<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>general &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/general/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 11:59:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>general &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Generalle Asker Birdir!&#8230;</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/generalle-asker-birdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2020 19:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Ahmet Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sümerbank dokuma fabrikası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[vatani görev]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5271</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusu, zor anlarında yediden yetmişine el ele gönül gönüle verip  birçok engeli aşmasını bilmiştir. Aklın gösterdiği doğru,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusu, zor anlarında yediden yetmişine el ele gönül gönüle verip  birçok engeli aşmasını bilmiştir. Aklın gösterdiği doğru, Türk ulusunun zor anlarının dışında da el ele gönül gönüle olmasıdır. Asker ocağında bunu yaşamlarında iz bırakırcasına başarmaktadırlar. Asker ocağındaki komutan ve Mehmetçik sevgisi öylesine güçlü öylesine uzun ömürlü ki; bu sevgi, şiirlere, türkülere, öykülere ve masallara konu oluşturarak ölümsüz bir kültüre dönüşmüştür.</p>
<p>Vatanî görevini yapmış her Türk insanının iki anısından birisini mutlaka askerlik anıları oluşturur. O ne güzel bir ocak ki ondan kopmak mümkün olmuyor. “Askerliğini yapmayana kız verilmez.” ve “Askerliğini yapmayan adam sayılmaz.” sözleri Anadolu’da atasözü hâline gelmiştir. Bu sözlerin mutlak doğruluğuna katılmak mümkün değilse de, asker ocağına verilen değeri yansıtması açısından önemlidir. Aşağıdaki anekdotta ATATÜRK, komutan-Mehmetçik dayanışmasının önemine dikkat çekmektedir:</p>
<p>ATATÜRK, Sümerbank Dokuma Fabrikasının açılış töreninde hazır bulunduktan sonra askerî manevra sahasına hareket etmişti.</p>
<p>Yolda bir sel yatağına saplanmış olan top arabasının tekerleklerini bataklıktan çıkarmaya uğraşanlar arasında bir generalin bulunduğunu görünce, kendisine sonsuz takdirlerini bildirdiler ve iltifatlarda bulundular.</p>
<p>Daha sonra, “Maviler” tarafına ait bir tank birliğinin yaptığı hücum sırasında “Pembeler”den bir askerin ansızın siperinden fırlayarak tanklardan birinin üstüne sıçradığına ve şoförüyle mücadeleye başladığına tanık oldular. O zaman yakında bulunanlara, evvelce gördüğü generalin fedakârlığı ile bu askerin gösterdiği cesaretin birbirine denk olduğunu beyan ederek, şöyle dediler:</p>
<p>“Biz Millî Mücadele’de bütün Türk milleti bu şekilde çalıştık. Böyle kahraman generaller, subaylar ve askerlere dayanarak savaşı kazandık. Onlar var oldukça kimse vatanımıza göz dikemez!&#8230;”</p>
<p><em>Banoğlu;, s. 385. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;ye Kin Yakışmaz!</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/turkiyeye-kin-yakismaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 14:35:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[elişi]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Mösyö Bramon]]></category>
		<category><![CDATA[Türk kızı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'ye Kin Yakışmaz!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4507</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul&#8217;un işgali yıllarında bir Türk okulunu gezen Fransız generallerinden Mösyö Bramon, bir Türk kızının yaptığı elişini beğenir. Generalin,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;un işgali yıllarında bir Türk okulunu gezen Fransız generallerinden Mösyö Bramon, bir Türk kızının yaptığı elişini beğenir. Generalin, bunu almak arzusunu göstermesi üzerine, elişinin sahibine öğretmeni, armağan edilmesi için teklifte bulunur. Ama öğrenci buna son derece sinirli şekilde karşılık verir ve:</p>
<p>&#8220;Hayır, onlara değil emeğimi bir çöp bile vermem!&#8221; demek suretiyle şiddetle reddeder.</p>
<p>Aradan yıllar geçtikten sonra, aynı okula Atatürk gelir. Yine aynı öğrenci bu kez düşman generaline vermediği elişini, Atatürk&#8217;e armağan etmek üzere uzatarak, heyecanla şöyle der:</p>
<p>&#8220;Büyük Atam, tarafımdan yapılmış bu değersiz hediyenin kabulünü rica ediyorum. Bu işimi bir zamanlar hocam, kendisinin beğenmesi üzerine memleketimin işgali zamanında, Fransız Generali Mösyö Bramon&#8217;a armağan olarak vermemi rica etmişti. Ama ben, bu arzuyu reddederek düşman ellerinde bırakın emeğimiz olan bir eseri, bir çöpümü bile görmek istemediğimi söylemiştim. Şu dakikada, içimden gelen bir istek ve sevgiyle armağanımı kabul etmenizi rica ediyorum.&#8221;</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bu sözler üzerine kaşları çatılmış ve sert bir sesle şu cevabı verdiği duyulmuştur:</p>
