<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atatürk&#8217;ün anıları &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/ataturkun-anilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 13:55:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Atatürk&#8217;ün anıları &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Osman Nizami Paşa&#8217;nın Kehaneti</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/osman-nizami-pasanin-kehaneti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 13:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[1902]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Harp Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzguncuk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Nizami Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5551</guid>

					<description><![CDATA[Kuzguncuk’ta yeni yaptırdığımız binaya taşınmıştık. Bir kaç hafta sonra babam: — Mustafa Kemal Efendi’yi göreceğim geldi. Beklediğimi kendisine&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzguncuk’ta yeni yaptırdığımız binaya taşınmıştık. Bir kaç hafta sonra babam:</p>
<p>— Mustafa Kemal Efendi’yi göreceğim geldi. Beklediğimi<br />
kendisine söyle ve al getir.<br />
Dedi. Büyükannemin parası ile yapılan köşk çok güzeldi.<br />
Bütün aileyi raht rahat alacak kadar da büyüktü. Üç cephesi<br />
denizdi. Boğaz’dan Marmara’ya kadar görüyordu. Ben bu<br />
köşkte uzun yıllar kalamadım. Ordu saflarına katıldıktan sonra İstanbul’dan uzaklaştım.1902 yılı haziran ayı sonlarına doğru bir perşembe günü Mustafa Kemal ile beraber Kuzguncuk’a geldik. Babam evde<br />
yoktu. Mustafa Kemal akşam yemeğini bizde yiyecek, yemekten sonra İstanbul’a dönecekti. Harp Akademisi’nin birinci<br />
sınıfına geçmiş bulunan Pirlepeli Ali Fethi (Okyar) ile randevusu vardı. Biraz istirahatten sonra Boğaz’da gezmeye çıktık. Döndüğümüz zaman babamı evde bulduk. Elini öpen arkadaşımın o da yüzünden gözünden öptü.<br />
— Oğlum, burası senin evin sayılır, ne için sık sık gelmiyor da davet bekliyorsun?<br />
Diye serzenişte bulundu. Birinci katta Boğaz ve Galata rıhtımını kâmilen gören odalardan birinin bu gecelik Mustafa<br />
Kemal’e ayrılması için talimat verdi. Arkadaşım yemekten sonra İstanbul’a dönmek zorunda olduğunu söylediği zaman izin vermedi:<br />
— Katiyen olmaz, yarın Fuat’le beraber dönersiniz. Hem<br />
sizi çok değerli bir erkânı harp mirlivası (tuğreneral) ile tanıştıracağım. Kendisine senden bir kaç defa bahsetmiştim.<br />
Alâka gösterdi ve bu çocuğu ben de görmek isterim, dedi. Yarın bize öğle yemeğine gelecek.<br />
Babam, sonra arkadaşı Osman Nizamî Paşa hakkında bilgi verdi. Paşa, ağırbaşlı, iyi tahsil görmüş bir kurmay subaydı, kumandanlıktan çok kendisini fenne vermiş bir askerdi.<br />
Almanca ve Fransızcayı ana dili gibi bilirdi, edebiyatlarına da<br />
hakkıyle vakıftı. İngilizceyi de hatasız konuşurdu.</p>
<p>— Biraz menfi yaradışlıdır.<br />
Dedi. Babamın bundan neyi kastettiğini anlayamadım.<br />
Yalnız kendisiyle serbestçe konuşmamızı tavsiye etti.<br />
Osman Nizamî Paşa, Meşrutiyet yıllarında Berlin’de büyükelçilik, Balkan Savaşı’nda Sait Halim Paşa Kabinesinde<br />
kısa bir zaman Nafıa Nazırlığı yapmıştır.<br />
Ertesi günü öğleden evvel, Osman Nizamî Paşa ile tanıştık. Daha doğrusu Mustafa Kemal tanştı. Babamın bu eski<br />
arkadaşım ben bir kaç defa görmüştüm.Paşa, konuşmaktan<br />
çok dinlemeyi seven bir zattı. Fakat o gün, temkinli olmakla<br />
beraber çenesi biraz da olsa açılmıştı. Ancak ihtiyatı elden bırakmamaya gayret ediyordu. Konuşmaların ruhu memleketin<br />
fenaya doğru gitmekte olan durumu idi. Osman Nizamî Paşa’-<br />
