<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>çankaya &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/cankaya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 11:56:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>çankaya &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ölmeyi Tercih Ederiz</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/olmeyi-tercih-ederiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 01:18:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[ben size ölmeyi emrediyorum]]></category>
		<category><![CDATA[birinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[general pershing]]></category>
		<category><![CDATA[kurmay başkanı general harbord]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Ateşkes Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[sevr antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5254</guid>

					<description><![CDATA[Uzun süren Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin yöneticileri, önce Mondros Ateşkes Anlaşması’nı sonra da Sevr Antlaşması’nı imzalayarak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süren Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin yöneticileri, önce Mondros Ateşkes Anlaşması’nı sonra da Sevr Antlaşması’nı imzalayarak koşulsuz teslimiyeti kabul etmişlerdi. Teslim edilen koca bir ulusun vatanı, özgürlüğü ve onuru idi. Türk ulusunun büyüklüğünü idrak edemeyen bu gafiller, yılgınlığa düşerek düşmanların uygun gördüğü haysiyetten yoksun, düşük bir yaşama razı olmakla kalmamışlar, düşmanın tutsaklık kemendini Türk ulusunun boynuna bir an önce geçirebilmesi için de yardım etmişlerdir.</p>
<p>İnsanların yaşama tutkularının temelinde onur ve özgürlük duygusu vardır. Bu duygulardan yoksunluk bağımsızlıktan yoksunluğu getirir .Bu duyguların gücü  insanların mensubu oldukları ulusa göre değişir. Türk ulusunun tarih boyunca kendi devletine sahip oluşunu ancak bu duyguların gücüyle açıklayabiliriz. Türk insanı bu değerler için her zaman ölümü yaşama tercih etmiştir. ATATÜRK’ün Bağımsızlık Savaşı’na karar verirken bir an bile tereddüt göstermemesinin altındaki gerçek de budur. O, yaşamak için ölümü göze alanların ölmeyeceğini biliyordu. Türkiye Cumhuriyeti bunun en canlı ve anlamlı kanıtıdır. Aşağıdaki diyalog ATATÜRK’ün bu konudaki düşüncelerini oldukça anlamlı bir şekilde yansıtmaktadır:</p>
<p>General Pershing’in kurmay başkanı olan General Harbord Sivas’ta Mustafa Kemal ile görüşürken der ki:</p>
<p>-Türk tarihini okudum. Milletiniz büyük komutanlar yetiştirmiş, büyük ordular hazırlamıştır. Bunları yapan bir millet elbette bir medeniyet sahibi olmalıdır. Takdir ederim. Ama, bugünkü duruma bakalım. Başta Alman müttefikinizle birlikte dört yıl harp ettiniz, yenildiniz, dördünüz bir arada yapamadığınız şeyi, bu durumda tek başınıza yapmayı nasıl düşünebiliyorsunuz? Fertlerin intihar ettikleri zaman zaman görülür. Bir milletin intihar ettiğini mi göreceğiz?</p>
<p>Mustafa Kemal generale şu yanıtı verdi:</p>
<p>-Teşekkür ederim, tarihimizi okumuş, bizi öğrenmişsiniz. Fakat, şunu bilmenizi isterdim ki biz emperyalist pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkûm olmaktansa babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.</p>
<p>General ve arkadaşları sessizce ayağa kalktılar.</p>
<p>-Biz de olsak böyle yapardık!</p>
<p><em>Atay; Çankaya, s. 198-199.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşte Ben Anadolu Zaferini Bunlarla Kazandım</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/iste-ben-anadolu-zaferini-bunlarla-kazandim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 00:41:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet'in onuncu yılı]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5239</guid>

