<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Kemal Paşa &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/mustafa-kemal-pasa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 11:57:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Mustafa Kemal Paşa &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Düşünce Dünyasını Etkileyen Olaylar ve Olgular</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/ataturkun-soylev-ve-demecleri/ataturkun-dusunce-dunyasini-etkileyen-olaylar-olgular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2020 14:57:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ün düşünce yapısı]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti'nin çöküşü]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal bağımsızlık savaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5484</guid>

					<description><![CDATA[Tüm insanlar gibi Mustafa Kemal Paşa de hiç kuşkusuz içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel çevrenin ve yaşadığı döneme&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm insanlar gibi Mustafa Kemal Paşa de hiç kuşkusuz içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel çevrenin ve yaşadığı döneme damgasını vuran büyük olay ve akımların etkisi altında kalmıştır. Ancak büyük liderlere özgü bir ayrıcalık olarak etkilendiği tüm değişkenleri toplu bir değerlendirme içinde yeni bir bireşime, özgün bir anlatım dünyası olan yeni bir düşünsel çerçeveye ve uygulanabilir bir eylemselliğe dönüştürerek çağına ve toplumuna etki eden bir baş aktör olmuştur. Fransız yazar Paul Gentizon, bu ayrıcalığı onun Makedonya bölgesinde doğmuş ve yetişmiş olmasına bağlamış ve Makedonya’nın önemli ihtilal girişimlerinin kaynağı olduğunun ve Niyazi Bey, Talat, Enver, Mustafa ve Mehmet Ali Paşalar gibi ihtilalcileri de üretmiş olduğunun göz ardı edilmemesi gerektiğini öne sürmüştür.</p>
<p>Atatürk’ün düşünce dünyasını etkilediği belirtilen olay ve olgular konusunda geniş bir yelpaze oluşturmak olanaklıdır. Ancak biz, belirlemiş olduğumuz amaç ve kazanımlar kapsamında Atatürk’ün düşünsel kimliğinin felsefî derinlik, dayanak, gerekçe ve hedeflerini belirleyen beş temel başat olay üzerinde durmakla yetineceğiz: Fransız Devrimi, Osmanlı Devleti’nin Çöküşü, Doğu Sorunu, Meşrutiyet Denemeleri ve Ulusal Bağımsızlık Savaşı.</p>
<p>Fransız Devrimi: Atatürk’ün düşünce ve eylemlerinde Fransız Devrimi’nin büyük bir etkisi olduğu açıktır. Bunun en geçerli kanıtı da Fransız Devrimi hakkındaki değerlendirmeleri ve Türk demokrasisinin, 1789 devriminin açtığı yolda ancak kendine özgü nitelikte gelişmekte olduğuna dikkat çekmiş olmasıdır. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı yıllarında, Fransız Devriminin yıldönümü nedeniyle 14 Temmuz 1922’de Ankara’daki Fransız Temsilciliğinde düzenlenen törene katılması ve bir konuşma yapması, onun 1789 Devrimine verdiği önemi göstermektedir. Konuşmasına, “Fransız ulusunun 14 Temmuz ulusal bayramı, biraz da ruhunda özgürlük ve bağımsızlık aşkını taşıyan bütün ulusların bayramıdır.” diye başlayan Mustafa Kemal, ihtilallerin başlıca üç nedeni bulunduğunu belirterek bunları “özgürlükten yoksunluk”, “ekonomik yapı” ve “yönetimsizlik, halka karşı davranış” olarak sıraladıktan sonra sözlerini şöyle sürdürmüştü:</p>
<p>“Başlangıçta ayaklanma ve ihtilal biçiminde görülen hareket, yerini bir devrime bırakır. Fransız İhtilali de bu dönemlerden geçmiş ve ulusun toplumun vicdanında yerleşmiştir. Onun için evrensel olmuştur. Baylar, işte bugün 1789 Temmuzunun 14. gününü burada kutluyoruz ve bu, Fransızların ulusal bayramı olduğu kadar henüz özgürlüklerine kavuşmamış ulusların da sevinecekleri bir gündür. Türk tarihinde de istilacı orduların İzmir’den denize dökülmesi, bizim ulusal tarihimiz için dünya tarihinde yepyeni bir dönem olacaktır. Bu da artık istila için hiçbir memleketin özgürlük ve bağımsızlıklarını yok etmeye olanak bulunmayışıdır. Eğer haksızlığa uğramış Asya ve Afrika ulusları, bizim bağımsızlık mücadelemizden bir ibret dersi almışlarsa kendileri için pahalıya da mal olsa, bu yola gireceklerdir. Özgürlük ve bağımsızlıktan yoksun bir ulus için, yaşamanın ne anlamı ne de zevki vardır. Baylar, bizim Asya’yı ayaklanmaya ve savaşmaya sürükleyişimiz, Fransız ulusunu kahramanca hareketlere sürükleyen nedenlerden daha az kuvvetli ve daha az mantıkî değildir.”</p>
<p>Bu sözler, Mustafa Kemal’in özgürlük ve bağımsızlık anlayışının kökeninde Fransız Devrimi’nin yattığını, onun Türk Kurtuluş Savaşı ile Fransız Devrimi arasında kurduğu ilişkiyi ve Türk bağımsızlık savaşımının sömürgeci devletlerin yönetimi altında bulunan Asya ve Afrika ülkelerinin ulusal bağımsızlıkları için ilk büyük örnek olacağı hakkındaki inancını, hiç yoruma yer bırakmayacak açıklıkta göstermektedir. Mustafa Kemal Paşa, yeni Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olarak Le Matin gazetesi muhabirine verdiği ve 8 Mart 1928 günkü Hâkimiyeti Milliye’de yayımlanan demecinde, Fransız Devrimi’nin önemini bir kez daha vurgulayarak Türk Devrimi ile ilişkisini şöyle belirtiyordu:</p>
