benim içeri girdiğimi görmediler ve duymadılar bile.</p>
<p>Ben hiç ses çıkarmadan ağzımı elimle tutarak geri geri yavaşça çadırdan çıkıp, atıma atlayıp Ata&#8217;ya yıldırım gibi geri geldim. Geldim ama, attan inerken aklım başıma gelmişti. Ata&#8217;ya ne diyecektim. Emrine ne cevap verecektim. Fakat bunları düşünmeye bile zaman yoktu. Hemen Ata&#8217;nın çadırına daldım. Çadıra girdiğimde Ata hâlâ ayakta ve açık harp krokisi önünde idi. Girer girmez &#8220;Nerde Fevzi Paşa&#8221; diye gürledi. &#8220;Paşam&#8221; dedim &#8220;Fevzi Paşa&#8217;nın çadırına girdiğimde, Fevzi Paşa Kuran-ı Kerim okuyorlardı. Beni görmediler, ben de hiçbir şey söylemeden geldim. Emrederseniz tekrar gidip emrinizi bildireyim&#8221; dedim.</p>
<p>Atatürk şöyle bir durdu, &#8220;Bırak Paşa Kuran&#8217;ını okusun. Allah&#8217;ın izni ile biz düşmanı yeneceğiz. Rahatsız etmeyelim Paşamızı&#8221; buyurdular.</p>
<blockquote><p><strong>1921</strong><br />
<strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong><br />
<strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sakarya Harbi&#8217;nde Olaylar</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sakarya-harbinde-olaylar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Dec 2019 22:03:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[çadır]]></category>
		<category><![CDATA[muhabere]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[pil]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Harbi'nde Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[telgraf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4636</guid>

					<description><![CDATA[Sakarya Harbi&#8217;nin en şiddetli günlerinden birinde idik. Akşam olmuş, etraf kararmış, silah sesleri de kesilmişti. Atatürk&#8217;le beraber gemici&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sakarya Harbi&#8217;nin en şiddetli günlerinden birinde idik. Akşam olmuş, etraf kararmış, silah sesleri de kesilmişti. Atatürk&#8217;le beraber gemici feneri ışığında cephelerden gelen telgraf, şifre ve haberleri değerlendiriyorduk. Bir cepheden haber gelmemişti. Geciken bilgi için Atatürk sabırsızlanıyorlardı. Telgraf başına gitmek istediler. Hem bekledikleri haberi almak, hem de bazı emirler vermek istiyorlardı. Elimize gemici fenerini alarak telgraf makinesinin bulunduğu çadıra yöneldik.</p>
<p>Çadıra yaklaşırken muhabere subaylarının yıpranmış ve bozuk aletlere, eskimiş batarya ve pillere küfürler yağdırdıklarını duyduk.</p>
<p>Tabii ki subaylar haklı idi. O kadar yokluk içinde çalışılıyordu ki, yemek olarak bile dağıtılan sadece yarım kuru çavdar ekmeği ve beşer tane zeytindi. Tabii bu yokluk içinde telefon ve telgraf makineleri kırık dökük şeylerdi. Teller fare kemirmiş gibi, eski ve yıpranmış aletler bin çaba ve uğraşma ile çalıştırılabilecek kadar harap ve kırık dökük şeylerdi. Haklı olarak subaylar da her şeye küfrediyorlardı.</p>
<p>Ben, bu küfürleri duyunca utancımdan ne diyeceğimi şaşırdım. Ata da biraz yavaşladı. Fakat çadıra biraz daha yaklaşınca küfürler iyice kabalaşmıştı.</p>
<p>Çadıra iyice yaklaşmıştık ki, Ata, şöyle bir durdu ve bana dönerek, &#8220;Küfür müfür ederler amma, yine de görevlerini yaparlar değil mi çocuk? Bırak fazla sıkıştırmayalım çocukları&#8221; diyerek, küfürlerin arasında çadıra girmemiş, en sıkışık ve acil durumda dahi subayların mahçup olmasına gönlü razı olmayarak çadırlarına geri dönüp haberlerin gelmesini orada beklemişlerdi.</p>
<blockquote><p><strong>23 Ağustos-13 Eylül 1921</strong></p>