					<description><![CDATA[ATATÜRK, yaşamı boyunca birçok başarının ve zaferin yaratıcısı olmasına karşın bunların hiç birisini tek başına sahiplenmemiştir. Başarıların arkasında&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ATATÜRK, yaşamı boyunca birçok başarının ve zaferin yaratıcısı olmasına karşın bunların hiç birisini tek başına sahiplenmemiştir. Başarıların arkasında yüce Türk ulusunu, zaferlerin arkasında ise onun fedakâr ve kahraman evlâdı Mehmetçiği görmüştür. Türk ulusunun yediden yetmişine vatan hizmetindeki yarışı hep onun gurur kaynağı olmuştur. Onun ağzından çıkan bir Türk sözü gönlünde bin Türk coşkusu yaratmaktaydı. O nedenle ATATÜRK’ün Türk sevgisi anlatılamaz. Aşağıdaki anekdot, Türk insanının ATAsına, ATA’nın Türk insanına inanmışlığını, güvenini ve sevgisini yansıtması nedeniyle güzel bir örnektir:</p>
<p>Cumhuriyet’in onuncu yıl dönümünde ATATÜRK, resmî baloların verildiği yerlere uğradıktan sonra, Halk Evini de ziyaret eder. Orada efelerin coşku içinde eğlendiklerini görür, son derece duygulanır Çankaya’ya döndükten sonra “Efeleri buraya getiriniz.” diye emir verir.</p>
<p>Bir süre sonra gelen efeleri odasında oturtur. Birlikte eğlenmeye başlarlar. Efeler büsbütün coşup coştururlar. ATATÜRK eğlencenin en coşkulu bir anında, efelerden birine sorar:</p>
<p>-Efe sen benim için ne yapabilirsin?</p>
<p>-Her şey&#8230;</p>
<p>-Meselâ&#8230;</p>
<p>-Ölürüm&#8230;</p>
<p>Bu yanıt üzerine, tüm dikkatler ATATÜRK’e çevrilir. Ne söyleyeceğini, ne yapacağını merak ediyorlar. ATATÜRK bakışlarını bir kez çevredekiler üzerinde gezdirdikten sonra Efeye:</p>
<p>-Efe, sözünde samimî misin? diyor.</p>
<p>-Emir sizindir ATA’m&#8230;</p>
<p>ATATÜRK elini dizine vuruyor.</p>
<p>-Koy başını şuraya&#8230;</p>
<p>Efe, hemen başını ATA’nın dizine koydu. Koyar koymaz şakağında soğuk bir temas duydu. Bu ATATÜRK’ün şakağına dayadığı tabanca namlusunun soğukluğuydu.</p>
<p>Efe, ATA’sı için gerçekten seve seve canını verebilirdi. Fakat ATA’sı cana kıyacak mıydı?</p>
<p>Bütün yüzlerin rengi solmuş, heyecan son haddine varmıştı. Nefes almaya korkuyorlardı. Gözler ATATÜRK&#8217;ün elindeydi. Tabanca Efenin şakağına dayanmıştı. ATATÜRK bir saniye bile tutmayan bir zaman içinde, göz ile fark edilmeyecek bir hızla, tabancasının namlusunu şakağının yanından, iki santim kadar kaydırarak tetiği çekiyor.</p>
<p>Derin sessizliği yırtan korkunç bir tabanca sesi&#8230; Hazır bulunanların hepsinin rengi, kül rengini almıştır.</p>
<p>Fakat Efenin başı hâlâ ATA’nın dizindedir. En ufak bir kıpırdanma yoktur. ATATÜRK, Efenin başını dizlerinden kaldırır, temiz alnını dudaklarına götürerek öper.</p>
<p>Hâlâ biraz önceki havanın etkisinden kurtulamayanlara:</p>
<p>-İşte ben Anadolu zaferini, bunlarla ve böyle canlarını esirgemeyenlerle kazandım, diyor.</p>
<p><em>Yıldırım; s. 36-37.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Millete Güveni</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/ataturkun-millete-guveni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2020 13:12:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ün söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsızlık savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul 1969]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5019</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusu, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ardı arkası kesilmeyen savaşlar sonucunda çok şeyini kaybetti. Eriye eriye tükenme noktasına&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusu, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ardı arkası kesilmeyen savaşlar sonucunda çok şeyini kaybetti. Eriye eriye tükenme noktasına gelip yaşlılardan, dullardan, sakatlardan ve yetimlerden ibaret kaldı. İçeride ve dışarıda herkesin bitti dediği bu ulus özgürlüğünün söz konusu olduğu Çanakkale ve Bağımsızlık Savaşı’nda bitkinliğine, tükenmişliğine ve yoksulluğuna bakmaksızın yedi düvelin ateş dalgalarına bedenini siper ederek vatanını kurtarmasını bilmiştir. Bu başarısıyla da tüm tutsak uluslara özgürlük sembolü olmuştur.<br />
