<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atatürk&#8217;ten Anektodlar &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/ataturkten-anektodlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 06 Sep 2020 00:22:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>Atatürk&#8217;ten Anektodlar &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İşte Türk Askeri Budur</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/iste-turk-askeri-budur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2020 21:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anektodlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Von Sanders]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Galip Kargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5294</guid>

					<description><![CDATA[Yurdumuzu gezin görün, nerede bir yeşillik var, neresi nakış nakış işlenmiş biliniz ki ya orası Mehmetçiğin kışlasıdır ya&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yurdumuzu gezin görün, nerede bir yeşillik var, neresi nakış nakış işlenmiş biliniz ki ya orası Mehmetçiğin kışlasıdır ya da oraya Mehmetçiğin eli değmiştir. Sanmayın ki o güzellikler önceden kalma; tamamı Mehmetçiğin zekâsının, zevkinin, emeğinin ve vatan sevgisinin ürünüdür. Mehmetçiğin ayak bastığı her toprak parçası onun gelişiyle vatanlaşmıştır. İhmalden dolayı çoraklaşmış olan vatan parçaları onunla hayat bulmuştur.</p>
<p>Bütün bu güzellikler Mehmetçiğin bir yönü; onun bir de itaatkârlığı, azmi ve dayanıklılığı yönü var ki onu da aşağıdaki anekdotta Mehmetçiği hayatının her anında ayrı bir heyecanla seven büyük Mehmetçik ATATÜRK’ün, kendi ağzından dinleyelim:</p>
<p>Bir gün ATATÜRK’e Türk askeri hakkında ne düşündüğünü sormuşlardı.</p>
<p>-Durun size bu konuda bir öykü anlatayım, dedi:</p>
<p>Yıldırım Orduları kumandanı idim. Liman von Sanders Paşa da o sırada kıt’alarımızı teftişe gelmişti. Hastahaneden yeni çıkmış bir eri de her nasılsa bölüklerin arasına karıştırmışlar. Von Sanders:</p>
<p>-Canım&#8230; böyle adamları da niye buraya gönderirler? diye söylenerek hasta ve cılız eri göğsünden itti. Mehmetçik derhâl yere yuvarlandı.</p>
<p>Alman generali davasını ispat etmiş olmanın gururu içinde:</p>
<p>-İşte gördünüz ya, dedi, düşmek için bahane arıyormuş!&#8230;</p>
<p>O sırada Von Sanders’e bir azizlik yapmak aklıma geldi. Erin yanına sokularak:</p>
<p>-Ne kof şeymişsin sen, dedim. Dikkat etsene, seni yere yuvarlayan adam bizden değildi. Ne diye karşı durmadın. Şimdi yeniden yanına gelirse sıkı dur. Gücün yetiyorsa bir kakma da sen ona vur, dedim.</p>
<p>Sonra da Von Sanders’e dönerek:</p>
<p>-Sizin güçsüz sandığınız er, boş bulunduğu için yere yıkılmış. Türk askeri amir karşısında dünyanın en uysal askeri olur. Kendisine söyledim: “Hele gelsin bak, bir daha beni yere yıkabilir mi?”, diyor.</p>
<p>Von Sanders askerlerle şakalaşmasını severdi. Gülerek aynı askerin yanına geldi. Fakat eliyle dokunur dokunmaz, o güçsüz askerden göğsüne öyle bir kakma yedi ki, derhâl sırt üstü yuvarlandı. Von Sanders, Mehmetçiğin karşı koymasına kızmamış, bilâkis Türk askerine karşı olan hayranlığı artmıştı. O kadar ki yerden kalkınca ilk işi Türk askerinin elini sıkmak oldu.</p>
<p>ATATÜRK:</p>
<p>-İşte Türk askeri budur! diyerek sözlerini bitirmişti.</p>
<p><strong>Yahya Galip Kargı</strong></p>
<p><em> Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 120-121. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç Ay</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/uc-ay/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 13:41:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[arap harfleri]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anektodlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[latin harfleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Alfabesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5150</guid>

