<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakimiyet-i Milliye &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/hakimiyet-i-milliye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 12:08:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Hakimiyet-i Milliye &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çalışma Yöntemi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/calisma-yontemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 17:44:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ayın Tarihi Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimiyet-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[içki]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[rejim]]></category>
		<category><![CDATA[rjim]]></category>
		<category><![CDATA[Ruşen Eşref Ünaydın]]></category>
		<category><![CDATA[seferberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Ulus Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2570</guid>

					<description><![CDATA[Vereceğiniz emrin yerine getirilmesinden emin olmak istiyorsanız, ta gerçekleşeceği ana kadar kendiniz onun başında bulunmalısınız. 1918, Ruşen Eşref&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vereceğiniz emrin yerine getirilmesinden emin olmak istiyorsanız, ta gerçekleşeceği ana kadar kendiniz onun başında bulunmalısınız.</p>
<blockquote><p><strong>1918, Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Düşündüklerimi uygulayabilmek için hazırlıkları sürdürüyorum. Düşünceyle ilgili hazırlıklar, seferberlikte davul, zurnayla asker toplamaya benzemez. Bu işte, alçakgönüllü, uysal olmak fakat karşındakine içtenlikle davrandığını hissettirmek, sabırla çalışmak gerekir.</p>
<blockquote><p><strong>10 Aralık 1919, Ulus Gazetesi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben ulusumun ve en büyük atalarımın en değerli miraslarından olan bağımsızlık aşkıyla yaratılmış bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar aile, özel ve resmi yaşamımın her evresinde tanık olanlar bu aşkımı bilirler. Bence, bir ulusta şerefin, saygınlık, namus ve insanlığın var olabilmesinin ve süre gitmesinin, o ulusun kesinlikle özgürlük ve bağımsızlığını elinde bulundurmasıyla gerçekleşme olanağı vardır. Ben kendim bu saydığım niteliklere çok önem veririm; ve bu niteliklerin kendimde bulunduğunu ileri sürebilmek için, ulusumun da aynı nitelikleri olmasını başlıca koşul sayarım. Ben yaşayabilmek için, kesinlikle, bağımsız bir ulusun çocuğu kalmalıyım. Bu nedenle ulusal bağımsızlık bence bir yaşam sorunudur. İnsanlığı oluşturan ulusların her biriyle uygarlık gereğinden olan ve ulus ve ülkenin yararlarının gerektirdiği dostluk ve siyaset ilişkilerine titizlikle değer veririm. Ancak benim ulusumu köle etmek isteyen herhangi bir ulusun, bu isteğinden vazgeçinceye kadar acımasız bir düşmanı kesilirim.</p>
<div>
<blockquote><p><strong>Nisan 1921, Ankara Gazetesi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Adı geçen bazı gazetelerin hastalığımdan söz etmelerinin anlamı açıktır. Görüyorsunuz ki sağlığım çok iyi. Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında bir çok savaşa katıldım. Hatta ölüm bir keresinde kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı; ve bu saat mermi parçasının şiddetini kesti. Sağlığım tamamiyle yerinde,gücüm de gelişmekte. Ölmeye hiç niyetim yok.</p>
</div>
<blockquote><p><strong>12 Mayıs 1928, Hakimiyet-i Milliye</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Çok söz, uzun söz, bir şey için söylenir: Gerçeği anlamayanları, gerçeğe ulaştırmak için. Ben bu dönemlerden geçtim.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1928, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bu ulus, bu ülke, yeni rejimiyle dünyanın en akla uygun bir varlığı olacaktır. Ben bunu gözlerimle görmeden ölmeyeceğim.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1929, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bahtın ne olduğunu bana soruyorsunuz; bahtın temeli uygulanması olanaklı olan işlerde düşünüp taşındıktan sonra işe başlamaktır. Komutan olan bir kimsenin kesin bir kararlılıkla fırsatlar kaçırmaması gerekir. Aynı zamanda akla uygun olan şeyleri uygulaması gerekir. Değişimlerin yerleşmiş ve belirli kuralları yoktur. Şu kadar var ki, etkinlik halinde bulunanlara kolaylık sağlar.</p>
<blockquote><p><strong>23 Mart 1930, Ayın Tarihi Dergisi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi yetmez. Ne olursa olsun, ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi gerekir.</p>
<div>
<blockquote><p><strong>1930, Öğrencilere bir hitabe</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Şu anda düşünürsünüz ki, verilmiş bir kararım varken onu neden hemen uygulamıyorum. Verilen kararın yerinde olduğuna inanmak için durumun bütün yönlerini incelemek gerekir. Uygulamaya geçtikten sonra:<br />