<p>&#8220;Kızım, Türkiye&#8217;ye kin yakışmaz! Biz herkesle dostuz. Çektiklerimiz, başımızda bulunan saltanat devrinin büyük hatalarının neticesidir. Avrupalıların, Türk kızlarının eserlerini hayranlıkla seyretmeleriyle fikirlerini değiştirebilir miyiz? Sen onu o zaman verseydin, şimdi şanlı Türk kızlarını temsil eden bir eser Avrupa duvarlarını süslerdi.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yabancı Diplomatlara Verilen Ders</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yabanci-diplomatlara-verilen-ders/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 11:26:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[avusturya]]></category>
		<category><![CDATA[birinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[diplomat]]></category>
		<category><![CDATA[fransız orduları]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[olm meydan muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[viyana]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancı Diplomatlara Verilen Ders]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kemalataturk.net/?p=4413</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda Viyana&#8217;dadır, generaldir. Bir otelde kalmaktadır. Birçok yabancı general ve diplomatlar da bu otelde&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda Viyana&#8217;dadır, generaldir. Bir otelde kalmaktadır. Birçok yabancı general ve diplomatlar da bu otelde kalmaktadır. Mustafa Kemal, yemek salonuna indikçe Avusturyalı bir diplomat ailenin kendisine küçümseyerek baktığını hisseder. Bir kolayını bulup bu aile ile tanışır. İlk fırsatta Mustafa Kemal&#8217;e askerlikten bahis açarak bu mesleğin bilgi ile beraber tecrübeye de ihtiyacı olduğunu söyler ve hemen arkasından da:</p>
<p>&#8220;Türk Ordusu&#8217;nda sizin gibi genç generaller çok mudur?&#8221; diye sorarlar.</p>
<p>Mustafa Kemal bunlara unutmayacakları bir ders vermek ister ve iki gün sonra aynı aileyle birlikte yemek yer. Mustafa Kemal, Avusturyalıların genç general Nopolyon&#8217;a karşı kaybettikleri meşhur Olm Meydan Muharebesi&#8217;ni anlatmaya başlar ve sözü şöyle bitirir:</p>
<p>&#8220;Evet, muhterem baylar; Fransız Orduları&#8217;nı sevk ve idare eden Napolyon da Olm Meydan Muharebesi&#8217;ni kazandığı zaman çok genç bir generaldi.&#8221;</p>
<p>Avusturyalılar bundan sonra ne Mustafa Kemal ile yemek yemeye, ne de Türk generallerinden ve tarihten konu açmaya yeltenmezler.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Satın Alınmayan Adam</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/satin-alinmayan-adam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 18:44:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Rıza Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[alman subayı]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[dünya harbi]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Can Kaflı]]></category>
		<category><![CDATA[kemalataturk.net]]></category>
		<category><![CDATA[Mareşal Falkenhayn]]></category>
		<category><![CDATA[memleket]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Türk subayı]]></category>
		<category><![CDATA[Yedinci Ordu Kumandanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[zabit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4259</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk geçen dünya harbi başladığı zaman Türk ordusunda Alman general ve subaylarına mühim mevkiler verilmesinin aleyhinde bulunmuştu. Alman&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk geçen dünya harbi başladığı zaman Türk ordusunda Alman general ve subaylarına mühim mevkiler verilmesinin aleyhinde bulunmuştu. Alman mareşali Falkenhayn bu gibileri itirazdan vazgeçirmek için çeşitli çarelere başvuruyordu. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın yedinci ordu kumandanlığına hareket edeceği günün gecesi, İstanbul&#8217;da Akaretler&#8217;de 74 numaralı eve Alman mareşalinin karargahında memur olan bir Türk kurmay subay ile genç bir Alman subayı geldiler. Ufak sandıklar içinde bazı şeyler getirdiler. Mustafa Kemal sordu:</p>
<p>-Bunlar nedir?</p>
<p>Alman subay cevap verdi:</p>
<p>-İstanbul&#8217;dan ayrılıyorsunuz; size Mareşal Falkenhayn bir miktar altın göndermiştir.</p>
<p>-Bu paralar bana yanlış geldi. Ordunun Levazım reisliğine (askeriyeye gerekli eşyaları almaktan sorumlu bir birim) gönderilmesi lazımdı.</p>
<p>-Efendim,  o da başka&#8230;</p>
<p>Mustafa Kemal paranın ne kadar olduğunu anladıktan sonra, Alman subayının önünde, onları teslim aldığına dair senet imzaladı; fakat Alman subayı bunu kabul etmedi. O zaman Mustafa Kemal Türk Subayına emretti:</p>
<p>-Bu zabit bilmiyor, senedi alsın. Mareşale versin ve siz de paraları gelip alması için Levazım reisliğine haber gönderiniz&#8230;</p>
<p>Birkaç ay sonra Atatürk Yedinci Ordu Kumandanlığını, vekil olarak, Ali Rıza Paşa&#8217;ya bırakmış, ayrılmıştı, altınları da ona teslim ederek makbuz almıştı. Bu makbuzu iki yaverine verdi ve emretti:</p>
<p>-Mareşal Falkenhayn&#8217;e gidiniz; kendisini görünüz; bu makbuzu vererek benim imzamın bulunduğu kağıdı ondan alınız!</p>
<p>Mareşal Falkenhayn yaverlere:</p>
<p>-Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya böyle bir para verdiğimi hatırlamıyorum ; bende imzalı senedinin de bulunduğunu bilmiyorum. Bunun için Ali Rıza imzalı kağıdı da kabul edemem! Dedi. Mustafa Kemal Paşa şu haberi yolladı;</p>