<p>“Fransa İhtilali bütün dünyaya özgürlük düşüncesini yaymıştır ve bu düşüncenin bugün de esas ve kaynağı bulunmaktadır. Ancak o tarihten bu yana insanlık ilerlemiştir. Türk demokrasisi, Fransa İhtilalinin açtığı yolu izlemiş ancak kendine özgü belirgin nitelikte gelişmiştir. Çünkü her ulus, devrimini, toplumsal ortamın baskılarına ve gereksinmelerine bağlı olan durum ve konumuna ve bu ihtilal ve devrimin olduğu zamana göre yapar.”</p>
<p>Fransız Devriminden esinlenmek ve ona dayanarak, kendi döneminin koşullarına ve ulusal gereklere uygun yeni bir devrimin baş düşünürü olmak, hiç kuşkusuz, Fransız Devrimine yol açan düşünceleri, akımları kabullenmek ve özgürlük, bağımsızlık gibi ana kavramları yerleştirmeye, geçerli kılmaya çalışmak demektir.</p>
<ul>
<li>Osmanlı Devleti’nin Çöküşü: Osmanlı toplumunun iç dinamikleri, mevcut toprak ve siyaset düzenini sürdürecek değil, bozacak biçimde bir değişim geçirmiş ve 19. yüzyıla girilirken çeşitli iç ve dış etkenlerin baskısı altında devleti, çöküşün eşiğine getirmişti. Öte yandan devletin yoğun baskı ve gücü nedeniyle, bu iç dinamikten iktidar seçeneği olabilecek güçte kurtarıcı ve devrimci bir toplumsal muhalefet de ortaya çıkamamıştı. Dolayısıyla siyasal bir muhalefetin olmadığı çöküş sürecinde, devletin tüm dizginleri bürokrasinin eline geçmiş ve bu sayede daha seçkin ve dokunulmaz bir konum elde eden bürokrasi giderek kendini ve devleti de yozlaştıran bir yönetim zihniyetini kurumsallaştırmaya yönelmişti. Bu çözülmenin doğal sonucu olarak, Osmanlı Devleti, bütün bir 19. yüzyıl boyunca, bir yandan devletin dağılması öte yandan da bunun önlenmesi uğrunda gerçekleştirilen yenilikler üzerinde gelişme gösterdi. Ancak eski olan ile yeni olanı bir arada yaşatma tutkusu nedeniyle yeniliklerden beklenilen amaçlar bir türlü gerçekleşmiyor; devlet hızla çözülürken, sürekli yitirdiği savaşlar sonucunda da kaygı verici ölçüde küçülüyordu. Nitekim 1878 Berlin Barışı’nın ardından Balkanlardaki konumu iyice zayıflamış; Kuzey Afrika, Akdeniz, Ege ve Doğu Anadolu’daki topraklarını büyük ölçüde yitirmişti. Daha da kötüsü 20. yüzyıl başlangıcında tüm umudunu, diktatör bir partinin entrikalarıyla kendisini içinde buluverdiği bir savaşa bağlamıştı ve bilindiği gibi sonuç, Mustafa Kemal Paşa’nın görev yaptığı Çanakkale dışında, tüm cephelerde Osmanlı’nın aleyhine olmuştu. Bu askerî olduğu kadar siyasal anlamda da Osmanlı varlığının sonu anlamına geliyordu. İmparatorluğun çöküşüne tanık olmak, Mustafa Kemal ve kuşağını endişelendirmekteydi. Duyarlı kimseler olmaları, birtakım gizli örgütlenmelere gitmelerine yol açtı ve bu durum onları -kendileri asker olmasına karşın- ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlarda araştırmaya yöneltti.</li>
<li>Doğu Sorunu: Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecine girmesiyle birlikte, Batılı Devletlerin “Türklerin Avrupa’dan atılması ve Doğulu kalmaya zorlanması” bağlamında bir içerik kazanmış olan bu politikası, Atatürk’ün gençlik yıllarından başlayarak bu konuda yoğun bir okuma ve inceleme uğraşısı içinde olmasına yol açmıştır.</li>
<li>Meşrutiyet Denemeleri: Meşruti demokrasi ya da diğer bir ifadeyle iktidarın sınırlandırılması arayışları, Atatürk’ü, bir yandan Avrupa’da gelişmekte olan anayasal devlet ve temel hak ve özgürlüklere dayalı siyasal geleneklerin oluşumuna yol açmasından dolayı, öte yandan da bu gelenekleri kurumsallaştırma arzusu içinde olan değişim yanlısı genç bir kuşağın doğumunu sağlaması nedeniyle etkilemiştir.</li>
<li>Ulusal Bağımsızlık Savaşı: Bağımsızlık Savaşımız Atatürk’ün toplumsal ve kültürel yapının derinliklerine inmesine yol açmış ve bu eşsiz deneyim içerisinde, büyük öndere kuramsal ve düşünsel birikimini ülke gerçeklerine uyarlama ve eyleme dökülebilir bir biçimde tasarlama şansını vermiştir.</li>
</ul>
<p><em>SÖYLEV (1919-1927) ve DEMEÇLER (1928-1938) syf: 3-6</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne diyorsun?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ne-diyorsun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2020 10:47:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş bir devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Cevat Dursunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[raşit paşa]]></category>
		<category><![CDATA[yargısız infaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4995</guid>

					<description><![CDATA[ATATÜRK gerek Kurtuluş Savaşı döneminde gerekse daha sonraki dönemde aldığı her kararda, yaptığı her işte yasal bir dayanak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ATATÜRK gerek Kurtuluş Savaşı döneminde gerekse daha sonraki dönemde aldığı her kararda, yaptığı her işte yasal bir dayanak aramış, keyfî ve kanunsuz hiçbir eyleme girişmemiştir. Attığı her adımda hukuk çizgisini esas almıştır. Olağanüstü koşullarda bile mahkeme kararı olmaksızın “yargısız infaz” diye tanımlanan hukuk dışı uygulamaların yapılmasını doğru bulmamıştır. Gerek Kurtuluş Savaşı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde çağdaş bir devlet adamı sorumluluğu ile hareket ederek ülkede yasaların üstünlüğü ilkesini yerleştirmeye çalışmıştır. Kuralsızlığı ve yasa tanımazlığı kahramanlık gibi karşılayan her türlü anlayışın karşısında olmuştur. Aşağıdaki anekdot bu yaklaşımın güzel bir örneğidir:<br />
Erzurum Kongresi sıralarında bir sohbet esnasında:<br />
