<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>büyük taaruz &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/buyuk-taaruz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 11:58:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>büyük taaruz &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>31 Ağustos 1922 Günü</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/31-agustos-1922-gunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jan 2020 21:54:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[26 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[31 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[31 Ağustos 1922 Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[ecnebi]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmetçik]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4658</guid>

					<description><![CDATA[Ağustos&#8217;un 26&#8217;sında 1922 tarihinde şafakta başlayan Büyük Taarruz altı gün altı gece devam etmiş ve Mehmetçiklerin aslanlar gibi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos&#8217;un 26&#8217;sında 1922 tarihinde şafakta başlayan Büyük Taarruz altı gün altı gece devam etmiş ve Mehmetçiklerin aslanlar gibi saldırmalarıyla düşmanın büyük kısmı kılıçtan geçilirilmişti.</p>
<p>31 Ağustos&#8217;da güneş Türklerin büyük zaferiyle doğmuştu.<br />
Aynı günün sabahı Atatürk&#8217;le harp sahasını dolaşıyorduk. Etraf binlerce insan ve hayvan ölüleriyle adeta bir mahşer yerini hatırlatıyordu.</p>
<p>Büyük asker bu manzara karşısında çok rahatsız oldular ve &#8220;Bu feci manzara, bütün insanlık için utanç verici bir olaydı. Ama biz vatanımızı korumak için gerekli savunmamızı yaptık. Buna bizi zorladılar&#8221; demiş ve ölüler kaldırılıp gömülünceye kadar hiçbir yerli ve yabancı gazetecinin bölgeye sokulmamasını, kesin olarak emretmişlerdi.</p>
<p>&#8220;Bu feci manzarayı gören ecnebiler, yarın bizim için neler söylemezler&#8221; demişlerdi.</p>
<p>Bunun üzerine, Atatürk&#8217;ün emri tutulmuş ve ölüler gömülünceye kadar bölgeye hiçbir gazeteci ve fotoğrafçı sokulmamıştır. Böylece, o durum hiçbir gazetede resimlenmemiş ve fotoğrafla belgelenmemiştir. Hâlâ da o manzarayı gösteren bir resim yoktur.</p>
<blockquote><p><strong>Muzaffer Kılıç&#8217;tan</strong><br />
<strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Taaruz Tarihinin Geri Bırakılması</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/buyuk-taaruz-tarihinin-geri-birakilmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jan 2020 21:45:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[başkumandan atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Taaruz Tarihinin Geri Bırakılması]]></category>
		<category><![CDATA[harita]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin hüsnü erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci ordu]]></category>
		<category><![CDATA[kolordu]]></category>
		<category><![CDATA[kurmay]]></category>
		<category><![CDATA[mart]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[Sadık Atak]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Şevki Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4655</guid>

					<description><![CDATA[1922 yılının Mart ayında bir gün Başkumandan Atatürk&#8217;ten bir &#8216;Tehiri Musubi İdamdır&#8221; (geç gitmesine sebep olanlar idam edilirler)&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1922 yılının Mart ayında bir gün Başkumandan Atatürk&#8217;ten bir &#8216;Tehiri Musubi İdamdır&#8221; (geç gitmesine sebep olanlar idam edilirler) kaydı olan bir telgraf geldi.</p>