<p>-Verdiğiniz altınlar olduğu gibi duruyor; onlar için size senet verilmiştir. Sizde böyle bir senedin bulunmayışı altınları yok edemez. Vesikayı kaybetmiş olabilirsiniz; o halde verdiğiniz altınları size iade edeceğiz; aldığınıza dair siz bize makbuz veriniz! Ben altın için memleket menfaatleri hakkında müsamaha gösterecek insanlardan değilim. Paralarınız duruyor, fakat onlardan kıymetli olan Mustafa Kemal imzası sizde kalamaz!</p>
<blockquote><p><strong>Kadir Can Kaflı</strong></p>
<p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunan Başkumandanı Trikopis&#8217;in Esir Edilişi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yunan-baskumandani-trikopisin-esir-edilisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2019 16:33:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Adalar]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atina]]></category>
		<category><![CDATA[Avgin Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan Gunaris]]></category>
		<category><![CDATA[Başkumandan Papulâs]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir-Kütahya]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[General Hagi Anesti]]></category>
		<category><![CDATA[General Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Hıfzı Topuz]]></category>
		<category><![CDATA[inönü savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Paul]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Andre]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Georges]]></category>
		<category><![CDATA[Ruzvelt Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Talas]]></category>
		<category><![CDATA[Teotakis]]></category>
		<category><![CDATA[Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Başkumandanı Trikopis'in Esir Edilişi]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Kralı Konstantin]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4104</guid>

					<description><![CDATA[Hıfzı Topuz anlatıyor: &#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıfzı Topuz anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki emekli General Trikopis&#8217;i ziyaret etmiş ve kendisiyle uzun boylu görüşmüştüm.</p>
<p>Trikopis&#8217;i evinde ziyarete gittiğim zaman kendisini derin bir rüyadan uyandırmış gibi oldum. Beni büyük bir nezaketle odasına kabul ettikten sonra:</p>
<p>&#8220;İstanbul&#8217;dan mı geliyorsunuz?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Evet.&#8221; diye cevap verdim, daldı. Bir müddet derin derin düşündükten sonra:</p>
<p>&#8220;54 sene evvel İstanbul&#8217;dan geçmiştim.&#8221; diye devam etti. &#8220;Güzel şehirdir İstanbul, ben de o zamanlar 30 yaşındaydım. Hey gidi günler, hey&#8230;&#8221;</p>
<p>Odada generalin gençliğine ait bir yığın resim görüyordum. İşte şu grubun ortasında bulunan burma bıyıklı genç teğmen, Trikopis&#8217;ti. Bu resim galiba Paris&#8217;te çekilmiş, sene 1903. Şu masanın üstünde duran resim de generalin I. Cihan Savaşı&#8217;nda Yugoslavya&#8217;da çekilmiş bir resmi. Masanın tam arkasında büyük bir resim daha görüyorum. Bu da 1921&#8217;de Eskişehir&#8217;de çekilmiş. Yunan Kralı Konstantin, Anadolu harekâtında başarı kazanan kumandanlara şecaat nişanı takıyor. Trikopis o zaman kolordu kumandanı. Konstantin&#8217;in yanında Başkumandan Papulâs, şimdiki Kral Paul, Prens Georges, Prens Andre, İstiklâl Savaşı&#8217;nı takiben Yunanlıların kurşuna dizdikleri Başbakan Gunaris ve bakanlardan Teotakis bulunuyor. Hey gidi günler..</p>
<p>&#8220;Generalim!&#8221; diyorum. &#8220;Nasıl oldu şu Anadolu harekâtı? Tâ Ankara kapılarına kadar ilerledikten sonra nasıl oldu da davayı kaybettiniz?&#8221;</p>
<p>Trikopis tekrar derin derin düşünüyor. Sonra:</p>
<p>&#8220;Bizim Anadolu&#8217;da işimiz ne idi?&#8221; diyor. &#8220;Bizim menfaatimiz Balkanlar&#8217;da, Makedonya&#8217;da, Adalarda olabilir amma Anadolu&#8217;dan bize ne? Ne diye bizi oralara gönderdiler? Aradan bunca yıl geçti. Şimdi insan maziyi çok daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor. Şimdi artık itiraf etmekten çekinmiyorum. Bizim Anadolu savaşında hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere âlet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehir verdik sonunda ne oldu? İşte bugün kardeşiz. Hataydı Anadolu harekâtı! Hem de muazzam bir hata&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis yine bir müddet susuyor. Emekli generalin duyduğu pişmanlığı anlamaya çalışıyorum. Zavallı Yunan şehitleri, zavallı İstiklâl Harbi kahramanları! Boş yere yanan, yıkılan köylerimiz! Ve tarihin karanlık bulutları gerisinden eski &#8220;büyük düşmanımız&#8221;ın duyduğu pişmanlık. Ne muazzam tezat! Trikopis, bugün seninle kardeş olabilmemiz için Anadolu topraklarının kanla sulanması lâzımmış.</p>
<p>Emekli general tekrar anlatmaya devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Ben Anadolu^da sizinle dört defa çarpıştım. Birincisine biz &#8220;Avgin Muharebesi&#8221; diyoruz. Siz &#8220;İnönü Savaşı&#8221;. 1921 yılı Mart ayının son günleriydi. Ben o zaman üçüncü tümen kumandanıydım. İnönü&#8217;de bizim üç tümenimiz bulunuyordu; 7.tümen merkezde, 3. tümen solda ve 10. tümen de sağda olmak üzere muharebe vaziyeti almıştık. Hepimiz kahramanca çarpıştık. Fakat Türkler bizden çok üstün oldukları için netice bizim lehimize tecelli edemedi. Geri çekildik ve burada ilk olarak İnönü&#8217;nün askerlik kabiliyetini anlamış olduk.</p>