Ajansta Erzurum’a yeni tayin edilmiş olan ve birkaç gün önce padişah tarafından kabul edilerek kendisine direktif verilen Reşit Paşanın İstanbul’dan hareket ettiği yazılıyordu. Bu haber Mustafa Kemal Paşayı düşündürdü. Biraz sonra oradaki arkadaşlara Reşit Paşayı tanıyıp tanımadıklarını ve nasıl bir adam olduğunu sordu. Yeni valiyi içimizden yalnız Süleyman Necati tanıyordu. Raşit Paşanın 1910’da Erzurum’da bulunduğunu ve o zaman bile tükenmiş bir ihtiyar olduğunu söyleyerek Paşadan niçin merak ettiğini öğrenmek istedi. Mustafa Kemal Paşa kısaca:<br />
“Eğer işimize zarar verecek bir adamsa, Trabzon’dan İstanbul’a iade edelim, başımıza iş açmasın.” dedi.<br />
Bu sohbet gurubu arasında bulunan Rize üyesi Hoca Necati atılarak “Paşam, üzülmeyin, icap ederse Kop dağında temizlenir.” dedi.<br />
Mustafa Kemal acı bir kızgınlıkla:<br />
“Hocam ne diyorsun? Yolları kestirip adam mı vurduracağız? Bu memlekette hükümsüz vatandaş öldürülemez. Vatandaş ancak mahkeme kararı ile cezalandırılır. Devlet adamının böyle düşünmesi lâzımdır.” cevabını verdi</p>
<p><strong>Cevat Dursunoğlu</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk’ten Anılar, s. 308-309.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk ve Baba Kavramı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturk-ve-baba-kavrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 10:58:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Baba Kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[Cevat Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Nesip Himalat]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4491</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Nesip Himalay anlatıyor: &#8220;Diyarbakır&#8217;da, Paşa, kumandandı. Ben de emir subayı idim. Babam, Paşa&#8217;nın içtiğini duymuştu. İzinden dönerken&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Nesip Himalay anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Diyarbakır&#8217;da, Paşa, kumandandı. Ben de emir subayı idim. Babam, Paşa&#8217;nın içtiğini duymuştu. İzinden dönerken bana:</p>
<p>&#8220;Bir damla bile içersen hakkımı helal etmem.&#8221; dedi. Döndüm. Karargâha vardığım akşam Mustafa Kemal Paşa yakın subaylarıyla sofrada oturmuş içiyordu.</p>
<p>Bana da bir kadeh koydular. Ben içer gibi yapıp vakit geçiriyordum. O vakit başyaveri olan Cevat Abbas, usulca Paşa&#8217;ya eğildi:</p>
<p>&#8220;Paşam, Nesip içmiyor, atlatıyor.&#8221; dedi. O vakit Mustafa Kemal bana döndü kadehini kaldırdı:</p>
<p>&#8220;Nesip şerefine!&#8221; dedi. Ben kıpkırmızı olmuştum. Paşa sordu:</p>
<p>&#8220;Ne o bir mazeretin mi var?&#8221;</p>
<p>&#8220;Paşam!&#8221; diye cevap verdim. &#8220;Sizin için canımı feda ederim, yalnız buraya gelmeden babam bana içki içmemem için yemin ettirdi de tereddüdüm odur.&#8221; Mustafa Kemal o vakit:</p>
<p>&#8220;Bırak kadehi öyleyse, dedi. Babanın emri, benim emrimden üstündür. Seni takdir ettim. Babasına hayrı olmayanın, kimseye hayrı olmaz.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Kuşu&#8217;nun Kuruluşu</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/turk-kusunun-kurulusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 20:51:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[pilot]]></category>
		<category><![CDATA[Sabiha Gökçen]]></category>
		<category><![CDATA[soyadı kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kuşu'nun Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tayyare Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kemalataturk.net/?p=4385</guid>

					<description><![CDATA[Sabiha Gökçen anlatıyor: Gazi Paşa, kendisini yoğun bir çalışmaya vermişti. Bütün dünyanın üzerinde durduğu konuya tüm gücüyle eğilmişti.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabiha Gökçen anlatıyor:</p>
<p>Gazi Paşa, kendisini yoğun bir çalışmaya vermişti. Bütün dünyanın üzerinde durduğu konuya tüm gücüyle eğilmişti. Geleceğin göklerde olacağına inanıyordu. Konuya da 1925&#8217;lerde eğilmiş ve 16 Şubat 1925 yılında Türk Tayyare Cemiyeti&#8217;ni kurmuştu. Havacılık O&#8217;nun en büyük tutkularından biri halini almıştı. Havacılıkla ilgili bütün yabancı yayınları izliyor, bu konudaki gelişmeleri gün geçirmeden Türkiye&#8217;de de uygulama alanına sokmağa çalışıyordu. Ona göre insanlığın hizmetine girecek en büyük gelişmeler havacılık alanında olacaktı. Hatta gün gelecek, insanoğlu uzaya, başka dünyalara gidecek, Ay&#8217;ı ve benzeri gezegenleri bile fethedecekti. İşte bu çağdaş savaşlar da göklerde üstün olan uluslar tarafından kazanılacaktı. Gerçi havacılık tekniği, çok pahalı bir teknikti ama uygar ve çağdaş Türkiye&#8217;nin bu aşamayı yapması geleceği yönünden şarttı.</p>
<p>Gazi Paşa, yaptığı konuşmalarla gençleri havacılığa teşvik ediyordu. Bu arada, havacılık konusunda gerekli çalışmalar da sürdürülmekteydi. Savaş sonrası Türkiye için bunu bir fantezi gibi görenler, daha ileriki yıllarda ne derece yanıldıklarını çok iyi anlayacaklardı. Gazi, hiçbir konuyu Türk ulusu için bir fantezi, bir lüks olarak kabul etmiyordu. Vakit buldukça Türk Tayyare Cemiyeti&#8217;ne giderek, çalışmalarla ilgili bilgi alıyordu.</p>
