<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hüseyin yıldırım &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/huseyin-yildirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 May 2020 06:19:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>hüseyin yıldırım &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hatay Meselesi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/hatay-meselesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 06:19:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Büyükelçisi]]></category>
		<category><![CDATA[hatay meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[misakı milli]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5326</guid>

					<description><![CDATA[Kurtuluş Savaşı ve Türkiye’nin kuruluşu; yoklukların, olanaksızlıkların ve çaresizliklerin kesişme noktasında başarılmıştır. Yoklar ve olmazlar ile yola çıkan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurtuluş Savaşı ve Türkiye’nin kuruluşu; yoklukların, olanaksızlıkların ve çaresizliklerin kesişme noktasında başarılmıştır. Yoklar ve olmazlar ile yola çıkan ATATÜRK asla yılgınlık göstermemiş, başaramama gibi bir umutsuzluğa düşmemiştir. Bunun en büyük nedeni Türk ulusuna olan güvenidir. Ulus bu güvenin gereğini Kurtuluş Savaşı’nda yerine getirmiştir. O, yurt sorunlarının çözümünde de bu gücün bilinciyle hareket etmiştir.</p>
<p>ATATÜRK, Türkiye’nin özellikle dış devletlerle olan ilişkilerinde yediden yetmişe tüm ulusun gücünü yanında gördüğünden, büyük ve asil Türk ulusuna yaraşır bir politika izlemiştir. Geçmişte büyük devletler karşısında izlenen ezik  ve Türk ulusunu küçültücü yaklaşımlar son bulmuştur. Bu sayededir ki Türkiye Cumhuriyeti ATATÜRK döneminde dünyanın en saygın ve dostluğu en fazla aranan ülkesi konumuna gelmiştir. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün Türk ulusuna, Türk ulusunun da  ATA’sına olan güvenini yansıtması açısından güzel bir örnektir:</p>
<p>Hastalığını kapsayan son yıllarında, kendisi, Hatay meselesinden pek üzüntülü idi. Hatay, Misakı Millî sınırları içinde ve fakat o güne kadar yurt bütünlüğüne katılamayan Türk toprağı idi. ”Yurtta sulh, cihanda sulh.” vecizesinin sahibi büyük insan, çok sevdiği gençleri ölüme sürüklememek için Türkiye’yi savaşa sokmadan, Hatay’ı Fransa mandasından kurtarmak için çırpınıyordu. Doktorların kendisine uzun ve tam dinlenme tavsiye etmelerine rağmen ATATÜRK bu tavsiyeyi tutmadı. Hatay davasına büsbütün sarıldı. Son zamanlarında sanki hastalığı değil, en büyük derdi Hatay meselesi; en büyük arzusu Hatay’ı Türk toprağına katmaktı. Bir akşam umumî bir yerde rastladığı Fransız büyükelçisine yine bu meseleyi açmıştı. Bir aralık “Beni üzüyorsunuz!” dedi.</p>
<p>Türkçe söylemişti. Salonda bu sözü duyan bir genç ayağa kalkarak:</p>
<p>-ATATÜRK, sen üzülme! Arkanda biz varız! diye bağırdı.</p>
<p>ATATÜRK başını sesin geldiği yana çevirdi. Yüzünde bir sevgi açılışı vardı. Gözlerini gence ve arkadaşlarına dikerek:</p>
<p>-Biliyorum çocuğum. Bunu bildiğim için, böyle konuşuyorum, dedi.</p>
<p><em>Yıldırım; s. 55. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşte Ben Anadolu Zaferini Bunlarla Kazandım</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/iste-ben-anadolu-zaferini-bunlarla-kazandim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 00:41:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet'in onuncu yılı]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5239</guid>