“Özgürlüğün olmadığı yerde ölüm ve yok oluş vardır. Bütün gelişmelerin anası özgürlüktür.” diyen ATATÜRK, sahip olduğu özgürlük duygusunu ulusundan almıştır. Özgürlükleri için ölümü göze alabilen ulusların asla tutsak edilemeyeceğine inandığından, Bağımsızlık Savaşı’nın en kritik anlarında bile zaferin kazanılacağına olan inancını yitirmemiştir. Türk ulusunun sonsuza kadar özgür ve bağımsız yaşayacağını düşünmekteydi. Bu düşüncenin haklılığını tarih yazmıştır. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün Türk ulusundaki özgürlük tutkusuna olan güvenini yansıtması açısından güzel bir örnektir:<br />
Bir gün Müslüman memleketlerden birinde (Mısır’da) bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemal’i görmeye gelmişti. Kendisine:<br />
-Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz? diye sordu.<br />
Olabilecek bir şey değildi, ama, insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal:<br />
-Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü? diye sordu.<br />
Adamcağız yüzüne baka kaldı:<br />
-Fakat Paşa Hazretleri yarım milyonun ölmesine ne lüzum var? Başımızda siz olacaksınız ya&#8230; dedi.<br />
-Benimle olmaz, beyefendi hazretleri yalnız benimle olmaz. Ne zaman halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse o vakit gelip beni ararsınız.</p>
<p><em>Falih Rıfkı Atay; Çankaya, İstanbul, 1969, s. 318. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Duygusal Tarafı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-duygusal-tarafi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 07:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[alaylı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Duygusal Tarafı]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Emekli Subay]]></category>
		<category><![CDATA[esir]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4663</guid>

					<description><![CDATA[Bir gün Atatürk&#8217;le birlikte Çankaya&#8217;daki köşkte çalışmaktayken dışarıdan bağırmalar, tokat ve küfür sesleri gelmeye başladı. Atatürk ve salonda&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün Atatürk&#8217;le birlikte Çankaya&#8217;daki köşkte çalışmaktayken dışarıdan bağırmalar, tokat ve küfür sesleri gelmeye başladı. Atatürk ve salonda olan bizler pencereden bakınca gördük ki, alaydan yetişme emekli ve yaşlı bir subay olan ve dış hizmetlerinde çalışan kişi, bazı işçileri sille tokat dövüyor ve küfürler yağdırıyordu. Bu arada işçilerin torbaları ellerinden düşmüş ve etrafa eski çamaşırları ve eşyaları saçılmıştı.</p>
<p>Ata&#8217;nın bu olaya müthiş canı sıkıldı. &#8220;Şu edepsize, beyinsize bakın. Neler yapıyor. Koşun durumu öğrenin, bana bildirin&#8221; dediler. Hemen koşarak dışarı çıktık. İhtiyarı yatıştırıp olayı öğrendiğimizde durum şu idi:</p>
<p>Kurtuluş Harbi&#8217;nin henüz bittiği yıllarda, bazı Yunan esirleri, ülkenin birçok yerinde çalıştırılmakta idi.</p>
<p>Köşkte çalışan Yunan esirleri, köşkün bahçesinde ücretle çalıştırılmışlar ve işleri bittiği için dönüyorlardı. Üstleri arandığında, torbalarından, Gazi markalı birkaç paket sigara çıkmıştı. Bunları da bizim hizmetkârların verdiği muhakkaktı. Sigaraları bulan yaşlı subay, esirleri, &#8220;Bunları nereden aldınız?&#8221; diye dövüyordu.</p>
<p>O sırada Atatürk de antreye inmişlerdi. Biz, esirlerle beraber Ata&#8217;ya doğru yürürken, esirlerden biri Ata&#8217;yı uzaktan görünce korkudan düşüp bayıldı. Atatürk bu olayı görünce çok müteessir olmuşlar ve esirin yüzüne kolonya ve su serptirerek kendine getirtmişlerdi. Olayı kendilerine arz edince, Ata daha çok duygulanmışlar ve tercüman aracılığı ile esirlerden özür dilemiş, birkaç paket daha sigara ve bir miktar da para vererek esirleri yollamışlardı.</p>
<p>Esirler gözyaşları ve minnet duyguları ile ayrılıp giderlerken, Ata&#8217;nın hâlâ sinirleri yatışmamıştı.</p>
<p>Sonra, o emekli subay Çankaya&#8217;daki görevinden alınarak Milli Savunma Bakanlığı&#8217;ndaki görevine iade edilmiş ve daha aklı başında biri aynı görev için köşke getirilmişti.</p>
<blockquote><p><strong>1923</strong><br />
<strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong><br />
<strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çankaya&#8217;da Hediye Edilmek İstenen Ev</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/cankayada-hediye-edilmek-istenen-ev/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Dec 2019 21:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Çankaya'da Hediye Edilmek İstenen Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Savunma Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[müdafaa-i hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Rıfat Börekçi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ziraat Okulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4633</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk ve beraberindekiler, 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara&#8217;ya ilk geldiklerinde, Keçiören&#8217;deki Ziraat Okulu&#8217;na (bugünkü meteoroloji binası olan) yerleşmişlerdi.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk ve beraberindekiler, 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara&#8217;ya ilk geldiklerinde, Keçiören&#8217;deki Ziraat Okulu&#8217;na (bugünkü meteoroloji binası olan) yerleşmişlerdi.</p>
<p>O zamanlar isyancılar, her tarafta, özellikle Bolu&#8217;da, Düzce&#8217;de birçok olay çıkarıyorlardı. Olaylar Polatlı&#8217;da bile görülmüş, hatta bir gece Ata&#8217;nın yatıp kalktığı binaya bile kurşunlar atılmıştı. Bina çok geniş ve etrafı da açık olduğu için korunması çok güçtü. Bu nedenle, sonradan istasyondaki, bugün müze olan binaya taşınılmıştı.</p>
<p>Bu bina, hem Meclis&#8217;e yakın, hem korunması kolay sağlanıyor, hem istasyonun telefon ve telgrafhanesinden istenildiği kadar istifade edilebiliyordu. Ayrıca Ankara&#8217;ya gelenleri, istasyonda karşılamak rahat oluyordu. Bu nedenle, Atatürk bu binaya, &#8220;Direksion&#8221; ismini vermişlerdi.</p>
<p>Atatürk, istasyondaki bu küçük binaya taşındıktan sonar, binanın üst katını evi gibi döşetmiş; alt katını da çalışma yeri olarak kullanıyorlardı. Bu yer tabii ki, çok küçüktü. Atatürk&#8217;ün de pek çok resmi ve özel kişilerle görüşme zorunluluğu doğmuştu. Artık TBMM başkanı idi.</p>
<p>Bunu düşünen Ankara müftüsü ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Rıfat Börekçi olmak üzere, zengin Ankaralılar, Atatürk&#8217;e bir ev alıp hediye etmek istediler. Bu nedenle, aralarında para toplayarak belediyeye yatırırlar. Belediye de üç ev seçip pey vererek Atatürk&#8217;ten bunların birisini seçmesini ister.</p>
<p>O zamanlar Ankara, kale ve civarından ibaretti. Dikmen, Keçiören, Etlik ve Çankaya&#8217;da zenginlerin bağ ve bahçeleri vardı. Zenginler yazın oralara taşınır, kış gelince Ankara&#8217;ya dönerlerdi.</p>
<p>Atatürk 1921 yılının Mayıs ayında bir gün beni çağırdı ve &#8220;Çocuk Ankara Belediyesi bize bir ev bağışlamak istiyor. Üç tane ev seçmişler. Git gör. Hangisi bize uygunsa, bana gizlice söyle. Onu kabul edelim ve oraya taşınalım&#8221; dediler. İşleri çok yoğun olduğundan gidip eve, bahçeye bakacak zamanları hiç yoktu. Fakat belediyenin de bu kibar hareketine karşı kabalık yamak istemiyorlardı. Bu nedenle, kendisine, &#8220;Gidip görmeden binayı birine seçtirdi&#8221; dedirtmemek düşüncesiyle, benim yaptığım seçimin gizli kalmasını istiyorlardı.</p>
<p>Evlerden biri Etlik&#8217;te, biri Keçiören&#8217;de biri de Çankaya&#8217;da idi. Ben gidip üçünü de gördüm. Gelip hepsini tek tek ve etraflıca Ata&#8217;ya anlattım. Her zaman olduğu gibi bana sordular, &#8220;Sence hangisi en uygunu?&#8221; dediler.</p>
<p>Çankaya&#8217;daki ev Çankaya&#8217;nın en yüksek yerinde, bahçesinde gayet güzel yetişmiş meyve ve kavak ağaçları olan, tahta kepenkli bir bağ evi idi. Daha önceleri bir İngiliz deri tüccarı oturduğu için de bayağı bakımlı idi. Bu nedenle ben de, &#8220;Çankaya&#8217;daki ev en uygun olanıdır Paşam&#8221; dedim.</p>
<p>&#8220;Öyleyse, Çankaya&#8217;daki evi beğendiğimizi teşekkürlerimizle birlikte belediyeye yazmalarını söyleyiniz&#8221; dediler. Ben de yazıyı hemen yazdırdım.</p>
<p>Böylece Çankaya&#8217;daki bugün müze olan ev beğenilince, sahipleri olan Bulgurluzade Rıfat ve Mehmet Efendilerden Atatürk&#8217;e hediye edilmek üzere hemen satın alındı.</p>
