<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>anadolu &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/anadolu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 12:01:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>anadolu &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstanbul&#8217;a gitmeyeceğiz</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/istanbula-gitmeyecegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2020 08:45:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Anadoluya verdiği önem]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5444</guid>

					<description><![CDATA[Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün aydınların, herkesin hazır olması lâzımdır. İstanbul’a gitmeyeceğiz. Anadolu, en büyük hazinedir.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün aydınların, herkesin hazır olması lâzımdır. İstanbul’a gitmeyeceğiz. Anadolu, en büyük hazinedir. Vatanın sinesinde kurtuluş çarelerini beraberce ölünceye kadar aramaya, temin etmeye çalışacağız.</p>
<p><em>1919</em><br />
<em>(Sırrı Kardeş, M. Kemal Kırşehir’de, s.30)</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;e Bir Köylünün Yanıtı</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ataturke-bir-koylunun-yaniti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 10:06:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[balkan milletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hilmi Yücebaş]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[ruslar]]></category>
		<category><![CDATA[türk milleti]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5374</guid>

					<description><![CDATA[Türk milleti tarihi boyunca büyük savaşlar kazanmış, ülkeler fethetmiş ve sayısız devletler kurmuştur. Ancak, tarihte bunları başarıp da&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk milleti tarihi boyunca büyük savaşlar kazanmış, ülkeler fethetmiş ve sayısız devletler kurmuştur. Ancak, tarihte bunları başarıp da kendisini unutan, başarılarından başka ulusları yararlandıran, “Nasıl olsa bu bende, bundan bana kötülük gelmez.” mantığıyla kendisinden olanı ihmal eden, yoksulluğa ve cehalete mahkûm eden, kendisine itaat etmeyeceğini veya kendisinden ayrılacağını düşündüğü azınlıklara ise varını yoğunu yediren başka bir millet de  yoktur.</p>
<p>Ne yazıktır ki bu hatamızı Osmanlı Devleti’nin son döneminde azınlıkların içlerinde sopayla kovulup Anadolu’ya döndüğümüzde anladık. Oysa seferlerin tüm yükünü mal ve canlarıyla Türkler taşırken azınlıklar hayatın tadını ç ıkarmışlar ve ekonomik yönden güçlenmişlerdir. Ama o Anadolu ki bütün bunlara rağmen kucak açmasını bildi. ATATÜRK “Onun içindir ki Türkiye’ye ve Türklüğe karşı olan görevlerimiz bitmemiştir.” diyor. Aşağıdaki anekdot Türklüğün ihmal edilmişliğini yansıtması bakımından anlamlı bir örnektir:</p>
<p>Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan baş kaldırıp ne memleketi imar edebilmişiz, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bu bizim suçumuz olduğu kadar düşmanlarımızın da suçudur. Çünkü başta Ruslar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi:</p>
<p>-Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler&#8230;</p>
<p>Bunun için de sık sık başımıza belâlar çıkarırlar, savaşlar açarlar, Balkan milletlerini “istiklâl” diye kışkırtırlardı.</p>
<p>Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayrimüslimler zenginleşirlerdi.</p>
<p>Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, ATATÜRK’e verdiği kısa bir cevap ile çok güzel açıklamıştır.</p>
<p>ATATÜRK, Mersin’e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:</p>
<p>-Bu köşk kimin?</p>
<p>-Kirkor’un&#8230;</p>
<p>-Ya şu koca bina?</p>
<p>-Yargo’nun&#8230;</p>
<p>-Ya şu?</p>
<p>-Salomon’un&#8230;</p>
<p>ATATÜRK biraz sinirlenerek sormuş:</p>
<p>-Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarında bir köylünün sesi duyulur:</p>
<p>-Biz mi nerede idik? Biz Yemen’de, Tuna boylarında, Balkanlar’da, Arnavutluk dağlarında, Kafkaslarda, Çanakkale’de, Sakarya’da savaşıyorduk paşam&#8230;</p>
<p>ATATÜRK bu anısını naklederken:</p>
<p>-Hayatımda yanıt veremediğim tek insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, der dururdu.</p>
<p><em>Yücebaş; s. 55-56. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genelgeyle İnkılap Olmaz!&#8230;</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/genelgeyle-inkilap-olmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Çetin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 13:35:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[1924]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk İnkılapları]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaşlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Hilmi Yücebaş]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[inkılap]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=5147</guid>