					<description><![CDATA[ATATÜRK, yaşamı boyunca birçok başarının ve zaferin yaratıcısı olmasına karşın bunların hiç birisini tek başına sahiplenmemiştir. Başarıların arkasında&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ATATÜRK, yaşamı boyunca birçok başarının ve zaferin yaratıcısı olmasına karşın bunların hiç birisini tek başına sahiplenmemiştir. Başarıların arkasında yüce Türk ulusunu, zaferlerin arkasında ise onun fedakâr ve kahraman evlâdı Mehmetçiği görmüştür. Türk ulusunun yediden yetmişine vatan hizmetindeki yarışı hep onun gurur kaynağı olmuştur. Onun ağzından çıkan bir Türk sözü gönlünde bin Türk coşkusu yaratmaktaydı. O nedenle ATATÜRK’ün Türk sevgisi anlatılamaz. Aşağıdaki anekdot, Türk insanının ATAsına, ATA’nın Türk insanına inanmışlığını, güvenini ve sevgisini yansıtması nedeniyle güzel bir örnektir:</p>
<p>Cumhuriyet’in onuncu yıl dönümünde ATATÜRK, resmî baloların verildiği yerlere uğradıktan sonra, Halk Evini de ziyaret eder. Orada efelerin coşku içinde eğlendiklerini görür, son derece duygulanır Çankaya’ya döndükten sonra “Efeleri buraya getiriniz.” diye emir verir.</p>
<p>Bir süre sonra gelen efeleri odasında oturtur. Birlikte eğlenmeye başlarlar. Efeler büsbütün coşup coştururlar. ATATÜRK eğlencenin en coşkulu bir anında, efelerden birine sorar:</p>
<p>-Efe sen benim için ne yapabilirsin?</p>
<p>-Her şey&#8230;</p>
<p>-Meselâ&#8230;</p>
<p>-Ölürüm&#8230;</p>
<p>Bu yanıt üzerine, tüm dikkatler ATATÜRK’e çevrilir. Ne söyleyeceğini, ne yapacağını merak ediyorlar. ATATÜRK bakışlarını bir kez çevredekiler üzerinde gezdirdikten sonra Efeye:</p>
<p>-Efe, sözünde samimî misin? diyor.</p>
<p>-Emir sizindir ATA’m&#8230;</p>
<p>ATATÜRK elini dizine vuruyor.</p>
<p>-Koy başını şuraya&#8230;</p>
<p>Efe, hemen başını ATA’nın dizine koydu. Koyar koymaz şakağında soğuk bir temas duydu. Bu ATATÜRK’ün şakağına dayadığı tabanca namlusunun soğukluğuydu.</p>
<p>Efe, ATA’sı için gerçekten seve seve canını verebilirdi. Fakat ATA’sı cana kıyacak mıydı?</p>
<p>Bütün yüzlerin rengi solmuş, heyecan son haddine varmıştı. Nefes almaya korkuyorlardı. Gözler ATATÜRK&#8217;ün elindeydi. Tabanca Efenin şakağına dayanmıştı. ATATÜRK bir saniye bile tutmayan bir zaman içinde, göz ile fark edilmeyecek bir hızla, tabancasının namlusunu şakağının yanından, iki santim kadar kaydırarak tetiği çekiyor.</p>
<p>Derin sessizliği yırtan korkunç bir tabanca sesi&#8230; Hazır bulunanların hepsinin rengi, kül rengini almıştır.</p>
<p>Fakat Efenin başı hâlâ ATA’nın dizindedir. En ufak bir kıpırdanma yoktur. ATATÜRK, Efenin başını dizlerinden kaldırır, temiz alnını dudaklarına götürerek öper.</p>
<p>Hâlâ biraz önceki havanın etkisinden kurtulamayanlara:</p>
<p>-İşte ben Anadolu zaferini, bunlarla ve böyle canlarını esirgemeyenlerle kazandım, diyor.</p>
<p><em>Yıldırım; s. 36-37.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Softalar ve Atatürk</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/softalar-ve-ataturk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2020 02:58:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[başöğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Başöğretmen Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[islam dini]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek Eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[kadın inkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Mazhar Müfit]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler birliği]]></category>