<p>Savaş sonrası Türkiye&#8217;nin çok fakir olan bütçesi ile mucizeler yaratılır, ulusal bilinç şahlanırken, Mustafa Kemal Paşa, Türk Tayyare Cemiyeti için o çok güvendiği hamiyetperver, yardımsever ulusunu yardıma çağırmıştı. &#8220;İstikbal Göklerdedir!&#8221; derken, bunu sadece bir işaret olarak bırakmıyordu. Bu bir ulusal hedefti. Bunun için sadece fikir alanında, spor alanında kalmamalıydı. Bu konuda daha geniş yatırımlar yapılmalı, çağdaş havacılık teknolojisi tümü ile ülkeye getirilmeliydi. Tayyare fabrikaları kurmalı, kendi uçağımızı kendimiz yapmalı, günün birinde ele güne muhtaç hale gelmemeliydik; çünkü dünya uluslarını gelecekte hiç de parlak günler beklemiyordu. Kendi yaptıkları çelik kanatlarla göklerini, topraklarını savunamayan ulusların akıbeti hüsran olacaktı.</p>
<p>Bu konuya inanmış olan halkımız da tüm olanakları ile Türk Tayyare Cemiyeti&#8217;ni destekliyordu. Gazi Paşa: &#8220;Eskimiş teknolojileri değil, en yeni teknolojiyi ülkemize getirmediğimiz sürece, yabancı ülkelere bağımlı olmaktan kurtulamayız. Bunun için de, bir yandan mümkün olduğu kadar kemerleri sıkarak kendi yağımızda kavrulacak, bir yandan da yeni parasal kaynaklar yaratarak, çağdaş teknolojilerin en yenilerini topraklarımıza taşıyacağız. Biz, yeni ve genç bir Türkiye kuruyoruz. Dost, düşman ülkelerin geride kalmış teknolojilerine gereksinmemiz yok. Ya en yenisi kurar, onlarla boy ölçüşürüz ya da biraz daha sabreder, bunu yapabilecek güce erişmemizi bekleriz&#8221; diyordu.</p>
<p>Gazi Paşa&#8217;nın heyecanı hiçbir şekilde eksilmemiş olduğundan, havacılık konusu sık sık gündeme geliyor, bu arada benim de kulaklarım çağdaş teknoloji ve havacılık sorunları ile doluyordu. Artık belirli bir yaşa gelmiştim. Kendime kesin bir yol çizmeliydim. Ne olacaktım? Kendime başarılı olabileceğim bir meslek edinmek istiyordum. Şunu hemen itiraf edeyim ki, havacılık konusu aklımın ucundan bile geçmiyordu. Evet, uçakları mavi göklerimizde gördüğüm zaman kanım kaynıyor, heyecanlanıyordum ama, o çelik kanatları yönetmek isteğini pek duymuyordum. Böyle bir isteği duysam bile, beni yetiştirebilecek bir okul da mevcut değildi.</p>
<p>1934 yılında soyadı yasası kabul edilmişti. Ulusun Gazi Paşa&#8217;sına layık gördüğü soyadı Atatürk oldu. Türk&#8217;ün adı var oldukça Atatürk adı da yaşayıp gidecektir. Bir gece Atatürk sordu:</p>
<p>&#8220;Söyle bakalım Sabiha, senin soyadın ne olsun?&#8221; Herkes yüzüme bakıyordu:</p>
<p>&#8220;Siz ne emrederseniz, o olsun efendim!&#8221; diye kekeledim; heyecanlanmıştım. Atatürk bu cevabım üzerine elini çenesine dayayarak bir süre düşündükten sonra:</p>
<p>&#8220;Sana Atatürk kızı soyadını vermek isterim ama..&#8221; dedi, fakat sonunu getirmedi. Eline bir kalem, kâğıt alıp şunu yazdı:</p>
<p>&#8220;Gökçen.&#8221; İşte o geceden sonra artık Sabiha Gökçen oldum. Niçin, ne düşünerek bana bu soyadını vermişlerdi bilemiyorum. O yıllarda ben henüz havacılığa başlamadığım gibi, havacı olmayı da aklımdan geçirmemiştim. Soyadımı seviyordum, herkes bana Gökçen diyordu. Atatürk&#8217;ün Gökçen soyadını vermesinden tahmini bir yıl sonra göklerle buluşup havacılığa başladım.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün İngiliz Amirale Cevabı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-ingiliz-amirale-cevabi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Oct 2019 13:57:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün İngiliz Amirale Cevabı]]></category>
		<category><![CDATA[Babıali]]></category>
		<category><![CDATA[başkomutan]]></category>
		<category><![CDATA[Dışişleri]]></category>
		<category><![CDATA[fransızlar]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edip Adıvar]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[majesteleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Ruşen Eşref Ünaydın]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sevr]]></category>
		<category><![CDATA[ültimatom]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4358</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden amiral rütbesinde olduğu anlaşılan İngiliz Donanması Komutanı, Hükümet Konağı&#8217;nın kapısından girerek&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden amiral rütbesinde olduğu anlaşılan İngiliz Donanması Komutanı, Hükümet Konağı&#8217;nın kapısından girerek Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın odasına doğruldu. Nazik, fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref önüne çıkıp ne istediğini sorunca:</p>
<p>&#8220;Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istiyorum!&#8221; dedi. Birlikte odaya girdi ve kapıyı kapattılar. Amiral önce:</p>
<p>&#8220;Çok gün koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Böylelikle Çanakkale&#8217;deki başarınızı rastlantıya borçlu olmadığınız kanıtlanmış oldu. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum.&#8221; dedikten bir süre sonra asıl konuya girmiş:</p>
<p>&#8220;Ülkenin kontrolünüz altında bulunan bölümünde bizim tebaamız ve sizin azınlıklarınızdan Ermeniler ile Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir? Güvende midirler?&#8221; Buna karşılık Atatürk:</p>
<p>&#8220;Hiç kuşkunuz olmasın amiral; Türkiye&#8217;deki bütün insanlar gibi tebaanız ve sözünü ettiğiniz azınlıklar da TBMM Hükümeti&#8217;nin eşit koruması altındandır. Suç işlemeyenler, kendilerini bu memlekette benim kadar güvende sayabilirler.&#8221;</p>
<p>&#8220;Peki ya suç işleyenler?&#8221;</p>