<p>İnönü ile ikinci karşılaşmam Eskişehir-Kütahya hattında oldu. 1921 Haziranının sonlarına doğruydu. Ben Bursa&#8217;da bulunuyordum. Birliklerimiz Eskişehir ve Kütahya üzerinden taaruza geçmişlerdi. Türkler oyalama muharebesiyle yardım bekliyorlardı. Ben derhal cepheye hareket ederek bu yardıma mani oldum. Bu muharebe bizim galibiyetimizle neticelendi.</p>
<p>Türk ordusu ile üçüncü defa Sakarya&#8217;da karşılaştık. 1921 Ağustos&#8217;unun sonlarında cereyan eden bu savaşlarda biz geri çekildik. Ben ikinci kolorduya kumanda ediyordum. Afyon cephesini tutarak Yunan ordusunun çöküşüne mâni oldum. Eğer ben bu cepheyi tutmasaydım Sakarya&#8217;dan sonra çok kötü bir mağlûbiyete gidebilirdik. Bundan sonra uzun bir duraklama devresi oldu. Bu esnada birinci kolordu kumandanlığı da uhdeme (sorumluluğuma) tevdi (bırakma) edildi. Aralık 1921&#8217;de Cenup (Güney) Grup Kumandanlığına getirildim. Türklerin büyük bir hazırlık içinde bulunduklarını fark ediyorduk. Anadolu&#8217;da üç kolordumuz vardı. Başkumandan General Papulâs&#8217;ın uğradığı başarısızlıktan sonra yerine General Hagi Anesti tayin edilmişti. Muhtemel taaruzları önlemek için cepheyi yıkılmayacak bir şekilde tahkim (sağlamlaştırma) etmiştik. Ve bu cephenin çökmesine ihtimal vermiyorduk.</p>
<p>Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı Türklerin beklenmedik taaruzu ile karşılaştık. Bu taaruz bizim için muazzam bir darbe oldu. Hagi Anesti bütün kolordulara bizzat kumanda etmek istiyordu. En büyük korkumuz İzmir&#8217;le irtibatımızın kesilmesiydi. Bizim için en tehlikeli vaziyet bu idi. Ben İzmir&#8217;e telgraf çekerek takviye istemiş ve aksi halde mağlûp olacağımızı bildirmiştim. İstediğim bu takviyeyi gönderemediler. Hâlbuki karşımızda Mustafa Kemal vardı. Neye uğradığımızı anlayamadık. Cephe çökmüş ve ordu mağlûp olmuştu&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis&#8217;in &#8220;Başkumandanlık Muharebesi&#8221;ne ait hatıralarını anlatırken büyük bir heyecan içinde olduğu görülüyordu. İhtiyar kumandan otuz yılın gerisinde kalan hatıralarını toplamaya çalışarak sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Türk ordusunun bu beklenmedik kuvveti karşısında birliklerimiz perişan olmuştu. Yan birliklerle de irtibatı kaybetmiştik. Cephanemiz tükenmek üzereydi. Neşrettiğim bir günlük emirle sonuna kadar muharebeye devam edilmesini askere tebliğ etmiştim. Vaziyetimiz gittikçe müşkülleşiyordu (zorlaşıyordu). Asker yorgundu. Kimsede muharebeye devam arzusu kalmamıştı. I. Dünya Savaşı&#8217;ndan beri durmadan çarpışan Yunan ordusunun maneviyatı hayli sarsılmıştı. Halk artık savaştan bıkmıştı. Askeri zorla, inanmadığı bir gaye uğrunda muharebeye sürüklemekteki güçlük, harbin en çetin meselelerinden birini teşkil eder. Ordunun adım adım hezimete yaklaştığını hissediyorduk. Her tarafımız Türklerle çevrilmişti. Esir olacağımızı anlıyorduk. Bizde kılıcı düşmana teslim etmek küçüklük sayılır. Vaziyetin kötüye gittiğini gören yaverin bir ara yanıma gelerek:</p>
<p>&#8220;Generalim, kılıçlarımızı imha edelim&#8221; diye teklifte bulundu. Kılıcımı kendisine verdim. Aldı ve parçaladı. Firar fayda etmedi, ordu perişan olmuştu.</p>
<p>Bu esnada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek kaçmaya ve çemberi yarmaya teşebbüs ettim. Fayda etmedi. Türklerin içine düştüm. Esir oldum. Beni yakalayanlar hüviyetimi (kimlik) almakta güçlük çekmediler. Üzerimde bir revolver vardı. Derhal bunu anladılar. Bizde süvarilerin kılıcı atların eğerine bağlıdır. Benim bindiğim atta da böyle bir kılıç bulunuyordu. Askerler bunu da benim kılıcım zannıyla müsadere ettiler (el koydular). Bu esnada ordu perişan olmuştu. Sağ kalan birlikler dağınık bir halde İzmir&#8217;e kaçmaya çalışıyorlardı. Bu bizim için büyük bir mağlûbiyet olmuştu.</p>
<p>Beni ilk evvelâ Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü&#8217;ye götürdüler. Kendisi ile fazla bir şey konuşmadık. İnönü, beni yanına alarak Mustafa Kemal&#8217;in huzuruna çıkardı. Yunan Orduları Başkumandanlığına tâyin edildiğimi de bu sırada öğrendim. Atatürk beni mert bir askere yaraşır bir şekilde kabul etti. Teessür (üzüntü) ve heyecan içindeydim. İnönü beni kendisine takdim etti. Gazi&#8217;nin bu esnadaki sözlerini hiç unutmayacağım:</p>
<p>&#8220;Üzülmeyin General, dedi. Siz vazifenizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlûp olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Size karşı büyük bir hürmet hissi besliyoruz. Burada kendinizi esir addetmemenizi rica ediyorum. Misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.&#8221;</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bu ince ve nazik muamelesi karşısında ben de bu büyük kumandana karşı içimde bir hayranlık duymaya başlamıştım. Bundan sonra bizi Kayseri&#8217;nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevkettiler. Yüksek rütbeli subaylardan başka yanımda dört general daha vardı. Artık bizim için savaş bitmişti. Neticeyi beklemeye başladık. Bundan sonraki vaziyeti biliyorsunuz. Ordumuzun bakiyeleri (geri kalanları) birkaç gün içinde Anadolu&#8217;yu terkettiler. Fakat barış muahedesinin (anlaşma) imzalanması kolay olmadı.</p>
