<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Büyük taarruz &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/buyuk-taarruz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 11:57:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Büyük taarruz &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>O, Yalnızlığa Teslim Olmadı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/o-yalnizliga-teslim-olmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 13:55:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk düşünceleri]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk yalnız mıydı?]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük taarruz]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet gençliğe emanet]]></category>
		<category><![CDATA[fevzi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[halide onbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Nezihe Araz]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim birliği]]></category>
		<category><![CDATA[sadık emir eri ali çavuş]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5156</guid>

					<description><![CDATA[ATATÜRK, düşünce felsefesiyle hem toplumun hem de çağının üzerinde olan bir insandı. Kendisine en yakın olanlar dahi onun&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ATATÜRK, düşünce felsefesiyle hem toplumun hem de çağının üzerinde olan bir insandı. Kendisine en yakın olanlar dahi onun düşüncelerindeki derinliği görememişlerdir.. Yakınındakiler olup biten olaylar ve sonuçlarıyla meşgulken o,  sonuçların getireceği sonuçlarla ilgiliydi. Türk ulusu adına yürüttüğü özgürlük ve çağdaşlaşma mücadelesine zarar verir düşüncesiyle atacağı sonraki adımları çoğu zaman bir sır gibi saklamıştır. Düşüncelerini başkalarıyla paylaşamamanın ağırlığını ve yalnızlığını yaşamının sonuna kadar taşımıştır. Cumhuriyeti gençliğe emanet etmesinde ve Ulusal Egemenlik Bayramı’nı çocuklara armağan etmesinde bu gerçeği aramak gerekir. Çünkü onun düşünceleri geçmişin küllerini değil geleceğin tohumlarını taşımaktaydı. Aşağıdaki anekdot, bu büyük insanın düşünce yalnızı olup yalnızlığa teslim olmayışını çok güzel açıklamaktadır:</p>
<p>Mustafa Kemal’in sadık emir eri Ali Çavuşun Büyük Taarruz gecesiyle ilgili olarak anlattıklarını gazeteci-yazar Nezihe Araz’ın kendi yorumlarıyla dinleyelim:</p>
<p>Fevzi Paşamız, bir gemici fenerinin altında, koynunda En’am’ını çıkarmış usul usul Kur’an okuyordu. Paşamız, “Vakit nasıl hocam” diye sordu. Okumasını bitiren Fevzi Paşa, “Topçuyu yoklayayım” dedi. Cevap geldi sonra; “Topçu hazır Paşam!“ “Piyadeyi yoklayınız.” Dedi. Gazi: Cevap “İstihkâm taburu da yoklandı.“ oldu.</p>
<p>Sonsuz bir sessizlik ve geceyi bekleyiş. Paşamız bir taşın üstünde oturuyor. Konuşmuyor. Düşünmekte. Sonra ayağa kalkıyor ve sesleniyor, yeni doğan güneşe karşı: “Rabbim! Yunanlının kazandığını gösterme bana, onlar kazanacaksa, şu gök kubbe başıma yıkılsın daha iyi. Anam, bize dua et.”</p>
<p>Tanrısı, anası, dostları ve ordusu ve bunların ortasında, yalnızlığının içinde kavrulan bir dünya sorumlusu. Büyük zaferin bir bedeli varsa, Mustafa Kemal bu bedeli, ölünceye kadar, o çaresiz yalnızlığı ile ödemiş olmalı.</p>
<p>Ne demişti Halide Edip Hanım, hani o zafer gecesi karargâhta çay içerken: “Kazandınız, her şey bitti. Artık biraz dinlenmeniz lâzım.“ demişti. Mustafa Kemal de ona ne yanıt vermişti:</p>
<p>“Hayır bitmedi. Asıl savaş şimdi başlıyor Halide Onbaşı, şimdi birbirimizi yiyeceğiz.” demişti.</p>
<p>Hepsi doğru çıkmadı mı?</p>
<p>Ve neler olmadı bu ”Birbirimizi yiyeceğiz.” konusunda?</p>