&#8211; Keşke sorunu başka bir yönden de incelemiş olsaydım, belki başka bir çıkar yol bulurdum. Belki de kan dökmeye, canlar yakmaya yol açabilecek önlemlere gerek kalmazdı, gibi kararsızlıklara düşülmemelidir. Çünkü böyle bir duraksama, karar verenin vicdanında öylesine kanayan bir nokta halinde kalır ki, düşüncesinin doğruluğundan kuşkulanır. Bu kuşkular, bu kalp işkenceleri karar veren kişinin kendisinde olmasa bile, akıllı olanlarca öyle yorumlanırsa, bu da bir güçsüzlük etkeni olur.</p>
<blockquote><p><strong>10 Aralık 1939, Ulus Gazetesi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ben bir işte nasıl başarılı olacağım diye düşünmem. O işe neler engel olur diye düşünürüm. Engelleri kaldırdın mı, iş kendi kendine yürür.</p>
<blockquote><p><strong>10 Kasım 1949</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Her gün, sabah, akşam, gece, uygun bir zaman bulduğunuzda, bir çeyrek, yarım saat, ne kadar vakit ayırabilirseniz kendi içinize çekilin, o gün yaptığınız işi göz önünden ve düşüncelerinizin tartısından geçirin; ne ettiğinizi, ne işlediğinizi her gün bir kez yoklayın. Bu yolla varacağınız sonucun ne denli yararlı olacağını bilemezsiniz.</p>
</div>
<blockquote><p><strong>16 Haziran 1955, Ulus</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Benim adım çok içer diye çıkmıştır. Gerçekten ben öteden beri içerim. Fakat istediğim zaman içkiyi keserim; görevim sırasında bir damla içmem. Yurt işlerine içki karıştırmam. İçki sadece benim keyfim içindir. İçki yüzünden görevimi bir an aksattığımı hatırlamıyorum. Daha gençken, manevralara çıkılmadan önce, dostlarla sohbete dalarak, sabaha yakın zamanlara kadar içsek bile, ben bazen uyumadan, saatinde görevim başına gider, görülecek işi bir dakika geri bırakmazdım. İçki ve görev iki ayrı şeydir. Birbirini etkileyebilecek durumlarda görevi elbette keyfe yeğ tutmalı, içkiyi ne yapıp yapıp kesmeli.</p>
<blockquote><p><strong>26 Haziran 1955, Ulus</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ben her türlü bağdan uzağım. Genel yaşamdaki görevlerime gereken zaman ve enerjiyi ayırabiliyorum. Kendi özel yaşamıma istediğim akışı verebiliyorum. Göreneğin ve protokolün esiri değilim.</p>
<blockquote><p><strong>Gördüklerim ve Çektiklerim, Ahmet Emin Yalman</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>&#8220;En büyük eseriniz hangisidir&#8221; sorusuna cevap: Benim yaptığım işler birbirine bağlı ve gerekli olan şeylerdir. Fakat bana yaptıklarımı değil yapacaklarımı sorunuz.</p>
<blockquote><p><strong>Atatürk&#8217;ten Hatıralar, Afet İnan</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Ulusu</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/turk-ulusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 14:19:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alman]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bristol]]></category>
		<category><![CDATA[büyük millet meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimiyet-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[ruslar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2463</guid>

					<description><![CDATA[Baylar, bende bazı arkadaşlarım gibi Batı uluslarını, bütün dünya uluslarını tanırım. Fransızları tanırım, Almanları tanırım, Rusları ve bütün&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baylar, bende bazı arkadaşlarım gibi Batı uluslarını, bütün dünya uluslarını tanırım. Fransızları tanırım, Almanları tanırım, Rusları ve bütün dünya uluslarını kişisel olarak tanırım ve bu tanışmam savaş meydanlarında olmuştur, ateş altında olmuştur, ölüm karşısında olmuştur. Yemin ederek inanmanızı isterim ki, bizim ulusumuzun içgücü bütün ulusların içgücünden üstündür.</p>
<blockquote><p><strong>Temmuz 1920, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bayanlar, baylar, açıkça söyleyeyim ki, biz, üç buçuk yıl öncesine kadar sadece bir topluluk halinde yaşıyorduk. Bizi istedikleri gibi yönetiyorlardı. Dünya bizi temsilcilerimize göre tanıyordu. Üç buçuk yıldır tam anlamıyla ulus olarak yaşıyoruz. Bunun maddi ve belirgin tanığı yönetimi, biçimi ve niteliğidir ki, onu yasa Büyük Millet Meclisi diye adlandırmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bizim ulusumuz, ulusallığını anlamazlıktan gelişinin çok ağır cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli topluluklar hep ulusal inanlara sarılarak, ulusallık ülküsünün gücüyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir ulus olduğumuzu aralarından kovulunca anlayabildik. Gücümüz zayıflar zayıflamaz, onurumuzu kırarak aşağıladılar. Anladık ki kabahatimiz kendimizi unutmalığımızmış (1).</p>
