<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>halife &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/halife/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Jul 2020 09:32:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>halife &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hilafet Kaldırıldığı Zaman</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/hilafet-kaldirildigi-zaman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 10:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve din]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Halife]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Rasih Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Hanedan]]></category>
		<category><![CDATA[rasih efendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5659</guid>

					<description><![CDATA[Büyük Millet Meclisi, hilâfeti kaldırdığı zaman, Antalya Mebusu, din âlimlerinden Rasih Efendi, Hilâliahmer namına, Hindistan’da bulunan bir heyetin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Millet Meclisi, hilâfeti kaldırdığı zaman, Antalya Mebusu, din âlimlerinden Rasih Efendi, Hilâliahmer namına, Hindistan’da bulunan bir heyetin riyasetinde idi. Rasih Efendi, Mısır’a uğrayarak Ankara’ya döndü. Benden mülâkat isteyerek şu beyanatta bulundu : “Seyahat ettiği memleketlerde, Müslümanlar, benim halife olmamı istiyormuş. Salâhiyet sahibi İslâm heyetleri, Rasih Efendi’yi, bana hu hususu bildirmek için vekil etmiş&#8230;” Rasih Efendi’ye verdiğim cevapta, İslâmların bana olan yakınlık ve sevgilerine teşekkür ettikten sonra, dedim ki: “Zatı âliniz din âlimlerindensiniz! Halifenin devlet reisi demek olduğunu bilirsiniz. Başlarında, kralları, imparatorları bulunan tebaanın, bana ulaştırdığınız arzu ve tekliflerini, ben nasıl kabul edebilirim. Kabul ettim desem, buna o tebaanın, fertleri razı olur mu? Halifenin emir ve yasağı yapılır. Beni halife yapmak isteyenler, emirlerimi yerine getirmeye muktedir midirler? Bu sebeple mevzuu, anlamı olmayan, kuruntuya dayanan bir sıfatı takınmak gülünç olmaz mı?”</p>
<p>1924 (Nutuk II, s. 850-851)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasal Partiler</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/siyasal-partiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 15:27:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasal Partiler]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[Ulus Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2546</guid>

					<description><![CDATA[Partiden maksat bir partinin amacı, ulus evlatlarının bir kısmına, halktan da bazılarının, başkalarına ve halk zararına çıkar sağlamak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Partiden maksat bir partinin amacı, ulus evlatlarının bir kısmına, halktan da bazılarının, başkalarına ve halk zararına çıkar sağlamak değildir. Belki bunlardan ayrı, bunların dışında olmayıp halk adı altında bulunan bütün ulusu ortak ve birleşik olarak ortak ve genel gerçek refaha ulaştırmak için harekete geçmektir.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ulusal egemenlik ilkesiyle yönetilen uygar devletlerde kabul edilmiş ve yürürlükte olan ilke, ulusun genel istekleri ve ümitlerini en iyi biçimde temsil eden ve bu istek ve ümitlerle ilgili çıkar ve gereklerinin en yüksek güç ve yetkiyle gerçekleştirebilecek siyasal gurubun devlet işlerinin yönetimini üstlenmesi ve bunun en yüksek önderinin sorumluluğuna bırakılmasından başka bir şey değildir.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri </strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Saygıdeğer baylar, pek iyi bilirsiniz ki, padişahlarla, halifelerle yönetilmiş ve yönetilen ülkelerde yurt için, ulus için en büyük tehlike, padişahların ve halifelerin düşmanlarca satın alınmasıdır. Bu çoğu zaman kolaylıkla sağlanmıştır. Meclislerle yönetilen ülkelerde ise en yıkıcı durum bazı milletvekillerinin yabancıların ad ve hesabına çalışmış ve bunlarca satın alınmış olmalarıdır. Millet Meclislerine kadar girme yolunu bulabilen vatansızlara rastlanabileceğine, tarihin bu konudaki örneklerine bakarak inanmak zorunluğu vardır. Bunun için ulus, vekillerini seçerken çok dikkatli ve titiz olmalıdır. Ulusun yanılgıdan korunması için tek çıkar yol, düşünceleri ve davranışlarıyla ulusun güvenini kazanmış bir partinin seçimlerde ulusa yol göstermesidir. Genellikle ulus bireylerinin, adaylıklarını koyan her kişi hakkında bir yargıya varılmasına yardımcı olacak sağlam bilgisi ve gerçeğe uygun görüşleri olduğunu kabul etmek kuramsal olarak varsayılsa bile, bunun tümüyle doğru olmadığını tecrübelerin tecrübeleriyle yadsınmayacak biçimde açıklığa kavuşmuştur.