		<category><![CDATA[softalar ve atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[türk ahlakı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5059</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı toplumunun sosyal yaşamında, İslâm dininin akılcı ruhuna ters düşmesine rağmen kadın ve erkeğin bir arada bulunması uygun&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı toplumunun sosyal yaşamında, İslâm dininin akılcı ruhuna ters düşmesine rağmen kadın ve erkeğin bir arada bulunması uygun görülmezdi. Bu anlayış daha çok tarikatların etkisiyle bağnazlığın yaygınlık kazanmış olduğu şehirlerde etkendi. Bağnazlığın etkisinden uzak olan köy ve kasaba halkı ise, ahlâkı ve erdemi insan olmanın temel koşulu kabul eden Türk kültüründen beslendiğinden kadın ahlâkından kuşku duymamış ve onu yaşam mücadelesinin en büyük destekçisi olarak görmüştür. Bu nedenle köy ve kasaba hayatına kadını sosyal yaşamdan dışlayan haremlik-selâmlık uygulaması girmemiştir.<br />
Kadın ahlâkına duyulan şüphe, insanın kendi ahlâkına olan güvensizliğinin bir yansımasıdır. Namussuzların herkesi namussuz göreceği sosyolojik gerçeği de bunu doğrulamaktadır. Türk halkının sosyal yaşamında kadın ve erkeğin el ele olması kendi mutlu geleceğinin temel koşuludur. Bu nedenledir ki her fırsatta ATATÜRK, kadın-erkek eşitliğini savunmuş ve hayatın her alanında bu iki cinsin birlikte mücadele etmesini istemiştir. Bu düşünce, din simsarlığı ile beslenen gerici ve yobaz çevrelerin tepkisine yol açsa da o, geri adım atmayıp anne ve kız kardeşlerimizin aklından ve ahlâkından şüphe eden bağnazlığı yıkmaya kararlı olduğunu yaptıklarıyla göstermiştir. Ahlâkı cinselliğe indirgeyerek hem İslâmiyet’e hem de Türk ahlâk anlayışına kötülük eden yobazlara karşı, ATATÜRK’ün tavır ve davranışlarını yansıtması bakımından aşağıdaki anekdot mesaj niteliğindedir:<br />
1922 Ekiminin on yedinci günü toplantı yaptı; Ankara devlet merkezi olduğuna göre oradaki Öğretmenler Birliğinin de genel merkez olmasına karar verildi.<br />
Kadın inkılâbı henüz yapılmamıştı ve kadınların toplantılara geldikleri pek az görülüyordu.<br />
O gün toplantıya kadın öğretmenlerden üçü gelmiş, ön sıraya oturmuşlardı; geride olan erkeklerle onlar arasındaki sıralardan birkaçı boş bırakılmıştı.<br />
Ertesi gün Meclisteki sarıklı mebuslar köpürdüler; bu hareketi dinsizlik, ahlâksızlık, küstahlık saydılar; ATATÜRK’e şikâyet ettiler.<br />
ATATÜRK, onları dikkatle dinledi; sonra fena hâlde kızmış göründü. Yanındakilere sordu:<br />
-Öğretmenler Birliği reisi kimdir?<br />
-Mazhar Müfit.<br />
-Çağırın onu!&#8230;<br />
Hocalar pek memnun görünüyorlardı. Birkaç dakika sonra Mazhar Müfit gelince, ATATÜRK ona çıkıştı:<br />
-Siz öğretmenler toplantısında ne yapmışsınız? Bu ne ayıp şey!&#8230;<br />
ATATÜRK’ün gayet ileri düşünüşlü adam olduğu, hocaların şikâyetlerini de öğrendiği için Mazhar Müfit şaşırdı; bir şeyler söylemek istedi:<br />
-Efendim, yemin ederim ki&#8230;<br />
Sözlerini bitirmeye meydan kalmadan, ATATÜRK gürledi:<br />
-Bırak bırak, hepsini biliyorum! Toplantıya kadın öğretmenleri de çağırmışsınız!&#8230;<br />
Hocalar medeniyete karşı zafer kazandıklarını zannederek gurur duyuyorlardı. Diğerleri ATATÜRK’ün böyle konuşacağına ihtimal vermediklerinden, hayretle dona kalmışlardı.<br />
ATATÜRK devam etti:</p>
<p>-Fakat onları niçin ayrı sıralara oturttunuz? Siz kendinize mi güvenemiyorsunuz, yoksa Türk kadınının faziletine mi? Bir daha öyle ayrılık görmeyeyim! Anlaşıldı mı?<br />