					<description><![CDATA[Çağdaşlaşma yönünde sağlıklı bir değişimi gerçekleştirebilmek, kararlı ve bilinçli bir mücadeleyi gerektirir Değişimin gerekçesi ve sağlayacağı yararlar halka&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaşlaşma yönünde sağlıklı bir değişimi gerçekleştirebilmek, kararlı ve bilinçli bir mücadeleyi gerektirir Değişimin gerekçesi ve sağlayacağı yararlar halka anlatılabildiği ölçüde değişimde beklenen başarı sağlanabilir. Kendi yararına da olsa insanın doğasında değişime direnmek vardır .Bu direnme ancak değişim ihtiyacı iyi anlatılarak yok edilebilir. Sağlıklı ve düzenli bir bilgilendirme sistemi oluşturmadan emir ve yasaklarla toplumu kısa sürede eski alışkanlıklarından kurtarmak mümkün değildir.</p>
<p>Türk halkını cehalet ve yoksulluktan kurtarıp çağdaş uygarlığa taşıyacak olan devrimlerin mimarı ATATÜRK, her insanda farklı ölçülerde de olsa yeniliğe ve değişime karşı direnme duygusunun olduğu gerçeğiyle hareket etmiştir. Bu nedenle o, Anadolu’yu karış karış gezerek yaptığı devrimlerin sağlayacağı yararı halka anlatmış ve tüm devlet görevlilerinin de bu yönde yılmadan çaba göstermeleri için çok çalışmıştır. Ama ne yazık ki ATATÜRK döneminde ve sonrasında yönetenler ve aydınlar aynı enerjiyi kendilerinde görememişlerdir. Aşağıdaki anekdot ATATÜRK’ün bu yöndeki ikazlarını yansıtan güzel bir örnektir:</p>
<p>1924 ilkbahar aylarında idi. Erzurum ve Pasinler’de depremde birçok köy yıkılmıştı. ATATÜRK, yıkılan köyleri bizzat görmek için Pasinler’e gelmişti. Zarar gören o civar köylerinin halkı Pasinler’e toplanmıştı. Rahmetli ATATÜRK de zarar gören halkla görüşmek için okulun önündeki meydanlığın bir köşesinde emrindekilerle birlikte oturmuştu. O zaman Pasinler’in ihtiyar bir kaymakamı, genç bir yazı işleri kâtibi vardı. ATA, önce kaymakamla yapılacak işler üzerinde görüştü, sonra etrafını çeviren halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırdı:</p>
<p>-Depremden çok zarar gördün mü baba? diye sordu. Bu ani ve beklenmedik soru karşısında ihtiyar şaşırdı, kollarını göğsüne bağladı, boynunu büktü; bir şeyler söylemek istedi. ATA, ihtiyarın şüphesini görünce, tekrar sordu:</p>
<p>-Hükûmet sana kaç lira verse zararını karşılayabilirsin?</p>
<p>İhtiyar, yöre şivesiyle:</p>
<p>-Valle padişeh bilir! dedi.</p>
<p>ATATÜRK gülümsedi ihtiyarın ne demek istediğini tamamen anlamıştı. Yumuşak bir sesle:</p>
<p>-Baba, padişah yok! Onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakalım, zararın ne?</p>
<p>İhtiyar tekrar etti:</p>
<p>-Padişah bilir.</p>
<p>Bu cevap karşısında ATATÜRK’ün yüzünün hatları aniden değişti. Kaşlarını çattı ve kaymakama döndü:</p>
<p>-Siz daha inkılâbı yaymamışsınız! dedi.</p>
<p>Bir anda dona kalan kaymakamın imdadına yetişmek ister gibi genç yazı işleri kâtibi öne atıldı. Ve görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla:</p>
<p>-Köylere genelge yolladık Paşam, dedi.</p>
<p>ATATÜRK’ün fırtınalı yüzü daha çok karıştı: -Oğlum, dedi, genelgeyle inkılâp olamaz !&#8230;</p>
<p><em>Yücebaş; s. 169-170. </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Geçmiş Olsun</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/buyuk-gecmis-olsun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 18:25:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Geçmiş Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Dolmabahçe]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kemalataturk.net]]></category>
		<category><![CDATA[Lloyd George]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslav Kralı Aleksandr]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4256</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk, yurdumuzu ziyaret etmekte olan Yugoslav Kralı Aleksandr ile İstanbul&#8217;da Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda konuşurken, konuk kral şöyle der: &#8220;Ekselans.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk, yurdumuzu ziyaret etmekte olan Yugoslav Kralı Aleksandr ile İstanbul&#8217;da Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda konuşurken, konuk kral şöyle der:</p>
<p>&#8220;Ekselans. Biz Türkleri çok severiz. O kadar çok ki, vaktiyle Birinci Cihan Harbi&#8217;nin sonunda Lloyd George Batı Anadolu&#8217;yu Yunanistan&#8217;a teklif etmeden evvel bize teklif etmişti. Fakat biz Yugoslavlar, Türkleri çok sevdiğimiz için George&#8217;un bu önerisini kabul edip Anadolu seferine çıkmadık.&#8221;</p>
<p>Atatürk, Kral&#8217;ın bu sözlerine şu cevabı verir:</p>
<p>&#8220;Haşmetmeap (haşmet sahibi, majeste) evvela bize karşı olan sevginize teşekkür ederiz. Sonra, büyük geçmiş olsun!&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suikastçıyı Tanıması</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/suikastciyi-tanimasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 11:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Avni Refik Bey]]></category>
		<category><![CDATA[casus]]></category>
		<category><![CDATA[Hint]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kemalettin sami paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sagir]]></category>
		<category><![CDATA[suikast]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4164</guid>