<p>Telgrafın birinci maddesinde, &#8220;Bu emirden sadece ordu komutanları ve kurmay başkanları haberdar olacak, kolordu komutanlarına bile bilgi verilmeyecektir&#8221; deniyor; ikinci maddesinde ise, &#8220;Büyük Taaruz Nisan ayı içinde yapılacaktır. Ona göre hazırlıkların tamamlanması&#8221; emrediliyordu. Bu emri okurken odada sadece ikinci ordu komutanı Yakup Şevki Paşa ile birlikte ben vardım.</p>
<p>Büyük taaruz haberini duyunca ben de çok heyecanlanmıştım. Hatta elimden, okuduğum kağıt masanın üzerine düşmüştü. Yakup Şevki Paşa gayet sakin bir sesle, &#8220;Oğlum, bir kağıt-kalem al. Buna bir cevap yazalım&#8221; emrini verdi.</p>
<p>O zamanlar cephelerde daktilo bulunmazdı. Bu nedenle ordunun bütün emir ve yazılarını, sır sakladığım ve yazım güzel olduğu için ben yazardım.</p>
<p>Kağıt-kalemi alıp Paşa&#8217;nın söylediklerini yazmaya başladım.<br />
24 sayfayı bulan çok uzun ve çok geniş kapsamlı bir cevap yazdırdı. Cevapta, &#8220;Böyle bir taarruzun Nisan ayında yapılması doğru olmaz. Havalar yağmurlu; etraf çamur içinde olur. Ulaşım ve erzak temini fevkalade zordur.<br />
Halbuki, ecdadımızın daima tercih ettiği gibi ağustos ayı, taarruz için fevkalade uygundur. Her taraf kuru ve ulaşım çok kolay olur. Zaptedilen bölgelerdeki ürünlerden askere yetecek kadar yiyecek bulmak da çok kolaylaşır.<br />
Ayrıca makineli tüfeklerimiz yeterli sayıda değildir. Mutlaka her bölüğe en az bir makineli tüfek verilmelidir.<br />
Topçu mermilerimiz de azdır.<br />
Bu şartlarda taarruz başarısız olur&#8221; diye bütün sebepleri ve eksiklikleri madde madde yazdırdı.</p>
<p>Cevap, Ankara&#8217;ya kurye ile acele yollandı. Aradan dört gün geçmişti. Ordu komutanı nöbetçi emir subayı bendim. Bu nedenle uyanıktım. Sabahın saat dördünde bir motor sesi duydum. Hemen binamızın sokak kapısına fırladım. Küçük, dört kişilik bir Ford otomobilin kapıya yanaşmakta olduğunu gördüm. Otomobil ordu karargâhımızın kapısının önünde durdu.</p>
<p>İçinden, bir de baktım Atatürk indi. Bize doğru dönerek kendisini ordu komutanının yanına götürmemizi emrettiler. Ben heyecanla koşarak elini öptüm.</p>
<p>Sonra Atatürk&#8217;ü merdivenlerden çıkarak ordu komutanının yatak odasına götürdüm. Biz odaya girince, Yakup Şevki Paşa yataktan heyecanla fırladı. Atatürk&#8217;le öpüştüler.</p>
<p>Atatürk, &#8220;Bizi yalnız bırakın&#8221; dedi. İki general sabaha kadar taarruzu tartıştılar. Sabah saat sekize doğru, bir kahvaltı ve ordu kurmay başkanı Hüseyin Hüsnü Erkilet Paşa&#8217;yı da emrettiler. Üçü birlikte öğleye kadar çalıştılar. Öğle ve akşam bizler dahil, hep birlikte yemek yedik.</p>
<p>Akşam yemekten sonra, yine Şevki Paşa&#8217;nın odasına çekilip gece dörde kadar haritalar üzerinde tartıştılar. Durumu sadece ben biliyor, fakat bana sual soran hiç kimseye bir şey söylemiyordum. Çünkü öyle emir almıştım.</p>
<p>Sabaha karşı saat dört sularında Atatürk, Ankara istikametine doğru yeniden yola çıktı. Önde şoför ve muavini, arkada Atatürk ve jandarma yaver Siirtli Binbaşı Mahmut Bey oturuyorlardı.</p>
<p>Yanlarında sadece bir muavinde, bir de Mahmut Bey&#8217;de olmak üzere iki küçük filinta bulunuyordu. Bu kış kıyamette, martın en soğuk ve karlı günlerinde, kağnı yollarından geçerek, kimselere görünmeden, bir gece evvel gelip ertesi gece hiç uyumadan geri dönmek ne büyük bir güç ve cesaretti.</p>