<p>Fakat Atatürk, hediye edilmek istenen bu evi hediye olarak almaktan rahatsız oluyorlar, bütün ısrarlara rağmen evin tapusunu kendi üzerlerine yaptırmak istemiyorlardı.</p>
<p>Birinci İnönü Muharebesi yeni kazanılmıştı. Büyük kahramanlık gösteren ordumuzu onurlandırmak için, bu evi orduya bağışlamak istemekte idi. Bu nedenle, hayat boyu kendilerinin oturmaları kaydıyla, evin tapu tescilini Milli Savunma Bakanlığı&#8217;na yaptırmışlardı. (31.05.1921)</p>
<p>Bu şartla alınan evin onarımını önce mimar Vedat Bey üstlenmiş, sonra da Sarı Hikmet diye tanınan Hikmet Koyunoğlu tamamlamıştı. Köşkün tamiri aynı yıl sonbaharında bitirilmiş ve oraya taşınılarak orada oturmaya başlanmıştı.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçkisine Karışınlar</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ickisine-karisinlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Nov 2019 16:20:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Bayur]]></category>
		<category><![CDATA[hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[içki]]></category>
		<category><![CDATA[İçkisine Karışınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kâbil]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[sefir]]></category>
		<category><![CDATA[umumi katip]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf hikmet bayur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4578</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: Atatürk&#8217;ün içki içmesine karşı olanların başında, umumi kâtip Yusuf Hikmet Bayur geliyordu. Bayur, her hâlde&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>Atatürk&#8217;ün içki içmesine karşı olanların başında, umumi kâtip Yusuf Hikmet Bayur geliyordu. Bayur, her hâlde Atatürk&#8217;ü hepimizden çok sevdiğinden olacak, onu içkisinden caydırmak için türlü bahaneler bulur, fakat hiçbirini başaramazdı. Atatürk çok içmezdi. Ama içtiği zaman da içmesini bilirdi. Acele etmezdi, konuşarak, sohbet ederek, yavaş yavaş içmeyi severdi. Ölçüyü kaçırmazdı. Sarhoş olduğunu bir kez bile görmedim. Taşkın bir hareketine rastlamadım. Böyle olduğu hâlde Hikmet Bayur&#8217;la aralarında sık sık tartışmalara tanık olurdum. Hemen her sabah tekrarlanan bu tartışmalardan Bayur&#8217;un yenilgiye uğradığını üzülerek görürdüm.</p>
<p>Hikmet Bayur, erken saatlerde Atatürk&#8217;e gelir, o günkü ajans bültenlerini getirir ve kendisinden emir alırdı. Atatürk&#8217;ün yorgun halini gören Bayur dayanamaz:</p>
<p>&#8220;Paşam, yine renginiz yerinde değil, çok yorgun ve bitkinsiniz. Şu içkiyi bu kadar içmeseniz daha iyi olur.&#8221; derdi. Bu müdahaleye Atatürk&#8217;ün canı sıkılır, ama hiç belli etmemeye çalışarak:</p>
<p>&#8220;A Hikmet Bey, ben rakıyı şimdi değil, daha harbiye talebesiyken içerdim. Bugüne kadar da hiç zararını görmedim&#8221; diye karşılık verirdi. Bayur bunun da altında kalmazdı:</p>
<p>&#8220;Muhterem Paşam, bugün belki zararını görmediğinizi sanırsınız, fakat yarın göreceksiniz. Siz bu memlekete lazımsınız. Kendinize acımıyorsanız bari bu millete acıyın. Bu millet sizin varlığınızla vardır. Ne olur şu içkiyi az için.&#8221;</p>
<p>Atatürk bu sözleri gülümseyerek karşıladı. O da Hikmet Bayur&#8217;un içinde bir kötülük olmadığını, kendisini herkesten çok sevdiğini biliyordu. Fakat bir gün canına tak etmiş olacak ki, Hikmet Bayur yine içkiyi kötüleyen konferansına başladığı sırada birden bire sözü başka yana çevirerek:</p>
<p>&#8220;Bugünkü işler arasında neler var bakalım?&#8221; diye sordu.</p>
<p>Atatürk, o an yine sinirlendiğini belli etmemişti, ama kararını vermişti. Bu içki aleyhtarı konferanslara artık bir son verecekti. Üç gün sonra mesele anlaşıldı. Akşam sofrasında Atatürk, Hikmet Bayur&#8217;la beraber hepimizi şaşırtan şu haberi veriyordu:</p>
<p>&#8220;Hikmet bey, seni Kâbil&#8217;e sefir yapalım. Git, oraları gör; hatta gerekirse Hindistan&#8217;a kadar git. Oralar hakkında bilgi edin. Oku, öğren ve ilim getir. Bize bu yolda faydalı ol&#8221; dedi.</p>