<p>&#8220;Suç işleyenler sayın amiral, dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de adaletin huzuruna çıkarlar.. Suçlu iseler, cezalarını elbette çekeceklerdir..&#8221;</p>
<p>&#8220;Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumların bazıları, şımarıklıklar yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığı ile yüz yüzedir. Ermeniler için de başka açıdan aynı şeyleri söyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaşlarının büyük bir bölümü göçe zorlandı ve önemlice bir bölümü de hayatlarını kaybettiler. Bu ruh tedirginliği içinde, Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır. Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kimseler, halkın husumetine bırakılacak olursa, büyün dünya aleyhinize kıyameti koparır!&#8221;</p>
<p>Son cümleye kadar gülümseyerek dinleyen Mustafa Kemal Paşa, amiral &#8220;dünyanın koparacağı gürültü ile&#8221; kendini tehdide girişince sözünü bıçak gibi kesmiş:</p>
<p>&#8220;Şu &#8216;Efendi Devlet&#8217; rolünü bir kenara koyunuz amiral! Milletleri de tehdit etmekten vazgeçiniz! İngiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp koparmayacağını düşünmem! Bunlar memleketimin iç işleridir; kimsenin bu işlere karışmasına müsaade etmem! Majestelerinin devleti memleketimizin azınlıkları ile uğraşmaktan vazgeçsinler! Kim bize saygı beslemezse, bizden saygı beklemeye de hakkı yoktur!&#8221;</p>
<p>Amiralin benzi kül gibi olmuş:</p>
<p>&#8220;İngiltere Hükümeti&#8217;nin tebaasını her yerde koruma hakkı, devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz..&#8221;</p>
<p>İşte o zaman Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın tepesi iyice atmış:</p>
<p>&#8220;Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş olmalısınız! Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi, limanı (o dönemde İngiliz donanması İzmir limanında bulunmaktaydı) boşaltacak güçtedir de&#8230; İsterseniz, Türk&#8217;e ihanet eden tebaanızın ve azınlıklarınızın adaletten kaçan sefillerini geminize doldurabilirsiniz! Donanmanızın da en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum!&#8221;</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın bu cümleleri, art arda Osmanlı tokatları gibi amiralin yüzünde şakladıkça, amiral ne yapacağını şaşırmış ve en sonunda:</p>
<p>&#8220;İngiltere&#8217;ye savaş mı açıyorsunuz?&#8221; demiş. Tam da bu soruyu bekleyen Paşa burada nihayet son sözünü söylemiş:</p>
<p>&#8220;Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Anlaşması&#8217;nın hala yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırttık attık&#8230; Karşımda oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz! Fakat görüyorum ki, nezaketimizi kötüye kullanmak eğiliminiz var&#8230; Buna müsaade edemem. Bizim gözümüzde &#8216;barış antlaşması yapmamış&#8217; iki devletiz ve savaş hukuku yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum!&#8221;</p>
<p>Bu nota karşısında bir balmumu heykeline dönen amiral, gerine gerine girdiği Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın odasında, oturduğu sandalyede küçüldükçe küçülmüş ve sonunda kekeleyek:</p>
<p>&#8220;Affedersiniz!&#8221; diyerek eğile büzüle geri geri kapıya gidip dışarı çıkmış. Bu hadisenin ardından Ruşen Eşref hem düşünceli hem de gülerek:</p>
<p>&#8220;Paşa amirali anasından doğduğuna pişman etti.&#8221; dedi. &#8220;Kendisinin Türk topraklarında bir savaşçı olarak bulunduğunu Paşa&#8217;dan öğrendiği zaman sapsarı kesildi. Tutuklanacağını, tutsak edileceğini sandı. İnce dudaklarını ısırıyor, parmaklarını birbirine kenetlemiş titriyordu. Karşısında Babıâli Paşası bulacağını sanıyordu herhalde..&#8221; dedi.</p>
<p>Amiral, İngiltere devletini kendi devletine eşit gören bir Paşa ile karşılaştığı için, ihtiyatsızlık edip karaya çıktığına kim bilir nasıl lanet etmiştir&#8230;</p>
<p>Aradan bir saat geçti geçmedi&#8230; İngiliz gemisinden bir müfreze ve teğmen çıktı. Amiralden -devleti adına- bir ültimatom getiriyordu. Başkomutan&#8217;a kendi eliyle verecekti. Paşa&#8217;ya bildirdim; &#8220;Gelsin!&#8221; dedi. Teğmeni içeri aldım. Ruşen Eşref tercümanlık yapıyordu. İngiliz çakı gibi bir teğmendi. Paşa&#8217;nın karşısında gösterişli bir selam verdi ve Ruşen Eşref aracılığıyla ültimatomu Paşa&#8217;ya ulaştırdı.</p>
<p>Paşa:</p>
<p>&#8220;Peki teğmen! Hükümetimiz ültimatomunuzu inceler ve hükümetinize gereken karşılığı verir. Siz geminize dönebilirsiniz&#8230;&#8221; Teğmen önce dışarı çıkacakmış gibi bir hareket yaptı, sonra da Ruşen Eşref&#8217;e dönüp:</p>
<p>&#8220;Başkomutan ellerini öpmeme müsaade buyururlar mı?&#8221; Ruşen Eşref, teğmenin dileğini Paşa&#8217;ya söyledi, Paşa:</p>
<p>&#8220;Nereden icap etmiş sor bakalım!&#8221; dedi. Teğmen:</p>
<p>&#8220;Asker olarak zaferlerine, insan olarak kendisine hayranım. Lütfetsinler..&#8221;</p>
<p>Teğmen Paşa&#8217;nın elini öptü, Paşa da teğmenin yanağını okşadı. Odayı boşalttık. Az sonra Ruşen Eşref&#8217;i çağırdı:</p>
<p>&#8220;Metni okudunuz mu? Ne istiyorlar?&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Paşam, amiralle görüştükleriniz yazı ile de pekiştirilmesi isteniyor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Öyleyse Halide (Edip Adıvar) Hanım&#8217;ı bulunuz, hemen tercümesini yapsın ve metin olarak bana getirsin. Öte yandan bir kopyasını şifre ile Dışişleri Bakanlığı&#8217;na gönderin, gerekeni yapsınlar. Durumu, ordu komutanı Nurettin Paşa&#8217;ya da bildiriniz. Gerekiyorsa benimle temas etsin.&#8221;</p>