<p>Bu seyahatin sebebi, daha önce yazdığımız 24 sayfalık gerekçe idi. Atatürk, Ankara&#8217;da bizim cevabımızı alır almaz, trenle Biçer istasyonuna, oradan da otomobille Bolvadin&#8217;e gelmiş ve bizim karargâhta Paşa&#8217;yla son durumu yüz yüze tartışmışlardı.</p>
<p>Atatürk, Ankara&#8217;ya varınca, ordulara ve batı cephesine bir şifre göndermişler ve şifrede, &#8220;İkinci ordu komutanının teklifleri uygun görülmüş ve eksikliklerin tamamlanması için gereklere emir verilmiş ve taarruz tarihi ertelenmiştir&#8221; diyerek Yakup Şevki Paşa&#8217;nın önerilerine uyduğunu açıklamaktan çekinmemişlerdi.</p>
<blockquote><p><strong>Sadık Atak&#8217;tan</strong><br />
<strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 Ağustos</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/24-agustos/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 18:49:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[15 gün]]></category>
		<category><![CDATA[24 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Başkomutanlık Karargâhı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[kemalataturk.net]]></category>
		<category><![CDATA[kocatepe]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[on beş gün]]></category>
		<category><![CDATA[taaruz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4262</guid>

					<description><![CDATA[Falih Rıfkı Atay anlatıyor: 24 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa Ankara&#8217;dan hareket etti. Afyon&#8217;un güneyinde geceyi geçirdi. 25-26&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Falih Rıfkı Atay anlatıyor:</p>
<p>24 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa Ankara&#8217;dan hareket etti. Afyon&#8217;un güneyinde geceyi geçirdi. 25-26 gecesi Kocatepe&#8217;nin hemen güneyindeki Başkomutanlık Karargâhı&#8217;na geldi. Şafakla beraber saldırı emrini verdi. Ankara&#8217;dan hareket edeceği günün akşamını Keçiören&#8217;de yakın adamları ile geçirmişti. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere:</p>
<p>&#8220;Taaruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci günü İzmir&#8217;deyiz&#8221; demişti. Acaba içkinin tesiri miydi? Arkasından hafifçe gülüştüler bile. İzmir&#8217;den dönüşünde karşılayanlar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce:</p>
<p>&#8220;Bir gün yanılmışım.. Ama kusur bende değil düşmanda!&#8221; dedi. Çünkü İzmir&#8217;e taaruz&#8217;un on dördüncü günü girmişti.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunan Başkumandanı Trikopis&#8217;in Esir Edilişi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yunan-baskumandani-trikopisin-esir-edilisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2019 16:33:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Adalar]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atina]]></category>
		<category><![CDATA[Avgin Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan Gunaris]]></category>
		<category><![CDATA[Başkumandan Papulâs]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir-Kütahya]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[General Hagi Anesti]]></category>
		<category><![CDATA[General Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Hıfzı Topuz]]></category>
		<category><![CDATA[inönü savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Paul]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Andre]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Georges]]></category>