<p>Bu suretle Hikmet Bayur&#8217;un Kâbil büyükelçiliğine atanma emri verilmiş oluyordu. Hikmet Bayur, hareketinden önce veda için köşke geldi. Atatürk, onu salonda ayağa kalkarak karşıladı. Giderken de kapıya kadar elini omzuna koyarak uğurladı. Batur birkaç gün sonra ayrılarak Kâbil&#8217;e gitti. Bana öyle geliyor ki, bu atanma, Bayur&#8217;un yurda hizmet kaygısı, yalansız olarak, Atatürk&#8217;e içki içmemesi öğüdü ve içmesine engel olma hareketinden ileri geliyordu.</p>
<p>O Hikmet Bayur ki, sevgisini, saygısını hiç eksik etmediği Büyük Adam&#8217;a &#8220;İçme Paşam&#8221; sözünü ilk söyleyebilmek cesaretini göstermiş; fakat bunu çok sevdiği Atatürk&#8217;ün yanından uzaklaştırılmak cezasıyla ödemişti. Nitekim Hikmet Bayur haklı çıkmış, Atatürk de sonunda içkinin fenalığını anlamış, fakat iş işten geçmişti.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ü Güldüren Hikaye</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturku-gulduren-hikaye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 21:27:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu tosunu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ü Güldüren Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[eşek]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[kova]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[rakı]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[yeşilay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4544</guid>

					<description><![CDATA[Az sonra aktarılacak olay, Atatürk&#8217;ün en sevdiği hikâyelerdendir. Kimi zaman kendi anlatır, kimi zaman da başkasına anlattırır, ama&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Az sonra aktarılacak olay, Atatürk&#8217;ün en sevdiği hikâyelerdendir. Kimi zaman kendi anlatır, kimi zaman da başkasına anlattırır, ama hep güler bu hikâyeye. Hikâye şöyledir:</p>
<p>Yeşilaycı bir profesör bir konferans vermektedir. Bir ara dinleyicilere sorar:</p>
<p>&#8220;Bir eşeğin önüne iki kova koysanız. Biri su dolu, biri rakı; hangisini içer?&#8221; Cevabı kendi veriyor:</p>
<p>&#8220;Tabii suyu.&#8221; Gene bitmez sorar:</p>
<p>&#8220;Neden?&#8221; Arkadan biri söz alır. Yüksek sesle cevaplar:</p>
<p>&#8220;Eşekliğinden.&#8221;</p>
<p>Atatürk bu cevaba bayılır. Güler, güler&#8230;</p>
<p>Bir akşam Orman Çiftliği&#8217;nde yanında erkanı, açık havada oturmaktadır. Onlar rakılarını yudumlarken, biraz ileride 15-16 yaşlarındaki bir çiftçi çocuk çalışmaktadır. Atatürk el edip çocuğu çağırır ve sorar:</p>
<p>&#8220;Söyle çocuk; bir eşeğin önüne iki kova kyosan. Biri rakı dolu, biri su. Hangisini içer?&#8221;</p>
<p>Anadolu tosunu yutkunur, etrafına bir göz atar. Gazi Paşa Hazretlerinin ve yanındaki muhterem zevatın önünde rakı kadehleri. Devletin en büyükleri.. Esas vaziyetine geçer ve kendini toplayarak:</p>
<p>&#8220;Rakıyı kumandanım!&#8221; der. Atatürk bu cevabın üzerine kahkahayı basar. Herkes şaşkın şaşkın ona bakarken Atatürk onlara dönüp muzipçe şunu söylüyor:</p>
<p>&#8220;Aman beyler! Neden diye sormayın!&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk ve Annesi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturk-ve-annesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 14:20:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Annesi]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Cevat Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[el öpme]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Zübeyde Hana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4463</guid>

					<description><![CDATA[Cevat Abbas Gürer anlatıyor: Zübeyde Ana; oğluna daha beşik çocuğu iken, vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerden&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cevat Abbas Gürer anlatıyor:</p>
<p>Zübeyde Ana; oğluna daha beşik çocuğu iken, vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerden başlamış, onu her çağında aynı akidelerle büyütmüş, köyde, şehirde tahsile sevk etmiş ilim ve irfan aşılamıştı. Yetişen, mevkiini bulan halaskar (kurtarıcı) oğlunu o, Mustafa Kemal yapmıştı.</p>