<p>(1) Atatürk&#8217;ün ABD elçisi Bristol ile konuşmasından.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bir ulus için mutluluk olan bir şey, başka bir ulus için felaket olabilir. Aynı neden ve koşullar birini mutlu ettiği halde başka birini mutsuz edebilir. Onun için bu ulusa gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü biliminden, bulgularından ve gelişmelerinden yararlanalım, ama asıl temeli içimizde atmak zorundayız. Ulusumuzun tarihini, ruhunu, geleneklerini gerçek, sağlam ve doğru bir bakışla görmeliyiz. Açıkça söyleyelim ki, hala ve hala genç aydınlarımızın halkla uyum halinde olmaları kesin gerçekleşmemiştir. Ülkeyi kurtarmak için bu iki anlayış arasındaki ayrılığı gidermek, yürümeye başlamadan önce de bu iki anlayış arasında uyumu sağlamak gerekir. Bunun için halkın yürümesini hızlandırması, aydınların da çok hızlı gitmesi gerekmektedir. Ancak halka yaklaşmak, halkla kaynaşmak daha ziyade aydınlara düşen bir ödevdir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi kafalarında iyice kararlaştırmalıdırlar. Yüzyıllardır düşmanlarımız Avrupa topluluklarına Türklere karşı kin ve düşmanlık düşüncesi aşılamışlardır. Batı kafasına yerleşmiş olan bu düşünceler özel bir anlayış meydana getirmiştir. Bu anlayış her şeye ve bütün olup bitenlere karşın hala sürmektedir. Ve Avrupa&#8217;da hala Türk&#8217;ün her türlü ilerleyişe düşman olan, ruh ve düşünce bakımından gelişmeye elverişli olmayan bir adam olduğu sanılmaktadır. Bu büyük bir yanılgıdır. Sorunu basitleştirmek için size şu örneği ileri süreceğim: Tutunuz ki karşınızda iki adam var; bunlardan biri zengin ve her türlü araç emrinde; ötekisiyse yoksul ve elinde hiç bir araç yok. Bu araçlar konusunun dışında ikincisinin ruhsal bakımından ötekisinden hiç farkı yok, ötekisinden aşağı da değil. İşte Avrupa ile Türkiye birbirine karşı bu durumdadır.</p>
<blockquote><p><strong>27 Eylül 1923, Hakimiyet-i Milliye </strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Türkiye halkı, soy, din ve kültür bakımından birleşik, birbirine karşılıklı saygı ve özveri duyguları besleyen, yazgısı ve<br />
çıkarları ortak olan bir toplumdur.</p>
<blockquote><p><strong>Kasım 1932, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önder</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/onder/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 12:57:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[apotr]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ayın Tarihi Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Belleten]]></category>
		<category><![CDATA[diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimiyet-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[halk adamı]]></category>
		<category><![CDATA[havari]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[önder]]></category>
		<category><![CDATA[şef]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[Vakit Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2462</guid>

					<description><![CDATA[Yurt kesin olarak egemenliğine kavuşacaktır. Ulus, kesin olarak mutluluğa erecektir. Çünkü kendi esenliğini, kendi mutluluğunu ülkenin, ulusun esenliği&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yurt kesin olarak egemenliğine kavuşacaktır. Ulus, kesin olarak mutluluğa erecektir. Çünkü kendi esenliğini, kendi mutluluğunu ülkenin, ulusun esenliği ve mutluluğu uğruna gözden çıkaracak çok vatan evladı vardır.</p>
<blockquote><p><strong>1910, Vakit gazetesinde yayınlanma tarihi 1929</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Benim tutkularım var; hem de pek büyükleri; ama bu tutkuların yüksek mevkilere geçmek veya büyük paralar elde etmek gibi bayağı isteklerin karşılanmasıyla ilgisi yok. Ben bu tutkuların gerçekleşmesini yurduma büyük yararları dokunacak, bana da beceriyle yerine getirilmiş bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir düşüncenin başarısında arıyorum. Bütün yaşamımın ilkesi bu olmuştur. Bu büyük düşünceyi çok genç yaşımda edindim ve son nefesime kadar onu korumaktan geri kalmayacağım.</p>
<blockquote><p><strong>1914</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ulusun efendisi yoktur; Ulusa hizmet vardır. Bu ulusa hizmet eden onun efendisi olur.</p>
<blockquote><p><strong>Aralık 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Benim apotrlarım(1) yoktur. Ülkeye ve ulusa kimler hizmet eder ve hizmet beceri ve gücünü gösterirse apotr odur.</p>
<p>(1 ) Havari</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1923, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ülkemin ve ulusumun kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir amacım yoktur. Bu, insana yeter bir sevinç ve zevk sağlar. Kişinin, ailenin rahatı ve mutluluğu ancak ulusun rahat ve mutluluğuyla sağlanabilir.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1925, Vakit Gazetesi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>İnsan yaşadığı, bulunduğu ve çalıştığı çevre içinde o çağı yönetenlerle kaynaşıp aynı kanıda (düşüncede) olursa, aynı çevre ve çağın adamı olmaktan çıkamaz.</p>