		<category><![CDATA[Ruzvelt Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Talas]]></category>
		<category><![CDATA[Teotakis]]></category>
		<category><![CDATA[Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Başkumandanı Trikopis'in Esir Edilişi]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Kralı Konstantin]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4104</guid>

					<description><![CDATA[Hıfzı Topuz anlatıyor: &#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıfzı Topuz anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki emekli General Trikopis&#8217;i ziyaret etmiş ve kendisiyle uzun boylu görüşmüştüm.</p>
<p>Trikopis&#8217;i evinde ziyarete gittiğim zaman kendisini derin bir rüyadan uyandırmış gibi oldum. Beni büyük bir nezaketle odasına kabul ettikten sonra:</p>
<p>&#8220;İstanbul&#8217;dan mı geliyorsunuz?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Evet.&#8221; diye cevap verdim, daldı. Bir müddet derin derin düşündükten sonra:</p>
<p>&#8220;54 sene evvel İstanbul&#8217;dan geçmiştim.&#8221; diye devam etti. &#8220;Güzel şehirdir İstanbul, ben de o zamanlar 30 yaşındaydım. Hey gidi günler, hey&#8230;&#8221;</p>
<p>Odada generalin gençliğine ait bir yığın resim görüyordum. İşte şu grubun ortasında bulunan burma bıyıklı genç teğmen, Trikopis&#8217;ti. Bu resim galiba Paris&#8217;te çekilmiş, sene 1903. Şu masanın üstünde duran resim de generalin I. Cihan Savaşı&#8217;nda Yugoslavya&#8217;da çekilmiş bir resmi. Masanın tam arkasında büyük bir resim daha görüyorum. Bu da 1921&#8217;de Eskişehir&#8217;de çekilmiş. Yunan Kralı Konstantin, Anadolu harekâtında başarı kazanan kumandanlara şecaat nişanı takıyor. Trikopis o zaman kolordu kumandanı. Konstantin&#8217;in yanında Başkumandan Papulâs, şimdiki Kral Paul, Prens Georges, Prens Andre, İstiklâl Savaşı&#8217;nı takiben Yunanlıların kurşuna dizdikleri Başbakan Gunaris ve bakanlardan Teotakis bulunuyor. Hey gidi günler..</p>
<p>&#8220;Generalim!&#8221; diyorum. &#8220;Nasıl oldu şu Anadolu harekâtı? Tâ Ankara kapılarına kadar ilerledikten sonra nasıl oldu da davayı kaybettiniz?&#8221;</p>
<p>Trikopis tekrar derin derin düşünüyor. Sonra:</p>
<p>&#8220;Bizim Anadolu&#8217;da işimiz ne idi?&#8221; diyor. &#8220;Bizim menfaatimiz Balkanlar&#8217;da, Makedonya&#8217;da, Adalarda olabilir amma Anadolu&#8217;dan bize ne? Ne diye bizi oralara gönderdiler? Aradan bunca yıl geçti. Şimdi insan maziyi çok daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor. Şimdi artık itiraf etmekten çekinmiyorum. Bizim Anadolu savaşında hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere âlet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehir verdik sonunda ne oldu? İşte bugün kardeşiz. Hataydı Anadolu harekâtı! Hem de muazzam bir hata&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis yine bir müddet susuyor. Emekli generalin duyduğu pişmanlığı anlamaya çalışıyorum. Zavallı Yunan şehitleri, zavallı İstiklâl Harbi kahramanları! Boş yere yanan, yıkılan köylerimiz! Ve tarihin karanlık bulutları gerisinden eski &#8220;büyük düşmanımız&#8221;ın duyduğu pişmanlık. Ne muazzam tezat! Trikopis, bugün seninle kardeş olabilmemiz için Anadolu topraklarının kanla sulanması lâzımmış.</p>