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Siyasal yaşamımızda karşılıklı etkinliğin verimli olarak gelişmesi ancak yurttaşlar arasında düşmanlığa yol açılmamasıyla sağlanabilir. Bunun çareleri, partilerin içine sızabilecek içtenlikle davranmayan ve gizli amaçlar güden kimselerden yasaların üstünde bir sonuç elde etmek isteyen kişilerden bütün ulusça nefret edilmesi, bir de Cumhuriyet ilkesine göre çalışan partilerce bu gibilerin etkinliklerinden daima uzak kalınmasıdır.</p>
<blockquote><p><strong>Kasım 1930, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Güdülen amaçlar hiçbir zaman kişisel olmamalıdır. Geçmiş sistemlere takılıp kalanlar ve geleneklerden sıyrılamayanlar hiçbir zaman çağdaş bir devlet kuramazlar.</p>
<blockquote><p><strong>26 Kasım 1938, Ulus gazetesi</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arap Tarihi Hakkında</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/arap-tarihi-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 12:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Tarihi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[emevi]]></category>
		<category><![CDATA[endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[muhammet]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarih Kurumu'na Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2359</guid>

					<description><![CDATA[Arap ordularının birçok esirden bir köle sınıfı oluşturduğundan söz edilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu söylenerek hangi taraf&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arap ordularının birçok esirden bir köle sınıfı oluşturduğundan söz edilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu söylenerek hangi taraf için ve ne nitelikte bir övünç nedeni arandığı incelenmeden bu durum tarih sayfalarına geçirilmemelidir. Kuşku yok ki, Türklerden bir çok kahraman gençler şöyle ya da böyle Arap halifelerin saraylarına girmiştir. Arap hükümetinin örgütlerinde ve Araplar hakkında ele geçirilen bir çok vilayet ve eyalette zaferleri kazanan kuvvetlerin kalbinde yerini almıştır. Bilimde, sanatta ve özellikle askerlik ve komutanlıkta yüksek mevkiler elde etmişlerdir. Ve sonuç olarak, Arap imparatorluğu sanını taşıyan büyük ülkelerde birinci derecede erk ve üstünlük sağlamışlardır. En sonunda da, Hazret-i Muhammed&#8217;in halifesi sanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradeleri altına almışlardır. Eğer bunu yapmış olan insanlara köle demek yerinde olursa, herkes bu koşullarla köle olmayı övünçle kabul eder. Efendiye, buyruğunu yürütene köle demek ve aşağılık, güçsüz adamlara efendi demek tarihin gereklerinde midir?</p>
<p>***</p>
<p>Arap ve İslam tarihinde Cumhuriyet dönemi diye bir dönem yoktur. Hazret-i Muhammet&#8217;ten sonra gelen ve tarihin kendilerine halife sanını verdiği Arap ve Müslüman &#8220;emirbaşkan&#8221;lar dönemini Emeviler ve onlardan sonra Abbasiler ve Endülüslülerin soydan kalma saltanatlarından ayırt etmek için bu dört halife dönemine özgü bir ad vermek gerekiyorsa bence bu uygundur. Bunlara &#8220;Halifey-i Raşidin&#8221;, &#8220;güya yol gösterici halifeler&#8221; dönemi demek yerine bu &#8220;dört halife&#8221; demek yerinde olur.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1931, Türk Tarih Kurumu&#8217;na Mektuplar</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dini Siyasete Alet Edenler</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/dini-siyasete-alet-edenler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 20:02:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[alim]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Siyasete Alet Edenler]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[ulema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2215</guid>

