<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atatürk&#8217;ten Anılar &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/ataturkten-anilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 May 2020 10:09:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Atatürk&#8217;ten Anılar &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sultan Bacı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sultan-baci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 10:09:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[ferit celal güven]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[genç komutan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[sultan bacı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal kahraman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5377</guid>

					<description><![CDATA[Ulusal kahramanlar halklarıyla bütünleşebildikleri, onları anlayabildikleri ölçüde ölümsüzleşirler. Türk ulusunun millî kahramanı ATATÜRK de gerek Kurtuluş Savaşı döneminde&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal kahramanlar halklarıyla bütünleşebildikleri, onları anlayabildikleri ölçüde ölümsüzleşirler. Türk ulusunun millî kahramanı ATATÜRK de gerek Kurtuluş Savaşı döneminde gerekse devrimlerin yapıldığı süreçte toplumla sürekli bir iletişim içerisinde olmuş, halk yararına çalışmış, bu nedenle de halkın büyük sevgisini kazanmış ve halkın gözünde ölümsüzleşmiştir. Aşağıdaki anekdot Türk ulusunun ATATÜRK’e olan sevgisinin, cephede vatanı için savaşmış kahraman Türk anası Sultan Bacının kişiliğinde nasıl somutlaştığını göstermesi bakımından son derece anlamlıdır:</p>
<p>ATATÜRK, İzmir zaferinden sonra ilk kez Adana’ya gelmişti. Ayağının tozuna yüz sürmeyi adak edenleri zorla topraktan ayırabiliyorduk. O genç, alçak gönüllü kurtarıcı, bu coşkun, kendinden geçmiş halkı selâmlaya selâmlaya hükûmet konağına geldi. Biraz sonra evine dönecekti.</p>
<p>Merdivenlerin yarısını indiği sırada bir kucak sarı çiçekle bir köylü kadınının nefes nefese, sıçrarcasına merdivenleri çıktığını gördük.</p>
<p>Gazi Mustafa Kemal durdu, köylü kadını yanına kadar çıktı. Anlatılamaz bir hayranlıkla onun gözlerine tutuldu ve bir süre bu dalgınlık içinde yerinden kımıldanamadı, sonra bir ana sesindeki sevecenlik ve özlemle:</p>
<p>-Ah benim çakır oğlum! Yolunu bir deli gibi bekledim. Sana bu çiçekleri tarlamdan yoldum. Eğ başını! O sarı saçlarını öpeyim&#8230; Bu benim adağım, umduğumu çok görme&#8230;</p>
<p>Genç komutanın yüzüne bir huzur ve sevinç yayıldı, başını ona doğru eğdi. Köylü kadın bu sarı başı, bağrındaki sarı çiçeklerin üzerine bastırdı. Kokladı, öptü. Sonra da sarı fulyaları ayağının altına sererek:</p>
<p>-Adağım yerini buldu, koca yiğit, tuttuğun altın, kılıcın keskin olsun; her muradın yerine gelsin, dedi.</p>
<p>Bu köylü kadın bizim cephe arkadaşımız “Sultan Ana” idi.</p>
<p><strong>Ferit Celal Güven</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar, Anılar, s. 41-42. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu&#8217;yu Dinlediniz Mi?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/anadoluyu-dinlediniz-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 10:02:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadoluyu dinlediniz mi ?]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[birinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kolektif zeka]]></category>
		<category><![CDATA[melih sert]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[türk milleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5371</guid>

