<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Millet Meclisi &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/millet-meclisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 12:07:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Millet Meclisi &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Laiklik Politikası</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/ataturkun-laiklik-politikasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2019 20:17:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Laiklik Politikası]]></category>
		<category><![CDATA[balıkesir]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[kanıt]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4599</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Din, gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamına olanak yoktur. Yalnız şurası vardır ki din, Allah ile kul arasındaki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Din, gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamına olanak yoktur. Yalnız şurası vardır ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.&#8221;</p>
<hr />
<p>&#8220;Türk ulusu, daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum.&#8221;</p>
<hr />
<p>&#8220;Bizim dinimiz, en makul ve en doğal bir dindir. Ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, fenne, bilime, mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz, bunlara tamamen uyar.&#8221;</p>
<hr />
<p>&#8220;Özellikle bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki, akla, mantığa, kamu çıkarına uygundur, biliniz ki, o bizim dinimize uygundur. Bir şey akla ve mantığa ulusun çıkarına, İslamın çıkarına uygunsa, kimseye sormayın o şey dindir. Eğer bizim dinimiz, aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı en ekmel (mükemmel) olmazdı; son din olmazdı.&#8221;</p>
<hr />
<p>&#8220;Bizim dinimiz, ulusumuza hakir, miskin, alçalmış olmayı öğütlemez.&#8221;</p>
<p>Akhisar, 5 Şubat 1923</p>
<hr />
<h6>Balıkesir Zağnos Paşa Camii&#8217;nde verdiği hutbeden sonra Atatürk, soru sorulmasını istemiş, bu sorulara yönelik şöyle demişti:</h6>
<p>&#8220;Yöneltilen sorulardan anlıyorum ki, bu günkü hutbelerin biçimi, bu günkü görüş ve düşüncemize göre, dili, ihtiyacı ve uygunluğuyla orantılı görülmektedir. Baylar, hutbe demek halka söz söylemek demektir; hutbenin anlamı budur. Bundan bir takım anlamlar, kavramlar çıkarılmamalıdır.(&#8230;) Gerek Peygamber efendimiz gerek dört halifenin hutbelerini okuyacak olursak görürüz ki söylenen şeyler, o günün sorunlarıdır. Memleketin sınırları genişledikçe peygamberin veya halifelerin yerine bir hatibi görevlendirmek zorunluluğu doğmuştu. Onlar, halkı aydınlatırken doğruyu söylemesi, halkı aldatmaması, memleket durumunu açıklaması gerekirdi.</p>
<p>Yüz, iki yüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak insanları bilgisizlik ve aymazlık içinde bırakmak demektir. Hutbe okuyan sözcülerin her halde halkın kullandığı dille konuşması kesinlikle gereklidir.(&#8230;) Geçen sene Millet Meclisi&#8217;nde söylediğim bir söylevde demiştim ki &#8220;mimberler halkın zekası için ışık ve bilgi kaynağı olmuştur. Böyle olabilmek için mimberlerden söylenecek sözler bilimsel gerçeklere ve tekniğe uygun olması da gerekir. Bu kutsal kişiler siyasal durumu, toplumsal ve uygar halleri izlemelidirler.&#8221;</p>
<p>7 Şubat 1923, Balıkkesir Zağnos Paşa Camii, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</p>
<hr />
<p>Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur -tefsirler, hurafeler- binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır.</p>
<p>Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamağa çalışıyor; kaste ve fiile dayanan bağnazlığa kaçan hareketlerden sakınıyor. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.</p>
<p>Asaf İlbay Anlatıyor, Yakınlarından Hatıralar</p>
<hr />
