<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kuleli Askeri Lisesi &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/kuleli-askeri-lisesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 22 Dec 2025 00:05:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Kuleli Askeri Lisesi &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mustafa Kemal Paşa ile Söyleşi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/mustafa-kemal-pasa-ile-soylesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2020 18:28:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ile söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[fransızlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuleli Askeri Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[kuleli dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sadi Borak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4853</guid>

					<description><![CDATA[Tarihteki büyük liderlerin en belirgin özelliklerinden biri de ileri görüşlü olmalarıdır. Bu özellik ATATÜRK’ün de temel niteliklerinden biridir.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihteki büyük liderlerin en belirgin özelliklerinden biri de ileri görüşlü<br />
olmalarıdır. Bu özellik ATATÜRK’ün de temel niteliklerinden biridir. Birinci<br />
Dünya Savaşı’nın kaybedildiği ve Anadolu’nun çaresizlik içinde parçalanmayı<br />
beklediği günlerde o, birçoklarının yaptığı gibi karamsarlığa teslim olmamıştır.<br />
Sahip olduğu tarih şuuru ve geleceği algılama yeteneği ile, işgalci güçlerin<br />
geçmişteki çıkar çatışmalarını ve gelecekteki beklentilerini çok iyi analiz<br />
etmiştir. Bu analizle, sömürgeci güçlere karşı oluşturulacak bir direnişin başarıya ulaşacağını önceden görmüştür.</p>
<p>Aşağıdaki anekdot da ATATÜRK’ün<br />
ileri görüşlülüğünü ve öngörü yeteneğini yansıtmaktadır:<br />
4 Şubat 1919 tarihinde Alemdar gazetesinin yazarlarından Refii Cevat<br />
(Ulunay) M.Kemal Paşa ile Şişli’deki evinde bir görüşme yapar. Refii Cevat bu<br />
görüşmeyi şöyle aktarır:<br />
“Sorularımı bitirip veda etmek üzere ayağa kalktığımda dedi ki:<br />
-Biraz daha oturunuz lütfen.<br />
Oturdum. Şöyle bir konuşma geçti aramızda:<br />
-Soracağınız sorular bitti mi?<br />
-Bitti Paşam.<br />
-Bu vatan içine düştüğü bu felâketten nasıl kurtarılır, istiklâline nasıl<br />
kavuşturulur? diye bir soru sormanızı beklerdim.<br />
-Af buyurunuz Paşa hazretleri, bugün içinde bulunduğumuz bu şartlardan bu<br />
vatanın kurtulmasını en uzak ihtimalle dahi mümkün görmediğim için böyle bir soru<br />
sormadım.<br />
-Siz gene de böyle bir soru sormuş olunuz, ben de cevabımı vereyim, fakat<br />
yazmamak şartıyla.<br />
-Zatıalinizi dinliyorum Paşa hazretleri.<br />
-Bakınız Cevat Beyefendi, sizin imkânsız gördüğünüz kurtuluş yolları vardır.<br />
Bu gün herhangi bir teşkilâtçı Anadolu’ya geçer de milleti silâhlı bir direnişe<br />
hazırlarsa bu yurt kurtarılabilir.<br />
Heyecanlanmıştım. Birinci Dünya Savaşı süresince gücümüzü öylesine<br />
tüketmiştik ki elimizde hiçbir şey kalmamıştı. Harplerden sağ kalanların ise ayakta<br />
duracak hâlleri yoktu.<br />
-Nasıl olur Paşam? diye yerimden fırladım. Paşa sakindi:<br />
-Aklınızdan geçenleri tahmin ediyorum, dedi; doğrudur. Görünüş tamamen<br />
aleyhimizde. Ama düşmanlarımız olan bu büyük devletlerin bir de iç yüzleri var.<br />
-Nasıl Paşam.<br />
-Anlatayım. Siz sanıyor musunuz ki, savaşı kazanmakla müttefikler<br />
aralarındaki bütün sorunları çözmüşlerdir. Aralarındaki asıl rekabet şimdi<br />
başlayacaktır. Asırlarca birbirleriyle boğuşan Fransızlarla İngilizleri ortak düşman tehlikesi birleştirdi. Şimdi o eski rekabet bıraktıkları yerden tekrar başlayacaktır.<br />