<blockquote><p><strong>7 Nisan 1926, Hakimiyet-i Milliye gazetesi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Baylar, tarih su götürmez bir biçimde kanıtlamıştır ki, büyük işlerde başarı için yeteneği ve gücü sarsılmaz bir başkanın varlığı çok gereklidir.</p>
<blockquote><p><strong>1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Gerçekten, tutku olmadan büyük bir iş meydana getirilemez. Ancak onun her durumunda ulus yolunda hizmet amacına yönelik olması gerekir. Başkan olan kimsenin ulusun ülküsüne göre davranması ve ulusun ruhsal durumunu kavradıktan sonra o ulusun eğilimine bağlı kalması gerekir.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1930, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt III</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>&#8220;Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisinden sorunuz. Egemenlik korku üzerine kurulamaz. Toplara dayanan egemenlik kalıcı olmaz Böyle bir egemenlik ve diktatörlük ancak bir ayaklanma olunca geçici bir zaman için gerekli olur.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1930, Ayın Tarihi Dergisi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ben diktatör değilim. Benim büyük gücüm olduğunu söylüyorlar. Evet, bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım bir şey yoktur. Ancak ben zorbalıkla ve acımasızca davranmasını bilmem. Bence diktatörlük başkalarını buyruğu altına alandır. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak baş olmak isterim.</p>
<blockquote><p><strong>Nisan 1935, Ayın Tarihi Dergisi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda, saklanması gerekli olmayan bir sırrı kalbinde taşıma gücü olmayan bir adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi hep halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni yalanlar. Ancak şimdiye kadar bu açık konuşmalarımda halkın beni yalanladığını görmedim.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1937, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Uluslar kaygı ve keder bilmemelidirler. Şeflerin ödevi, ulusların yaşamı neşe ve istekle karşılamaları için onlara yol<br />
göstermektir.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1937, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ben isteseydim hemen bir askeri diktatörlük kurardım ve ülkeyi böyle yönetmeye kalkışırdım. Ancak ben istedim ki, ulusum için çağdaş bir devlet kurayım.</p>
<blockquote><p><strong>Belleten Dergisi Nu: 10</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Ordusunun Değeri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/turk-ordusunun-degeri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 10:53:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimiyet-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Orduya Beyanname]]></category>
		<category><![CDATA[Türk eri]]></category>
		<category><![CDATA[türk ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ordusunun Değeri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2457</guid>

					<description><![CDATA[Biz de askeriz; biz de bu orduya komuta etmiş adamız. Türk eri kaçmaz kaçma nedir bilmez; eğer Türk&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biz de askeriz; biz de bu orduya komuta etmiş adamız. Türk eri kaçmaz kaçma nedir bilmez; eğer Türk erinin kaçtığını görmüşseniz, hemen kabul edilmelidir ki, erin başında bulunan en büyük komutan kaçmıştır. Eğer sizin kaçmanızın alçaklığını Türk erine yüklemek istiyorsanız, insafsızlık ediyorsunuz.(1)</p>
<blockquote>
<h6>(1) 5 Ağustos 1918&#8217;de Sultan 6. Mehmed Vahdeddin tarafından Suriye ve Filistin bölgesindeki 7. Ordu Komutanlığı&#8217;na atandığına dair padişah emrini aldıktan hemen sonra sarayda Türk erlerini aşağılayan Türk paşalarının(!) konuşmalarını duyunca, araya girip bu cümleleri söylemiştir.</h6>
<p><strong>1918, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanma tarihi 1925</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rastlanmamıştır. Azla yetinmenle, inancınla, itaatinle, hiçbir korkunun yıldırmadığı temiz, demir gibi kalbinle düşmanı sonunda alteden büyük çaban için gönül borcumu belirtmeyi kendime yüce bir ödev sayarım.</p>
<blockquote><p><strong>Orduya Beyanname, 21 Eylül 1921 </strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Türk ordusunun bir birliği eşdeğerde başka bir birliği, hiç kuşkum yok, yener; iki katını durdurur ve yerinden oynayamaz hale getirir. Şimdilik bundan fazlasını istemiyorum. Çünkü fazlasını ulusumuzun yaradılıştan gelen savaşçılığı zaten sağlamaktadır. Ancak bu değeri, ne olursa olsun, korumak gerekir. Buna bir askerlik ilkesi, bir baş kural olarak dikkat edilmelidir. Bunu özellikle bütün arkadaşlarımdan isterim. Türk ordusunun bir birliği eşdeğerde olan başka bir birliği, hiç kuşku yok ki yener, iki katını da durdurur ve yerinden oynayamaz hale getirir. Bu değer korundukça, örgütümüzü, yönetimimizi bu amaca doğru yürüttükçe, Türkiye&#8217;nin her türlü saldırıdan, sataşmadan korunacağına kimsenin kuşkusu kalmaz.</p>