					<description><![CDATA[Kolektif zekâ her zaman bireysel zekâdan üstündür. Bu nedenledir ki ATATÜRK, “Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur.” ilkesi ile yola&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolektif zekâ her zaman bireysel zekâdan üstündür. Bu nedenledir ki ATATÜRK, “Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur.” ilkesi ile yola çıkmıştır. Ulusların başına gelen felâketlerin çoğu sorgulanmamış ve analizi yapılmamış  bireysel düşüncelerin ürünüdür. Osmanlı Devleti’nin Birici Dünya Savaşı’na girişinde ve dolayısıyla Türk ulusunun bu savaşla gelen felâketleri yaşamasında da bireysel ve keyfî düşünce etkendir.</p>
<p>Türk milletinin başına gelmiş olan felâketlerin nedenlerini iyi teşhis eden ATATÜRK, attığı ve atacağı her adımı halkın kararına dayandırmayı ilke edinmiştir. Bağımsızlık Savaşı’nın en kritik anlarında acil karar durumlarında bile birçoklarınca zaman kaybı olarak değerlendirilmesine karşın ulusu temsil yetkisine sahip BMM kararı olmadan hareket etmemiştir. Kullandığı her yetkiyi ulustan almıştır.</p>
<p>ATATÜRK herhangi bir konuda karar vermeden önce mutlaka çevresindeki insanların da düşüncesini alır, farklı görüşlerden yararlanırdı. Yapmış olduğu yurt gezilerinde halkın sorunlarını görüp, halkı dinlemenin yanında yapmak istedikleri hakkında halkın eğilimini ve kararını görmeye de büyük önem verirdi. Bağımsızlık mücadelesine girişirken de Türk milletinin özgür yaşama arzusunu görmüş ve halktan aldığı bu mesajla mücadeleye atılmıştır. ATATÜRK’ün bu yöndeki tutumu ve davranışına aşağıdaki anekdot güzel bir örnektir:</p>
<p>Acı işgal günlerinde, önemli devlet adamlarının da hazır bulundukları toplantıda herkes, Türkiye’nin düştüğü acıklı duruma kendisine göre bir çare arıyor; Amerikan, İngiliz himayesinden dem vuruluyordu. Bir aralık, Mustafa Kemal Paşaya da ne düşündüğünü sordular. ATATÜRK, şu kısa yanıtı verdi:</p>
<p>“Efendiler, hepiniz konuştunuz, arzularınızı beyan ettiniz ve birbirinize sordunuz, hepinizi dinledik. Fakat &#8230; Anadolu’ya bir şey sordunuz mu? Anadolu’yu dinlediniz mi? Ona da soralım, bir de onu dinleyelim efendiler!”</p>
<p><strong>Melih Sert</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 232. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hangi Şan? Hangi Şeref?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/hangi-san-hangi-seref/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 06:47:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[1923 Uşak]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ten anekdotlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[bismarck]]></category>
		<category><![CDATA[damar arıkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[türk ocağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5344</guid>

					<description><![CDATA[ATATÜRK, büyük kabul edilen insanlarla kıyaslanmak suretiyle kendisine övgülerde bulunulmasından hep rahatsızlık duymuştur. Hatta bu tür davranış sahiplerine&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ATATÜRK, büyük kabul edilen insanlarla kıyaslanmak suretiyle kendisine övgülerde bulunulmasından hep rahatsızlık duymuştur. Hatta bu tür davranış sahiplerine şiddetle karşı çıkmıştır. Ona göre büyük olan yalnızca ve yalnızca Türk ulusudur. Ulusun üstünde bir büyüklük iddiası söz konusu olmadığı gibi, bu tür davranışlar kendisini ulusunun hizmetkârı olarak değerlendiren bir insanın ulusu için verdiği mücadelenin anlaşılamaması anlamına da geldiğinden onu üzmekteydi. Aşağıdaki anekdot bu gerçeği yansıtması açısından güzel bir örnektir:</p>
<p>1923, Uşak&#8230;</p>
