<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dünya savaşı &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/dunya-savasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 12:00:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>dünya savaşı &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Düşünce Dünyasını Etkileyen Düşünce Akımları</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/ataturkun-soylev-ve-demecleri/ataturkun-dusunce-dunyasini-etkileyen-dusunce-akimlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 11:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ata-Türk Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Düşünce Dünyasını Etkileyen Düşünce Akımları]]></category>
		<category><![CDATA[descartes]]></category>
		<category><![CDATA[dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5504</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk’ün düşünce yapısının oluşumunda öncelikle dikkati çeken şey, onun tekil ve öğretiye dayalı bir kaynaktan beslenmek yerine, esnek&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk’ün düşünce yapısının oluşumunda öncelikle dikkati çeken şey, onun tekil ve öğretiye dayalı bir kaynaktan beslenmek yerine, esnek bir “çok perspektiflilik” içinde çağının tüm akım ve düşünce sistemlerinden yararlanma yoluna gitmiş olmasıdır. Kuşkusuz bu kaynakların tümü eşit bir önem ve ağırlığa sahip değildir. Türk ulusunun nesnel koşullarına, kişilik özelliklerine ve doğasına en uygun ve dönemin temel sorunlarının çözülmesinde en çok yarar sağlayabilecek olanlar ön plana çıkmıştır. Sözgelimi bir model olarak Fransız Devrimi ve onun etki ve serpintileri içinde ulusalcılık, cumhuriyetçilik ve laiklik akımları; Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması sürecinde Türk aydınları tarafından üretilmiş düşünsel çözüm yollarından Türkçülük ve Batıcılık gibi akımlar ve yine Bolşevik Devrimi’nin kimi halkçı ve devletçi uygulamaları, onun düşünce yapısının oluşumunda daha belirleyici olan öğeler olarak görülmektedir. Elbette, tümünün seçiminde ve kaynağında öncelikle toplumsal koşul ve gereksinimler vardır ki büyük önder de bu durumu şöyle dile getirmektedir:</p>
<p>“… Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de uluslar tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır…”</p>
<p>Bu, “Ata-Türk Devrimi”nin ulusun koşul ve gereksinimleri doğrultusunda halk adına ve demokratik bir hükümet kurulması yoluyla yapılmış olduğu” anlamına gelen bir açıklamadır. O koşul ve gereksinimleri kısaca anımsayalım: Devrim ve özgürlük, varlık ve onurun kurtarılmasına yönelik bir bağımsızlık savaşı sürecinde ve sonrasında gerçekleştirilmiş ve tüm bu süreçte üç kutuplu bir koalisyonun aşılması gerekmiştir:</p>
<ul>
<li>Dünya Savaşı’ndan yengiyle çıkmış ve Türk ulusunun bağımsız var oluş haklarını tanımayan devletler,</li>
<li>Gerek teknik yapısı ve işleyişiyle gerek kadro yapısıyla ve gerekse de toplum üzerindeki olumsuz etkileriyle ömrünü ve görevini tamamlamış Osmanlı bürokrasisi ve o bürokrasinin temel kurumları,</li>
<li>Yüzyıllar içinde kökleşmiş olan toplumsal ve siyasal kültür.</li>
</ul>
<p>Tüm bu siyasal düşünce akımlarının yanı sıra Atatürk’ün düşünce ve eylemlerinde Akılcılık (Rasyonalizm) ve Olguculuk (Pozitivizm)’un da belirgin izleri görülmektedir. Özellikle de din konusunda ve inançla ilgili tüm gerçeklerin ölçütü olarak bireysel düşünceyi temel almasında, akılcılığın tüm özelliklerinden yararlanmıştır. Nitekim akılcılığın büyük temsilcilerinden Descartes’in Discours sur la Méthode adlı yapıtını Türkçe’ye çevirterek Milli Eğitim Bakanlığı’na yayımlatmış olması da bu eğilimin önemli bir göstergesidir.</p>