<p>&#8220;Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür; tanrısal inanışların belirtilerine bakarak diyebiliriz ki: İnsanlar iki sınıfta, iki devirde mütalâ olunabilir. İlk devir insanlığın çocukluk ve gençlik devridir. İkinci devir, beşeriyetin erginlik ve olgunluk devridir.</p>
<p>İnsanlık birinci devirde tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddi vasıtalarla kendisiyle meşgul olunmayı gerektirir. Allah, kullarının lazım olan olgunlaşma noktasına erişinceye kadar içlerinden vasıtalarla dahi kullarıyla meşgul olmayı tanrılık özelliğinin gereklerinden saymıştır. Onlara Hazreti Adem Aleyhisselamdan itibaren bilinen ve bilinmeyen sayısız denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve elçiler göndermiştir. Fakat Peygamberimiz vasıtasıyla en son dini, medeni gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmayı lüzum görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya, tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Cenabı Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır.&#8221;</p>
<p>1922, Nutuk III</p>
<hr />
<p>Muhammed&#8217;i cezbeye (Allah sevgisiyle kendinden geçme hâli) tutulmuş sönük bir derviş şeklinde belirten bir eser hakkında şöyle demiştir;</p>
<p>&#8220;Muhammed&#8217;i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrıyamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir?</p>
<p>Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harbte bile askeri dehası kadar siyasi görüşüyle de yükselen bir insanı cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmıyarak, galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı bugün yeryüzünde müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.</p>
<p>Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt 9, Sayı 100</p>
<hr />
<p>Sakarya Savaşı sürerken toplanan Maarif Kongresinde yaptığı konuşma;</p>
<p>Şimdiye kadar izlenen eğitim ve öğretim yöntemlerinin, milletimizin tarihsel gerilemesinde en önemli bir etken olduğu kanısındayım. Onun için bir ulusal eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaratılışımızın nitelikleriyle hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, Doğudan ve Batıdan gelebilen tüm etkilerden uzak, ulusal yaratılış ve tarihi karakterimize uygun bir kültür düşünüyorum. Çünkü ulusal davamızın tam olarak gelişmesi, ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir.</p>
<hr />
<p>&#8220;Hiçbir mantıklı kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de, hiç olmaz.&#8221;</p>
<hr />
<p>&#8220;Efendiler; yeryüzünde 300 milyonu aşan İslam vardır. Bunlar ana, baba, hoca öğretimi ile öğrenim ve ahlak almaktadırlar. Fakat esef edilecek gerçek şudur ki, bütün bu milyonlarca insan kütleleri, şunun veya bunun esaret ve zillet zincirleri altındadır. Aldıkları manevi öğrenim ve ahlak, onlara bu tutsaklık zincirlerini kırabilecek insanlık niteliği verememiştir; veremiyor. Çünkü, öğrenim amaçları milli değildir.</p>
<blockquote><p><strong>Yukarıdaki metinler &#8216;Laiklik ve Atatürk&#8217;ün Laiklik Politikası, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları&#8217; adlı eserden alınmıştır.</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hükûmetin Niteliği</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/hukumetin-niteligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 16:08:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bolşevik]]></category>
		<category><![CDATA[cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Hükûmeti]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Hükûmetin Niteliği]]></category>
		<category><![CDATA[komünist]]></category>
		<category><![CDATA[Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetperver]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı hükûmeti]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalist]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[ulussever]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2007</guid>