<p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çankaya&#8217;da Hediye Edilmek İstenen Ev</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/cankayada-hediye-edilmek-istenen-ev/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Dec 2019 21:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Çankaya'da Hediye Edilmek İstenen Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Savunma Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[müdafaa-i hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Rıfat Börekçi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ziraat Okulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4633</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk ve beraberindekiler, 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara&#8217;ya ilk geldiklerinde, Keçiören&#8217;deki Ziraat Okulu&#8217;na (bugünkü meteoroloji binası olan) yerleşmişlerdi.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk ve beraberindekiler, 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara&#8217;ya ilk geldiklerinde, Keçiören&#8217;deki Ziraat Okulu&#8217;na (bugünkü meteoroloji binası olan) yerleşmişlerdi.</p>
<p>O zamanlar isyancılar, her tarafta, özellikle Bolu&#8217;da, Düzce&#8217;de birçok olay çıkarıyorlardı. Olaylar Polatlı&#8217;da bile görülmüş, hatta bir gece Ata&#8217;nın yatıp kalktığı binaya bile kurşunlar atılmıştı. Bina çok geniş ve etrafı da açık olduğu için korunması çok güçtü. Bu nedenle, sonradan istasyondaki, bugün müze olan binaya taşınılmıştı.</p>
<p>Bu bina, hem Meclis&#8217;e yakın, hem korunması kolay sağlanıyor, hem istasyonun telefon ve telgrafhanesinden istenildiği kadar istifade edilebiliyordu. Ayrıca Ankara&#8217;ya gelenleri, istasyonda karşılamak rahat oluyordu. Bu nedenle, Atatürk bu binaya, &#8220;Direksion&#8221; ismini vermişlerdi.</p>
<p>Atatürk, istasyondaki bu küçük binaya taşındıktan sonar, binanın üst katını evi gibi döşetmiş; alt katını da çalışma yeri olarak kullanıyorlardı. Bu yer tabii ki, çok küçüktü. Atatürk&#8217;ün de pek çok resmi ve özel kişilerle görüşme zorunluluğu doğmuştu. Artık TBMM başkanı idi.</p>
<p>Bunu düşünen Ankara müftüsü ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Rıfat Börekçi olmak üzere, zengin Ankaralılar, Atatürk&#8217;e bir ev alıp hediye etmek istediler. Bu nedenle, aralarında para toplayarak belediyeye yatırırlar. Belediye de üç ev seçip pey vererek Atatürk&#8217;ten bunların birisini seçmesini ister.</p>
<p>O zamanlar Ankara, kale ve civarından ibaretti. Dikmen, Keçiören, Etlik ve Çankaya&#8217;da zenginlerin bağ ve bahçeleri vardı. Zenginler yazın oralara taşınır, kış gelince Ankara&#8217;ya dönerlerdi.</p>
<p>Atatürk 1921 yılının Mayıs ayında bir gün beni çağırdı ve &#8220;Çocuk Ankara Belediyesi bize bir ev bağışlamak istiyor. Üç tane ev seçmişler. Git gör. Hangisi bize uygunsa, bana gizlice söyle. Onu kabul edelim ve oraya taşınalım&#8221; dediler. İşleri çok yoğun olduğundan gidip eve, bahçeye bakacak zamanları hiç yoktu. Fakat belediyenin de bu kibar hareketine karşı kabalık yamak istemiyorlardı. Bu nedenle, kendisine, &#8220;Gidip görmeden binayı birine seçtirdi&#8221; dedirtmemek düşüncesiyle, benim yaptığım seçimin gizli kalmasını istiyorlardı.</p>
<p>Evlerden biri Etlik&#8217;te, biri Keçiören&#8217;de biri de Çankaya&#8217;da idi. Ben gidip üçünü de gördüm. Gelip hepsini tek tek ve etraflıca Ata&#8217;ya anlattım. Her zaman olduğu gibi bana sordular, &#8220;Sence hangisi en uygunu?&#8221; dediler.</p>