<blockquote><p><strong>Şubat 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ben Türk ordusunun yabancısı bir adam değilim. Ben orduyla çok küçük rütbeli subaylıktan beri sıkı bir ilişki kurmuş bir askerim. Ben olayların güdümüyle ordunun içinde subay, sonunda da komutan olarak iş görmüş ve kanıma göre başarılı olmuş bir komutanım. Türk ordusunu, onun değerini ve bu orduyla neler yapılabileceğini benim kadar bilen azdır.</p>
<blockquote><p><strong>15 Mart 1926, Hakimiyet-i Milliye</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Tarihte bütün bir yurdu çok üstün düşman kuvvetleri karşısında bir avuç toprağına kadar karış karış kahramanca ve soyluca savunmuş ve varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. İşte Türk ordusu o değerde bir ordudur.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ordumuz, Türk birliğinin, Türk güç ve yeteneğinin, Türk yurtseverliğinin çelikleşmiş bir simgesidir. Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye ülküsünü gerçekleştirmek için yaptığımız düzenli çalışmaların yenilmesi imkansız güvencesidir.</p>
<blockquote><p><strong>Kasım 1927, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komutan</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/komutan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 15:20:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Us]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Belleten Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çekilme]]></category>
		<category><![CDATA[cephe]]></category>
		<category><![CDATA[Duyduklarım]]></category>
		<category><![CDATA[Duygularım]]></category>
		<category><![CDATA[esir]]></category>
		<category><![CDATA[Gördüklerim]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimiyet-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[Komutan]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[teknik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2389</guid>

					<description><![CDATA[Ben askerliğin her şeyden ziyade sanat yönünü severim. 1912 Savaşta güçten çok, gücün amaca uygun bir biçimde kullanılmasının&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben askerliğin her şeyden ziyade sanat yönünü severim.</p>
<blockquote><p><strong>1912</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Savaşta güçten çok, gücün amaca uygun bir biçimde kullanılmasının önemli olduğu düşünülmelidir.</p>
<blockquote><p><strong>1915, Belleten Dergisi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Komutanların göstereceği en büyük yiğitlik sorumluluktan korkmamaktır&#8230; Namuslu ve onurlu bir komutan için ölüm hiçbir vakit akla gelmez; onu düşündüren hareketin yerinde olup olmadığıdır. Geri çekilme manevrası için bir komutanda büyük ölçüde yerinde karar verme ve ileri görüş nitelikleri bulunmalıdır. Bizim ordumuzu büyük felaketlere uğratan, çoğu zaman geri çekilme manevrası için karar verme gücü olan komutanların bulunmayışıdır. Üstün düşman saldırısı karşısında, çok kez komutanlar askerin kendi kendine yerlerini bıraktıkları zamana kadar karar vermekten ürkerler. Sonra da çekilmeyi bir suç, askeri de suçlu sayarlar.</p>
<blockquote><p><strong>Temmuz 1918</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ölmek ancak öldürmek erek ve amacına yönelik olmak gerekir. Ancak öldükten sonra hiçbir amaç sağlamayacaksa ölüm neye yarar?</p>
<blockquote><p><strong>Temmuz 1920, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Tarihte yarılmamış ve yarılmayan cephe yoktur.</p>
<blockquote><p><strong>Temmuz 1920, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bir askeri harekete uzaktan bakmak ve bakan kişinin kendisinin bulunduğu koşullan içinde onu irdelemek o kişiyi hiç bir zaman doğru bir sonuca götürmez. İnsanları, harekatı irdelerken, o harekatı yürüten komutanların, subayların bulundukları yeri, ellerindeki araçları, karşılaştıkları baskı ve güçlükleri o anda incelemek gerekir.</p>