					<description><![CDATA[Tarihe baktığımızda ileriye dönük olumlu değişimlerin kolay gerçekleşmediğini görürüz. İnsanlar, çoğu zaman kendi yararlarına da olsa eski alışkanlıklarının&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihe baktığımızda ileriye dönük olumlu değişimlerin kolay gerçekleşmediğini görürüz. İnsanlar, çoğu zaman kendi yararlarına da olsa eski alışkanlıklarının etkisiyle değişim ve yeniliklerin karşısında olmuşlardır. Bu olumsuz alışkanlık kimi toplumların geri kalmasına kimilerinin de esaretine neden olmuştur. Geniş bir tarih bilincine sahip olduğundan dolayı bu gerçeği iyi tahlil eden ATATÜRK, yapmayı düşündüğü devrimleri uzun bir sürece yaymadan kısa bir zaman diliminde gerçekleştirmiştir. ATATÜRK’ün, toplumsal değişimler konusundaki yaklaşımının ne kadar sağlıklı ve isabetli olduğunu göstermesi açısından aşağıdaki anekdot fikir vericidir:</p>
<p>Yeni Türk alfabesinin ilk şekillerini kendisine götürdüğüm zaman , komisyonun en az beş yıllık bir geçiş dönemi düşündüğünü söylemiştim. Gazeteler önce birer sütunlarını yeni harflerle yayınlayacaklar, yavaş yavaş bu sütün sayısı artacak, nihayet bütün gazeteler yeni harflerle çıkacaktı. Okullar için de buna benzer aşamalı bir geçiş yöntemi düşünmüştük.</p>
<p>Dikkatle dinledikten sonra bir daha sordu:</p>
<p>-Demek beş yıl düşündünüz?</p>
<p>-Evet!</p>
<p>-Üç ay! dedi.</p>
<p>-Dona kaldım: Üç ay! Üç ay içinde bütün ülkede yayın Lâtin harfleriyle  yapılacaktı. Ekledi:</p>
<p>-Ya üç ayda uygulayabiliriz, ya da hiç uygulayamayız. Sizin gazetelerde Arap harflerine bırakacağınız sütunlar yok mu, onların sayısı bire de inse herkes yalnız o sütunu okur ve beş yıl sonra , tıpkı yarın başlar gibi başlamaya mecbur oluruz. Hele arada bir buhran, bir savaş çıkarsa attığımız adımları da geri alırız.</p>
<p><strong>Falih Rıfkı Atay</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 192.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yine Tepeler, Yine Öldürürüm</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yine-tepeler-yine-oldururum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2020 03:35:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk devrimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anektodlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[büyük devrimler]]></category>
		<category><![CDATA[eyüp sabri]]></category>
		<category><![CDATA[konya türk ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5065</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlığın bugün ulaşmış olduğu teknolojik ve bilimsel seviye büyük devrimlerin yarattığı dev sıçramaların sonucudur. Büyük devrimler, her çağda&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın bugün ulaşmış olduğu teknolojik ve bilimsel seviye büyük devrimlerin yarattığı dev sıçramaların sonucudur. Büyük devrimler, her çağda idealleri uğruna ölümü göze almış liderlerin eseri olmuştur. Bu eserler gerçekleşmemiş olsa idi insanlık hâlâ karanlık çağı yaşıyor olurdu. XX. yüzyılın en büyük devrimcisi olma şerefi ATATÜRK’e aittir. Bu şeref Türk ulusu için gurur vericidir.<br />
ATATÜRK, uygarlık yarışında yenik düşerek Türk ulusunun mutsuzluğuna ve geri kalmışlığına neden olan Osmanlı Devleti’nin yerine, genç ve dinamik bir Cumhuriyet devleti kurmuştur .Yaptığı devrimlerle de asırların ihmalini giderip Türk halkının çağdaşlaşma yolunu açmıştır. Bu yolun açılmasında çıkarları kaybolanlara karşı da ödünsüz olmuştur. Devrimleri korumak yolunda tek başına kalsa bile bu yoldan asla dönmeyeceğini her ortamda ve her fırsatta dile getirmiştir. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün bu konudaki kararlılığını gösteren örneklerden sadece bir tanesidir:<br />
20.03.1923: Konya Türk Ocağında verilen çayda:<br />