<p>Yine olguculuk da Mustafa Kemal’in gençlik yıllarına damgasını vuran önemli düşünsel akımlardan birisidir. Ancak, “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir” diyen Atatürk’ün olguculuğu, bir Auguste Comte izleyiciliğinden çok, insan düşüncesinin eriştiği bir aşama biçiminde gelişme göstermiştir. Nitekim Şehbenderzâde Ahmed Hilmi’nin “Allah’ı İnkâr mümkün müdür?” adlı yapıtını okuyan büyük önder, kitapta anılan doğulu ve batılı düşünürleri şu sözlerle değerlendirmişti:</p>
<p>“Allah’ı inkâr mümkün müdür? eserini bitirdim. Bütün filozoflar, değişik dinlere bağlı olan doğalcılar, akılcılar, maddeciler, bilgeler, düşünürler, mutasavvıflar, hepsi, ruhun var olup olmadığını, ruh ve maddenin bir ya da ayrı olup olmadığını ve ruhun kalıcı olup olmadığını inceliyor. Bu incelemelerde bilim ve tekniğe dayananlar kabul edilebilir. İmam Gazali, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi Müslüman imamların sözleri ise genel anlayıştan büsbütün başkadır. Dindar düşünürler kuralları, bilimleri, teknikleri ve felsefeyi şeriatın sözlerini yorumlamak için evirip çevirmeye çaba göstermişler.”</p>
<p>Bu sözler, yukarıda da belirttiğimiz gibi Mustafa Kemal’in tek bir öğretinin ya da düşünürün izleyicisi olmadığını, onların tümünü değerlendirerek kendince bir sonuca ve senteze varmak istediğini bir kez daha göstermektedir.</p>
<p><em>SÖYLEV (1919-1927) ve DEMEÇLER (1928-1938) syf: 6-7</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alman Yazar Hans Froembgen</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturk-hakkinda-soylenenler/hans-froembgen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 20:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk Hakkında Söylenenler]]></category>
		<category><![CDATA[1938]]></category>
		<category><![CDATA[Alman Yazar Hans Froembgen]]></category>
		<category><![CDATA[dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4686</guid>

					<description><![CDATA[Eğer bugünkü Türkiye, Dünya Savaşından sonraki Avrupa&#8217;nın herhangi bir memleketinden daha fazla ileri gitmişse, bunun en büyük nedeni&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eğer bugünkü Türkiye, Dünya Savaşından sonraki Avrupa&#8217;nın herhangi bir memleketinden daha fazla ileri gitmişse, bunun en büyük nedeni yeni Cumhuriyet&#8217;in Başkanının dehasında aramalıdır.</p>
<blockquote><p><strong>Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi, 1938</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Kuşu&#8217;nun Kuruluşu</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/turk-kusunun-kurulusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 20:51:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[pilot]]></category>
		<category><![CDATA[Sabiha Gökçen]]></category>
		<category><![CDATA[soyadı kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kuşu'nun Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tayyare Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kemalataturk.net/?p=4385</guid>

					<description><![CDATA[Sabiha Gökçen anlatıyor: Gazi Paşa, kendisini yoğun bir çalışmaya vermişti. Bütün dünyanın üzerinde durduğu konuya tüm gücüyle eğilmişti.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabiha Gökçen anlatıyor:</p>
<p>Gazi Paşa, kendisini yoğun bir çalışmaya vermişti. Bütün dünyanın üzerinde durduğu konuya tüm gücüyle eğilmişti. Geleceğin göklerde olacağına inanıyordu. Konuya da 1925&#8217;lerde eğilmiş ve 16 Şubat 1925 yılında Türk Tayyare Cemiyeti&#8217;ni kurmuştu. Havacılık O&#8217;nun en büyük tutkularından biri halini almıştı. Havacılıkla ilgili bütün yabancı yayınları izliyor, bu konudaki gelişmeleri gün geçirmeden Türkiye&#8217;de de uygulama alanına sokmağa çalışıyordu. Ona göre insanlığın hizmetine girecek en büyük gelişmeler havacılık alanında olacaktı. Hatta gün gelecek, insanoğlu uzaya, başka dünyalara gidecek, Ay&#8217;ı ve benzeri gezegenleri bile fethedecekti. İşte bu çağdaş savaşlar da göklerde üstün olan uluslar tarafından kazanılacaktı. Gerçi havacılık tekniği, çok pahalı bir teknikti ama uygar ve çağdaş Türkiye&#8217;nin bu aşamayı yapması geleceği yönünden şarttı.</p>