<blockquote><p><strong>1920, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Yarım hazırlıkla, yarım önlemlerle yapılacak saldırı çok kez saldırmamaktan çok daha kötüdür. Savunma hattı yoktur. Savunma alanı vardır. O olan da bütün yurttur. Yurdun her karış toprağı, yurttaşın kanıyla sulanmadıkça düşmana bırakılamaz. Onun için, küçük büyük her birlik bulunduğu yerden atılabilir; ama küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe kurup savaşı sürdürür. Yanında birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler ona uyamaz. Bulundukları yerde sonuna kadar dayanmak ve direnmekle yükümlüdürler.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1921, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Düşmana karşı kurulan cepheler iki nitelikte düşünülebilir. Kolay anlaşılmak için şöyle diyelim: iç cephe, dış cephe. Temel olan iç cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilgiye uğrayabilir. Fakat bu durum hiçbir zaman ülkeyi, bir ulusu yok edemez. Önemli olan, ülkeyi temelinden yıkan, ulusu esirlik durumuna düşüren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha iyi bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmış ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten &#8220;kaleyi içten almak&#8221; dışından zorlamaktan çok daha kolaydır. Bu amaçla içimize kadar sokulabilen ara bozucu mikropların, ajanların bulunduğunu ileri sürmek yerinde olur.</p>
<p>***</p>
<p>Şimdi baylar, düşmana saldırmak için verilmiş olan kesin kararımızı uygulamaya başlamadan önce, hazırlamak ve tamamlamak zorunda bulunduğumuz savaş araçlarının ne olduğunu söyleyeyim: Tam üç aracın hazırlığının yeter ölçüde olduğunu görmek gereğini duyuyorum. Onlardan birincisi, en önemlisi ve temel olanı doğrudan doğruya ulusun kendisidir; varlığı ve bağımsızlığı için ulusun gönlünde ve vicdanında beliren ve gelişen istek ve dileklerin sağlamlığıdır. Ulus, bu içten gelen isteğinin ne denli güçlü olduğunu gösterirse, düşmanlara karşı başarı sağlamak için o denli güçlü bir aracımız olduğuna inanırım. İkinci araç, ulusu temsil eden Meclisin ulusal isteği belirtmekte ve bunun gereklerini inanarak uygulamakta göstereceği kararlılık ve yiğitliktir. Meclis, ulusal isteği ne denli çok dayanışma ve birlik içinde belirtirse, elimizde düşmana karşı o denli güçlü bir üstünlük aracı bulunur. Üçüncü araç, ulusun silahlı evlatlarından meydana gelip düşmanın karşısına çıkarılmış bulunan ordumuzdur.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Kesin bir sonuç her zaman saldırıyla alınır. Fakat savunmayla yapılan bir çok görev de vardır. Burada bütün arkadaşların dikkatini bir noktaya çekmek isterim. Kesin sonuca varılmak istenen zamana gelmeden önce, gerçek ve ciddi saldırı zamanından önce, birliklerin savaşma gücünü azaltmaktan, sayılarını düşürmekten kaçınılmalıdır. Bunun için saldın, savunma, işgal savaşı ve kesin savaşın biçiminin, uygulanacağı zaman ve durumun seçilmesinde, arkadaşların zaten var olan soğukkanlılıklarının korunması gerekir. Buna, kuramsal ve uygulamalı uğraşlarımızda çok dikkat etmeliyiz. Bir de, üstlenilen görevle askerlikten yana etkinlikler arasında ciddi bir ilişki vardır.</p>
<blockquote><p><strong>Şubat 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ben çok acemi komutanlar gördüm. Örneğin, bir alay komutanı yeni tümen komutanı olmuş; ya da bir tümen komutanı yeni kolordu komutanı olmuş; biraz da tecrübesiz! Daha tecrübe edinmeye vakit bulamadan güç durumlar karşısında kalmış. Yaşamı boyunca bir tümene alışmışken, düşman karşısında iki veya üç tümene birden komuta etmek zorunda kalınca duraksaması ve güçlüklerle karşılaşması doğaldır. Bir tümene komuta ettiği zaman tümenin bütün birliklerini, olabildiği kadar, gözü altında birleştirip yönetebilen acemi bir komutan iki üç tümenin gözden uzak yerlerde savaşmasını yönetmek zorunda kaldığı zaman kendi kendine: &#8220;Hangi tümenin yanında bulunayım, onun mu, bunun mu? orada mı, burada mı&#8221; diye sorar. Hayır! Ne orada bulunacaksın ne de burada! Öyle bir yerde bulunacaksın ki, hepsini yöneteceksin. O zaman &#8220;ben hiç birini gereği gibi göremem&#8221; der. Elbet gözlerinle göremezsin! Aklınla, anlayışınla görmen gerekir.</p>
<blockquote><p><strong>Mayıs 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Savaş, vuruşma, hele meydan savaşı yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir. Meydan savaşı ulusların bütün varlıklarıyla bilim ve teknik alanındaki vardıkları düzeyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle, kısacası bütün maddi ve manevi güçleri ve erdemleriyle ve her türlü araçlarıyla çarpıştıkları bir sınav alanıdır. Bu alanda, çarpışan ulusların gerçek güç ve değerleri ölçülür. Sonuç yalnız maddi temellere dayanan gücün değil, bütün güçlerin, özellikle ahlaksal ve kültürel gücün üstünlüğünün meydana çıkmasını sağlar. Bu nedenle meydan savaşında yenilen taraf, ulusça, ülkece bütün maddi ve manevi varlığıyla yenilmiş sayılır. Böyle bir sonun ne denli acıklı olabileceğini tahmin edersiniz. Çöküş yalnız savaş alanında bulunan orduyla sınırlanmaz asıl ordunun bağlı olduğu ulus acıklı yıkımlara uğrar. Tarih, başlarındaki hükümdarlarla doymak bilmez politikacıların elinde, birtakım düşsel (hayal ürünü) isteklerinin aracı haline gelen istilacı orduların, istilacı ulusların uğradığı bu çeşit korkunç sonuçlarla doludur.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Kolordu denen birlik güç ve erk bakımından en büyük birliktir. Bunun komutanı bir tek erini kurtarmaksızın, tersine, bütün birliğini düşman elinde bırakarak kendini kurtarırsa, bunun nedenleri ve koşulları ne olursa olsun bu davranış kolordu komutanının aleyhindedir.</p>