<p>Emekli general tekrar anlatmaya devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Ben Anadolu^da sizinle dört defa çarpıştım. Birincisine biz &#8220;Avgin Muharebesi&#8221; diyoruz. Siz &#8220;İnönü Savaşı&#8221;. 1921 yılı Mart ayının son günleriydi. Ben o zaman üçüncü tümen kumandanıydım. İnönü&#8217;de bizim üç tümenimiz bulunuyordu; 7.tümen merkezde, 3. tümen solda ve 10. tümen de sağda olmak üzere muharebe vaziyeti almıştık. Hepimiz kahramanca çarpıştık. Fakat Türkler bizden çok üstün oldukları için netice bizim lehimize tecelli edemedi. Geri çekildik ve burada ilk olarak İnönü&#8217;nün askerlik kabiliyetini anlamış olduk.</p>
<p>İnönü ile ikinci karşılaşmam Eskişehir-Kütahya hattında oldu. 1921 Haziranının sonlarına doğruydu. Ben Bursa&#8217;da bulunuyordum. Birliklerimiz Eskişehir ve Kütahya üzerinden taaruza geçmişlerdi. Türkler oyalama muharebesiyle yardım bekliyorlardı. Ben derhal cepheye hareket ederek bu yardıma mani oldum. Bu muharebe bizim galibiyetimizle neticelendi.</p>
<p>Türk ordusu ile üçüncü defa Sakarya&#8217;da karşılaştık. 1921 Ağustos&#8217;unun sonlarında cereyan eden bu savaşlarda biz geri çekildik. Ben ikinci kolorduya kumanda ediyordum. Afyon cephesini tutarak Yunan ordusunun çöküşüne mâni oldum. Eğer ben bu cepheyi tutmasaydım Sakarya&#8217;dan sonra çok kötü bir mağlûbiyete gidebilirdik. Bundan sonra uzun bir duraklama devresi oldu. Bu esnada birinci kolordu kumandanlığı da uhdeme (sorumluluğuma) tevdi (bırakma) edildi. Aralık 1921&#8217;de Cenup (Güney) Grup Kumandanlığına getirildim. Türklerin büyük bir hazırlık içinde bulunduklarını fark ediyorduk. Anadolu&#8217;da üç kolordumuz vardı. Başkumandan General Papulâs&#8217;ın uğradığı başarısızlıktan sonra yerine General Hagi Anesti tayin edilmişti. Muhtemel taaruzları önlemek için cepheyi yıkılmayacak bir şekilde tahkim (sağlamlaştırma) etmiştik. Ve bu cephenin çökmesine ihtimal vermiyorduk.</p>
<p>Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı Türklerin beklenmedik taaruzu ile karşılaştık. Bu taaruz bizim için muazzam bir darbe oldu. Hagi Anesti bütün kolordulara bizzat kumanda etmek istiyordu. En büyük korkumuz İzmir&#8217;le irtibatımızın kesilmesiydi. Bizim için en tehlikeli vaziyet bu idi. Ben İzmir&#8217;e telgraf çekerek takviye istemiş ve aksi halde mağlûp olacağımızı bildirmiştim. İstediğim bu takviyeyi gönderemediler. Hâlbuki karşımızda Mustafa Kemal vardı. Neye uğradığımızı anlayamadık. Cephe çökmüş ve ordu mağlûp olmuştu&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis&#8217;in &#8220;Başkumandanlık Muharebesi&#8221;ne ait hatıralarını anlatırken büyük bir heyecan içinde olduğu görülüyordu. İhtiyar kumandan otuz yılın gerisinde kalan hatıralarını toplamaya çalışarak sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Türk ordusunun bu beklenmedik kuvveti karşısında birliklerimiz perişan olmuştu. Yan birliklerle de irtibatı kaybetmiştik. Cephanemiz tükenmek üzereydi. Neşrettiğim bir günlük emirle sonuna kadar muharebeye devam edilmesini askere tebliğ etmiştim. Vaziyetimiz gittikçe müşkülleşiyordu (zorlaşıyordu). Asker yorgundu. Kimsede muharebeye devam arzusu kalmamıştı. I. Dünya Savaşı&#8217;ndan beri durmadan çarpışan Yunan ordusunun maneviyatı hayli sarsılmıştı. Halk artık savaştan bıkmıştı. Askeri zorla, inanmadığı bir gaye uğrunda muharebeye sürüklemekteki güçlük, harbin en çetin meselelerinden birini teşkil eder. Ordunun adım adım hezimete yaklaştığını hissediyorduk. Her tarafımız Türklerle çevrilmişti. Esir olacağımızı anlıyorduk. Bizde kılıcı düşmana teslim etmek küçüklük sayılır. Vaziyetin kötüye gittiğini gören yaverin bir ara yanıma gelerek:</p>
