<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ismet bozdağ &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/ismet-bozdag/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 May 2020 12:22:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>ismet bozdağ &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Gün Atatürk Gizlice Köşkten Kaçtı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/bir-gun-ataturk-gizlice-koskten-kacti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2020 12:22:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk köşkü]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve bitlis]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün fikir sofrası]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün köşkü]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün sofrası]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[ismet bozdağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4865</guid>

					<description><![CDATA[Yüzyıllar, Türk halkı içerisinde en çok Türk köylüsünün ezilmişliğine tanıklık etmiştir. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzyıllar, Türk halkı içerisinde en çok Türk köylüsünün ezilmişliğine<br />
tanıklık etmiştir. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan<br />
köylüdür diyen ATATÜRK, köylünün ihmal edilmişliğini bir türlü<br />
kabullenememiştir. Yapılmış olan haksızlıkları 1 Mart 1922’de Büyük Millet<br />
Meclisinde yaptığı bir konuşmada şöyle dile getirmiştir:<br />
“Efendiler!&#8230; Yedi yüzyıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerine göndererek<br />
kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi yüzyıldan<br />
beri emeklerini ellerinden alıp savurduğumuz ve buna karşılık her zaman<br />
aşağılama ve alçaltma ile karşılık verdiğimiz ve bunca özveri ve bağışlarına<br />
karşı iyilik bilmezlik, küstahlık ve zorbalıkla uşak durumuna indirmek<br />
istediğimiz bu soylu sahibin önünde büyük bir utanç ve saygıyla gerçek<br />
durumumuzu alalım.”<br />
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ATATÜRK bu sözlerinin takipçisi<br />
olmuştur. Devletin her kuruşa muhtaç olduğu kuruluş döneminde devlet<br />
bütçesinin yarısını oluşturan aşar vergisini kaldırarak köylüyü vergi yükünden<br />
kurtarmış, örnek çiftlikler kurmak, ucuz kredi vermek, tohum dağıtmak,<br />
üretime yönelik eğitimi köylünün ayağına götürmek gibi hizmetlerle de<br />
yüzyılların haksızlıklarını biraz olsun gidermek için çalışmıştır. Mesajı<br />
değiştirilmeden kısaltmalar yapılarak verilen aşağıdaki anekdot; Türk<br />
köylüsünün geçmişteki durumunu ve ATATÜRK’ün bu konudaki bakış açısını<br />
yansıtan düşündürücü bir örnektir:<br />
Yıl 1936<br />
ATATÜRK, Selânik günlerinde çocukluk arkadaşı olan Nuri Conker ile<br />
birlikte bir gün köşkten gizlice bir otomobille ayrılır.<br />
Yolda, otomobilin tentesini de açtılar. Güzel bir eylül sonu akşamı;<br />
sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece’ye doğru gidiyorlardı. Hava ılıktı,<br />
görüntü güzeldi ve her şey düzeninde işliyordu.<br />
Birden ATATÜRK’ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye<br />
takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Ama sapanın sapına iyice yapışmış, toprakları<br />
yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep<br />
vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa vuruyordu. ATATÜRK şoföre:<br />
-Dur!&#8230; dedi.<br />
İndiler. Çift süren köylü yoldan uzak değildi. ATATÜRK elini arka cebine<br />
götürüp sigara tabakasını çıkardı; sonra köylüye seslendi:<br />
-Kolay gelsin ağa!&#8230;<br />
Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:<br />