<p>Annesini ziyaretlerinin her birinde Atatürk onun mübarek elini büyük bir saygıyla öperdi. Sonra anasının karşısında o  büyük adam küçülür Mustafa, Mustafacık olurdu.</p>
<p>Çankaya&#8217;da bu ana-oğul görüşmelerinin biriydi. Atatürk, anasının elini öptü. Zübeyde Hanım oğluna elini uzatırken coşkun sevgisinin gözlerinde toplanan bütün bir ifadesiyle Atatürk&#8217;ü bağrına basmak istiyordu. Onu kucakladıktan sonra aziz Türk milletine eşsiz bir halaskar kahraman veren ana olmak itibariyle gururlanmalıydı. Fakat öyle olmadı, bahtiyarlığını gülen ve şirin yüzünden okurken o Büyük Türk anası kolları arasından uzaklaşan ciğerparesinin eline sarıldı. Atatürk:</p>
<p>&#8220;Ne yapıyorsun anne?&#8221; dedi. Elini çekmek istedi. Zübeyde Hanım, sükûnetle ve kati bir ciddiyetle:</p>
<p>&#8220;Ben senin ananım, sen benim elimi öpmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun, fakat sen vatanı ve milleti kurtaran bir devlet reisisin. Ben de bu aziz milletin bir ferdiyim ve onun tebaasıyım. Elini öpebilirim.&#8221; cevabını verdi.</p>
<p>Oğlunun elini öpmekten ziyade Zübeyde Hanım, bu hareketiyle oğlunun mevkiinin en büyük ihtirama layık olduğunu etrafındakilere işaret ediyordu.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bunlara Kendimizi Tanıtacağız</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/bunlara-kendimizi-tanitacagiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 08:51:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ankara palas]]></category>
		<category><![CDATA[Bunlara Kendimizi Tanıtacağız]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekselans]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Büyükelçisi]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kemalataturk.net]]></category>
		<category><![CDATA[kemalettin sami paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Marsilya]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4284</guid>

					<description><![CDATA[Kemalettin Sami Paşa anlatıyor: Ankara&#8217;ya son gidişimde bir akşam Gazi, beni Ankara Palas&#8217;a götürmüştü. Sofrada bir kaç kişi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kemalettin Sami Paşa anlatıyor:</p>
<p>Ankara&#8217;ya son gidişimde bir akşam Gazi, beni Ankara Palas&#8217;a götürmüştü. Sofrada bir kaç kişi daha vardı. Yedik, içtik, eğlendik, gece yarısına doğru Fransız Büyükelçisi pavyona geldi. Paşa bu elçiden hoşlanıyordu. Sofraya çağırdı, bir kaç kadeh de onunla birlikte içildi. Büyük şehirlerden, Paris&#8217;ten söz açılmıştı. Bu arada Büyükelçi, Gazi&#8217;ye:</p>
<p>&#8220;Ekselans, Paris&#8217;i bir daha görmek istemez misiniz?&#8221; dedi. Mustafa Kemal Paşa:</p>
<p>&#8220;Nasıl görmek istemem? Gençlik hatıralarımı tazelerim.&#8221; diye cevap verdi. Bu karşılığa çok sevinen büyükelçi:</p>
<p>&#8220;Böyle bir seyahat Fransa&#8217;yı çok sevindirir. Ben de refakatinizde bulunmaktan şeref duyarım. En büyük Fransız zırhlısı bizi İzmir&#8217;den alır. Akdeniz donanması emrinize verilir. Marsilya&#8217;ya çıktığınızda Fransız ordusu kumandanız altına girer. Hükümdarlara yapılmayan bir törenle karşılanırsınız.&#8221;</p>
<p>Bu sözleri dikkatle dinleyen Gazi:</p>
<p>&#8220;Bu daveti siz kendiliğinizden mi yapıyorsunuz, yoksa hükümetiniz adına mı konuşuyorsunuz?&#8221; diye sordu. Bu soru karşısında büyükelçi hemen kendisini topladı:</p>
<p>&#8220;Muvaffakiyetinizi hükümetime bildirirsem, hükümetim de bunu büyük bir şeref sayar.&#8221; dedi. Gazi&#8217;nin yüzü değişti. Çok kesin bir dille:</p>
<p>&#8220;Ekselans, Paris&#8217;i çok görmek istiyorum, ama büyük törenle karşılanacağım Paris&#8217;i değil. Ben Paris&#8217;e dünyanın bu güzel şehrine, operalarını, tiyatrolarını, revülerini, zarif kadınlarını bir daha görmek için gitmek isterim. Dedim ya gençlik hatıralarımı tazelemek için&#8230; Böyle olunca da belli olmadan gitmek isterim. Yoksa törenlerle karşılanmak için değil.&#8221;</p>
<p>Büyükelçi gaf yaptığını anlamıştı, biraz sonra bir iş uydurarak sofradan kalktı. Gazi&#8217;nin de neşesi kaçmıştı:</p>