<p>Gazi Paşa, yaptığı konuşmalarla gençleri havacılığa teşvik ediyordu. Bu arada, havacılık konusunda gerekli çalışmalar da sürdürülmekteydi. Savaş sonrası Türkiye için bunu bir fantezi gibi görenler, daha ileriki yıllarda ne derece yanıldıklarını çok iyi anlayacaklardı. Gazi, hiçbir konuyu Türk ulusu için bir fantezi, bir lüks olarak kabul etmiyordu. Vakit buldukça Türk Tayyare Cemiyeti&#8217;ne giderek, çalışmalarla ilgili bilgi alıyordu.</p>
<p>Savaş sonrası Türkiye&#8217;nin çok fakir olan bütçesi ile mucizeler yaratılır, ulusal bilinç şahlanırken, Mustafa Kemal Paşa, Türk Tayyare Cemiyeti için o çok güvendiği hamiyetperver, yardımsever ulusunu yardıma çağırmıştı. &#8220;İstikbal Göklerdedir!&#8221; derken, bunu sadece bir işaret olarak bırakmıyordu. Bu bir ulusal hedefti. Bunun için sadece fikir alanında, spor alanında kalmamalıydı. Bu konuda daha geniş yatırımlar yapılmalı, çağdaş havacılık teknolojisi tümü ile ülkeye getirilmeliydi. Tayyare fabrikaları kurmalı, kendi uçağımızı kendimiz yapmalı, günün birinde ele güne muhtaç hale gelmemeliydik; çünkü dünya uluslarını gelecekte hiç de parlak günler beklemiyordu. Kendi yaptıkları çelik kanatlarla göklerini, topraklarını savunamayan ulusların akıbeti hüsran olacaktı.</p>
<p>Bu konuya inanmış olan halkımız da tüm olanakları ile Türk Tayyare Cemiyeti&#8217;ni destekliyordu. Gazi Paşa: &#8220;Eskimiş teknolojileri değil, en yeni teknolojiyi ülkemize getirmediğimiz sürece, yabancı ülkelere bağımlı olmaktan kurtulamayız. Bunun için de, bir yandan mümkün olduğu kadar kemerleri sıkarak kendi yağımızda kavrulacak, bir yandan da yeni parasal kaynaklar yaratarak, çağdaş teknolojilerin en yenilerini topraklarımıza taşıyacağız. Biz, yeni ve genç bir Türkiye kuruyoruz. Dost, düşman ülkelerin geride kalmış teknolojilerine gereksinmemiz yok. Ya en yenisi kurar, onlarla boy ölçüşürüz ya da biraz daha sabreder, bunu yapabilecek güce erişmemizi bekleriz&#8221; diyordu.</p>
<p>Gazi Paşa&#8217;nın heyecanı hiçbir şekilde eksilmemiş olduğundan, havacılık konusu sık sık gündeme geliyor, bu arada benim de kulaklarım çağdaş teknoloji ve havacılık sorunları ile doluyordu. Artık belirli bir yaşa gelmiştim. Kendime kesin bir yol çizmeliydim. Ne olacaktım? Kendime başarılı olabileceğim bir meslek edinmek istiyordum. Şunu hemen itiraf edeyim ki, havacılık konusu aklımın ucundan bile geçmiyordu. Evet, uçakları mavi göklerimizde gördüğüm zaman kanım kaynıyor, heyecanlanıyordum ama, o çelik kanatları yönetmek isteğini pek duymuyordum. Böyle bir isteği duysam bile, beni yetiştirebilecek bir okul da mevcut değildi.</p>
<p>1934 yılında soyadı yasası kabul edilmişti. Ulusun Gazi Paşa&#8217;sına layık gördüğü soyadı Atatürk oldu. Türk&#8217;ün adı var oldukça Atatürk adı da yaşayıp gidecektir. Bir gece Atatürk sordu:</p>
<p>&#8220;Söyle bakalım Sabiha, senin soyadın ne olsun?&#8221; Herkes yüzüme bakıyordu:</p>
<p>&#8220;Siz ne emrederseniz, o olsun efendim!&#8221; diye kekeledim; heyecanlanmıştım. Atatürk bu cevabım üzerine elini çenesine dayayarak bir süre düşündükten sonra:</p>
<p>&#8220;Sana Atatürk kızı soyadını vermek isterim ama..&#8221; dedi, fakat sonunu getirmedi. Eline bir kalem, kâğıt alıp şunu yazdı:</p>