ATATÜRK’ün söylevleri sırasında Türk Ocağı üyelerinden operatör Eyüp Sabri’nin “Devrimlerimize karşı çıkan ve kendini din yolunu gösterme ile yükümlü sayan bir sınıf var, bu sınıfa karşı ne gibi önlemler alınmıştır?” sorusu üzerine Mustafa Kemal ayağa kalkarak sözüne tekrar başlamış ve sonunu şöyle bitirmiştir:<br />
-Benim ve benimle aynı görüşte arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka ve mutlaka o adamı tepelemektir.<br />
Sizlere bunun da ötesinde bir söz söyleyeyim. Meselâ bunu sağlayacak kanunlar olmasa, bunu sağlayacak meclis olmasa, öyle olumsuz adımlar atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm.</p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 162. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleneksel Dostluk Yoktur</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/geleneksel-dostluk-yoktur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2020 10:36:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anektodlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[birinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[dr. semih nafiz tansu]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[kırım savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[mondros mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ulusu]]></category>
		<category><![CDATA[ya istiklal ya ölüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4933</guid>

					<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı sonunda (30 Ekim 1918 tarihinde) imzaladığı Mondros Mütarekesi’yle yenilgiyi kabul etmiş olan Osmanlı Devleti aynı&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birinci Dünya Savaşı sonunda (30 Ekim 1918 tarihinde) imzaladığı Mondros Mütarekesi’yle yenilgiyi kabul etmiş olan Osmanlı Devleti aynı zamanda bu mütarekeyle kendi geleceğini de batılı devletlerin insaf duygularına teslim etmişti. Padişah Vahdettin, Anadolu’nun İngiltere, Fransa gibi ülkeler tarafından parçalanacağı söylentilerine ‘’İngiltere ve Fransa bizim eski ve sağlam dostlarımızdır. Böyle bir işe kalkışmazlar.” cevabını vermekteydi. Oysa devletler arası ilişkileri dostluklar değil çıkarlar belirlemekteydi. Bu gerçeği görememenin bedelini Türk ulusu savaş meydanlarında binlerce yeni şehitler vererek ödemek zorunda kaldı.<br />
Vahdettin, kurtuluşu teslimiyette görürken, bir akıl adamı olan ATATÜRK, ülkeler arası ilişkilerin rengini çıkar birliğinin veya çıkar çatışmalarının belirlediğinin farkında olduğu içindir ki Türk ulusunun kurtuluşunu “Ya istiklâl ya ölüm”de görmüştür. İşte iki yönetici arasındaki fark: Birinin dünya gerçeklerinden uzaklığı devletin parçalanmasını hazırlarken, diğerinin gerçekçiliği yeni bir devletin güçlü temeller üzerinde doğuşunu sağlamıştır. Aşağıdaki diyalog ATATÜRK’ün devletler arası ilişkilere yönelik düşüncelerini yansıtan güzel örneklerden birisidir:<br />
ATATÜRK, Ankara Erkek Lisesinde yapılan bir sınavda bulunuyordu. Sınava giren çocuklardan biri sorulan soruya şöyle cevap vermişti:<br />
-Fransa ile olan geleneksel dostluğumuz gereği&#8230;<br />
ATATÜRK hemen öğrencinin sözünü keserek sordu:<br />
-Hangi geleneksel dostluk? Bu da nereden çıktı, kim söyledi bunu?<br />
O zaman coğrafya öğretmeni ATA’nın öfkesini azaltmak için:<br />
-Ben söyledim Paşam diye yanıt verdi.<br />
Gazi bu kez bana döndü.<br />
-Sen söyle bakalım tarih hocası&#8230; deyince hemen ayağa kalkarak yanıt verdim:<br />
-Paşam ortada geleneksel bir dostluk yoktur. Yalnız ortak hareketlere Fransız yazarları bu adı yakıştırmışlardır. Örneğin Kırım Savaşı’nda olduğu gibi&#8230;<br />
ATATÜRK bu yanıtımdan hoşlandı.<br />
-Aferin, dedi. Bu gerçekten böyledir. Ne yazık ki Türk’ün geleneksel dostu yoktur. Ortak çıkarlar söz konusu olunca Avrupalılar hemen buna geleneksel dostluk adını yakıştırmışlardır, dedi.</p>