ya göre; Sultan Hamid, vehimli ve idarei maslahatçı bir hükümdardı. İstibdat idaresinin değişeceğine, hattâ yumuşayacağma dair onda hiç bir belirti yoktu. Mustafa Kemal, Paşa’nın gelecek hakkındaki sözlerini<br />
hayretle ve irkilerek dinliyordu. Paşa:<br />
istibdat idaresi bir gün elbette yıkılacaktır. Fakat<br />
onun yerine Batılı mânada bir idare gelip memleketi her bakımdan acaba kalkındıracak mıdır? Ben buna inanmıyorum.<br />
Dedi, Mustafa Kemal’in hayreti bir kat daha arttı. Paşa,<br />
Sultan Hamid’in adamlarından biri olamaz mı idi? Acaba genç<br />
Harbiyeli’nin ağzını mı arıyordu? Bununla beraber Mustafa<br />
Kemal şu cevabı verdi:<br />
— Paşa hazretleri, Garplı mânadaki idareler de zamanla<br />
gelişmişlerdir. Bugün uyur gibi görünen milletimizin çok kabiliyeti ve cevheri vardır. Fakat bir inkılâp vukuunda bugün<br />
işbaşında olanlar, yerlerini muhafaza etmeye kalkarlarsa, o vakit buyurduğunuzu kabul etmek lâzım gelir. Yeni nesiller<br />
içerisinde her hususta itimada lâyık insanlar çıkacaktır. Osman Nizamî Paşa buna cevap vermedi. Yüzünden de<br />
tasvip edip etmediğini anlamak mümkün değildi. Yemeğe oturduk. Bu konuşma bir daha açılmadı. Yalnız Mustafa Kemal’e bazı sorular sordu, arkadaşımın verdiği cevapları yakın bir ilgi ve dikkatle dinledi.<br />
Aynı günün akşamı, Harp Okulu’na dönmek üzere olduğumuz için, taşlıkta Boğazın serin rüzgârlariyle günün sıcağını<br />
azaltmaya çalışan iki arkadaş, Generalin müsaadelerini almak üzere yanlarına gittiğimiz zaman Osman Nizamî Paşa şu sözleri söylemişti:<br />
— Mustafa Kemal Efendi oğlum, görüyorum ki, İsmail Fazıl Paşa seni takdir etmek hususunda yanılmamış. Şimdi<br />
ben de onunla hemfikirim. Sen, bizler gibi yalnız erkânı harp zabiti olarak normal bir hayata atılmıyacaksm. Keskin zekân<br />
ve yüksek kabiliyetin memleketin geleceği üzerinde müessir olacaktır. Bu sözlerimi bir kompliman olarak alma. Sende memleketin başına gelen büyük adamların daha gençliklerinde gösterdikleri müstesna kabiliyet ve zekâ emareleri görmekteyim. înşalah yanılmamış olurum. Esasen mahcup olan arkadaşım, bu medih karşısında başını önüne eğdi.<br />
—Paşa, hazretleri, aslâ lâyık olmadığım iltifatı gösterdiniz.<br />
Diye teşekkür etti. Paşa’nm uzattığı eli saygı ile öptü.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf:  34-37</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memleket Nereye Gidiyordu?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/memleket-nereye-gidiyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ataberk Derya]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 13:20:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[1876]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Donanma]]></category>
		<category><![CDATA[Haliç]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Hamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5535</guid>

					<description><![CDATA[Harp Okulu’nun üçüncü sınıfına hâdisesiz olarak geçmiştik. Mustafa Kemal, Selânik’e sılaya gitmiş, sevgili annesine kavuşmuştu. Biz de Salacak’taki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harp Okulu’nun üçüncü sınıfına hâdisesiz olarak geçmiştik. Mustafa Kemal, Selânik’e sılaya gitmiş, sevgili annesine kavuşmuştu. Biz de Salacak’taki kira evini bırakmış, Kuzguncuk’ta set üzerinde denize nâzır olan yeni evimize taşınmıştık. Mustafa Kemal Selânik’e hareket etmeden önce, bir<br />
kaç gece bizde misafir kalmış, Avrupa’dan dönmüş olan annem Zekiye hanımla da tanışmıştı. Gündüzleri Boğaz’da gezintiler yapıyor, akşamları eve dönüyorduk. Yemekten önce bir<br />
kaç şişe bira içtiğimiz de oluyordu. Arkadaşım birayı çok<br />
seviyordu. O zamana kadar ağzına rakı almamıştı.<br />