İtalya’nın da başı dertte. Onlar da her an bir iç karışıklık yaşayabilirler. Sonuçta,<br />
Anadolu’da başlayacak bir millî direnişle hiçbiri mücadele edecek durumda değildir.<br />
Böyle bir mücadelenin tam sırasıdır.<br />
-Paşam, millî direniş&#8230; Güzel, ama neyle? Hangi askerle, hangi silâhla, hangi<br />
parayla? Malesef Paşam, kupkuru bir çölden farksız oldu bu güzel vatanımız.<br />
-Öyle görünür Refii Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir hayat çıkarmak<br />
lâzımdır. Çöl sanılan bu âlemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O, Türk milletidir.<br />
Eksik olan şey teşkilâttır. Bu teşkilât organize edilebilirse vatan da millet de kurtulur.<br />
Mustafa Kemal’e veda ettim; matbaaya geldim. Ne kafam almıştı ne<br />
mantığım. Daha doğrusu anlattıkları bana deli saçması gibi gelmişti. Matbaada<br />
arkadaşlar anlat diyorlardı; neler söyledi? Anlattım:<br />
Şu sıralar Anadolu’ya geçilir, orada teşkilât kurulur, vatan bağımsızlığına<br />
kavuşur, millet de özgürlüğüne kavuşurmuş, anladınız mı arkadaşlar?<br />
Bu deli değil, zırdeliymiş.<br />
O günlerde, o şartlar içinde İstiklâl Mücadelesi’ne atılıp Türkiye’yi<br />
kurtarmaktan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü. O günlerde<br />
böyle düşünen tek adam oydu; tek adam!</p>
<p><em>Sadi Borak; “Atatürk’ün İstanbul’daki Hayatı”, Kuleli Dergisi, 1996/1, s. 1-2.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sığırtmaç Mustafa: Atatürk ve Sığırtmaç Mustafa&#8217;nın Öyküsü</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sigirtmac-mustafa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 13:43:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Kuleli]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Kuleli Askeri Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve çoban]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve kahya]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Yalova]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Yalova Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[falih rıfkı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuleli Askeri Lisesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2413</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk Anıları: Atatürk ve Sığırtmaç Mustafa&#8217;nın Hikayesi Küçük köylü Sığırtmaç Mustafa henüz sekiz yaşında idi. Babası onu Yalova’da&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="https://kemalataturk.net/anilari/">Atatürk Anıları: </a>Atatürk ve Sığırtmaç Mustafa&#8217;nın Hikayesi</h2>
<p>Küçük köylü Sığırtmaç Mustafa henüz sekiz yaşında idi. Babası onu Yalova’da bir<br />
çiftliğe yetmiş beş kuruş haftalıkla yanaşma vermişti. Vazifesi sığırtmaçlıktı. Bir gün sığırlarını alıp dağa çıktı. Ağır ağır Balaban Deresi’nin yolunu tuttu. Hava biraz serindi. Sığırlar ısınmak için sağa sola kaçışmaya<br />
başlayınca, arkadaşı çoban Ahmet’i bir telaş aldı. Sığırlardan biri ortada<br />
yoktu. Ahmet, Mustafa’ya:<br />
&#8211; Haydi sen sürüyü çekip köye götür. Ben hayvanı bulunca arkandan<br />
gelirim, dedi.<br />
Sığırtmaç Mustafa sürüyü otlata otlata çiftliğe geliyordu. Derken uzakta yirmi kadar<br />
atlı belirdi. Sığırtmaç Mustafa böyle atlıları çok sık gördüğünden aldırmadı bile. Baktı<br />
ki, en öndeki ona doğru geliyor. Yaklaşınca attan indi, çiftliğe nereden gidildiğini sordu. Sığırtmaç Mustafa:<br />
&#8211; Siz yanlış yoldan gelmişsiniz. Çiftliğin yolu şurasıdır, dedi ve gösterdi. Atlı onun adını sordu:<br />
Sığırtmaç Mustafa: Adım Mustafa !<br />