<p><strong>Dr. Semih Nafiz Tansu</strong></p>
<p><em>Arıburnu; Atatürk, Anekdotlar-Anılar, s. 137.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neler Yapılmaz?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/neler-yapilmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2020 18:22:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten Anektodlar]]></category>
		<category><![CDATA[Cevat Dursunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Anıburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Neler Yapılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4851</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’nin çöküşe doğru sürüklendiği son döneminde bazı yöneticiler, yıllarca emeğinden yararlandığı halkı sürü, kendilerini ise çoban olarak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’nin çöküşe doğru sürüklendiği son döneminde bazı yöneticiler, yıllarca emeğinden yararlandığı halkı sürü, kendilerini ise çoban olarak görüp, Türk halkının yüksek niteliklerini tanımadan iktidar olmuşlardır. Bu nedenle, başlarına işgal felâketi gelip taht ve taçları tehlikeye düşünce düşmanın insafına sığınmak zavallılığına teslim olmuşlardır .Bu davranışlarıyla üç kıt’ada egemenlik kuran Osmanlı hanedanı ve onun dayandığı Türk milletinin tarihine kara leke sürmüşlerdir. Türk milleti, varlığına kast eden bu kara lekeyle yaşayamazdı. Vatan söz konusu olduğunda yaşama koşarmış gibi ölüme koşan Mehmetçikler,bu gerçeği Çanakkale’de göstermişlerdi İşgallere boyun eğenler bu gerçeği göremeyen gafillerdi. Ancak görenler çoğunluktaydı Bunların başında da komutanlık yaptığı cephelerde Mehmetçiklerin şahsında Türk milletinin büyüklüğünü gören ve bunun gereğini yapmayı ödev kabul eden Mustafa Kemal Paşa vardı. Bu nedenledir ki o, vatanın kurtarılması söz konusu olduğunda bütün resmî görevlerinden istifa ederek milletine sığınmak ve ondan güç almakta tereddüt etmemiştir. Aşağıdaki anekdotun yansıttığı düşünce bu gerçeğin ifadesidir: Erzurum: 3 Temmuz 1919&#8230; Ilıca’da Mustafa Kemal’in ilk karşılanması sırasında: Konukların önemli kimseler olduğunu anlayan ihtiyarın zeki gözleri parladı. İri ve ak tüylerle örtülü elini geniş göğsünün üzerine koyarak oturanları selâmladı. Mustafa Kemal Paşa, ta yanı başına kadar geldiği hâlde heybetli duruşunu kaybetmeyen bu ihtiyarın hatırını soruyor, o da gövdesine yaraşan derin ve gür sesiyle teşekkür ediyordu. Bu kısa hoşbeşten sonra, Paşa ihtiyara:<br />
-Ağa böyle nereden geliyorsun? dedi. İhtiyar:<br />
-Paşam, Rus gelirken muhacir olmuştum. Çukurova’da idim Şimdi köyüme dönüyorum, diye cevap verdi. Paşa, zamanın nezaketini ve durumun emniyetsizliğini ileri sürerek böyle zamanda buralara dönmenin pek yerinde olmadığını, kışın sıkıntı çekeceğini anlatmak istedi. Sonunda da:<br />
-Ağa, yoksa oralarda geçinemedin mi? dedi. İhtiyar hemen karşılık verdi.<br />
-Hayır Paşam, Çukurova cennet gibi bir yer. Bir eken yüz biçiyor. Allah millete zeval vermesin. Bize tarla da verdiler, çayır da. Hamd olsun uşaklar da çalışkandırlar. Değil Çukurova gibi bir yerden, taştan bile ekmeklerini çıkarırlar. Geçimimiz padişahta bile yoktu. Çok rahattık. Yalnız son günlerde işittim ki İstanbul’daki “ırzı kırık”lar bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim, bu “namertler” kimin malını kime veriyorlar?<br />
Tunç çehreli, ak sakallı, gün görmüş ihtiyarın iman dolu göğsünden gelen bu ses yine onun gibi tunç çehreli kahraman askerin gözlerini yaşarttı. Bu eski Türk kalesine, ulus işi için, ulusla birlikte çalışmağa gelen bu büyük devlet adamı yaşlı gözlerle arkadaşlarına döndü ve “bu ulusla neler yapılmaz!” dedikten sora ihtiyarla vedalaştı.</p>
<blockquote><p>Cevat Dursunoğlu Arıburnu, Kemal (Der.); Atatürk, Anekdotlar-Anılar, 1960, s. 137-138.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