Üçüncü sınıfta derslere başladığımız zaman artık genç<br />
dimağlarımız derslerden başka şeylerle de ister istemez meşgul oluyordu. Günde kaç defa «Padişahım çok yaşa!» diye barbar bağırdığımız devrin Padişahı Sultan Abdülhamid II. gözümüzden yavaş yavaş düşüyordu. Tıbbiye’deki genç ve aydın<br />
hürriyet taraftarlarının sürgünlere gönderilip ocaklarına incir<br />
dikildiğini duydukça âdeta feveran ediyorduk. Bir gün bizim<br />
de başımıza böyle bir şey gelebilirdi. Devlet idaresinin iyi işlemediğini, suistimallerin alıp yürüdüğünü, memurların ve<br />
subayların maaşlarını alamadıklarını, buna mukabil saraya<br />
mensup sırmalı hafiyelerle tevabilerine maaşlarından başka<br />
keseler dolusu altın verildiğini haber aldıkça, Sultan Hamid’e<br />
esasen pek de kuvvetli olmayan güvenimiz büsbütün sarsılıyordu.<br />
Ordunun fena eller idaresinde değer ve itibarını kaybettiğini görüyorduk. Merkezi Şam’da bulunan 5. Ordu’da seri<br />
ateşli toplar bile yoktu. Talimler, ancak Nuhunebîden kalma<br />
toplarla yapılabiliyordu.<br />
Donanma da kara ordusundan pek farklı değildi. Sultan<br />
Aziz devrinin muazzam armadasından hazin bir hâtıradan<br />
başka bir şey kalmamıştı. Toplarının kamaları çıkarılmış, gemiler Haliç’te âdeta çürümeye mahkûm edilmişti. 1897&#8217;de Donanmanın Çanakkale Boğazı’ndan çıkması hâdise olmuştu.<br />
Yolda savaş gemileri birbirlerini kaybetmişler, kazanlar patlamıştı. Hattâ şiddetli yağmurlarda deniz subaylarının, kamaralarından içeri giren sulardan kendilerini muhafaza için<br />
şemsiye ile oturdukları rivayet olunuyordu. Fakat kimse ortaya çıkıp:<br />
— Nereye gidiyoruz, memleketi nereye götürüyorsunuz?<br />
Diye soramıyordu, sormak cesaretini gösteremiyordu.<br />
Şarkın alışık olduğu miskin bir tevekkül içinde susuyordu.<br />
Çünkü Padişahtan ve onun hafiyelerinden korkuyorlardı.<br />
Hürriyet taraftarlarının âdeta omuzlarına basarak 31 ağustos 1876 da tahta çıkan Sultan Hamid, en müstebit hükümdarlardan biri olmuştu. Memlekette hürriyet yoktu. Biz genç<br />
Harbiydiler, Fransız ihtilâli Beyannamesi’nde insan hak ve<br />
hürriyetlerine verilen önemi gizli de olsa okumuş ve öğrenmiştik.</p>
<p><em>Ali Fuat Cebesoy &#8211; Sınıf Arkadaşım Atatürk &#8211; syf: 32-33</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şimdi Konuşabiliriz</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/simdi-konusabiliriz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 06:15:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve mussolini]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün anıları]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ün söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hilmi Yücebaş]]></category>
		<category><![CDATA[Mussolini]]></category>
		<category><![CDATA[rasim özden]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası ilişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5323</guid>

					<description><![CDATA[ATATÜRK uluslararası barışın korunmasına büyük önem verir ve komşularımızla dostluk ilişkisi kurulmasına özen gösterirdi. Fakat saldırgan bir tutum&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ATATÜRK uluslararası barışın korunmasına büyük önem verir ve komşularımızla dostluk ilişkisi kurulmasına özen gösterirdi. Fakat saldırgan bir tutum içerisinde olan ve topraklarımız üzerinde hak iddia edenlere karşı da onların anlayabilecekleri dilde cevap vermekten tereddüt etmemiş, toprak bütünlüğümüz ve bağımsızlığımız için savaşmaktan asla kaçınmayacağını göstermiştir. Aşağıdaki anekdot da buna güzel bir örnektir:<br />