<p>&#8220;Gökçen.&#8221; İşte o geceden sonra artık Sabiha Gökçen oldum. Niçin, ne düşünerek bana bu soyadını vermişlerdi bilemiyorum. O yıllarda ben henüz havacılığa başlamadığım gibi, havacı olmayı da aklımdan geçirmemiştim. Soyadımı seviyordum, herkes bana Gökçen diyordu. Atatürk&#8217;ün Gökçen soyadını vermesinden tahmini bir yıl sonra göklerle buluşup havacılığa başladım.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlık Ülküsü</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/insanlik-ulkusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 14:43:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[Budizmden]]></category>
		<category><![CDATA[dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlıktan]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlık Ülküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlıktan]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2526</guid>

					<description><![CDATA[Baylar, artık bugün yaşam ve insanlığın gerekleri tüm gerçekliğiyle ortaya çıkmıştır. Bunlara ters düşen söylentiler ahlak ve inanca&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baylar, artık bugün yaşam ve insanlığın gerekleri tüm gerçekliğiyle ortaya çıkmıştır. Bunlara ters düşen söylentiler ahlak ve inanca temel olamaz. Gerçek ortaya çıkınca yalan ortadan kalkar. Temelsiz sözler, boş inanlar kafalardan çıkmalıdır. Her türlü yükselme ve ilerlemeye yatkın olan ulusumuzun, düşünce ve toplum devrimi yolunda adımlarını kısaltmak isteyen engeller ne olursa olsun ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Durumu ve gerçeği bilenler, bağlı bulundukları ulusun insanlarını ellerinden geldiği kadar uyarıp aydınlatarak onlara kurtuluş hedefine doğru yürüme yolunda kılavuzluk etmeyi en büyük insanlık ödevi bilmelidirler.</p>
<p>***</p>
<p>Baylar; bütün insanlığın, tecrübe, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlıktan, Müslümanlıktan, Budizmden vazgeçerek sadeleştirilmiş ve herkesçe anlaşılacak bir hale getirilmiş evrensel, arı, lekesiz bir dinin kurulması ve insanların şimdiye kadar, pislikler, kaba arzu ve istekler arasında bir sefalet ortamında yaşamakta olduklarını kabul ederek bütün vücutları ve zekaları zehirleyen çürümüş, kokmuş tohumlan yok etmeye karar vermesi gibi koşulların gerçekleşmesi için gerekli olan bir &#8220;evrensel birliği&#8221; düşünün tatlı bir düş olduğunu yadsıyacak değiliz.</p>
<blockquote><p><strong>1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Uluslar tasa, keder nedir bilmemelidirler. Şeflerin ödevi yaşamı neşe ve sevinçle karşılama konusunda ulusuna yol göstermektir. Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Yaşam hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. &#8220;Değil mi ki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici yaşamımız süresinde neşe ve mutluluğun yeri yoktur&#8221; diyorlardı. Başka kitaplar okudum; bunları daha akıllı adamlar yazmıştı. Diyorlardı ki: &#8220;Değil mi ki sonu nasıl olsa sıfırdır bari yaşadığımız sürece neşe ve sevinç içinde olalım.&#8221; Ben kendi karakterim bakımından ikinci yaşam görüşünü yeğliyorum, ama şu sınırlamalar içinde: Bütün insanlığın varlığını kendi benliklerinde gören insanlar mutsuzdurlar. Hiç kuşku yok ki, o adam bir birey olarak yok olacaktır. Herhangi bir kişinin yaşadığı sürece memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Aklı başında bir adam ancak böyle davranabilir. Yaşamda tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek kuşakların varlığı, onuru ve mutluluğu için çalışmaktır. Bir insan böyle davranırken &#8220;benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı sezebilirler mi&#8221; diye düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar hizmetlerinin bütün kuşaklarca bilinmemesini yeğleyecek karakterde olanlardır. Herkesin kendine