<p>Olay kısa bir süre içinde şehirde duyulmuştu. İngiliz ve Fransızlar, kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere bindirmeye başlamışlardı. Nitekim birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;le Beraber Samsun&#8217;a Çıkanlar</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkle-beraber-samsuna-cikanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Oct 2019 12:19:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'le Beraber Samsun'a Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Cevat Abbas Gürer]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. İbrahim Tali]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Refik Saydam]]></category>
		<category><![CDATA[Faik Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsrev Gerede]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Dirik]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurmay Yüzbaşı İsmail Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurmay Yüzbaşı Mümtaz Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Mazhar Müfit]]></category>
		<category><![CDATA[Memduh Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Refet Bele]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun]]></category>
		<category><![CDATA[Üsteğmen Hayati]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşı Ali Şevket]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşı Arif Hikmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4324</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk&#8217;le beraber Samsun&#8217;a çıkan kişiler birçok kimse tarafından bilinmemektedir. Bunların çoğu Atatürk&#8217;le uzun yıllar çalışmış, onun ölümünden sonra&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk&#8217;le beraber Samsun&#8217;a çıkan kişiler birçok kimse tarafından bilinmemektedir. Bunların çoğu Atatürk&#8217;le uzun yıllar çalışmış, onun ölümünden sonra da ülkeye büyük hizmetler vermişlerdir. Bunlar şunlardır:</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa: Dokuzuncu Ordu Müfettişi</p>
<p>Refet Bele: Üçüncü Kolordu Kumandanı</p>
<p>Kâzım Dirik: Karargâh Kurmay Başkanı Yarbay (sonra vali)</p>
<p>Arif Bey: İkinci Kurmay Başkanı</p>
<p>Hüsrev Gerede: Binbaşı Hareket Şube Şefi, siyasi ve milli propaganda memuru</p>
<p>Kemal Doğan: Topçu Binbaşı</p>
<p>Dr. İbrahim Tali: Karargâh Sıhhıye Reisi</p>
<p>Dr. Refik Saydam: Karargâh Sıhhıye Reis Muavini Yüzbaşı (İnönü zamanında Başvekil)</p>
<p>Kurmay Yüzbaşı Mümtaz Bey: Erkânı Harbiye Genel Sekreteri</p>
<p>Kurmay Yüzbaşı İsmail Hakkı: Erkânı Harbiye Genel Sekreteri (sonra Muhafız Alay Komutanı, general)</p>
<p>Yüzbaşı Arif Hikmet: Hâkim General</p>
<p>Üsteğmen Hayati: Emir Subayı (sonra Cumhurreisi Özel Kalemi)</p>
<p>Yüzbaşı Ali Şevket: Gümüşhane Milletvekili</p>
<p>Cevat Abbas Gürer: Başyaver, Ata&#8217;nın Çanakkale&#8217;den beri yaveri</p>
<p>Muzaffer Kılıç: Yaver, Ata&#8217;nın Çanakkale&#8217;den beri yaveri (sonra Giresun Milletvekili)</p>
<p>Mustafa Bey: Tokat Milletvekili</p>
<p>Abdullah Bey: Erzak Subayı</p>
<p>Faik Bey: Şifre Katibi</p>
<p>Memduh Bey: Şifre Katibi</p>
<p>Mazhar Müfit: Sinop Mutasarrıfı (bölge valisi)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İtalyan Sefiri&#8217;ne Verilen Ders</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/italyan-sefirine-verilen-ders/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 19:41:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ankara palas]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[büyük millet meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekselans]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[İtalyan Sefiri'ne Verilen Ders]]></category>
		<category><![CDATA[kemalataturk.net]]></category>
		<category><![CDATA[konsolos]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Rodos]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>
		<category><![CDATA[sefir]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik Rüştü Aras]]></category>
		<category><![CDATA[Zogo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4269</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk&#8217;e ihanet edenler, onu birçok konuları içki sofrasında hallettiğini iddia ederler. Ancak bu düşünce çok yanlış ve onu&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk&#8217;e ihanet edenler, onu birçok konuları içki sofrasında hallettiğini iddia ederler. Ancak bu düşünce çok yanlış ve onu lekelemek adına tutulmuş çirkin bir yoldur. Şimdiki anı da buna bir ispattır:</p>
<p>Habeşistan savaşının başlamasından önce, İtalya&#8217;nın Rodos&#8217;a askeri yığınakta bulunduğu günlerdeydi. Bir akşam yine Atatürk&#8217;ün sofrasına çağrılanlar onu ayakta ve balkonda gezinmekte buldular.</p>
<p>&#8220;Tevfik Rüştü nerede?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ankara Palas&#8217;ta, bazı sefirlere bir ziyafet veriyor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Biz de oraya gitsek olmaz mı?&#8221;</p>