					<description><![CDATA[Baylar! Bizim hükûmetimiz demokratik bir hükûmet değildir, sosyalist bir hükûmet değildir ve gerçekten kitaplarda bulunan hükûmetlerin, İslamlık niteliği&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baylar! Bizim hükûmetimiz demokratik bir hükûmet değildir, sosyalist bir hükûmet değildir ve gerçekten kitaplarda bulunan hükûmetlerin, İslamlık niteliği bakımından, hiçbirine benzemeyen bir hükûmettir. Ama ulusal egemenliği, ulusal iradeyi yansıtan bir hükûmettir; bu nitelikte bir hükûmettir. Bilimsel ve toplumsal bakımdan bizim hükûmetin adını koymak gerekirse Halk hükûmeti deriz. Anayasamızın birinciden dördüncüye kadar olan maddeleri hükûmetin ne olduğunu, kimin tarafından yönetildiğini, yöneten kurulun güç ve yetkisini açıkça belirtmiştir. Biçim ve nasılı saptanmıştır. Ama toplumsal öğreti bakımından düşündüğümüz zaman da biz hayatını, egemenliğini kurtarmaya çalışan emekçileriz. Zavallı bir halkız. Ne olduğumuzu bilelim. Kurtulmak için, yaşamak için çalışan ve çalışmak zorunda olan bir halkız. Gerçi her birimizin hakkı vardır; yetkisi vardır ama hak ancak çalışma ile elde edilebilir. Yoksa sırt üstü yatmak ve hayatını hiç çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur. Öyleyse belirtiniz baylar: halkçılık, toplumsal düzeni çalışma haklarına dayandırmak isteyen toplumsal bir öğretidir. Baylar: biz bu halkımızı korumak, egemenliğimizi güvence altında bulundurabilmek için, bizi yok etmek isteyen emperyalizme karşı, bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı bütün ulusça savaşmayı uygun gören bir ilkeyi izleyen insanlarız. Bu nedenle bu ve bu gibi örgütler ve açıklamalarla hükümetimizin dayandığı temelin toplum bilime dayandığını açıkça görürüz. Ama ne yapalım ki bu demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş: Baylar, biz benzememekle ve benzetmemekle övünmeliyiz&#8230; Çünkü biz bize benzeriz.</p>
<blockquote><p><strong>Aralık 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Yeni Türkiye&#8217;nin eski Türkiye ile hiçbir ilgisi yoktur. Osmanlı hükûmeti tarihe gömülmüştür. Şimdi yeni bir Türkiye doğmuştur. Gerçi ulus değişmemiştir. Aynı Türk öğeleri bu ulusu oluşturuyor. Ancak yönetim biçimi değişmiştir. Ankara&#8217;da ulusal hükûmet kurulmadan önce İstanbul&#8217;da bir padişah ve bunun hükûmeti vardı. Ulus, ülke işlerine, görevi sadece yasa yapmak olan meclis aracılığıyla katılabiliyordu. Bu hükûmet biçimi ulusa, istediği bağımsızlık ve özgürlüğü vermede yetersiz kalıyordu. Yeni hükûmet hem ulusça atanmıştı, hem de yürütme ve yasama gücü olan mebuslardan oluşur. Bu mebuslardan bazıları yönetim işlerinin ayrıntılarını düzenlemek ve halk adına denetlemede bulunmak için görevlendirilmişlerdir. Gerçekte egemen olan, her şeyi yöneten yer Millet Meclisi&#8217;dir. Şurası unutulmamalıdır ki, bu yönetim biçimi bolşevik sistemi değildir. Çünkü biz ne bolşevik, ne de komünist, ne biri, ne öteki olamayız. Çünkü biz ulusseveriz, dinimize saygılıyız. Sözün kısası, bizim hükûmet biçimimiz tam bir demokrasidir. Ve dilimizde bu hükûmete &#8220;Halk Hükûmeti&#8221; denir.</p>
<blockquote><p><strong>Aralık 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Doğrusu biz üç buçuk yıl öncesine kadar bir topluluk halinde yaşıyorduk. Bizi istedikleri gibi yönetiyorlardı. Dünya bizi temsil edenlere göre tanıyordu. Üç buçuk yıldır tam olarak bir ulus olarak yaşıyoruz. Bunun nesnel ve belirgin tanığı hükûmetimizin biçimi, hükümetimizin niteliğidir. Hükümete de yasa, Büyük Millet Meclisi adını verdi. Arkadaşlar, bir hükümet iyi midir, kötü müdür? Hangi hükümetin iyi ya da kötü olduğunu anlamak için, hükümetten ne beklenir, bunu düşünmek gerekir. Hükümetin iki amacı vardır. Biri ulusun korunması, ikincisi ulusun refah içinde yaşamasını sağlamak. Bu iki şeyi sağlayan hükümet iyidir, sağlayamayan kötüdür.</p>
<p>***</p>