					<description><![CDATA[Bütün zorba hükümdarlar hep dini alet olarak kullandılar; tutku ve zorbalıklarını desteklemek için hep ulemaya başvurdular. Gerçek din&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün zorba hükümdarlar hep dini alet olarak kullandılar; tutku ve zorbalıklarını desteklemek için hep ulemaya başvurdular. Gerçek din bilginleri, dini bütün bilginler hiçbir vakit bu zorba hükümdarlara boyun eğmediler; onların emirlerini dinlemediler; korkutma girişimlerinden yılmadılar. Bu bilginler kamçılarla dövüldü, ülkelerinden sürüldü, zindanlarda çürütüldü, dar ağaçlarında asıldı. Fakat onlar gene de dini o hükümdarların keyfine alet etmediler. Ancak gerçekten bilgin olmamalarına karşın sadece o kılığa girdikleri için bilgin sanılan, çıkarlarına düşkün, açgözlü ve insaf yoksunu birtakım hocalar da vardır. Hükümdarlar işte bunları kullandılar ve işte bunlar dine uygundur diye fetvalar verdiler. Gerektikçe hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan ve saraylarda yaşayan, kendilerine halife adını veren zorba hükümdarlar, bu hoca kılıklı dilencileri tuttular, kayırdılar. Gerçek ve dini bütün bilginler her vakit ve her çağda nefretlerini çekti.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bağlanmış olmakla yüreğimizin rahatladığı ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri süregelmiş bir eğilim olan bir siyaset aracı olmaktan çıkarıp yüceltmenin son derece gerekli olduğunu görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanımızı, karmaşık ve değişken nitelikleriyle ve her türlü çıkar ve tutkunun belirdiği yer olan siyasetten ve siyasetin bütün örgütlerinden bir an önce kesin olarak kurtarmak, ulusun, bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada da mutluluğun gerektirdiği bir zorunluktur. Ancak böylece İslam dininin ululuğu belirmiş olur.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Artık Türkiye din ve şeriat oyunlarına sahne olmayacak kadar ileridir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka yerlerde sahne arasınlar.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt III</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Cumhuriyet hükümetimizin bir Din İşleri Bakanlığı vardır. Bu yere bağlı müftü, hatip, imam gibi görevli birçok memur bulunmaktadır. Bu görevli kişilerin bilgi ve erdem dereceleri bellidir. Ancak burada görevli olmayan birçok kimsede görüyorum ki aynı kılığa girmeyi sürdürüyorlar. Böyleleri içinde çok cahillerle karşılaştım, hatta okuma yazma bilmeyenlerle karşılaştım. Özellikle bu cahiller bazı yerlerde halkın temsilcileriymiş gibi onların önüne düşüyorlar. Halkla doğrudan doğruya ilişki kurmaya adeta bir engel oluşturmak istiyorlar. Böyle kimselere sormak istiyorum: Bu görev ve yetkiyi kimden, nereden almışlardır? Bilindiği gibi, ulusun temsilcileri ulusun seçtiği milletvekilleri ve onlardan oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve ulusun güvenini kazanmış cumhuriyet hükümetidir. Bir de seçilerek gelen yerel belediye başkanları ve kurulları vardır. Ulusa hatırlatmak isterim ki, bu saygısızlığa müsaade etmek hiç bir zaman doğru değildir. Her halde yetkisi olmayan bu gibi kimselerin görevli kimselerle aynı kılıkta olmalarının sakıncalarına hükümetin dikkatini çekeceğim.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulusal Egemenliğin Halifelik ve Padişahlıkla İlgisi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/ulusal-egemenligin-halifelik-ve-padisahlikla-ilgisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 16:46:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[aymazlık]]></category>
		<category><![CDATA[cahillik]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[rasih efendi]]></category>