<p><strong>Kayseri Kampında Bir Sene</strong></p>
<p>Bir seneye yakın bir müddet Kayseri kampında yaşadık. Daimî bir nezaret altında bulunuyorduk. Bir gün kamp kumandanına:</p>
<p>&#8220;Beni bıraksanız bile bir yere kaçamam.&#8221; dedim. &#8220;Bundan sonra nereye gidebilirim? Haydi kamptan kaçtım diyelim; Yunanistan nerede, Kayseri nerede?&#8221;</p>
<p>Nihayet Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin karşılıklı mübadeleleri konusundaki anlaşma imzalandı. Biz de memleketimize döndük. İşte Anadolu seferimizin hazin hikâyesi. Fakat bu hikâye henüz bitmemişti. Yunanistan halkı kendisini bu maceraya sürükleyen insanlardan hesap soracaktı. Memleket karışıklık içindeydi. Anadolu harbine sebep olanlar kurşuna dizildiler. Orduda tasfiye yapıldı. Fakat benim bu işlerde hiç bir suçum olmadığı için bütün bu işlerden yüzümün akı ile çıktım. Ordudaki vazifeme devam ediyordum. Fakat yaşım da ilerlemişti. Nihayet 1928&#8217;de emekliye ayrılmamı isteyerek ordudan istifa ettim. Ve işte o zamandan beri köşemden dünyayı seyrediyorum. Şimdiye kadar birçok partilerin mebusluk teklifleri ile karşılaştım. Fakat hiçbirini kabul etmediğim gibi bundan sonra da politika ile uğraşmak niyetinde değilim. Yegâne arzum yeni bir harp görmeden barış içinde hayata gözlerimi kapamaktır.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazi Esir Yunan Başkumandanını Nasıl Kabul Etti?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/gazi-esir-yunan-baskumandanini-nasil-kabul-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2019 07:10:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Diyonis]]></category>
		<category><![CDATA[fırka]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Esir Yunan Başkumandanını Nasıl Kabul Etti?]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[Hilal-i Ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Siirt Mebusu Mahmut Bey]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[telsiz]]></category>
		<category><![CDATA[topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[tümen]]></category>
		<category><![CDATA[Uşak]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan başkumandanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4095</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: &#8220;..İşimi bitirdikten sonra Afyon&#8217;a döndüğüm zaman Gazi Paşa&#8217;nın Uşak&#8217;a teşrif ettiklerini ve kendilerine orada herhangi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>&#8220;..İşimi bitirdikten sonra Afyon&#8217;a döndüğüm zaman Gazi Paşa&#8217;nın Uşak&#8217;a teşrif ettiklerini ve kendilerine orada herhangi bir ters tavır olmadığını emir zabiti (emir subayı) Siirt Mebusu Mahmut Bey telefonla bildirdi Ertesi günü Uşak&#8217;ta karargâha ulaştığım zaman, Yunan başkumandanı general Trikopis&#8217;le General Diyonis&#8217;in esir edilmiş olduklarını öğrendim. Esir düşmüş başkumandanla general arkadaşanı, o gün Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin huzuruna getirdiler. İsmet Paşa ile Birinci Ordu Kumandanı da beraber gelmişlerdi. Gazi Paşa hazretleri esir generalleri ayakta karşıladı. Kendilerine yer gösterdi, birer çay ısmarladı, sonra Trikopis&#8217;e sordu:</p>
<p>&#8220;Bu iş nasıl oldu?&#8221;</p>
<p>Trikopis iki elini yanlarına doğru açarken başını önüne eğdi. Vaziyetinden bu âkıbeti mukadderattan (kader) ziyade aciz ve zaafa uğramalarına bağladığı anlaşılıyordu. Gazi kendisini teselli etti:</p>
<p>&#8220;Üzerinize düşen vazifeyi ifa ettiğinize kailseniz (inanıyorsanız) müsterih (rahat) olunuz. En büyük kumandanlar için de esaret mukadder olabilir.&#8221;</p>
<p>Trikopis, verdiği cevapta bazı kusurları Diyonis&#8217;e atfettikten sonra topçularımızın mükemmeliyetinden, iki telsizleri olduğu halde birinin evvelce bozulup İzmir&#8217;e gönderildiğinden, diğerinin topçu ateşimizle tahrip edildiğinden bahsetti ve çaresizlikler içerisinde kaldığını ve hatta bir gün evvel kendi yaverinin dahi yanından ayrıldığını söyledi. Trikopis yapacak yalnız bir şey kaldığını fakat yapamadığını ilâve etti. Esir başkumandan intihar arzusunda olduğunu imâ ediyordu! Gazi Paşa:</p>
<p>&#8220;Kendi vicdanına mahsus bir keyfiyettir, ona biz karışamayız!&#8230;&#8221; diye sözünü kesip ve harita üzerinde:</p>
<p>&#8220;Şurada bir fırkanız vardı. Niçin onu şuraya almadınız? Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmaz mıydı?&#8221; gibi bazı tenkitler yaptıktan sonra İsmet Paşa&#8217;ya:</p>
<p>&#8220;Kumandanlar zannedersem istirahata muhtaçtırlar.&#8221; dedi.</p>