<p>Halkın yoğun sevgi gösterileri arasında  Türk Ocağına gittik. Ocak üyeleri toplanmıştı. ATATÜRK, eşi birbirine yakın sandalyelerde, Mareşal Fevzi Çakmak ve maiyeti bir arada oturmuştuk.</p>
<p>Kahveler içiliyordu, Ocaklı arkadaşlardan tahminen otuz iki yaşlarında bir genç ayağa kalktı, misafirlerini selâmladıktan sonra bir konuşma yaptı.</p>
<p>Konuşmacı sözü ATATÜRK’e getirip, onu Napolyon ve Bismarck’la mukayeselere giriştiği zaman bundan memnun olmadığını ATATÜRK’ün kaşlarını çattığından anlamıştık. Henüz kahvesini bitirmemişti, derhâl ayağa kalktı:</p>
<p>“Bey kardeşimizin izinleriyle burada bir noktayı açıklamak amacıyla  sözlerini kesiyorum. Efendiler, bu arkadaş beni Bismarck ve Napolyon’la mukayeseye kalkıştılar. Napolyon kimdir? Taç ve macera peşinden koşan bir insan! Bismarck ise imparatorlara hizmet eden bir adam! Ben böyle değilim!” dedi ve yerine oturdu.</p>
<p>Konuşmacı çok sıkılmıştı; sözlerini düzeltmek üzere “Afedersiniz Paşa hazretleri, sözlerim yanlış anlaşıldı. Sizin şerefinizden şanınızdan bahsetmek istiyorum.” Sözlerini henüz bitirmişti. ATATÜRK tekrar ayağa kalktı:</p>
<p>“Efendiler; bu bey kardeşimiz ikinci bir hataya tekrar düştüler. Hangi şan, hangi şeref? Eğer mensup olduğum milletin şanı, şerefi varsa ben de şanlı ve şerefliyim. Aksi takdirde içinizden herhangi bir adam çıkar da şan, şeref peşinden koşar  ve eşsiz olmak isterse biliniz ki başınıza belâdır, belâdır!.. Millet bu gibilerine asla izin vermemelidir!”</p>
<p><strong>Damar Arıkoğlu</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 68-69. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgisini Kaybetmekte Ne Anlam Var?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sevgisini-kaybetmekte-ne-anlam-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 06:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[hacı bayram camii]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5338</guid>

					<description><![CDATA[Türk insanı duygu insanıdır. Hep sevmek ve sevilmek ister, yeter ki birisine inansın, birisini sevsin&#8230; o sevgi onda&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk insanı duygu insanıdır. Hep sevmek ve sevilmek ister, yeter ki birisine inansın, birisini sevsin&#8230; o sevgi onda ölümsüzleşir. Türk, ATA’sını da öyle sevdi, onu duygularında canlandırdığı şekliyle gönlüne resmetti. Zihninde onu yüceltebildiği kadar yüceltti. ATATÜRK de yaşamı boyunca bu sevginin getirdiği sorumluluğun bilinciyle hareket etti. Türk insanının çektiği acılar, sıkıntılar ve yokluklar uykusuz geçen gecelerinin sebebi oldu. İnsan olmanın gereği de bu olsa gerek. Türk ulusu onu boşuna ATATÜRK yapmadı. Aşağıdaki anekdot Türk insanının kendisine hizmet edenlere bakışını ve ATATÜRK’ün bu bakış açısına yaklaşımını gösteren güzel bir örnektir:</p>
<p>Bir gün Çankaya yöresinde bir köylü evine gitmiştik. Evde ihtiyar bir köylü karısı ile oturuyordu. Bize ikram edilen kahveleri içerken ATATÜRK bana köylü ile konuşmamı söyledi. Köylüye ilk aklıma geleni sordum:</p>
<p>-Sen Gazi’yi tanır mısın?</p>
<p>İhtiyar beni saçma bir soru sormuşum gibi küçümseyerek süzdü:</p>
<p>-Gazi’yi tanımayan var mı ki? dedi ve ekledi:</p>
<p>-Ben görmedim ama, her hafta Hacı Bayram Camii şerifinde cuma namazı kılarmış. Ta göbeğine kadar sakalları varmış. Melek gibi, nur yüzlü, peygamber gibi mübarek bir ihtiyarmış&#8230;</p>
<p>Gülmemi zor tutarak ATATÜRK’ün genç ve tıraşlı yüzüne baktım. O, kaşlarını çatarak kendisini tanıtmamamı emretti. Dışarı çıktığımız zaman da güldü ve:</p>
<p>-Varsın, dedi, o öyle bilsin. Gerçeği öğrenmek belki biçarenin hayalini yıkar, onun hayalindeki şirin sakallıyı öldürüp de sevgisini kaybetmenin ne anlamı var.</p>