Hocaların başlarından aşağı buzlu sular dökülmüştü: Süklüm püklüm çıktılar.</p>
<p><em>Yıldırım; s. 77-78.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk ve Adalet</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturk-ve-adalet-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2020 01:14:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[adli makamlar]]></category>
		<category><![CDATA[adliye müfettişi]]></category>
		<category><![CDATA[ankara 1998]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ü anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik hukuk devleti]]></category>
		<category><![CDATA[halk egemenliği]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4984</guid>

					<description><![CDATA[Halk egemenliğine dayalı demokratik hukuk devletini, kişi egemenliğine ve keyfiyete dayanan devlet yönetimlerinden ayıran ve ona üstün kılan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk egemenliğine dayalı demokratik hukuk devletini, kişi egemenliğine ve keyfiyete dayanan devlet yönetimlerinden ayıran ve ona üstün kılan en önemli özelliği, yasalar karşısında herkesi eşit kabul etmesi ve kimseye ayrıcalık tanımamasıdır. Demokratik hukuk devleti sadece insanlara yasalar önünde eşitlik tanımaz aynı zamanda insan yeteneklerinin gelişiminin önündeki engelleri de kaldırarak toplumsal gelişimin önünü açar. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin demokratik geri kalmışlarının ise antidemokratik yönetimlere sahip olması bu gerçeğin göstergesidir.<br />
Türk halkının düşünce, yaşam ve ekonomik olarak hiç de hak etmediği hâlde çağdaş dünyanın gerisinde kalmasının en temel nedeni geçmişte keyfî yönetimle idare edilmiş olmasıdır. O nedenle ATATÜRK, insanın eşitliğini, saygınlığını ve gelişmesini esas alan bir adalet sisteminin temellerini atmıştır. Herkesin hukuka saygı göstermesi gerektiğini, kendisi dâhil hiç kimsenin yasaların üzerinde işlem görme ayrıcalığına sahip olmadığını defalarca dile getirmiş ve yaşamı boyunca bu hususun takipçisi olmuştur. Aşağıdaki anekdot onun bu anlayışını doğrulayan güzel bir örnektir:<br />
ATATÜRK bir Balıkesir seyahatinde, kendisine Millî Mücadele’de yakın hizmetler etmiş bir şahsın başvurusuyla karşılaştı. Adam bir olayda haksız olarak mahkûm olduğunu söyleyerek şikâyetçi oldu.<br />
ATATÜRK:<br />
“Haklısın, meseleyi ben de biliyorum.” dedikten sonra, refakatinde bulunan genç bir adliye müfettişini çağırdı. Konuyu anlattı ve kararın düzeltilmesini istedi.Müfettiş hikâyeyi dinledikten sonra:<br />
“Efendimiz” dedi. “Karar bütün adlî makamlardan geçtikten sonra verilmiş. Hükmün infazından başka yapılacak yasal yol yoktur.” demiş.<br />
ATATÜRK:<br />
“Ama ben inanıyorum ki bu uygulama haksızdır. Çünkü ben işin gerçeğini biliyorum.” der. Genç Adliye müfettişi ısrar eder.<br />
“Efendimizin bu beyanı kanun karşısında bir değişiklik yapamaz. Adalet bakanının da bir şey yapmasına imkân yoktur.”der.<br />
Ortada soğuk bir hava eser.<br />
ATATÜRK gayet sakin sorar:<br />
“Peki bir adlî hata olursa?&#8230;”<br />
Müfettiş:<br />
“Yeni bir delil ile mahkemenin tekrarı istenebilir.” der.<br />
ATATÜRK mağdur zata döner:<br />
“Beni şahit göster. Onda yeni deliller var diye iddia et. Ben mahkemeye gelir şahitlik ederim.” der.</p>
<p><em>Hüseyin Yıldırım (Der.); Atatürk’ü Anlamak, Ankara, 1998, s. 54. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