<p>Trikopis çıkacağı sırada, Gazi Paşa&#8217;dan gördüğü fevkalâde nezaketten cesaret alarak, İstanbul&#8217;da bulunan ailesinin sıhhatinden (sağlığından) haberdar edilmesini rica etti. Gazi Paşa, adresinin alınmasını ve Hilâl-i Ahmer (Kızılay) vasıtasıyla ricasının yerine getirilmesini emir buyurdular. Birkaç gün içerisinde İzmir&#8217;e girmek nasip oldu. Afyon&#8217;da halkın halâskârlara (kurtarıcılara) karşı tezahüratını bilvesile söyledim. Bu tezahürat, Akdeniz kıyısına kadar yollarda yoğun bir alâka ve şiddetle devam etti.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazi&#8217;nin Huzurunda Bir Yunan Erkânıharbi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/gazinin-huzurunda-bir-yunan-erkaniharbi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Oct 2019 18:33:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[başkumandan]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Ordu Kumandanı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük millet meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Çal Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[dumlupınar]]></category>
		<category><![CDATA[Dumlupınar Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[erkânıharp]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi'nin Huzurunda Bir Yunan Erkânıharbi]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[Hagi Anesti]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[kemalettin sami paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kule Kahvehaneleri Mahallesi]]></category>
		<category><![CDATA[muhabere]]></category>
		<category><![CDATA[On birinci fırka]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[selanik]]></category>
		<category><![CDATA[subay]]></category>
		<category><![CDATA[tümen]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4088</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: &#8220;..Bu sırada, bir iki gün evvel esir edilmiş olan bazı Yunan zabitleri karargâha getirilmişti. Gazi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>&#8220;..Bu sırada, bir iki gün evvel esir edilmiş olan bazı Yunan zabitleri karargâha getirilmişti. Gazi Paşa esirlerin arasında bulunan erkânıharp zabitini (kurmay subay) yanına istedi. Yunan zabitine bir çay ısmarladı ve kendisinden vaziyet hakkında ayrıntılı bilgi istedi. Zabit iki gün evvel esir edilmiş olduğu için, son vaziyetten haberdar olmadığını söyledi. Bunun üzerine Başkumandan Gazi Paşa haritayı açarak alınan raporlara göre ortada olan vaziyeti işaret etti. Karargâhımızdaki Yunan erkânıharbi de Yunan ordusunun düşmüş olduğu ağı görmüş ve vaziyetin vehametini anlamıştı. Gayr-i ihtiyarî (istemsizce) parmağını haritanın üzerinde gezdirdi:</p>
<p>&#8220;Bu vaziyete nazaran, iki kolordu kumandanımızla dört fırka kumandanımızın, kıtaatınız (askeri birlikerlerinizin) çemberi içinde bulunduğunu zannederim&#8221; dedi.</p>
<p>Gazi Paşa, aldığı bu bilgiyi derhal telefonla Kemalettin Sami Paşaya bildirdi, bahsedilen kumandanların esir edilmesini buyurdu. Yunan zabiti, evvelce Türkçe bilmediğini söylemiş ve kendisiyle tercüman vasıtasıyla ve Rumca görüşülmüştü, fakat Gazi&#8217;nin Türkçe olarak verdiği bu emri işitir işitmez benzi kül gibi oldu.</p>
<p>Elini alnına götürdü, üzüntüsünden getirilen çayı içmedi ve çadırdan dışarı çıkmak için müsaade istedi. Kendisinin Türkçe bildiğini ve gayr-i ihtiyarî verdiği bilgiden dolayı pişmanlık hissettiğini anlamıştım. Ben de beraber dışarı çıktım, kendisine Türkçe olarak:</p>
<p>&#8220;Nerelisin?&#8221; dedim.</p>
<p>Selanikli olduğunu ve Kule Kahvehaneleri Mahallesi&#8217;nde ikamet ettiğini söyledi. Ne tesadüf. Ben de Selanik&#8217;te o mahallede ikamet etmekte idim:</p>
<p>&#8220;Ne için o güzel Selanik&#8217;i bıraktın da buralara geldin?&#8221; diye sordum.</p>
<p>&#8220;Askerim, emir aldım.&#8221; cevabını verdi. Başı fevkalâde ağrıdığından dolayı da fazla konuşmaya kuvveti olmadığını ilave etti. Gereken ilâçları kendi bavulumuzdan verdik.</p>
<p><strong>Kemalettin Sami Paşa Karargâhında</strong></p>
<p>Gazi Paşa Yunan erkânıharp zabitinden bu haberi aldıktan sonra otomobilin hazırlanmasını emretti. Kemalettin Sami Paşa&#8217;nın karargâhına gitmek arzu ediyordu. Birinci Ordu Kumandanı yolun fevkalâde muhataralı (tehlikeli) olduğunu söylediyse de Gazi&#8217;yi alıkoymak mümkün olmadı.</p>
<p>Hep beraber Kemalettin Sami Paşa&#8217;nın bulunduğu tepeye geldik. Kemalettin Sami Paşa dürbünüyle düşmanın Dumlupınar civarındaki ovadan hareketlerini takip ediyordu. Gazi Paşa sordu:</p>
<p>&#8220;İleride bir duman görüyorum. Bu nedir?&#8221; Kemalettin Sami Paşa cevap verdi:</p>
<p>&#8220;Düşman ağırlıklarını yakıyor, paşa hazretleri.&#8221; Gazi Paşa:</p>
<p>&#8220;Şu sağdaki köy ve duman nedir?&#8221; dedi. Kemalettin Sami Paşa:</p>
<p>&#8220;Dövüştüğümüz düşman çekilirken yalnız ağırlıklarını değil, köyleri, şehirleri sakinleriyle beraber ateşe veren bir düşmandır. Yanan Çal Köyü&#8217;dür, Yunanlılar yakmıştır&#8221; cevabını verdi. Gazi Paşa orada hangi kıtalarımızın (askeri birliklerimizin) olduğunu da sordu. On birinci fırkanın (tümen) bulunduğu cevabını alınca şu soruyu sordu:</p>
<p>&#8220;Telefona muhabere (haberleşme) mümkün müdür?&#8221;</p>
<p>&#8220;Henüz telefon tesis etmedik. çünkü bir gün evvel o civardaki tepelerde düşmanla muharebe (savaş) edilmiştir.&#8221;</p>
<p>Gazi Paşa on birinci fırkanın bulunduğu bölgeye gitmek istediğini söyledikten sonra beraberimizde Kemalettin Sami Paşa da bulunduğu hâlde Çal Köyü istikametine doğru yola koyulduk.</p>