<blockquote><p><strong>2 Nisan 1926, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bundan ötürü, yöntem ve kural şudur ki, genel durumu yönetmek sorumluluğunu yüklenmiş olanlar en önemli hedefe ve yakın tehlikeye, olabildiğince yakın bulunur. Yeter ki bu yakınlık genel durumu görmelerini sınırlayacak derecede olmasın.</p>
<p>***</p>
<p>Bir komutanın esir düşmesi de suç sayılmayabilir. Ancak askerlik görev ve gereklerini yapıp uygulamakta elindeki kuvveti sonuna kadar kullandıktan sonra kanını akıtmak fırsatını bulamaksızın düşman eline düşerse&#8230; Baylar, bütün ordusu düşman kuvvetleri karşısında yenilip kendiliğinden geri çekilirken, kılıcını çekip tek başına atını düşman başkomutanının çadırına sürerek ölüm arayan Türk komutanları görülmüştür. Bir Türk komutanının, ordusunu kullanmaksızın, herhangi kötü bir rastlantı ve talihsizlik sonu da olsa düşmana esir düşmesini biz bağışlasak bile tarih hiç bağışlamaz ve bağışlamamalıdır. Türk Devrim Tarihinin gelecek kuşaklara ileteceği söz ve uyarılar budur.</p>
<p>***</p>
<p>Komutanlar, emirlerine verilen ulus çocuklarını, ülke araçlarını düşmana yöneltirken düşünecekleri tek şey, ulusun kendilerinden beklediği yurt ödevini ateşle, süngüyle ve ölümle yerine getirmek ve sonuçlandırmaktır. Askerlik görevi ancak bu anlayış ve inanışla yapılabilir. Lafla, siyasetle düşmanın aldatıcı vaatlerine kulak vermekle askerlik görevi yapılamaz. Komutanlık görev ve sorumluluğunu yüklenecek kadar omuzlarında ve özellikle kafasında güç bulunmayanların acıklı sonuçlarla karşılaşmamaları olanağı yoktur.</p>
<p>***</p>
<p>Baylar, komutanlar askerlik görev ve gereklerini düşünürken ve uygularken siyasal düşüncelerin etkisi altında kalmaktan sakınmalıdırlar. Siyasal yönün gereklerini düşünen başka görevliler bulunduğunu unutmamalıdırlar.</p>
<p>***</p>
<p>Bilirsiniz ki, savaş ve çarpışma demek iki ulusun yalnız iki ordusuyla değil, bütün varlıklarıyla, bütün mallarıyla, bütün maddi manevi güçleriyle karşılaşması ve birbiriyle vuruşması demektir. Bunun için Türk ulusunu cephedeki ordu kadar, düşüncesi ve duygusuyla ve eylemli olarak savaşla ilgilendirmeliydim. Ulus bireyleri, yalnız düşman karşısında olanlar değil, köyde, evinde, tarlasında bulunan herkes, silahla vuruşan savaşçı gibi kendisini görevli bilerek bütün varlığını savaşa verecekti. Bütün maddi ve manevi varlığını yurt savunmasına bağlamakta ağır davranan ve titizlik göstermeyen uluslar, savaşı ve çarpışmayı gerçekten göze almış ve başarabileceklerine inanmış sayılamazlar.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Askerlikte bir kural vardır. Düşmanın savaş cephesi çok güçlü olursa onu parçalara ayırmak gerekir. Biz ulusal savaşa başlarken karşımızda iki düşman vardı. Biri iç düşmandı ve bunu İstanbul hükümeti temsil ediyordu. Ötekisi diş düşmanlardı. Bunu yabancı işgal kuvvetleri oluşturuyordu. Her iki düşmanla aynı zamanda savaşmak olanaksızdı. Ulusal savaş zafere ulaştıktan ve Lozan barışı imzalandıktan sonra düşmanları parça parça halinde ayırmak, sıraya koyarak en önemlilerini başlangıçta ortadan kaldırmak, ondan sonra ötekilerini ele almak gerekirdi. Yaptığımız budur.</p>
<blockquote><p><strong>Gördüklerim, Duyduklarım, Duygularım 1930-1950, Asım Us</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Benim için askeri deha diye bir şey yoktur. Ben herhangi zor bir durum karşısında kaldığım zaman yaptığım şudur: Durumu iyice saptamak, sonra bu durum karşısında alınacak önlemlerin ne olduğuna karar vermek. Bu kararı bir kere verdikten sonra da artık acaba yapmalı mıyım, yapmamalı mıyım diye kuşkuya düşmemek ve bu karan yürütmek, başaracağıma inanarak yürütmek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Devrimin&#8217;in Diğer Devrimlerle Karşılaştırılması</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/turk-devriminin-diger-devrimlerle-karsilastirilmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 11:46:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[10 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün İzmit Basın Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[fransız ihtilali]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimiyet-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[ihtilal]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Devrimin'in Diğer Devrimlerle Karşılaştırılması]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[usulçu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2055</guid>