		<category><![CDATA[tevhidi tedrisat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Egemenliğin Halifelik ve Padişahlıkla İlgisi]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2019</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi halifenin değildir ve olamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız ulusundur. Ulusun seçtiği&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi halifenin değildir ve olamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız ulusundur. Ulusun seçtiği vekillerden oluşmuştur. Bu meclis yalnız ve yalnız ulusun emrine göre hareket etmek zorundadır. Ulus bu hakkını ne olursa olsun bir kimseye bırakamaz, veremez.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Türk ulusunun ve onun biricik temsilcisi yüce meclisin, yurt ve ulusun bağımsızlığını, yaşamını güvence altında bulundurmaya çalışırken, halifelik ve padişahlıkla, halife ve padişahla bu kadar çok ilgilenilmesi sakıncalıdır. Şimdilik bunlardan hiç söz etmemek yüksek çıkarlarımız gereğidir. Eğer amaç bugünkü halife ve padişaha bağlı olan bağlılığı bir daha söyleyip belirtmekse, bu kişi haindir; düşmanların yurda ve ulusa kötülük yapmak için kullandıkları araçtır. Buna &#8220;Halife ve Padişah&#8221;deyince ulus, onun emirlerine uyarak düşmanların isteklerini yerine getirmek zorunda kalır. Hain, ya da makamın güç ve yetkisini kullanması yasak edilmiş olan kişi zaten padişah ve halife olamaz. &#8220;Öyleyse onu tahttan indirip yerine hemen başkasını seçeriz&#8221; demek istiyorsanız, buna da bugünkü durum ve koşullar elverişli değildir. Çünkü padişahlıktan ve halifelikten çıkarılması gereken kişi ulusun içinde değil, düşmanın elindedir. Onu yok sayarak başka birini halife ve padişah olarak tanımak düşünülüyorsa, o zaman bugünkü halife ve padişah haklarından vazgeçmeyerek İstanbul&#8217;daki hükümetiyle, bugün olduğu gibi, makamını koruyup çalışmalarını sürdürebileceğine göre, ulus ve yüce meclis temel amacını unutup halifeler sorunu ile mi uğraşacak? Ali ve Muaviye çağını mı yaşayacağız? Kısacası, bu sorun geniş, ince ve önemlidir. Çözümü bugünün işlerinden değildir.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bu Meclis Türkiye halkının meclisidir. Bu meclisin nitelik ve yetkisi yalnız ve ancak Türkiye halkının ve Türk yurdunun varlığı ve yazgısıyla ilgilidir ve ancak ona etki yapabilir. Meclisimiz kendi kendine bütün Müslümanlık dünyasını kapsayan bir güç elde edemez. Baylar, Türk ulusu ve onun temsilcilerinden kurulmuş olan meclisimiz, kendi varlığını halife sanını taşıyan ya da taşıyacak olan bir kişinin eline veremez ve vermeyecektir! Bundan ötürü Müslümanlık dünyasında kargaşa varmış, ya da olacakmış; bunların hepsi anlamsız ve yalan sözlerdir; kim söylemişse yalan söylemiştir, yalan söylüyor.</p>
<blockquote><p><strong>Kasım 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Olaylarla, bilimle, teknikle, yasa ile sonsuzluğa kavuşmuş olan bu egemenliği geçersiz kılacak, ona zarar verecek ne bu ülkenin içinde, ne de dışında hiçbir güç yoktur ve olamaz. Bütün Müslüman dünyasının gerçekten kurtuluşuna kadar iyice korunmasını üzerimize aldığımız halifelik makamının varlığı, Türkiye devletinin ne bağımsızlığı, ne yönetimi, ne de egemenliği ile çatışma durumunda değildir. Bu makam ve bu makamda oturan yüksek kişinin varlığı, bir neden yaratılmazsa sakıncalı sayılamaz. Ancak şurası kesin olarak bilinmelidir ki, herhangi bir makam ve kişi tarafından bu sakıncaya yol açıldığı gün, işin kuramsal yönü biter, eylem ve uygulama başlar.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1923, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Halifelik makamının böylece tanıdıktan sonra bu makamı Türk ulusunun egemenliğini ortadan kaldıracak bir makam saymak doğru değildir. Bugün halife olan yüksek kişinin bizimle aynı gerçekleri kavradığını takdir (anladığını) sanırım. Ancak bir aksaklık ortaya çıkarsa, bunu yalnız bu makama yöneltmek gerekmez. Böyle bir şeyi yapmak için her şeyden önce düşüncelerini şeriat kılığına sokan bazı cahiller, çıkarcılar ve dalkavuklar ortaya çıkabilir. Bunların, onun bunun ona buna aşılayacağı düşünceleri ve bu düşüncelerin niteliğini önceden kestirip ona göre hazırlıklı olmak her bireyin ve ulusun ödevidir. Şurasını açıkça söylemek gerekir ki, bu ulusun üç buçuk yıla sığdırdığı dava çok büyüktür. Bunu sindirmek bunun sindirimi için güçlü beyinler gerekir. Fransızlar büyük ihtilali yerine oturtmak için tam yüzyıl çalışmışlardır.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Halifelik ve Padişahlık birbirinden ayrıldıktan sonra bazı hocalar bir karanlığa düştüler, duraksamaya kapıldılar. O kadar ki kendi dinlerinden ve inançlarından kuşku duymakta olduklarını söylemeye başladılar.&#8221;Halife böyle olmaz; halifeye güç, erk ve yetki gerektir&#8221; demeye başladılar. Halifeyi Meclis başkanlığına getirmekten söz eder oldular.</p>