<p>Çankaya&#8217;daki ev Çankaya&#8217;nın en yüksek yerinde, bahçesinde gayet güzel yetişmiş meyve ve kavak ağaçları olan, tahta kepenkli bir bağ evi idi. Daha önceleri bir İngiliz deri tüccarı oturduğu için de bayağı bakımlı idi. Bu nedenle ben de, &#8220;Çankaya&#8217;daki ev en uygun olanıdır Paşam&#8221; dedim.</p>
<p>&#8220;Öyleyse, Çankaya&#8217;daki evi beğendiğimizi teşekkürlerimizle birlikte belediyeye yazmalarını söyleyiniz&#8221; dediler. Ben de yazıyı hemen yazdırdım.</p>
<p>Böylece Çankaya&#8217;daki bugün müze olan ev beğenilince, sahipleri olan Bulgurluzade Rıfat ve Mehmet Efendilerden Atatürk&#8217;e hediye edilmek üzere hemen satın alındı.</p>
<p>Fakat Atatürk, hediye edilmek istenen bu evi hediye olarak almaktan rahatsız oluyorlar, bütün ısrarlara rağmen evin tapusunu kendi üzerlerine yaptırmak istemiyorlardı.</p>
<p>Birinci İnönü Muharebesi yeni kazanılmıştı. Büyük kahramanlık gösteren ordumuzu onurlandırmak için, bu evi orduya bağışlamak istemekte idi. Bu nedenle, hayat boyu kendilerinin oturmaları kaydıyla, evin tapu tescilini Milli Savunma Bakanlığı&#8217;na yaptırmışlardı. (31.05.1921)</p>
<p>Bu şartla alınan evin onarımını önce mimar Vedat Bey üstlenmiş, sonra da Sarı Hikmet diye tanınan Hikmet Koyunoğlu tamamlamıştı. Köşkün tamiri aynı yıl sonbaharında bitirilmiş ve oraya taşınılarak orada oturmaya başlanmıştı.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara&#8217;ya İlk Geliş</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ankaraya-ilk-gelis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 12:56:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Rüstem]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara'ya İlk Geliş]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Cevat Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Genelkurmay Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Dirik]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Zühtü]]></category>
		<category><![CDATA[Refik Saydam]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Galip]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[Ziraat Okulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4436</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk ve beraberindeki heyet-i temsiliye üyelerinin bazıları ve biz yaverler, 19 Aralık 1919&#8217;da Sivas&#8217;tan Kayseri&#8217;ye on dört kişi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk ve beraberindeki heyet-i temsiliye üyelerinin bazıları ve biz yaverler, 19 Aralık 1919&#8217;da Sivas&#8217;tan Kayseri&#8217;ye on dört kişi ile hareket ettik. Şoför Balıkesirli Mehmet&#8217;in kullandığı birinci arabaya Atatürk, Dr. Refik (Saydam), Cevat Abbas (Yaver), Ahmet Rüstem ve ben (yaver Muzaffer Kılıç) binmiştik. İkinci arabaya Rauf Bey (Orbay), Yüzbaşı Hüsrev (Gerede), Yarbay Kazım (Dirik), yaver Hayati vardı. Üçüncü arabaya, Recep Zühtü, Hoca Feyzullah Efendi, yaver Bedri ve Ali Çavuş binmişlerdi. Bir gün Kayseri&#8217;de kalındı. Atatürk şehir ileri gelenleriyle son durum hakkında bir görüşme yaptı. Ertesi gün Mucur&#8217;a oradan da Hacıbektaş&#8217;a geçildi. Atatürk bir an önce Ankara&#8217;ya gelmek istiyordu.</p>
<p>Hem kış gelip, yolların kapanmasından korkuyor, hem de Ankara&#8217;dan bütün yurda seslenmek daha kolay olur diye düşünüyorlardı. Oradan hemen Beynam köyüne geçtik. Fakat yollar iyice karla kapanmaya başlayınca geri dönerek geceyi Kaman&#8217;da geçirdik. Ertesi günü sabah yola tekrar koyulduk. Arabalar dolma lastik tekerlekli idi.</p>