<p>&#8220;Kalkalım çocuklar, sofraya Çankaya&#8217;da devam ederiz&#8221; dedi. Sofradakilerin çoğunu pavyonda bıraktı yalnız iki-üç yakın arkadaşını yanına aldı. Yolda kendisine:</p>
<p>Elçi çok fena bozuldu ama söylediğine de söyleyeceğine de pişman ettiniz.&#8221; dedim. Artık kızgınlığı geçmişti ve şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Bana bak Kemal, sen de başıma kırk yıllık diplomat kesilme. Adamın zihniyetini anlamadın mı? Bu Avrupalılar bizi bir türlü kavrayamıyorlar. Adam beni bir Şark Emiri sanıyor. Hangi donanmayı kimin emrine, hangi orduyu kimin kumandası altına veriyor? Bunlara kendimizi tanıtacağız, kim olduğumuzu öğrenecekler. Yoksa ben kaba bir adam değilim çocuğum.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şapka Devrimi Neden Kastamonu&#8217;da İlân Edildi?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sapka-devrimi-neden-kastamonuda-ilan-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Oct 2019 11:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Reisi]]></category>
		<category><![CDATA[fes]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[hoca]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu]]></category>
		<category><![CDATA[Rıfat Börekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Saffet Arıkan]]></category>
		<category><![CDATA[şapka]]></category>
		<category><![CDATA[Şapka Devrimi Neden Kastamonu'da İlân Edildi?]]></category>
		<category><![CDATA[şapka kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4253</guid>

					<description><![CDATA[Saffet Arıkan anlatıyor: Hiç unutmam Ağustos&#8217;un ilk günlerinde Kastamonu&#8217;dan bir heyet gelmişti. Âdet yerini bulsun diye haber verdim.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Saffet Arıkan anlatıyor:</p>
<p>Hiç unutmam Ağustos&#8217;un ilk günlerinde Kastamonu&#8217;dan bir heyet gelmişti. Âdet yerini bulsun diye haber verdim. Gazi, hemen ilgilendi.</p>
<p>&#8220;Bu heyeti ben kabul edeceğim, yarın Çankaya&#8217;ya getir.&#8221; dedi.</p>
<p>Bu emre hayret etmekle beraber hususi bir mana da veremedim. Ertesi gün gazi heyeti kabul etti, olağanüstü iltifatlarda bulundu. Bir saat kadar yanında tuttu, Kastamonu hakkında çeşitli sualler (sorular) sordu. Heyeti uğurlarken:</p>
<p>&#8220;Davetinize çok teşekkür ederim, yakında Kastamonu&#8217;ya geleceğim. Hemşehrilerime selam söyleyiniz.&#8221; dedi.</p>
<p>Hâlbuki heyet Gazi&#8217;yi Kastamonu&#8217;ya davet etmemişti. Bu sözleri işitince hayretim büsbütün arttı. Ama gene bir mana veremedim. Heyeti uğurladıktan sonra benim kalmamı emretti. Koluma girerek beni salona götürdü, çok neşeliydi:</p>
<p>&#8220;Çocuğum, Kastamonu&#8217;ya gidiyorum. Şapkayı orada giyeceğim.&#8221; dedi.</p>
<p>Epeyce zaman beri zihninin şapka meselesiyle meşgul olduğunu biliyordum. Birkaç arkadaşı Beyoğlu&#8217;nda şapka giyerek gezdirmiş,  yapacağı akisleri (yankıları) inceletmişti. Sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Niçin Kastamonu&#8217;yu seçtiğimi bilmezsin. Dur, anlatayım. Bütün vilayetler beni tanır. Ya üniforma ile yahut fesli, kalpaklı sivil elbise ile görmüşlerdir. Yalnız Kastamonu&#8217;ya gidemedim; ilk önce nasıl görürlerse öyle alışırlar, yadırgamazlar. Üstelik bu vilayet halkının hemen hepsi asker ocağından geçmişlerdir. İtaatlidirler, munistirler (cana yakın). Adları mutaassıp (tutucu) çıkmışsa da anlayışlıdırlar. Bunun için şapkayı orada giyeceğim&#8221; dedi.</p>
<p>Birkaç gün sonra gitti ve şapkalı olarak döndü. Dönüşte Ankara&#8217;ya yaklaşırken en çok Diyanet İşleri Reisi Rıfat Efendi üzerinde yapacağı tesiri düşünüyor, onun kırılmasını istemiyordu.</p>
<p>Ankara&#8217;da kendisini karşılayanları, şapkasını çıkararak selamlarken gözü hep Rıfat Efendi&#8217;de idi. Rıfat Efendi, büyük bir anlayış gösterdi. O da sarıklı fesini çıkararak Gazi&#8217;yi çok sevindirmişti. Hoca&#8217;yı otomobiline aldı. Kendi başında şapka vardı. Rıfat Efendinin başı açıktı. Böylece şehre girildi.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