<p>Etrafındakiler beyhude Atatürk&#8217;ü buna protokolün müsait olmadığına inandırmaya gayret ediyorlar. Fakat onun kesin karar verdiği bir konudan geriye çevirmek kimsenin hadi değildir. Otomobiller, Ankara Palas&#8217;a vardığı zaman Atatürk&#8217;ün otelin merdivenlerini sallana sallana ve yanındakilerin yardımı ile çıktığını görenler hayret ettiler. Çünkü Çankaya&#8217;da Atatürk&#8217;ün bir yudum bile içmediğini herkes biliyordu. Sefire ziyafet verilen salona giren Atatürk, Arnavutluk Sefiri, Asaf Bey&#8217;in yakınında ve giriş çıkış kapısını iyi görebilecek bir yere oturur. O dakikadan itibaren salondan içeri ve dışarı kimsenin geçmesi mümkün değildir. Atatürk şöyle der:</p>
<p>&#8220;Asaf Bey, gazetelerde birtakım resimler görüyorum, Arnavutlukta operet mi oynanıyor?&#8221; Bu sözleriyle o zamanlar yeni kral olan Zogo&#8217;nun sorguçlu resimlerini kastettiğini anlamakta gecikmeyen sefir, ne söyleyeceğini şaşırır; ama Atatürk devam eder:</p>
<p>&#8220;Cumhuriyet&#8217;ten ne zarar görüldü ki, Arnavutluk&#8217;ta krallık ilan edildi? Hem, takip edilen politika da tehlikelidir. İtalya&#8217;nın Arnavutluk&#8217;u Balkanlar&#8217;da bir basamak yapması ihtimalden uzak değildir.&#8221; Bunu duyan İtalyan Sefiri, mücadeleye kalkınca Ata:</p>
<p>&#8220;Haber aldığıma göre, Roma&#8217;da bazı öğrenciler sefaretimizin önünde nümayiş (gösteri) yapmışlar. Antalya&#8217;yı istemişler. Antalya sigara paketimidir ki, sefir cebinden çıkarıp atsın. Antalya buradadır. Buyurun alın!&#8230; Hem benim bir teklifim var. Eğer hakikaten böyle bir şey düşünülüyorsa Mussolini cenaplarına müsaade edelim. Antalya&#8217;ya asker çıkarsınlar. Bütün çıkarma tamam olunca savaşırız. Mağlup olan hakkına razı olur.&#8221;</p>
<p>Sefir atılır:</p>
<p>&#8220;Ekselans bu bir savaş ilanı mıdır?&#8221; Ata:</p>
<p>&#8220;Hayır.&#8221; diyor. &#8220;Ben burada bir fert olarak konuşuyorum. Türkiye savaş ilanı ancak Büyük Millet Meclisi dâhilindedir. Fakat unutmayınız ki, gerektiği zaman Büyük Meclis Türk Milleti&#8217;nin hissiyatına tercüman olmakta gecikmez.&#8221;</p>
<p>Konuşmasının bu hâli alması üzerine, İsmet Paşa&#8217;ya telefon edilir ve Ankara Palas&#8217;a çağrılır. Atatürk de bunu haber alınca etrafındakilere:</p>
<p>&#8220;Hükümet geliyor, biz gidelim&#8221; diyerek Ankara Palas&#8217;ı terk eder. Çankaya&#8217;ya döndüğü zaman herkes Atatürk&#8217;ün gayet normal olduğunu hayretler içinde seyrederken, Ata:</p>
<p>&#8220;Artık İtalya ile savaş tehlikesi yok. Rodos&#8217;a yapılan yığınak Habeşistan&#8217;a dönecektir!&#8221;</p>
<p>Hakikaten de kısa bir süre sonra Habeşistan savaşı başlayacaktır.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 Ağustos</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/24-agustos/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 18:49:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[15 gün]]></category>
		<category><![CDATA[24 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Başkomutanlık Karargâhı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[kemalataturk.net]]></category>
		<category><![CDATA[kocatepe]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[on beş gün]]></category>
		<category><![CDATA[taaruz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4262</guid>

					<description><![CDATA[Falih Rıfkı Atay anlatıyor: 24 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa Ankara&#8217;dan hareket etti. Afyon&#8217;un güneyinde geceyi geçirdi. 25-26&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Falih Rıfkı Atay anlatıyor:</p>
<p>24 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa Ankara&#8217;dan hareket etti. Afyon&#8217;un güneyinde geceyi geçirdi. 25-26 gecesi Kocatepe&#8217;nin hemen güneyindeki Başkomutanlık Karargâhı&#8217;na geldi. Şafakla beraber saldırı emrini verdi. Ankara&#8217;dan hareket edeceği günün akşamını Keçiören&#8217;de yakın adamları ile geçirmişti. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere:</p>
<p>&#8220;Taaruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci günü İzmir&#8217;deyiz&#8221; demişti. Acaba içkinin tesiri miydi? Arkasından hafifçe gülüştüler bile. İzmir&#8217;den dönüşünde karşılayanlar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce:</p>
<p>&#8220;Bir gün yanılmışım.. Ama kusur bende değil düşmanda!&#8221; dedi. Çünkü İzmir&#8217;e taaruz&#8217;un on dördüncü günü girmişti.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Satın Alınmayan Adam</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/satin-alinmayan-adam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 18:44:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Rıza Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[alman subayı]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[dünya harbi]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Can Kaflı]]></category>
		<category><![CDATA[kemalataturk.net]]></category>
		<category><![CDATA[Mareşal Falkenhayn]]></category>
		<category><![CDATA[memleket]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Türk subayı]]></category>