<p>(Konya tüccarlarından Kaşıkçızade Tahir&#8217;in hükümetin ticaretimizi geliştirmek için ne düşündüğünü sorması üzerine) Mustafa Kemal Paşa tekrar ayağa kalkarak sözlerine devam etti: Arkadaşlar, Kaşıkçızade Tahir Efendi kardeşimizin bu sorusunun açıklanması, aydınlatılması gerekir. Kendileri, hükümet ticaret hakkında ne düşünüyor diye soruyor. Her şeyden önce şunu söyleyeyim ki, bendeniz aranızda hükümet adına değil, meclis adına değil, ordu adına değil, sadece bir mebus olarak, belki de yalnız bir arkadaşınız olarak bulunuyorum. Onun için sorunuza hükümet adına cevap vermeye yetkim yoktur. Bildiğiniz gibi, hükümetimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetidir. Hükümet meclisin kendisidir. Meclis ise bana şu ya da bu konuda bizim görüşümüzü açıkla diye bir karar ve o karar sonucu bir yetki vermiş değildir. Eğer hükümet sözüyle demek istediğiniz, meclis değil de devlet bölümlerinde kendi adına işleri yürütmek için vekil olarak atadığı kurul ise, onların adına da söz söylemeye yetkili değilim. Çünkü gene bilirsiniz ki, vekiller kurulu üyeleri, anayasa hükümlerine göre gerek birey olarak, gerekse toplu olarak meclise karşı sorumludur. Bu nedenle kendi sorumlulukları altında kendi görevlerini yerine getirmesi gereken kimseler adına söz söylemeyi uygun bulmuyorum. Eğer sorunuzu &#8220;sen ne diyorsun? Sen ticaretimiz hakkında ne düşünüyorsun?&#8221; diye sorsaydınız, o zaman cevap vermede bir sakınca görmezdim ve kabul ediyorum ki asıl istediğiniz de budur. Ben de böylece ne düşündüğümü sunmuş oluyorum.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Türkiye&#8217;nin Batı&#8217;daki cumhuriyetlerden ayrılığı sadece bir biçim sorunudur. Cumhuriyetle yönetilen başka ülkelerde olduğu gibi, bizim de egemenliği olan bir parlamentomuz var. Ancak bizim Büyük Millet Meclisi&#8217;nin hem yasama, hem yürütme yetkisi vardır. Başka yerlerde olduğu gibi, bizde de bakanlar kendi bakanlıklarıyla ilgili işlerden sorumludur. Başka yerlerde yeni Türkiye devletinin işlerini yürütmeyle görevli bakanların millet meclisi elinde bir oyuncak olduğu sanılıyor. Bu yanlıştır. Bakanların sorumluluğu ve durumuyla ilgili sorun da, anayasada yapılacak değişikliklerle saptanmış olacaktır. Sonuç olarak şunu söyleyeyim ki, cumhurbaşkanı, hükümet başkanı ve sorumlu bakanlardan oluşan bir hükümet kuracağız.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamdullah Suphi Tanrıöver</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/hamdullah-suphi-tanriover/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jul 2019 14:59:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu yaylası]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[günebakan]]></category>
		<category><![CDATA[Hamdullah Suphi Tanrıöver]]></category>
		<category><![CDATA[Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[yunan orduları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1563</guid>

					<description><![CDATA[Özel hayatında, en küçük, en değersiz arkadaşına, sofrasında ayağa kalkacak kadar nazik bir ev sahibidir. *** Yunan orduları,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özel hayatında, en küçük, en değersiz arkadaşına, sofrasında ayağa kalkacak kadar nazik bir ev sahibidir.</p>
<p>***</p>
<p>Yunan orduları, Ankara üzerine yürüyordu. Bir sabah erken, Millet Meclisi&#8217;nde toplandık. O&#8217;ndan bilgi alacaktık. Bir Anadolu haritası istedi, getirdik. Kırmızı kalemle, Sakarya arkasında geniş, uzun bir hat çizdi ve bu hattı bize göstererek:</p>
<p>&#8220;Düşmanı burada tepeleyeceğiz!&#8221; dedi. İnandık, niçin inandık, nasıl inandık, hâlâ bilmiyorum.</p>
<p>Bu işi üzerine aldı ve düşmanı çizdiği hat üzerinde tepeledi. O, Sakarya&#8217;dan Ankaraya&#8217;ya bir çocuk gülümsemesiyle dönmüştü. Yenilgimizle bittiği takdirde Türk bağımsızlığının mutlak ve mutlak sonu olacak bir çarpışmayı kişisel çabalarıyla kazanmıştı.</p>
<p>***</p>
<p>Anadolu yaylası üstünde, çorak, yanık ve yıkık bir yurt parçasında, O, kendine bir kürsü kurdu. Türk ulusu, ilk defa, O&#8217;nun sesiyle kendine, uluslara, dünyaya ve tarihe haykırdı.</p>
<blockquote><p><strong>Günebakan, 1929</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