<p>Tepeye geldiğimiz zaman düşmanla harp başlamıştı. On birinci fırka kıtası avcı halinde ve bizim üç dört yüz metre ilerimizde hareket ediyordu. On birinci fırkanın topçuları aramızdaki bir tepeden düşmana ateş atıyordu. Gazi Paşa bu vaziyeti gördükten sonra kesin sonucun bir an önce gerçekleşmesi için fırka kumandanını da kendi nezdinde uyardı ve topçunun önümüze geçmesini, piyadenin ileri harekete devam etmesini buyurdu.</p>
<p>Fırka kumandanı derhal atına binerek yıldırım süratiyle avcı hattına gitti. Böylece karşımızdaki düşmana -hareketlerini gözle seçebilecek kadar- yaklaştık. İkinci ordu kıtasının da sağ cenahımızdan (taraf) düşmanı tazyik etmekte (sıkıştırmakta) olduğunu haber aldık. Her taraftan sıkıştırılmış ve ateşten bir çember içine alınmış olan düşman tam manasıyla şaşkına dönmüştü.</p>
<p><strong>Güneş Gurup Ederken (Batarken)</strong></p>
<p>Birkaç saat geçti, güneş gurup ediyordu (batıyordu). Ufuktaki dağların arkasına çekilen güneşin son ışıkları, askerlerimizin düşman mevzilerinde parlayan süngülerine aksetmişti (yansımıştı). Gece başlarken ateş kesildi. Elimize ulaşan raporlar ve telefonla verilen haberler hemen hemen birbirinin aynı olarak şu malûmatı ihtiva (içermek) ediyordu:</p>
<p>&#8220;Bozguna uğrayan düşman kuvvetleri çil yavrusu gibi dağıldılar; dağlara, tepelere, ormanlara iltica ediyorlar.&#8221;</p>
<p>Diğer taraftan, raporlarda düşmanlardan alınan ganimetler hakkında da bilgi vardı. Yalnız on birinci fırkanın karşısındaki Yunan kuvveti, beşi koşulu olduğu halde 25 top bırakıp kaçmıştı.</p>
<p>Karanlık basmıştı. Karargâhımızın bulunduğu Afyon&#8217;a döneceğimizi zannederken Gazi Paşa Hazretleri Dumlupınar Köyü&#8217;ne gitmek için emir verdiler. Muharebe meydanından ayrılarak Dumlupınar&#8217;a geldik. Ne yanımızda, ne de köyde eşya vardı. Sabaha kadar -Gazi Paşa ve hepimiz- oda döşemeleri, peykeler (tahta sedir) ve toprak üzerinde yattık. Eşyamız anca ertesi gün öğle üzeri geldi. Gazi Paşa&#8217;nın çadırlarını köy evlerinden birinin damı üzerine kurduk.</p>
<p><strong>Yunan Generallerinin Hayreti</strong></p>
<p>Tam bu sırada Fırka Kumandanı Kâzım Paşa muharebede esir edilmiş olan dört Yunan generalini getirdi. Bu generaller, bir gün evvel başkumandan paşanın esir edilmelerini telefonla Kemalettin Sami Paşa&#8217;ya emir buyurdukları kolordu kumandanları idi.</p>
<p>Gazi Paşa generallerle görüşerek gereken bilgiyi aldı. Generallerden birisi kendilerine sorulan soruların ardından kiminle teşerrüf etmekte olduğunu sordu:</p>
<p>&#8220;Mustafa Kemal Paşa&#8217;dır!&#8221; dedik. Hayretle gözlerini açtı, inanmak istemiyordu. Sorusunu tekrarladı:</p>
<p>&#8220;Fakat bu Mustafa Kemal Paşa, bizim bildiğimiz Mareşal Mustafa Kemal midir?&#8221; dedi. Görüştüğü zatın hakikaten Başkumandan Mustafa Kemal Paşa olduğunu öğrendikten sonra:</p>
<p>&#8220;Dün burada mıydı?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Başkumandanlık muharebesini bizzat kendisi idare etmiştir.&#8221; cevabını verdik. Düşman generali bir müddet sustu. Sonra bakışlarını hürmet ve takdirle Gazi Paşa&#8217;ya atfetti ve dudaklarından şu sözler döküldü:</p>
<p>&#8220;Zafer, galibiyet, şeref ve bu topraklar&#8230; Her şey sizin hakkınızdır. Bizim Hagi Anesti İzmir&#8217;den kıpırdanamadı.&#8221;</p>
<p>Ertesi günü ben Büyük Millet Meclisi Riyasetine (Başkanlığına) muharebeler ve cereyan eden ahval (durum) hakkında telgrafla bilgi vermek üzere Gazi Paşa hazretlerinin emirleri gereğince Dumlupınar&#8217;dan Afyon&#8217;a henüz telgraf hattı tesis edilmediğinden Bolvadin&#8217;e gitmeye mecbur oldum.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çin Elçisi General Ho-Yao-Su</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/general-ho-yao-su/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 10:20:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[batı dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Çin Elçisi]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[doğu dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[Ho-Yao-Su]]></category>
		<category><![CDATA[kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[nur]]></category>
		<category><![CDATA[Türk devrimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2770</guid>

					<description><![CDATA[Türk devriminin bütün Doğu dünyasının ilerleme ve gelişmesindeki rolü, Batı dünyasını kültür ve uygarlık yoluna yönelten Fransız devrimi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk devriminin bütün Doğu dünyasının ilerleme ve gelişmesindeki rolü, Batı dünyasını kültür ve uygarlık yoluna yönelten Fransız devrimi kadar önemli ve etkilidir.</p>
<p>Devriminizin kıvılcımlarından çıkacak olan ateş, bütün Doğu uluslarını aydınlatacak, kamaştıracak ve gerçek nuru yaratacaktır.</p>
<blockquote><p><strong>Kemalizm, 1936</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Petit Parisien Gazetesi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/petit-parisien-gazetesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 07:23:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[devrimci]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[Petit Parisien Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Posta Gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2645</guid>