<p><strong>Salih Bozok</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 13-14.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşte Türk Askeri Budur</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/iste-turk-askeri-budur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2020 21:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anektodlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Von Sanders]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Galip Kargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5294</guid>

					<description><![CDATA[Yurdumuzu gezin görün, nerede bir yeşillik var, neresi nakış nakış işlenmiş biliniz ki ya orası Mehmetçiğin kışlasıdır ya&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yurdumuzu gezin görün, nerede bir yeşillik var, neresi nakış nakış işlenmiş biliniz ki ya orası Mehmetçiğin kışlasıdır ya da oraya Mehmetçiğin eli değmiştir. Sanmayın ki o güzellikler önceden kalma; tamamı Mehmetçiğin zekâsının, zevkinin, emeğinin ve vatan sevgisinin ürünüdür. Mehmetçiğin ayak bastığı her toprak parçası onun gelişiyle vatanlaşmıştır. İhmalden dolayı çoraklaşmış olan vatan parçaları onunla hayat bulmuştur.</p>
<p>Bütün bu güzellikler Mehmetçiğin bir yönü; onun bir de itaatkârlığı, azmi ve dayanıklılığı yönü var ki onu da aşağıdaki anekdotta Mehmetçiği hayatının her anında ayrı bir heyecanla seven büyük Mehmetçik ATATÜRK’ün, kendi ağzından dinleyelim:</p>
<p>Bir gün ATATÜRK’e Türk askeri hakkında ne düşündüğünü sormuşlardı.</p>
<p>-Durun size bu konuda bir öykü anlatayım, dedi:</p>
<p>Yıldırım Orduları kumandanı idim. Liman von Sanders Paşa da o sırada kıt’alarımızı teftişe gelmişti. Hastahaneden yeni çıkmış bir eri de her nasılsa bölüklerin arasına karıştırmışlar. Von Sanders:</p>
<p>-Canım&#8230; böyle adamları da niye buraya gönderirler? diye söylenerek hasta ve cılız eri göğsünden itti. Mehmetçik derhâl yere yuvarlandı.</p>
<p>Alman generali davasını ispat etmiş olmanın gururu içinde:</p>
<p>-İşte gördünüz ya, dedi, düşmek için bahane arıyormuş!&#8230;</p>
<p>O sırada Von Sanders’e bir azizlik yapmak aklıma geldi. Erin yanına sokularak:</p>
<p>-Ne kof şeymişsin sen, dedim. Dikkat etsene, seni yere yuvarlayan adam bizden değildi. Ne diye karşı durmadın. Şimdi yeniden yanına gelirse sıkı dur. Gücün yetiyorsa bir kakma da sen ona vur, dedim.</p>
<p>Sonra da Von Sanders’e dönerek:</p>
<p>-Sizin güçsüz sandığınız er, boş bulunduğu için yere yıkılmış. Türk askeri amir karşısında dünyanın en uysal askeri olur. Kendisine söyledim: “Hele gelsin bak, bir daha beni yere yıkabilir mi?”, diyor.</p>
<p>Von Sanders askerlerle şakalaşmasını severdi. Gülerek aynı askerin yanına geldi. Fakat eliyle dokunur dokunmaz, o güçsüz askerden göğsüne öyle bir kakma yedi ki, derhâl sırt üstü yuvarlandı. Von Sanders, Mehmetçiğin karşı koymasına kızmamış, bilâkis Türk askerine karşı olan hayranlığı artmıştı. O kadar ki yerden kalkınca ilk işi Türk askerinin elini sıkmak oldu.</p>
<p>ATATÜRK:</p>
<p>-İşte Türk askeri budur! diyerek sözlerini bitirmişti.</p>
<p><strong>Yahya Galip Kargı</strong></p>
<p><em> Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 120-121. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk ve Annesi(Zübeyde Hanım)</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturk-ve-annesizubeyde-hanim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 00:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Annesi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Zübeyde Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[miss grace ellison]]></category>