		<category><![CDATA[Yedinci Ordu Kumandanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[zabit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4259</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk geçen dünya harbi başladığı zaman Türk ordusunda Alman general ve subaylarına mühim mevkiler verilmesinin aleyhinde bulunmuştu. Alman&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk geçen dünya harbi başladığı zaman Türk ordusunda Alman general ve subaylarına mühim mevkiler verilmesinin aleyhinde bulunmuştu. Alman mareşali Falkenhayn bu gibileri itirazdan vazgeçirmek için çeşitli çarelere başvuruyordu. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın yedinci ordu kumandanlığına hareket edeceği günün gecesi, İstanbul&#8217;da Akaretler&#8217;de 74 numaralı eve Alman mareşalinin karargahında memur olan bir Türk kurmay subay ile genç bir Alman subayı geldiler. Ufak sandıklar içinde bazı şeyler getirdiler. Mustafa Kemal sordu:</p>
<p>-Bunlar nedir?</p>
<p>Alman subay cevap verdi:</p>
<p>-İstanbul&#8217;dan ayrılıyorsunuz; size Mareşal Falkenhayn bir miktar altın göndermiştir.</p>
<p>-Bu paralar bana yanlış geldi. Ordunun Levazım reisliğine (askeriyeye gerekli eşyaları almaktan sorumlu bir birim) gönderilmesi lazımdı.</p>
<p>-Efendim,  o da başka&#8230;</p>
<p>Mustafa Kemal paranın ne kadar olduğunu anladıktan sonra, Alman subayının önünde, onları teslim aldığına dair senet imzaladı; fakat Alman subayı bunu kabul etmedi. O zaman Mustafa Kemal Türk Subayına emretti:</p>
<p>-Bu zabit bilmiyor, senedi alsın. Mareşale versin ve siz de paraları gelip alması için Levazım reisliğine haber gönderiniz&#8230;</p>
<p>Birkaç ay sonra Atatürk Yedinci Ordu Kumandanlığını, vekil olarak, Ali Rıza Paşa&#8217;ya bırakmış, ayrılmıştı, altınları da ona teslim ederek makbuz almıştı. Bu makbuzu iki yaverine verdi ve emretti:</p>
<p>-Mareşal Falkenhayn&#8217;e gidiniz; kendisini görünüz; bu makbuzu vererek benim imzamın bulunduğu kağıdı ondan alınız!</p>
<p>Mareşal Falkenhayn yaverlere:</p>
<p>-Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya böyle bir para verdiğimi hatırlamıyorum ; bende imzalı senedinin de bulunduğunu bilmiyorum. Bunun için Ali Rıza imzalı kağıdı da kabul edemem! Dedi. Mustafa Kemal Paşa şu haberi yolladı;</p>
<p>-Verdiğiniz altınlar olduğu gibi duruyor; onlar için size senet verilmiştir. Sizde böyle bir senedin bulunmayışı altınları yok edemez. Vesikayı kaybetmiş olabilirsiniz; o halde verdiğiniz altınları size iade edeceğiz; aldığınıza dair siz bize makbuz veriniz! Ben altın için memleket menfaatleri hakkında müsamaha gösterecek insanlardan değilim. Paralarınız duruyor, fakat onlardan kıymetli olan Mustafa Kemal imzası sizde kalamaz!</p>
<blockquote><p><strong>Kadir Can Kaflı</strong></p>
<p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiltere&#8217;ye de mi Savaş İlan Ediyorsunuz?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ingiltereye-de-mi-savas-ilan-ediyorsunuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Oct 2019 10:12:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük İzmir Yangını]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet Konağı]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz Konsolosu]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere'ye de mi Savaş İlan Ediyorsunuz?]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Ahmet Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[tebaa]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Orduları Başkomutanı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanlılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4212</guid>

					<description><![CDATA[Niyazi Ahmet Banoğlu anlatıyor: Büyük İzmir yangınından bir gün önce Hükümet Konağı&#8217;nda, Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya bir bilgi sunmak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Niyazi Ahmet Banoğlu anlatıyor:</p>
<p>Büyük İzmir yangınından bir gün önce Hükümet Konağı&#8217;nda, Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya bir bilgi sunmak için Vali Bey&#8217;in odasına girdim. İçeride Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Vali ve İngiliz Konsolosu vardı. Paşa, İngiliz Konsolosu&#8217;na sert bir biçimde şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;Tebaanız hakkında benden teminat mı istiyorsunuz? Yunanlılar burada iken tebaanız daha mı emindi?&#8221; İngiliz Konsolosu bu soru karşısında, &#8220;Evet&#8221; cevabını verince, Mustafa Kemal Paşa daha da sertleşti ve yüksek sesle:</p>
<p>&#8220;Öyle ise Yunanistan&#8217;a gidiniz!&#8221; dedi. İngiliz Konsolosu, bu çıkış karşısında sordu: &#8220;İngiltere&#8217;ye de mi savaş ilan ediyorsunuz?&#8221; İngiliz Konsolosu&#8217;nun, haddini aşan bu cevabı karşısında Paşa, onu sanki tokatlıyormuş gibi bir ifadeyle konuştu:</p>
<p>&#8220;İngiltere ile aramızda barış yapılmış mıdır ki, savaş ilan edip etmediğimi soruyorsunuz. Hem siz böyle şeyleri konuşmaya yetkili misiniz ki, bana bunu soruyorsunuz? Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Türk Orduları Başkomutanı&#8217;yım. Benim, her şeyi görüşmeye yetkim vardır. Senin de böyle bir yetkin varsa, ancak o zaman görüşebiliriz. Böyle bir yetkiniz yoksa buyrunuz&#8230;&#8221;</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa &#8220;Buyrunuz!&#8221; derken, İngiliz Konsolosu&#8217;na kapıyı gösteriyordu.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