					<description><![CDATA[10 Temmuz devrimi zorba bir hükümdarla ulus arasında, ne de olsa sınırlama ve koşullar yoluyla denge arayan bir&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 Temmuz devrimi zorba bir hükümdarla ulus arasında, ne de olsa sınırlama ve koşullar yoluyla denge arayan bir görüş elde etmeye yönelikti. Oysa bizim devrimimiz meşrutiyet yönetimini bile ulusun özgürlük ve bağımsızlığı için yeter saymaz. Ve sınırsız, koşulsuz egemenliği ulusun sorumluluğunda tutan köklü bir ilkeye dayanır. Bu ilkenin ilgili bulunduğu biçim hiç bir zaman eski biçimlerle karşılaştırma kabul etmez. Bu iki devrim arasındaki fark tanımlanamayacak kadar büyüktür, sanırım. Birincisi, ulusun huyu gereği aradığı özgürlük havasını teneffüs ettirdiğini sandıran bir harekettir. Fakat ikincisi ulusun özgürlük ve egemenliğini eylemli ve maddi olarak birleştirip ilan eden mutlu bir devrimdir; ve kuşkusuz, yalnız Türkiye&#8217;de değil, bütün dünyada önemli sayılmaya değer bir yeniliktir.</p>
<blockquote><p><strong>Aralık 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>&#8220;Devrimin yasası var olan yasaların üstündedir. Biz öldürülmedikçe, bizim kafalarımızdaki akım durdurulmadıkça başladığımız devrim ve yenilik ve devrim yasası bir an bile durmayacaktır.</p>
<blockquote><p><strong>1923, Atatürk&#8217;ün İzmit Basın Toplantısı</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Gerçek devrimciler, ilerleme ve yenilik yolunda bir devrime yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilimi kavrayabilenlerdir. Bununla ilgili olarak şunu da söyleyeyim ki, Türk ulusunun son yıllarda gösterdiği hayranlık uyandıran başarılarının, yaptığı siyasal ve toplumsal devrimlerin gerçek sahibi kendisidir; sizsiniz. Ulusumuzda bu yetenek ve gelişme duygusu doğal olarak var olmasa idi, onu yaratmaya hiçbir güç yetmezdi. Herhangi bir gelişme durumunda bulunan bir topluluğu bu durumdan çıkarıp damdan düşer gibi herhangi bir gelişme aşamasına ulaştırmanın olanağı olmadığını açıklamaya elbette gerek yoktur.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>&#8220;Devrimin amacını kavramış olanların onu her zaman korumaya güçleri yetecektir.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>1925, Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde 10 Kasım 1949 yılında yayınlanmıştır.</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Fransız ihtilali bütün dünyada özgürlük düşüncesini estirmiştir ve bu düşüncenin günümüzde ana kaynağıdır. Fakat o tarihten beri insanlık ilerlemiştir. Türk demokrasisi Fransız ihtilalinin açtığı yolu izlemiş, ancak kendisine özgü ayırt edici niteliğiyle gelişmiştir. Çünkü her ulus devrimini toplumsal ortamının baskıları ve ihtiyacına olan hal ve duruma ve bu ihtilal ve devrimin zamanına uygun olarak yapar.</p>
<blockquote><p><strong>8 Mart 1928, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ülkenin ve devrimlerin içerden ve dışardan gelebilecek tehlikelere karşı bütün ulusçu ve cumhuriyetçi güçlerin bir araya gelmeleri gerekir.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1931, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt III</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mondros Ateşkes Anlaşması</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/mondros-ateskes-anlasmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jul 2019 15:59:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimiyet-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[mondros]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Ateşkes Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1938</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Mondros Ateşkes Anlaşmasının koşullarını baştan sona kadar inceledikten sonra bende oluşan kanı şu idi Osmanlı Devleti bu anlaşma&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Mondros Ateşkes Anlaşmasının koşullarını baştan sona kadar inceledikten sonra bende oluşan kanı şu idi Osmanlı Devleti bu anlaşma ile kendisini düşmanlara tamamiyle teslim etmeye razı olmakla kalmamış, düşmanın bu ülkeyi ele geçirmesine yardım etmeye de söz vermiştir.&#8221; &#8220;Bu anlaşma olduğu gibi uygulandığı takdirde ülkenin tümüyle işgal ve istila tehlikesi karşısında bulunduğu kanaatini hükümete bildirdim. Düşmanların her dediğine sema&#8217;na ve ata&#8217;na (kabul) demenin, bir gün bütün Türkiye&#8217;de, istilacıların egemen olması sonucunu doğuracağını ve bir gün Osmanlı hükümetini düşmanların kuracağını anlattım. Bunun için kahin olmak gerekmezdi. Kendilerini zayıf ve güçsüz gören insanlar, kendilerine göre daha güçlü ve kesin kararlı insanlardan merhamet diledikleri zaman muhakkak kendilerine acındıracaklarına inanmaları için bilmem nasıl bir duygu içinde ve tabiatta olmalıdırlar?</p>
<blockquote><p><strong>8 Nisan 1926 Hakimiyet-i Milliye</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