		<category><![CDATA[Türk hanımı]]></category>
		<category><![CDATA[vatan ve millet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5248</guid>

					<description><![CDATA[Vatan ve millet kavramları ATATÜRK’ün yaşamında hep öncelik taşımıştır .Ailesi ve özel yaşamı hep ikinci plânda kalmıştır. Vatan&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vatan ve millet kavramları ATATÜRK’ün yaşamında hep öncelik taşımıştır .Ailesi ve özel yaşamı hep ikinci plânda kalmıştır. Vatan için bir şeyler yapabilmenin mücadelesini verirken yanı başındaki annesi için bir şeyler yapamamış olmanın ağırlığını ve üzüntüsünü hep taşımıştır. Çoğu zaman tesellisini Zübeyde Hanımın,vatanın anadan da önce geldiğini yansıtan söz ve davranışlarında bulmuştur. Vatana, ana vatan denilmesinin hikmetini Türk anasının bu özelliğinde aramak gerekir. Başka türlü Zübeyde Hanımın, ölüm anını ölümün acısıyla değil, vatanın kurtarılmış olmasının getirdiği mutlulukla geçirmiş olması açıklanamaz. Vatan sevgisi öyle bir sevgi ki, yaşama arzusunun önüne geçmiştir. Bu yüce sevgiyi yansıtması açısından aşağıdaki anekdot güzel bir örnektir:</p>
<p>Gözüm Paşanın yazı masasının üzerinde asılı duran güzel bir Türk hanımının portresine ilişti.“Ne güzel yüz!” diye haykırdım. Paşa göze çarpan bir gururla “Anam&#8230;” dedi. “Onu görmenin büyük zevkine varabilir miyim ?“ dedim. “Çok hastadır. Doktorlar gece gündüz yanındadırlar. Heyhat, korkuyorum artık iyi olmayacak.” Sonra merdivenden çıkıp hastanın dairesine gittik. Kendisini bir divan üzerinde yastıklara dayanmış oturuyor görünce şaştım. İlk önce onun ölüme bu kadar yakın olduğuna inanmak güçtü.</p>
<p>“Yazık!” dedi Mustafa Kemal. “Onun ıstırabı benim yüzümdendir. Benim sürgün kaldığım yıllar esnasında çektiği ıstırap ve döktüğü gözyaşlarının  hesabını şimdi veriyor.” O çok söyleyemeyecek kadar meyustu, sesinde keder vardı.</p>
<p>-Şimdi siz de onun zaferine iştirak edebilirsiniz, dedim, oğlunuzla kim bilir ne kadar iftihar ediyorsunuz. Yaptıkları fevkalâdedir. Ben yalnız onun eserlerini  görmüş olmak ve onunla konuşmuş olmakla iftihar ediyorum.</p>
<p>Bana heyecanla teşekkür etti ve dedi ki:</p>
<p>-Allah’ın bana bu oğulu vatanı kurtarmak için gönderdiğine inanıyorum. Fakat oğlum bana karşı daima müşfiktir.</p>
<p><strong>Miss Grace Ellison</strong></p>
<p><em>Arıburnu, Atatürk’ten Anılar, s. 120-121.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sen Güreş Bilir Misin?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/sen-gures-bilir-misin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 00:45:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk güreş biliyor mu ?]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmetçik]]></category>
		<category><![CDATA[tahsin uzer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5242</guid>

					<description><![CDATA[Sevilmek ve ilgi görmek isteği insanın doğasında vardır. Yaşamdaki mücadelenin belki de birinci nedeni insanların kendilerine yönelik ilgiyi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevilmek ve ilgi görmek isteği insanın doğasında vardır. Yaşamdaki mücadelenin belki de birinci nedeni insanların kendilerine yönelik ilgiyi artırma isteğidir. İyi bir eğitim alma, iyi bir mesleğe sahip olma, güzel konuşma, güzel giyinme, servet sahibi olma ve benzeri isteklerin temelinde yaşam düzeyini yükseltme arzusuyla birlikte daha fazla ilgi görme isteği de bulunmaktadır. Bu nedenle sevilmek kadar sevmenin de önemli olduğu akıldan uzak tutulmamalıdır.<br />