<p>***</p>
<p>Halifelik başımıza beladır. Osmanlı Devleti, Padişah Halifeliği üstlenmeden·önce çağının en parlak aşamasını yapmıştır. Halifeliği aldıktan sonra çökmeye başlamıştır. En acı zamanlarımızda bize karşı savaşanlar arasında, halifelik nedeniyle bize bağlı olanlar da vardı.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1923, Atatürk&#8217;ün İzmit Basın Toplantısı</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bizim dünya karşısındaki en büyük gücümüz ve erkimiz yeni durumumuz ve niteliğimizdir. Halife esir olabilir; halife adını taşıyanlar yabancılara sığınabilirler. Düşman ve halifeler el ele verebilirler ve her şeyi yapmaya girişebilirler. Fakat yeni Türkiye&#8217;nin yönetim biçimini, siyasetini, gücünü kesinlikle sarsamazlar.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1924, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Sevgili kardeşlerim, düşünce ve anlayış yeteneğini önemli olaylarla kanıtlamış olan bu ulus, Allah&#8217;ın gölgesi, Peygamber&#8217;in vekili olduğunu ileri sürmek küstahlığında bulunan halife sanındaki aymazlara, cahillere, iki yüzlülere yurdunda, vicdanında yer verebilir miydi? Bunu sizden soruyorum: (&#8220;Asla, kesinlikle hayır&#8221; sesleri). Büyük ulus, dünyanın uygarlık ailesi içinde saygın bir yeri olmaya layık Türk ulusu, evlatlarına vereceği eğitimi okul ve medrese adında birbirinden tamamiyle başka iki çeşit kurum arasında bölmeye bugünkü günde katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretimi birleştirmedikçe, aynı düşüncede aynı kafada bireylerden oluşmuş bir ulus meydana getirmeye olanak aramak anlamsız, saçma bir şeyle uğraşmak olmaz mıydı?</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Halka sordum: Bir Müslüman devleti olan İran ya da Afganistan, halifenin herhangi bir yetkisini tanır mı? Tanıyabilir mi Haklı olarak tanıyamaz. Çünkü böyle bir şey devletin bağımsızlığını, ulusun egemenliğini ortadan kaldırır. Ulusun şuna da dikkatini çektim ki, kendimizi dünyanın egemeni sanmak aymazlığı artık sürüp gitmemelidir. Dünyanın durumunu, dünyadaki gerçek yerimizi tanımamak aymazlığıyla ve aymazlara uymakla ulusumuzu sürüklediğimiz felaketler yetişir artık! Bu acıklı durumu bile bile sürdüremeyiz.</p>
<p>***</p>
<p>Herhangi bir Müslüman devletin, bir kimseye, bütün İslam dünyasının işlerini yönetmesi, yürütmesi yetkisini vermesi akıl ve mantığın kabul edemeyeceği bir şeydir.</p>
<p>***</p>
<p>Baylar, yabancılar halifeliğe saldırıda bulunmuyorlardı. Ama Türk ulusu saldırıdan kurtulmuyordu. Halifeliğe saldıranlar, Müslüman uluslardan Türkü çekemeyenler değildi. Ama Çanakkale&#8217;de, Suriye&#8217;de, Irak&#8217;ta İngiliz ve Fransız bayrakları altında Türklerle vuruşan Müslüman uluslardı. Bunların, Türk ulusuna kolaylıkla saldırmak için alıkonması yeğlenen halifeliğin ortadan kaldırılmasını: &#8220;Türklük için kendi kendine kıymaktır&#8221; diye nitelemeleri ve cumhuriyetin amacını &#8220;Halifeliği ortadan kaldırmak için biz Türkler girişimlerde bulunuyoruz&#8221; sözleriyle açıklayıp ilan etmeleri elbette etkisiz kalmadı.</p>
<p>***</p>
<p>Çürümüş bir hanedanın halife sanıyla başından hiç mi hiç uzaklaşmasına olanak kalmayacak biçimde korunmasını zorunlu kılan bir devlet biçiminde Cumhuriyet yönetimi ilan edilse bile onu yaşatma olanağı yoktur.</p>
<p>***</p>
<p>Büyük Millet Meclisi Halifeliği kaldırdığı sırada, Antalya milletvekili din bilginlerinden Rasih Efendi, Kızılay adına Hindistan&#8217;da bulunan bir kurulun başkanlığını yapıyordu. Rasih Efendi Mısır&#8217;a uğrayarak Ankara&#8217;ya döndü. Benimle görüşmek istedi ve şunları söyledi: Gezdiği ülkelerdeki Müslüman halk benim halife olmamı istiyormuş; Müslümanların yetkili kurulları bu dileği bana bildirmek için Rasih Efendi&#8217;yi vekil etmişler. Rasih Efendi&#8217;ye verdiğim cevapta Müslümanların gösterdikleri yakınlık ve sevgiye teşekkür ettikten sonra dedim ki: Siz din bilginlerindensiniz; Halifenin devletin başı devlet başkanı demek olduğunu bilirsiniz. Başlarında kralları, imparatorları olan halkın bana ulaştırdığınız dilek ve önerilerini ben nasıl kabul edebilirim? Kabul ettim desem, o halkın başında olan kişiler bunu ister mi? Halifenin buyruk ve yasaklarına uyulur. Beni halife yapmak isteyenler emirlerimi yerine getirebilecekler mi? Bu duruma göre yapacak işi ve anlamı kalmamış, kuruntuya dayanan bir adı takınmak gülünç olmaz mı? Baylar, açıkça ve kesinlikle söylemeliyim ki, Müslüman halkı hala birhalife korkuluğu ile uğraştırıp aldatmaya çalışanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye&#8217;nin düşmanıdırlar. Böyle bir oyuna kapılmak da ancak cahillik ve aymazlık belirtisi olabilir.</p>