Mussolini’nin Akdeniz illerimize göz diktiği sıralardaydı. İtalyan elçisi, ATATÜRK’e Mussolini’nin bazı isteklerini söylemişti. ATATÜRK bu sözleri bir süre dinledikten sonra:<br />
-Birkaç dakika sonra konuşalım, diyerek başka odaya geçti. Döndüğü zaman asker elbisesi üzerindeydi.<br />
-Şimdi istediğiniz gibi konuşabiliriz sayın elçi dedi.<br />
<strong>Rasim Özden</strong></p>
<p><em>Yücebaş; s. 60.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1915 Çanakkale Anafartalar</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/1915-canakkale-anafartalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 15:06:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[anafartalar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Çanakkale Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün anıları]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizler ve Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2076</guid>

					<description><![CDATA[İngilizler Anafartalar’ı çevirmek istedikleri zaman, bu oyunu bozmak için Kireçtepe’yi elde tutmak gerekiyordu. Hâlbuki bu tepeye giden tek&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngilizler Anafartalar’ı çevirmek istedikleri zaman, bu oyunu bozmak için Kireçtepe’yi elde tutmak gerekiyordu. Hâlbuki bu tepeye giden tek yol donanma toplarının ateşi altındaydı. Durmadan otuz sekizlik gülleler yağıyor, değil<br />
insan, kuş geçmesine bile fırsat vermiyordu. Tepeyi tutmak için Mustafa Kemal’den emir alan subay ve askerler tereddüt içerisindeydiler. Fırsat kolluyorlardı. Düşman ise bu fırsatı vermiyordu.<br />
Mustafa Kemal siperlere koştu. Askerin arasına karıştı:<br />
&#8211; Niçin geçmiyorsunuz? Diye sordu.<br />
İçlerinden biri:<br />
&#8211; Düşman ölüm saçıyor, geçilmez.<br />
Mustafa Kemal hiç tereddüt göstermeden:<br />
&#8211; Oradan böyle geçilir! Dedi ve ileri atıldı.<br />
Komutanlarının ileri atılışını gören askerler hep birden, toz, duman, alev kasırgası içerisinde koştular ve tepeyi tuttular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><em>Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk…, s. 38.</em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ben Kimsenin Önünde Eğilmem!</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ben-kimsenin-onunde-egilmem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 14:49:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün anıları]]></category>
		<category><![CDATA[babanız atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ben kimsenin önünde eğilmem]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[falih rıfkı]]></category>
		<category><![CDATA[kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf arkadaşım Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2067</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa, şerefi üzerine titreyen onurlu bir çocuktu. Mahallesinde sokak oyunlarını seyreder, fakat katılmazdı. O zamanki arkadaşlarının anlattığına göre&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa, şerefi üzerine titreyen onurlu bir çocuktu. Mahallesinde<br />
sokak oyunlarını seyreder, fakat katılmazdı. O zamanki arkadaşlarının anlattığına göre bir gün komşu çocukları “birdirbir” oynuyorlarmış.<br />
Kendisini de çağırmışlar:<br />
&#8211; Gel sen de oyna demişler<br />
Mustafa:<br />
&#8211; Peki, demiş ve olduğu yerde ayakta durmuş.<br />
Arkadaşları:<br />
&#8211; Ama eğil de atlayalım, demişler.<br />
Mustafa olmaz anlamında başını sallayarak:<br />
&#8211; Ben kimsenin önünde eğilmem! Üstümden böyle atlayabilirseniz atlayın!</p>
<blockquote><p><em>Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk, İstanbul: Bateş Yay., 1980, s. 11.</em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