Ailelerinden uzakta vatanî görevlerini yapan Mehmetçiklerin, ilgiye herkesten daha fazla ihtiyaçları vardır. Onlar bu ihtiyaçlarını komutanlarından görecekleri sevgi ve şefkat ile giderirler. İnsan doğasındaki bu ihtiyaçtan dolayıdır ki ATATÜRK yaşamı süresince karşılaştığı her Mehmetçikle ilgilenmiştir. O gücünü korkudan değil paylaşıldıkça artan ve kalpleri fetheden sevgiden almıştır. Bunun en anlamlı kanıtı Mehmetçiğin aşağıdaki anekdotta yer alan, ‘’ ATA’m senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?‘’ sözüdür. Burada işaret edilen sevginin yenilmezliğidir:<br />
Bir seyahatinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve iltifat etti. Sordu:<br />
-Sen güreş bilir misin?<br />
Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi.<br />
Genç asker daima galip geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı. Ceketini çıkarıp Mehmet’e ense tuttu:<br />
-Haydi, bir de benimle güreş!<br />
Saf ve temiz Anadolu çocuğu ATA’sının yüzüne hayranlıkla baktı:<br />
-Atam, dedi. Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?<br />
Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.</p>
<p><strong>Tahsin Uzer</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk’ten Anılar, s. 104.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Yolunda</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/izmir-yolunda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2020 18:26:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün yaveri salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5224</guid>

					<description><![CDATA[Türk ulusunun en acılı günlerinde önderliğini yapan, gerçekleştirdiği devrimlerle cehalete ve yoksulluğa savaş açan, bunun sonucu Türkiye’nin bugünkü&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk ulusunun en acılı günlerinde önderliğini yapan, gerçekleştirdiği devrimlerle cehalete ve yoksulluğa savaş açan, bunun sonucu Türkiye’nin bugünkü seviyeye ulaşmasını sağlayan ATATÜRK’e karşı, Türk insanının ödemekle bitmeyecek bir vefa borcu vardır. O borç, Atatürkçü düşünce sistemini Türk ulusunun ve tüm insanlığın yararı için geleceğe taşımaktır. Çünkü, bu  düşünce sistemi insanlığa akıl, bilim, sevgi, barış, ahlâk gibi vazgeçilemeyecek değerleri sunmaktadır</p>
<p>Kurtuluş Savaşı’nı can, kan ,açlık ve esaret boyutuyla yaşayan atalarımız ATATÜRK’ün izinde canını ve malını ortaya koymuş, bize özgür bir ülke bırakarak görevlerini yerine getirmişlerdir. Bizlere düşen görev, bir vefa borcudur. Bu borç yurt, ulus ve ata ruhundan alınan güçle çağdaş geleceğe koşmaktır. Aşağıdaki anekdot, Türk insanının, kendisine hizmet edenlere olan sevgisini ve vefasını yansıtan anlamlı bir örnektir:</p>
<p>İzmir yolunda ilerliyorduk. Köylüler askerlerimizin girişini seyrediyorlar, onlara kırık testilerle su taşıyorlar, yürekten minnetlerini anlatmak ihtiyacıyla çırpınıyorlardı. Evleri yanmış ve dünyada sırtlarındaki donlarından ve gömleklerinden başka bir şeyleri kalmamış insanların ikram etmek arzusunu  görseydi, yüreksiz Neron (Kızıp Roma şehrini yakan dünyanın en zalim insanı olarak kabul edilen Roma imparatoru.) bile kör oluncaya kadar gözyaşı  dökebilirdi.</p>
<p>Tam yanlarına vardığımız sırada, bir nakliye konvoyu geçmemize engel oldu. Otomobil durdu. ATATÜRK istediği bir sigarayı yakmak üzere gözlüklerini kaldırdı. O sırada otomobilin yakınına sokulan sakallı bir ihtiyar, koynundan muşamba rengini almış buruşuk bir kâğıt çıkardı. Önce kâğıdı, sonra dikkatle ATATÜRK&#8217;ü süzdü. Yine kâğıda yine ATATÜRK’e baktı. Bu hareketi üçüncü defa tekrarladıktan sonra, şimdi hatırladıkça tüylerimi ürperten bir sesle:</p>