<p>&#8220;Generalim, kılıçlarımızı imha edelim&#8221; diye teklifte bulundu. Kılıcımı kendisine verdim. Aldı ve parçaladı. Firar fayda etmedi, ordu perişan olmuştu.</p>
<p>Bu esnada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek kaçmaya ve çemberi yarmaya teşebbüs ettim. Fayda etmedi. Türklerin içine düştüm. Esir oldum. Beni yakalayanlar hüviyetimi (kimlik) almakta güçlük çekmediler. Üzerimde bir revolver vardı. Derhal bunu anladılar. Bizde süvarilerin kılıcı atların eğerine bağlıdır. Benim bindiğim atta da böyle bir kılıç bulunuyordu. Askerler bunu da benim kılıcım zannıyla müsadere ettiler (el koydular). Bu esnada ordu perişan olmuştu. Sağ kalan birlikler dağınık bir halde İzmir&#8217;e kaçmaya çalışıyorlardı. Bu bizim için büyük bir mağlûbiyet olmuştu.</p>
<p>Beni ilk evvelâ Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü&#8217;ye götürdüler. Kendisi ile fazla bir şey konuşmadık. İnönü, beni yanına alarak Mustafa Kemal&#8217;in huzuruna çıkardı. Yunan Orduları Başkumandanlığına tâyin edildiğimi de bu sırada öğrendim. Atatürk beni mert bir askere yaraşır bir şekilde kabul etti. Teessür (üzüntü) ve heyecan içindeydim. İnönü beni kendisine takdim etti. Gazi&#8217;nin bu esnadaki sözlerini hiç unutmayacağım:</p>
<p>&#8220;Üzülmeyin General, dedi. Siz vazifenizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlûp olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Size karşı büyük bir hürmet hissi besliyoruz. Burada kendinizi esir addetmemenizi rica ediyorum. Misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.&#8221;</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bu ince ve nazik muamelesi karşısında ben de bu büyük kumandana karşı içimde bir hayranlık duymaya başlamıştım. Bundan sonra bizi Kayseri&#8217;nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevkettiler. Yüksek rütbeli subaylardan başka yanımda dört general daha vardı. Artık bizim için savaş bitmişti. Neticeyi beklemeye başladık. Bundan sonraki vaziyeti biliyorsunuz. Ordumuzun bakiyeleri (geri kalanları) birkaç gün içinde Anadolu&#8217;yu terkettiler. Fakat barış muahedesinin (anlaşma) imzalanması kolay olmadı.</p>
<p><strong>Kayseri Kampında Bir Sene</strong></p>
<p>Bir seneye yakın bir müddet Kayseri kampında yaşadık. Daimî bir nezaret altında bulunuyorduk. Bir gün kamp kumandanına:</p>
<p>&#8220;Beni bıraksanız bile bir yere kaçamam.&#8221; dedim. &#8220;Bundan sonra nereye gidebilirim? Haydi kamptan kaçtım diyelim; Yunanistan nerede, Kayseri nerede?&#8221;</p>
<p>Nihayet Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin karşılıklı mübadeleleri konusundaki anlaşma imzalandı. Biz de memleketimize döndük. İşte Anadolu seferimizin hazin hikâyesi. Fakat bu hikâye henüz bitmemişti. Yunanistan halkı kendisini bu maceraya sürükleyen insanlardan hesap soracaktı. Memleket karışıklık içindeydi. Anadolu harbine sebep olanlar kurşuna dizildiler. Orduda tasfiye yapıldı. Fakat benim bu işlerde hiç bir suçum olmadığı için bütün bu işlerden yüzümün akı ile çıktım. Ordudaki vazifeme devam ediyordum. Fakat yaşım da ilerlemişti. Nihayet 1928&#8217;de emekliye ayrılmamı isteyerek ordudan istifa ettim. Ve işte o zamandan beri köşemden dünyayı seyrediyorum. Şimdiye kadar birçok partilerin mebusluk teklifleri ile karşılaştım. Fakat hiçbirini kabul etmediğim gibi bundan sonra da politika ile uğraşmak niyetinde değilim. Yegâne arzum yeni bir harp görmeden barış içinde hayata gözlerimi kapamaktır.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aha Sıfatı, Aha Kendi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/aha-sifati-aha-kendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 06:26:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[9 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Aha Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Aha Sıfatı]]></category>