-Eyvallah, eyvallah&#8230;<br />
ATATÜRK, baştan seslendi:</p>
<p>-Ateşin var mı, ateşin?<br />
Bu kez köylü sesten yana döndü. ATATÜRK elindeki yanmamış<br />
sigarayı gösteriyordu&#8230;<br />
-Tiryakisin bey galiba? Tiryaki, tiryakinin hâlinden anlamalı&#8230;<br />
-Eh&#8230; Kirbiti unutmuşuz da&#8230;<br />
ATATÜRK bir sigara uzattı, köylü de çakmağı çakıp fitili ateşledi. Tatlı<br />
bir yanık kokusu tüten fitilden sigaraları yaktılar. ATATÜRK:<br />
-İşler nasıl ağa? dedi. Bu yıl mahsulden yüzünüz güldü mü?<br />
Köylü isteksiz isteksiz konuştu:<br />
-Tanrı’nın gücüne gitmesin ama bey, bu yıl yufkaydı mahsül. Kabahatin<br />
acığı bizde, acığı yukarıda! -Parmağıyla gökyüzünü gösteriyordu -Biz geç<br />
davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi, böyle işte&#8230;<br />
-Bakıyorum, sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu.<br />
Öküzün yok mu senin?<br />
-Var olmasına var ya, hıdırellezde vergi memurları sattılar&#8230;<br />
-Hiç vergi memuru köylünün üretim aracını satar mı? Olmaz böyle şey!<br />
Muhtara şikâyet etseydin&#8230;<br />
Köylü güldü:<br />
-Muhtar başında deel miydi memurun a bey?<br />
ATATÜRK dudaklarını kemirerek konuştu:<br />
-Sen de kaymakama gitseydin!<br />
Köylü iyice güldü:<br />
-Sen de benle gönül mü eyleyon beyim, kaymakamın habarı olmadan<br />
bizim buralarda kuş bile uçmaz. Geçti o eski devirler. Şimcik ATATÜRK’ümüz<br />
var başımızda!<br />
ATATÜRK konuşmayı sürdürdü.<br />
E peki İstanbul şuracıkta&#8230; Gideydin valiye anlataydın derdini&#8230; Onun işi<br />
bu değil mi?&#8230;<br />
-Bırak şu sagari allâsen, biz onun buralardan çok gelip geçtiğini gördük.<br />
Yakasına yapışsak, acep derdimizi duyurabilir miyiz?<br />
ATATÜRK iyice giyinmişti! Ama köylünün konuşması da çok hoşuna<br />
gidiyordu. Sordu:<br />
-Adın ne senin ağa?&#8230;<br />
-Halil&#8230; Köylük yerde sorsan, Halil Ağa derler&#8230;<br />
Peki Halil Ağa, bu senin işin beni bayağı meraklandırdı. Benim<br />
bildiğime göre, bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz. Sen aldılar diyorsun&#8230;</p>
<p>Hadi, kaymakam şöyle, vali böyle diyelim, e peki bir Başvekil İsmet Paşa var<br />
bilir misin?&#8230;<br />
-Bilmez olunur mu beyim!&#8230;<br />
-Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul’a geliyor, Florya Köşkü’ne<br />
iniyor. Köşk de şuracıkta&#8230; Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin<br />
ona&#8230; Her hâlde çaresini bulurdu.<br />
Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyon galim. Ama bak şinci<br />
tutalım gittim vardım; beni o kapıya komazlar ya&#8230;<br />
Tutalım kodular koskoca İsmet Paşamıza göstertmezler ya!<br />
Tut ki gösterdiler, ya ona hâlimi nasıl yanacağım hele; o sağarın sağarı,<br />
hiç işitmez canım!<br />
-E peki, bakalım bu dediğime ne bulacaksın! Demin, ATATÜRK’ümüz<br />
var başımızda dedin ya&#8230;O da koca yaz şuracıkta oturup duruyor. Gitseydin,<br />
çıksaydın önüne, anlatsaydın hâlini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya!&#8230;<br />
Köylü iyice keyiflenmiş, keh keh gülüyor, karşısındakinin bilmezliğine<br />
acımış gibi bakıyordu:<br />
-Sen ne diyon bey?&#8230; Mustafa Kemal Paşa ATATÜRK’ümüzün yüzünü<br />
görmek için peygamber gücü gerek&#8230; Temin dedik ya, tut ki gördük, yiyip<br />
içmekten, işinden, gücünden başını kaldırıp bizim öküzümüzün arkasından mı<br />
seyirtecek?&#8230;<br />
ATATÜRK köylünün omzuna elini koyarak:<br />
-Senden hoşlandım Halil Ağa, dedi. Bir gün köyüne de gelir, bir ayranın<br />
içerim. Açık yürekli bir vatandaşsın. Ama yine de sana söylüyorum, hakkını<br />
kimsede bırakma, ara!&#8230;<br />