<p>Cumhuriyetin ilânı saltanatçıları, hilâfetin kaldırılması şeriatçıları, yeni anayasa projesi mecellecileri, Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu medresecileri, kıyafet devrimi tutucuları, orduyu siyasetten çekme kararı bazı komutanları, batılılaşma diye yorumlanan “çağdaş medeniyetler seviyesine çıkma” azmi ümmetçileri, kadın hakları ve kadına toplumda verilen yer ; mutaassıpları, birleşik Türkiye kavramı ayrılıkçıları Mustafa Kemal’e karşı amansız savaşlara soktu. (Bugünkü savaş onun eserlerine karşı veriliyor.) Taa onun için tasarlanan suikast çizgilerine varana kadar! (Bugün onun anıtlarına suikast düzenliyorlar.) O kadar ki, bir ara Mustafa Kemal, “bir patırtı çıkacak olursa, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ile karşı koymaya hazır olduğunu” duyurmaya bile çalıştı muhaliflerine. Ordunun desteğinden ve milletin kendisine olan inancından başka ona destek olacak bir artı gücü yoktu. Böyle diyordu.</p>
<p><em>Araz; s. 85.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Zaferden Sonra Ankara&#8217;ya Gelişi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturkun-zaferden-sonra-ankaraya-gelisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 07:39:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Zaferden Sonra Ankara'ya Gelişi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük taarruz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Nuri Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Numune Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Paraşüt Kulesi]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[Tren İstasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yaver]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdakul Yurdakul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4661</guid>

					<description><![CDATA[Büyük Taarruz başarılmış ve düşman denize dökülmüştü. Ülkenin her yerinde bu bayram kutlanıyordu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynanıyordu. Her&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Taarruz başarılmış ve düşman denize dökülmüştü. Ülkenin her yerinde bu bayram kutlanıyordu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynanıyordu. Her evde, her ocak başında bu konuşuluyor; herkes birbirine sarılıp bunu kutluyordu.</p>
<p>Ben, bu son büyük muharebede yaralanmış, Ankara&#8217;ya gönderilmiştim. Ankara&#8217;da Numune Hastanesi&#8217;nde yatıyordum. Bizler bu olayları gazetelerden ve gelen hasta bakıcılardan öğreniyorduk.</p>
<p>Bir Ekim günü Ata&#8217;nın Ankara&#8217;ya döneceği haberi hastanede yıldırım gibi duyuldu. Bu haber bütün hastalara bir hayat iksiri gibi tesir etmiş ve herkes iyileşmişti. Hepimiz Ata&#8217;yı karşılamaya gitmek istiyorduk. Fakat hastanedeki doktor ve bakıcılar tabii ki buna izin vermek istemiyorlardı. Biz birkaç gazi asker ve subay arkadaşla beraber istasyona gizlice gitmeye karar verdik. O gün sabahleyin kendimize çeki düzen vererek; yarı sivil, yarı asker, yarı hastane kıyafeti ile istasyona geldik.</p>
<p>İstasyona bir geldik ki, mahşeri bir kalabalık; bugünkü Gençlik Parkı ve Paraşüt Kulesi&#8217;nin olduğu yeri hınca hınç doldurmuştu. Yüzbinlerce kişi, kadını, erkeği, ihtiyarı, genciyle civar köy, kasaba ve vilayetlerden; atlarla, arabalarla, kağnılarla, eşeklerle gelmişler, Ata&#8217;yı görmek için meydanları doldurmuşlardı.</p>
<p>Adım atacak yer yoktu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynuyor, halaylar çekiliyordu.</p>