<p>-Bu sensin! dedi. Ve arkasını dönerek, köylülere Allah’ı yerde görmüş gibi bir mümin heyecanıyla bağırdı.</p>
<p>-Mustafa Kemal! dedi&#8230; Mustafa Kemal!&#8230;</p>
<p>Bu feryadı duyanların nasıl birbirine karıştığını tasavvur edemezsiniz.</p>
<p>Biz bütün gayretimize rağmen onların birbirini çiğneyerek otomobile dolmalarına engel olamadık. Çünkü onlar, şuurun dışına taşmış bir sevgiden kuvvet alıyorlardı. ATATÜRK’ün yüzünü, ellerini öpüyorlar, çizmesinin tozlarını sürme gibi gözlerine çekiyorlardı.</p>
<p><strong>Salih Bozok</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk’ten Anılar; s. 164-165.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağışlama ve Hoşgörü</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/bagislama-ve-hosgoru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2020 18:03:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[1936]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve bağışlama]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ün söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[general refet]]></category>
		<category><![CDATA[palas otel]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrü Saraçoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[vala nureddin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5215</guid>

					<description><![CDATA[İnsanoğlunun var olduğu andan günümüze kadar en fazla ihtiyaç duyduğu olgu hoşgörüdür. Evden okula okuldan çevreye her zaman&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlunun var olduğu andan günümüze kadar en fazla ihtiyaç duyduğu olgu hoşgörüdür. Evden okula okuldan çevreye her zaman sağlıklı iletişimin ve sevginin tek köprüsü hoşgörü olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Açlık ve hastalık bireylerin, hoşgörüsüzlük ise toplumların ölüm nedenidir. İnsanoğlunun yaşamış olduğu her felâketin temelinde hoşgörüsüzlük vardır. Buna açlık, susuzluk, hastalık ve doğal felâketler de dâhil edilebilir. Çünkü insanoğlu kaynaklarını, kendisinden olmayan ve kendisi gibi düşünmeyeni yok etmek için harcadığından gerçek ihtiyaçlar sahipsiz kalmıştır.</p>
<p>ATATÜRK, yaşantısının her döneminde hoşgörülü olmuştur. Baskıcı zihniyetin, insanın insan olma değerini yok ettiğine ve gelişme duygusunu körelttiğine inanmıştır. Demokratik ülkeler ile demokratik olmayan ülkeler arasındaki gelişmişlik farkı bu gerçeğin göstergesidir. ATATÜRK’ün amaçladığı demokratik toplum; baskının olmadığı, fikirlerin serbestçe söylendiği,vatandaş olma bilincinin geliştiği ve hoşgörünün her alanda egemen olduğu bir modeli öngörmektedir. Bu toplum modelinde insan, mürit ve mensup değil özgür birey olacaktır.</p>
<p>Özgürlük ve hoşgörü temeline dayanan demokratik toplumda, tek bir konuda hoşgörülü olma hakkı yoktur. O da koşullanmış düşünceleri ve kişisel çıkarları uğruna toplumun geleceğini karanlığa sürüklemek isteyen düşünce sahiplerinin hareketleri karşısında kayıtsız kalma hakkıdır. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün bağışlama ve hoşgörü konusundaki düşüncelerini yansıtması açısından önemlidir:</p>
<p>İmzasını okuyamadığım bir avukat şöyle yazıyor:</p>
<p>“ATATÜRK’ten söz ederken “düşmansız adam” demiştiniz. Kendisinin ağzından duyduklarımı bu münasebetle tekrarlayayım:</p>
<p>1936 yılında, Ankara’da Ankara Palas Oteli’nin alt salonunda Çocuk Esirgeme Kurumunun balosundaydık.</p>
<p>ATATÜRK’ün yemek masasında Bay Şükrü Saraçoğlu bulunuyordu. ATATÜRK, herkesin dans etmesini, eğlenmesini istiyordu&#8230; Bugünkü gibi aklımda: Üzerinde koyu kurşunî bir elbise vardı. Elinde düz beyaz keten bir mendil tutuyordu.</p>