<p>***</p>
<p>Egemenliği ve saltanatı hiç kimse, hiç kimseye bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla veremez. Egemenlik, saltanat güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk ulusunun egemenliğine ve saltanatına el koymuşlardı. Bu zorbalıklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk ulusu bu saldırganlara fazla ileri gittikleri uyarısında bulunarak ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliği ve saltanatı kendi eline almış bulunuyor. Bu bir olup bittidir. Söz konusu olan, ulusa egemenliği bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Sorun, zaten olup bitti durumuna gelmiş bir gerçeği belirtmekten açıklamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun, yapılacaktır. Burada toplananlar, meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa gerçek gene yöntemine göre saptanacaktır. Fakat ihtimaldir ki, bazı kafalar kesilecektir.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Padişahlık döneminden Cumhuriyet dönemine geçebilmek için, hepinizin bildiği gibi, bir geçiş dönemi yaşadık. Bu dönemde iki düşünce ve görüş birbiriyle sürekli olarak çatıştı. Bu düşüncelerden biri, padişahlık döneminin sürdürülmesiydi; bu düşüncenin yanlıları da belliydi. Öteki düşünce, padişahlık dönemine son vererek Cumhuriyet yönetimi kurmaktı. Bu bizim düşüncemizdi. Biz düşüncemizi açıkça belirtmekte sakınca görüyorduk. Ancak görüşümüzü uygulama olanağını koruyup elverişli bir zamanda eyleme geçebilmek için padişahlık yanlılarının düşüncelerini uygulama alanından uzaklaştırmak zorundaydık. Yeni yasalar çıkarılırken, özellikle Anayasa yapılırken, padişah yanlıları, padişah ve halifenin haklan ve yetkisinin açıkça belirtilmesi üzerinde dururlardı. Biz de bunun daha zamanı gelmediğini, ya da buna gerek olmadığını söyleyerek o yanı susarak geçiştirmekte yarar görüyorduk.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karar ve Uygulama</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/karar-ve-uygulama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 15:22:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[Karar ve Uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Türkü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1985</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devletinin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devletinin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son olarak bunun da paylaşılmasını gerçekleştirmek için uğraşılmaktaydı. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi içeriğini yitirmiş anlamsız sözlerdi. Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi bir yardım istemek düşünülüyordu? O halde sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi? Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da, ulusal egemenliğe dayalı tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmaktı. İşte daha İstanbul&#8217;dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun&#8217;da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.</p>
<blockquote><p><strong>1919, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir. İstanbul&#8217;daki hükûmet, üstlendiği sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu hal ulusumuzu hiç yokmuş gibi gösteriyor. Ulusun bağımsızlığını gene ulusun yılmayan kararlılığı kurtaracaktır. Ulusun bugününü ve geleceğini göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için etkiden ve denetimden uzak ulusal bir kurulun bulunması zorunludur. Anadolu&#8217;nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas&#8217;ta ulusal bir kongrenin tez elden toplanması kararlaştırılmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Haziran 1919, Nutuk</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