<p>Az sonra sesler kesildi. Herkes trenin istasyona girmekte olduğunu söyledi. Sonra da tren istasyona girdi. &#8220;Yaşa var ol!&#8221; sesleri, davul-zurna seslerine karışıyordu. Atatürk trenden inmiş ve istasyondan Meclis&#8217;e kadar yürüyerek kumandanlarıyla beraber ilerliyordu. Kurbanlar kesiliyor herkes ve bizler gözyaşları ile bu sevince katılıyorduk. Ata&#8217;nın adımının önüne kundaktaki çocuğunu, &#8220;Sana bu evladım veya torunum da feda olsun&#8221; demek için koyan kadınlar, nineler gördüm. Bizler bu coşku içinde erlerle sarılıp ağlaşıyorduk. Atatürk, bir ilah gibi, bu coşkulu karşılama arasında, hiçbir aşırı hareket göstermeden rüzgâr gibi tak, tak, tak, tak diye askerce yürüyerek geçip, Meclis&#8217;e gitti.</p>
<p>Bizler bu mutlu sonu bir muhteşem film gibi seyrederek ve gördüklerimizi birbirimize anlatarak hastaneye döndük. Hastaneye bir geldik ki, hastanede birkaç ağır hasta ve birkaç bakıcıdan başka hiç kimse kalmamış. Sargılarla, alçılı ayaklarla, koltuk değnekleriyle herkes bizler gibi bu muhteşem merasimi görmeye koşmuştu.<br />
&#8212;<br />
Bu karşılamayı anlatan babam, bir gün Ata&#8217;nın yaveri Muzaffer Kılıç&#8217;ın yanında da karşılamadan söz etmişti. O zaman Muzaffer Kılıç, &#8220;Bu kalabalığı gören Atatürk çok duygulanmışlar ve bana, &#8216;Ankaralılar bizi ilk geldiğimiz gün de böyle karşılayarak bağlılıklarını ispat etmişlerdi. Böyle bir merasime hiç gerek yoktu. Çünkü bizi şimdi herkes böyle karşılar&#8217; demişlerdi&#8221; diye anlatmıştı.</p>
<p>Hakikaten Ankara&#8217;ya ilk geldiğimiz gün çok soğuk bir aralık günü olduğu halde, Ankaralılar bizi çok içten karşılamışlardı.</p>
<blockquote><p><strong>Halil Nuri Yurdakul&#8217;dan</strong></p>
<p><strong>Atatürk&#8217;ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Yurdakul Yurdakul</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zafer Sabahı Yapılan Kahvaltı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/zafer-sabahi-yapilan-kahvalti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 11:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük taarruz]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Altan]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[türk milleti]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Sabahı Yapılan Kahvaltı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4154</guid>

					<description><![CDATA[Ethem Altan anlatıyor: Büyük taarruz sabahı&#8230; Yüzyılların nadir yetiştirdiği Büyük Komutan Atatürk, Kocatepe&#8217;de&#8230; Tan yeri ağarıyor. Sabahın sessizliğini,&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ethem Altan anlatıyor:</p>
<p>Büyük taarruz sabahı&#8230; Yüzyılların nadir yetiştirdiği Büyük Komutan Atatürk, Kocatepe&#8217;de&#8230; Tan yeri ağarıyor.</p>
<p>Sabahın sessizliğini, gökleri yırtarak uçan bir top mermisi bozdu. Arkasından bütün Türk topları ateş püskürmeye başladı. Düşmanın zapt edilmez dediği mevzileri altüst oluyordu. Bir an içinde her taraf ateş ve duman içinde kalmıştı. Her taraf yanıyordu. Manzara cidden keyif verici idi. Ateş gittikçe şiddetleniyor, Türk milletinin talihi ile birlikte güneş de nazlı nazlı yükseliyordu. Dalgınlığı kalmamıştı; tebessüm ediyordu. Sabah ışıklarının okşayarak parlattığı altın saçlarında Türk milletinin geleceği parlıyordu. Çok keyiflenmişti:</p>
<p>&#8220;Şimdi kahvaltıyı getirin.&#8221; diye seslendi.</p>
<p>Bir tepsinin içinde iki dilim er ekmeği, birkaç zeytin, bir parça beyaz peynir geldi. İşte hepsi o kadar. Bunları büyük bir iştahla yedi. Evet, yedi düvelin büyüklüğüne meydan okuyan, masum bir millete yeniden hayat veren yüce komutan, koca dâhi Atatürk kahvaltı ediyordu. İsteseydi altın tepsiler içinde parlak ve yaldızlı salonlarda her bakımdan nelere sahip olmazdı. Hayır, o, böylesini seviyor, böyle istiyordu. Sadece Türk milletine değil, tarihlere, dünyalara örnek oluyordu.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