					<description><![CDATA[Hiçbir kimse bu muzaffer general, bu yılmaz devrimci, bu insan kahraman, bu çok popüler adam kadar halkın kalbine&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hiçbir kimse bu muzaffer general, bu yılmaz devrimci, bu insan kahraman, bu çok popüler adam kadar halkın kalbine yakın olamamıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Son Posta Gazetesi, 12 Kasım 1938</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yakup Kadri Karaosmanoğlu</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/yakup-kadri-karaosmanoglu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jul 2019 14:49:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[başbuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Belleten Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[dava]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[elmacık]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[gurur]]></category>
		<category><![CDATA[inkılap]]></category>
		<category><![CDATA[ıstırap]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[kın]]></category>
		<category><![CDATA[mareşal]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[milli irade]]></category>
		<category><![CDATA[müstesna]]></category>
		<category><![CDATA[napoleon]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[otağ]]></category>
		<category><![CDATA[türk ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[vatan]]></category>
		<category><![CDATA[yakup kadri karaosmanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=1556</guid>

					<description><![CDATA[Kendisi resimlerinin hepsinden daha sevimli, daha canlı, daha müstesna bir simadır. Elmacık kemikleri çıkık, ağız kemikleri kuvvetli ve&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendisi resimlerinin hepsinden daha sevimli, daha canlı, daha müstesna bir simadır. Elmacık kemikleri çıkık, ağız kemikleri kuvvetli ve alnı serttir. Ve bu yüzün görünüşünde çok zahmet çekmiş, çok uğraşmış, çok düşünmüş kimselerin çehresindeki ifade var, fakat hiçbir yorgunluk belirtisi gözükmemek şartıyla..</p>
<p>***</p>
<p>Her kahramanın, her dahinin mezarı olan kibir ve gurur O&#8217;nun semtine bile uğramamıştır.</p>
<p>***</p>
<p>Ne vakit ki, Milli İrade yeniden &lt;&lt;Olsun!&gt;&gt; dedi ve Türk ordusu yeniden oldu; ne vakit ki bu ordu kendisine bir başbuğ buldu ve bu başbuğ vatanın göbeğinde otağını kurdu; o vakit hepimiz için yeni bir âlem ve yeni bir hayat başladı.</p>
<blockquote><p><strong>Ergenekon, 1929, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>O, on seneden beri kılıcını bir dakika kınına koymamış, bir dakika rahat yüzü görmemiş, kırk yaşında solgun benizli bir askerdir.</p>
<p>O, her şeyden önce ıstırap çeken, sıkıntı ve zorluklar içinde her gün biraz daha yıpranan bir vatan fedaisidir. O, bu vatanın acılarında doğdu ve yalnız bu acıları temsil ediyor.</p>
<blockquote><p><strong>Ergenekon, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Atatürk&#8217;ün asil yüreği &#8211; pas tutmayanlar madenler gibi- kin nedir, hiç bilmemiştir. Devlet, millet, inkılâp dâvalarındaki husumetleri ne kadar sert ve derinse, kendi şahsı ve özel hayatı ile ilgili konulardaki hiddetleri o derece hafif ve geçici idi.</p>
<p>***</p>
<p>O, kudret ve heybetini sinirlerinden ve adalesinden alan bir kahraman değildi. Çünkü, O&#8217;nun kahramanlığı, Promete&#8217;nin Tanrılığı gibi sırf akıldan, zekâdan, ruhtan gelen insanî ve spiritüel* bir kahramanlıktı.</p>
<p>*ruhsal</p>
<blockquote><p><strong>Atatürk, 1938</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Mustafa Kemal&#8217;i kendinden önce gelip geçmiş Türk ulularından ayıran tek özellik O&#8217;ndaki &lt;&lt;intuition: seziş&gt;&gt; kudretiydi. Bu kudret sayesindedir ki, O, milletinin şuuru altında yaşıyan emelleri, temayülleri, kabiliyetleri ve imkânları keşfedip aydınlığa çıkarmıştı.</p>
<blockquote><p><strong>Belleten Dergisi, 1958</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Mustafa Kemal, en güç ve en tehlikeli vaziyetlerin adamıdır. İşin ağırlığı nisbetinde cür&#8217;et ve cesareti galeyana gelirdi. Onun için teze bir şevkle ilk ateş hatlarına atıldı.</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye&#8217;nin son savaş tarihi General ve Mareşal Mustafa Kemal&#8217;in tek bir yenilgisini, tek bir hatasını kaydetmemektedir. Devlet kurucusu ve siyaset eri olarak ise Fransız İmparatoru Napoleon, birinci  Türk Cumhurbaşkanının yanında bedbaht bir cücedir.</p>
<p>***</p>
<p>O, yüz elli yıldan beri, bütün Osmanlı Devletini korkudan zangır zangır titretmek için Şimal Denizindeki adasından Saray ve Babıâliye ufak bir tehdit işareti yapması kâfi gelen bir imparatorluğun ordusunu; bir avuç çarıklı Anadolu çocuğu ile Çanakkale&#8217;de tepeleyivermişti.</p>
<p>***</p>
<p>O, Türk ordusuna yüz elli, belki iki yüz seneden beri özlemini çektiği bir &lt;&lt;zafer&gt;&gt;in gururunu ve Türk milletine bunun şevkini vermişti.</p>
<p>***</p>
<p>O, bizim için, yolumuz üstünde kendisine her zaman rasgelmemiz mümkün olan bir vefalı hızır veya cana yakın bir ruh değil miydi?</p>
<blockquote><p><strong>Atatürk, 1961</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