<p>Saatte en fazla 30-40 km. sürat yapabiliyordu. Her taraf donmuştu. 27 Aralık 1919&#8217;da Gölbaşı&#8217;na geldiğimizde bizi Ali Fuat Paşa ve Ankara Vali vekili Yahya Galip ve maiyeti karşıladılar. Atatürk Ali Fuat Paşa ile uzun uzun kucaklaşıp öpüştüler. Daha sonra yalnız ikisi Atatürk&#8217;ün arabasına binerek Dikmen pınarına gelindi. Orada atlı seymenler ve etraftan gelen köylüler bizi karşılayıp, hoş geldiniz dediler. Sonra da Dikmen sırtlarından Ankara&#8217;ya yöneldik. Şimdiki Genelkurmay Başkanlığı binası önünde bizi atlı seymenler ve kalabalık bir halk topluluğu; davulla, zurnayla fevkalade coşkulu bir şekilde karşıladılar. Burada birçok da kurban kesildi. Daha sonra kendisi ve arkadaşlarına ayrılan Keçiören&#8217;deki Ziraat Okulu&#8217;na giderek odalarımıza yerleştik.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Nöbet Tutması</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-nobet-tutmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 12:43:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[araba]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Hiç Yayınlanmamış Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Nöbet Tutması]]></category>
		<category><![CDATA[erzincan]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[rauf bey]]></category>
		<category><![CDATA[sivas kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[suşehri]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4433</guid>

					<description><![CDATA[Erzurum Kongresi bitmiş ve Sivas&#8217;ta ikinci bir kongrenin yapılması kararı alınmıştı. Bu karar bütün yurda bir beyanname ile&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum Kongresi bitmiş ve Sivas&#8217;ta ikinci bir kongrenin yapılması kararı alınmıştı. Bu karar bütün yurda bir beyanname ile duyuruldu. 29 Ağustos 1919 günü sabah erkenden, üç otomobil ve bir de yiyecek yüklü kamyonetle Sivas&#8217;a doğru yola çıkıldı.</p>
<p>Kafile, Atatürk, Rauf Bey, Hoca Feyzullah Efendi ve biz yaverlerle 14 kişi idi.</p>
<p>Sabahın erken saatleri olduğu halde, halk bizi pek coşkulu şekilde uğurladı.</p>
<p>Aynı akşam Erzincan&#8217;a geldik. Orada da halk bizi alkışlar ve &#8220;Yaşa, var ol&#8221; sesleri ile pek içten karşıladı. Ordudan ayrıldığı halde halkın böyle içten gelen güven ve sevgisi Atatürk&#8217;ü çok memnun ediyordu.</p>
<p>Bir gece Erzincan&#8217;da kalıp ertesi gün Suşehri&#8217;ne doğru yola çıkıldı. Fakat Suşehri&#8217;ne varmadan, yolda Atatürk&#8217;ün arabası bozuldu. Araba tamiri ile uğraşırken ortalık iyice karardı.</p>
<p>Atatürk bu durumda yola çıkmamızın tehlikeli olduğunu, geceyi ormanda geçirmemiz gerektiğini söyledi. Karanlıkta yolu kaybetmekten korkuyorduk.</p>
<p>Çünkü o zamanların yolları hemen hepsi birbirine benzeyen köy yolları idi, rastladığımız köylülere sorarak tozlu köy yollarından sürüp gidiyorduk.</p>
<p>Ayrıca dağlarda kol gezen eşkıyaların baskınına uğramak da söz konusu idi.</p>
<p>Ormanda bir şeyler yedikten sonra, Atatürk konaklamak için plan yaptılar. Plana göre her iki saatte değişmek üzere ikişer kişilik nöbet tutulacaktı. Nöbet yerlerini bizzat kendileri tayin ettiler. Bütün ısrarlarımıza karşın kendilerini de sabaha karşı saat 3-5 arasında Dr. Yüzbaşı Refik Bey&#8217;le beraber nöbete koydular. Böylece herkes ve Atatürk nöbetini tutmuş, elde silah sabahı etmiştik. Güneş doğarken uyandığımızda Atatürk ve Refik bey&#8217;in nöbet yerlerinde nöbetlerini tuttuklarını gördük. Ufak bir kahvaltıdan sonra, Suşehri&#8217;ne doğru hareket edildi.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ün Hiç Yayınlanmamış Anıları, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