		<category><![CDATA[araba]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Başkomutanlık Meydan Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir'in kurtuluşu]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[nif]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4073</guid>

					<description><![CDATA[26 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi&#8217;nde düşman yüzgeri etmiş, İzmir&#8217;e doğru kaçıyor, biz bazen süvarilerle, bazen piyadelerle yan yana&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>26 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi&#8217;nde düşman yüzgeri etmiş, İzmir&#8217;e doğru kaçıyor, biz bazen süvarilerle, bazen piyadelerle yan yana Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın otomobili ile peşini bırakmıyoruz. Nif Kasabası çevresindeki köylerden birinin yanından geçiyoruz. Köy ahalisi, çoluğu çocuğu, yaşlısı genciyle yol boyuna dökülmüş&#8230; Açacak sofrası, uzatılacak ekmeği yok ama; testisi, maşrapası var. Kaptığı gibi yol boyuna dizilmişler; gelene uzatıyorlar, geçene uzatıyorlar:</p>
<p>&#8211; Susamışsındır yiğidim, hele iç!&#8230;</p>
<p>-Çok yaşa! Ellerin nur olsun nine!..</p>
<p>Bir nakliye kolu yolu tıkamıştı. İster istemez durduk. Mustafa Kemal Paşa bu arada bir sigara içmek istedi. Toz gözlüklerini alnına kaldırdı, tabakasını çıkartarak bir sigara yaktı. Köylüler çevremizi sarmışlar, hep bir ağızdan &#8220;kurtulmanın sevincini&#8221; söyleşiyorlar; elbiseleriyle arabanın tozunu siliyorlar, testilerindeki su ile yıkamaya çalışıyorlar, dualar okuyorlardı. Biz de bir daha yaşanmaz tabloya bakıyorduk&#8230;</p>
<p>Birden, içlerinden biri, toz gözlüklerini alnına kaldırmış Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya dik dik bakmaya başladı. Hemen tetiklendim. Bir süre sonra yavaş, yavaş elini arkaya doğru attı. Sandım ki silah çekecek!.. Elimi tabancama en yakın noktaya getirdim ve kılıfı açtım. Adam arka cebinden, umduğum silah yerine, bir kağıt parçası çıkardı. Avucunun içine sıkıştırdığı kağıda baktı. Mustafa Kemal&#8217;e baktı, kağıda baktı. Mustafa Kemal&#8217;e baktı:</p>
<p>-Aha ağalar, aha be!.. Aha Mustafa Kemal Paşa!.. Aha sıfatı, (avucundaki fotoğrafı gösteriyordu) aha kendi!..</p>
<p>Mustafa Kemal paşa, ne o zaman değin görülmüş, ne ondan sonra görülecek dehşetli bir sevgi hücumuna uğradı&#8230; Kim neresini ele geçirmişse öpüyor, okşuyor, yüzünü gözünü sürüyordu. Kadınlar, genç kızlar çizmeleri üzerinde birikmiş tozları parmaklıyor; sonra bu tozla gözlerine sürme çekiyorlardı..</p>
<p>Bu, hiçbir kalemin anlatamayacağı bir manzara idi.. Mustafa Kemal Paşa ağlıyor, ben ağlıyorum, şoför ağlıyor, köylüler ağlıyor&#8230; Üzerinden hâlâ duman tüten taze savaş toprakları, mutluluk yaşlarıyla sulanıyordu. Havada barut kokusu ve hıçkırıklar vardı&#8230;</p>
<blockquote><p><strong>İsmet Bozdağ, Atatürk&#8217;ün Başyaveri Salih Bozok anlatıyor</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