<p>Sonradan yanına , Konya milletvekili General Ali Fuat geldi. Arka tarafta uzaktaki bir masada da General Refet oturuyordu. Önder, birdenbire başını çevirdi. Masasına General Refet’i cağırdı. Ve birden, dans, neşe içinde, sesi yükseldi. Müzik de durdu.</p>
<p>Aynen ezberimden söylüyorum, şu sözleri söylediler:</p>
<p>-Uygarlık demek, bağışlama ve hoşgörü demektir. İlkel toplumlardır ki kan davası güderler. Bağışlamaya, hoşgörüye dayanmayan uygarlık, zorbalığa dayanan uygarlıktır ki, çöker&#8230; O, uygarlık değildir.</p>
<p>Sesi yavaşladı, yine yükseldi:</p>
<p>-İlkemiz iyi, güzel ve doğrudur&#8230; İyi ve güzelsiz, doğru olmaz&#8230; Daima, her zaman, her yerde iyi, güzel ve doğrunun birlikte olmasıdır. Her zaman ve her yerde bağışlama&#8230;</p>
<p>-Bağışlama ve hoşgörü&#8230; Ancak ve ancak ulusal davalarda, ulusal kalkınmada, sonuçları topluma etkili olan işlerimizde hoşgörünün yeri yoktur. Kişisel kinleri, kişisel düşmanlıkları körükleyen ve güdenler ancak ve ancak ilkel toplumlardır&#8230;</p>
<p><strong>Vala Nureddin</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk’ten Anılar, s.117-118. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç Ay</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/uc-ay/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 13:41:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[arap harfleri]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anektodlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[latin harfleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Alfabesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5150</guid>

					<description><![CDATA[Tarihe baktığımızda ileriye dönük olumlu değişimlerin kolay gerçekleşmediğini görürüz. İnsanlar, çoğu zaman kendi yararlarına da olsa eski alışkanlıklarının&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihe baktığımızda ileriye dönük olumlu değişimlerin kolay gerçekleşmediğini görürüz. İnsanlar, çoğu zaman kendi yararlarına da olsa eski alışkanlıklarının etkisiyle değişim ve yeniliklerin karşısında olmuşlardır. Bu olumsuz alışkanlık kimi toplumların geri kalmasına kimilerinin de esaretine neden olmuştur. Geniş bir tarih bilincine sahip olduğundan dolayı bu gerçeği iyi tahlil eden ATATÜRK, yapmayı düşündüğü devrimleri uzun bir sürece yaymadan kısa bir zaman diliminde gerçekleştirmiştir. ATATÜRK’ün, toplumsal değişimler konusundaki yaklaşımının ne kadar sağlıklı ve isabetli olduğunu göstermesi açısından aşağıdaki anekdot fikir vericidir:</p>
<p>Yeni Türk alfabesinin ilk şekillerini kendisine götürdüğüm zaman , komisyonun en az beş yıllık bir geçiş dönemi düşündüğünü söylemiştim. Gazeteler önce birer sütunlarını yeni harflerle yayınlayacaklar, yavaş yavaş bu sütün sayısı artacak, nihayet bütün gazeteler yeni harflerle çıkacaktı. Okullar için de buna benzer aşamalı bir geçiş yöntemi düşünmüştük.</p>
<p>Dikkatle dinledikten sonra bir daha sordu:</p>
<p>-Demek beş yıl düşündünüz?</p>
<p>-Evet!</p>
<p>-Üç ay! dedi.</p>
<p>-Dona kaldım: Üç ay! Üç ay içinde bütün ülkede yayın Lâtin harfleriyle  yapılacaktı. Ekledi:</p>
<p>-Ya üç ayda uygulayabiliriz, ya da hiç uygulayamayız. Sizin gazetelerde Arap harflerine bırakacağınız sütunlar yok mu, onların sayısı bire de inse herkes yalnız o sütunu okur ve beş yıl sonra , tıpkı yarın başlar gibi başlamaya mecbur oluruz. Hele arada bir buhran, bir savaş çıkarsa attığımız adımları da geri alırız.</p>
<p><strong>Falih Rıfkı Atay</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 192.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