göre bir zevki var. Kimi bahçeyle meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır. Bahçesinde çiçek yetiştiren adam çiçekten bir şey bekler mi? İnsan yetiştiren adam da çiçek yetiştirenin duygularıyla hareket edebilmelidir. Ancak böyle düşünen ve çalışan adamlar, ülkelerine ve uluslarına ve bunların geleceğine yararlı olabilirler. Bir adam ki ülkenin ve ulusun mutluluğunu düşünmekten çok kendini düşünür, o adamın değeri ikinci derecededir. Zaten kendisine değer veren ve bağlı bulunduğu ulus ve ülkeyi ancak kişiliğiyle var sanan adamlar uluslarının mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler uluslarını yaşamak ve ilerlemek olanaklarına ulaştırabilirler. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur sanmak aymazlıktır. Şimdiye kadar üzerinde durduğum noktalar ayrı ayrı toplumlarla ilgilidir. Fakat bugün bütün dünya ulusları aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmaktadırlar. Bu nedenle insan, bireyi olduğu ulusun varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar bütün dünya uluslarının rahatını ve refahını düşünmeli ve kendi ulusunun mutluluğuna ne kadar değer veriyorsa, bütün ulusların da mutluluğu için hizmette bulunmaya elinden geldiğince çalışmalıdır. Bütün akıllı insanlar bilirler ki, bu alanda çalışmakla hiç bir şey yitirilmez. Çünkü, dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak başka bir yoldan kendi rahatını ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir. Dünyada ve dünya ulusları arasında dirlik, açıklık ve iyi geçim olmazsa, bir ulus kendisi için ne yaparsa yapsın dirlikten yoksun kalır. Onun için sevdiklerime şunu öğütlerim;<br />
Ulusları yöneten kimseler, elbette her şeyden önce kendi ulusunun varlık ve mutluluğuna ön ayak olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün uluslar için aynı şeyi istemek gerekir. Bütün dünyada olup bitenler bize bunu açıkça kanıtlar. En uzakta sandığımız bir olayın bizi bir gün etkilemeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın tümünü bir vücut ve bir ulusu bunun bir parçası saymak gerekir. Bir vücudun parmağındaki acıdan diğer bütün parçalar etkilenir. Dünyanın herhangi bir yerinde bir rahatsızlık varsa &#8220;bana ne&#8221; dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun, bu ilkeden şaşmamak gerekir. İşte bu görüş, insanları, ulusları ve hükümetleri bencillikten kurtarır. Bencillik de, kişisel olsun her zaman kötü bir huy sayılmaktadır, O halde konuştuklarımızdan şu sonucu çıkaracağım: Doğal olarak kendimiz için gereken bütün şeyleri düşüneceğiz ve gereğini yapacağız. Bundan sonra da bütün dünya ile ilgileneceğiz.<br />
Kısa bir örnek: Ben askerim. 1 . Dünya Savaşı&#8217;nda bir ordunun başındaydım. Türkiye&#8217;de başka ordular ve onların komutanları vardı. Ben yalnız kendi ordumla değil, öteki ordularla da ilgileniyordum. Bir gün Erzurum cephesindeki hareketle ilgili bir sorun üzerinde durduğum sırada yaverim dedi ki:<br />
&#8211; Niçin sizinle ilgisi olmayan bir sorunla uğraşıyorsunuz?<br />
Cevap verdim.<br />
&#8211; Ben bütün orduların durumunu iyice bilmezsem, kendi ordumu nasıl yöneteceğimi kestiremem.<br />
Bir devlet ve ulusu yönetme durumunda bulunanların her zaman göz önünde tutmaları gereken sorun budur. Sırası gelmişken sayın konuklarımıza şunu diyeceğim: Ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda saklanması gerekli olmayan bir sırrı kalbinde taşıma gücü olmayan bir adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi hep halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa, halk beni yalanlar. Ancak şimdiye kadar halkın beni yalanladığını görmedim.</p>
<blockquote><p><strong>Mart 1937, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