&#8211; Benim de Mustafa demek adaşız.<br />
Sonra:<br />
&#8211; Sen Atatürk’ü tanırmısın? Dedi.<br />
Sığırtmaç Mustafa: Tanımam.<br />
&#8211; Onu sever misin?<br />
Sığırtmaç Mustafa: Severim.<br />
&#8211; Niçin seversin?<br />
Sığırtmaç Mustafa: Paşa olduğu için severim<br />
Atlı gülmeye başladı. Sığırtmaç Mustafa o tarihte pek cılız bir çocuktu: “Bu adam benimle eğleniyor galiba” diye düşündü.<br />
&#8211; Ne iş görürsün sen?<br />
Sığırtmaç Mustafa: İşte şu gördüğün sığırları güderim.<br />
&#8211; Ne kazanırsın?<br />
Sığırtmaç Mustafa: Ayda üç lira.<br />
&#8211; Peki söyle ayda üç lira yılda kaç lira eder?<br />
Atlının ve yanındakilerin yardımı ile hesapladı:<br />
Sığırtmaç Mustafa: 36 lira eder.<br />
&#8211; Sana ben 36 lirayı versem ne yaparsın?<br />
Sığırtmaç Mustafa: Hiiiçç … Almam ki…<br />
&#8211; Neden almıyorsun?<br />
Sığırtmaç Mustafa: 36 lira çok paradır.<br />
Sonra biraz düşünerek:<br />
&#8211; Nereden aldın? Diye sorarlar.<br />
Atlı yine gülümseyerek:<br />
&#8211; Aferin oğlum, böyle olmalı. Fakat bu parayı yol gösterdiğin için veriyorum sana. Kimse bir şey demez.<br />
Mustafa hâlâ kendisi ile alay edildiğini sanıyordu. Otuz altı lirayı bir şartla<br />
alacağını söyledi. Yolda yemek için taşıdığı cevizi göstererek:<br />
Sığırtmaç Mustafa: Bu cevizleri alırsan, ben de parayı alırım, dedi.<br />
Atlı Sığırtmaç Mustafa’ya bir avuç para verdi, o da atlıya ceviz. Tekrar adını sordu:<br />
&#8211; Mustafa! diye tekrarladı.<br />
&#8211; Benim de adım Mustafa ama yanında bir de Kemal’i var. Mustafa ile<br />
Kemal bir araya gelince ne olur?<br />
Sığırtmaç Mustafa’nın kafasının içi birden bire karıştı:<br />
Sığırtmaç Mustafa: Sakın bu atlı Mustafa Kemal olmasın! Dedi. Sonra yine içinden<br />
“Odur… Odur… ama” dedi, belli etmedi.<br />
Giderken Mustafa Kemal sordu:<br />
&#8211; Beni başka bir yerde görsen tanır mısın?<br />
Sığırtmaç Mustafa: Tanımaz mıyım? Mustafa Kemal Paşasın!<br />
Atlılar geçip gittiler. Sığırtmaç Mustafa köye döndü.<br />
Ertesi gün onu kaplıcalara çağırdılar. Kapıdan içeri girince hiç şaşırmadan,<br />
Atatürk’ün elini öptü:<br />
&#8211; Mustafa seni çiftliğin kâhyası yapacağım. İster misin?<br />
Sığırtmaç Mustafa: Kâhya ne demek?<br />
&#8211; Çobanların en büyüğü demek…<br />
Cevap vermedi:<br />
&#8211; Ayda dört lira veriyorum, iyi mi?<br />
Sığırtmaç Mustafa: Siz bilirsiniz?<br />
&#8211; Hayır Mustafa … Seni kahya yapmayacağım. Okula göndereceğim.<br />
Orada okuma yazma öğreneceksin<br />
Sığırtmaç Mustafa sevindi:<br />
&#8211; Okula yollayın bu daha iyi… dedi.<br />
Sığırtmaç Mustafa’yı önce bakılmak üzere Şişli Çocuk Hastanesi’ne yolladılar. Bir gece<br />
yarısı Mustafa Kemal hastaneye gitmişti. Onu görünce Mustafa ayağa kalkmak istedi:<br />
&#8211; Sen ayağa kalkmayı bırak da buradan nasıl çıkacağını düşün! Dedi ve<br />
devam ederek:<br />
&#8211; Hani seninle pazarlık etmiştik. Ayda dört liraya razı olmuştun. Şimdi<br />
ver bakalım hastane paralarını…<br />
Mustafa, sığırtmaçtı, küçüktü ama Paşa’nın şaka yaptığını anlamıştı:<br />
Sığırtmaç Mustafa: Sen koskoca Mustafa Kemal Paşasın! Elbette hastane parasını da verirsin!<br />
Sığırtmaç Mustafa İlkokuldan daha yüksek bir okula, nihayet Kuleli Askeri Lisesi’ne<br />
girdi.<br />
<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atatürk">Atatürk</a> öldüğü zaman 19 yaşında bir delikanlı olan Sığırtmaç Mustafa Kuleli Lisesindeki sınıfında<br />
hüngür hüngür ağlıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Atay, Babanız Atatürk…, s. 118-119.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