Dönüp arabaya bindiler. Halil Ağa, onları uğurluyordu:<br />
-Meraklanma beyim, evellallah heç kimse bizim hakkımıza el<br />
değdiremez. Devlet borcudur, ödenecek!&#8230; Ekime geç davranmışın gök<br />
rahmetini esirgemiş, dinler mi devlet baba?&#8230; Helâl olsun!&#8230;<br />
Otomobil hareket etti. Bir süre gittiler, sonra ATATÜRK Nuri Conker’e.<br />
-Bir uygun yerden dönelim, tadı kaçtı bu işin! dedi. Döndüler. ATATÜRK<br />
susuyor, düşünüyor, sigara üstüne sigara yakıyordu. Yüzünde ince bir keder<br />
vardı.<br />
-Yahu çocuk, şu Halil Ağanın vergi borcundan öküzünü satmışız,<br />
merkeple çift sürüyor; hâlâ da “devlet baba” diyor. Ne mübarek millet bu<br />
millet!&#8230;<br />
ATATÜRK yavere:<br />
-Şimdi, dedi, İstanbul’da ne kadar bakan, milletvekili varsa, bunların<br />
hepsini telefonla bulacaksın! Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum. Ayrıca<br />
Vali Muhittin Üstündağ ile, Başvekil İsmet Paşayı bul, onlara da haber ver.</p>
<p>Yaver odadan çıktı. ATATÜRK Nuri Conker’e döndü:<br />
-Beri bak Nuri!&#8230; Şimdi sen de bizim çıktığımız araba ile çıkıp o Halil<br />
Ağayı bulacaksın. Ona benim kim olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir<br />
adam falan dersin. Seni sevdi, sana öküz alıverecek diye bir şeyler söyle,<br />
kandır. Kuşkulandırmadan al gel buraya.<br />
O akşam ATATÜRK’ün sofrasında Başbakan İsmet İnönü, bakanlar,<br />
milletvekilleri, İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ yirmi beş kişi kadardılar.<br />
ATATÜRK bir ara:<br />
-Bu akşam soframıza “Efendimiz gelecek” dedi. Kendisine nasıl<br />
davranacağınızı görmek isterim!&#8230;<br />
Halil Ağa kapıdan görününce. ATATÜRK ayağa kalktı. Kalkması ile<br />
bütün sofra gür diye ayağa kalkıştılar. ATATÜRK:<br />
-Hoş geldin Halil Ağa! dedi. Sonra masadakilere dönüp tanıttı. İşte<br />
beklediğimiz efendimiz!<br />
Conker, Halil Ağayı ATATÜRK’ün sağ başına oturttu, kendisi de ayrılan<br />
sandalyeye geçti. ATATÜRK sofradakilere, o gün köşkten Conker’le birlikte<br />
nasıl çıktığını, Halil Ağayı, bir yanında öküz, bir yanında merkeple çift<br />
sürerken nasıl gördüğünü sigara yakmak bahanesiyle nasıl kendisiyle<br />
konuştuğunu ayrıntılı bir biçimde anlattıktan sonra:<br />
-Efendimizin hâlini gördünüz beyler? Devlet size böyle davransa, ne<br />
yaparsınız?<br />
Mübarek millet bu, adam millet! Şimdi onun karşısında “adam olmak”<br />
bize düşüyor.<br />
Sofrada kesin bir sessizlik vardı. Gözler ATATÜRK’e dönmüştü.<br />
-Halil Ağanın öküzünü satıp üretimi aksatan kanunu ya biz yaptık, ya da<br />
bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil Ağanın öküzünü satıyor.<br />
İkisi de bence bir&#8230; Böyle bir kanun yaptıysak, memleket çıkarlarına aykırıdır,<br />
nasıl yaparız? Eğer yaptığımız kanun böyle yorumlanıyorsa hükûmet nasıl bir<br />
yönetim içindedir? Sonra unutmayın ki, olay İstanbul’da geçiyor. Bunun Van’ı<br />
var. Bitlis’i var. Kıyı bucak ilçesi var, acaba oralarda neler oluyor? Bu çark iyi<br />
dönmüyor beyefendiler!<br />
Biz cumhuriyeti süs olsun diye yapmadık; halktan yana bir idare kurmak<br />
için yaptık. Hükûmetin müfettişleri var, valileri var, kaymakamları var, bunlar<br />
Halil Ağanın öküzünü vergi borcundan satıyorlar. Yaptıklarının ne demek<br />
olduğunu elbette bilmeleri gerekli&#8230; Bunlar, size hiçbir şey söylemiyor, Halil<br />
Ağanın öküzünü satıp vergi gelirini şişkin göstermeye çalışıyorlar!&#8230;<br />
Ne demektir bu?</p>
<p>Biz cumhuriyeti anlatamamışız beyler, bundan bu çıkıyor!</p>
<p><em>İsmet Bozdağ; Atatürk’ün Fikir Sofrası, Tekin Yayın Evi, İstanbul, 1999, s.</em><br />
<em>23-45. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