					<description><![CDATA[16 Mart 1920&#8217;de İstanbul&#8217;un işgal edilmesi üzerine, Kemalettin Sami Paşa Anadolu&#8217;ya geçerken gemide bir Hintli ile tanışır. Bu&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>16 Mart 1920&#8217;de İstanbul&#8217;un işgal edilmesi üzerine, Kemalettin Sami Paşa Anadolu&#8217;ya geçerken gemide bir Hintli ile tanışır. Bu adam Mustafa Sagir&#8217;dir. Millî harekete yardım için Hint Müslümanlarının kendisini gönderdiklerini söyler. Böylelikle paşayı etkilemiştir. Ankara&#8217;ya telgraf çeken Sami Paşa, Mustafa Sagir&#8217;e ilgi gösterilmesini ister. Bir süre sonra Sami Paşa, Atatürk&#8217;e Hintliyi anlatır ve görüşmesini rica eder. Ertesi gün Atatürk, Mustafa Sagir&#8217;i kabul eder.</p>
<p>Bu görüşme uzun sürer ve nihayet Hintli gönderilir. İki paşa yalnız kalınca Atatürk:</p>
<p>&#8220;Bana bak Kemal, bu adam casus!&#8230;&#8221; der. Kemalettin Sami Paşa:</p>
<p>&#8220;Aman Paşam siz de çok şüphecisiniz.&#8221; diyerek, Atatürk&#8217;e inanmaz. Atatürk konuşmayı keserek yaveri Hayati Bey&#8217;i çağırır ve şu emri verir:</p>
<p>&#8220;Bu Hintli İngiliz casusu olacak. Kendisini takip etsinler. Mektuplarını da sansürde çok dikkatli okusunlar!&#8230;&#8221;</p>
<p>Bundan sonra Hintlinin mektupları o zamanlar kimya hocası olan Avni Refik Bey&#8217;e verilir. Bir iki tecrübeden sonra gizli yazılar bulunur. Mustafa Sagir yakalanarak suçu itiraf ettirilir ve idam edilir. Atatürk yine tehlikeyi önceden sezmiş ve yanılmamıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Hakiki Bir Türk Milliyetçisiydi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/mustafa-kemal-hakiki-bir-turk-milliyetcisiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 07:33:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[5. Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[kavmi necip]]></category>
		<category><![CDATA[Makedonya Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Müfit Özdeş]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Hakiki Bir Türk Milliyetçisiydi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılık]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk milliyetçisi]]></category>
		<category><![CDATA[türk tarih kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Yafa]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4124</guid>

					<description><![CDATA[Ali Fuat Cebesoy anlatıyor: &#8220;Mustafa Kemal 5. Orduda Arap ırkından olan askerlere daha özel muamele yapıldığını ve Anadolu&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ali Fuat Cebesoy anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Mustafa Kemal 5. Orduda Arap ırkından olan askerlere daha özel muamele yapıldığını ve Anadolu çocuklarından daha üstün tutulduklarını gördükçe müteessir (üzüntülü) olur:</p>
<p>&#8220;Osmanlılığın telkin ettiği bu aşağılık duygudan ne zaman kurtulacağız?&#8221; diyordu. Aynı ıstırabı ben de duyuyordum. Yafa&#8217;da Mustafa Kemal&#8217;in bölüğünde alaydan yetişmiş Makedonya Türklerinden yaşlı bir yüzbaşı vardı. Yüzbaşı Anadolulu kıt&#8217;a çavuşlarına karşı şiddetli davranıyor, yeni erlere karşı ise lüzumundan fazla müsamaha (hoşgörü) gösteriyordu. Onların azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmuyordu.</p>
<p>Mustafa Kemal, başından geçen bir olayı şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Bir gün Makedonyalı yüzbaşı, kıt&#8217;a çavuşlarından birini bölük kumandanlığı odasına çağırdı. Müfit&#8217;le (Özdeş) ben de orada idik. Çavuş sağlam yapılı ve yakışıklı bir Türk delikanlısı idi. Yüzbaşı gencin onurunu kıracak şekilde azarlamaya başladı. Daha ziyade mensup olduğu ırka hücum ediyordu. &#8220;Sen, diyordum, nasıl olur da necip Arap kavmine mensup peygamber efendimizin mübarek soyundan gelen bu çocuklara sert davranır, ağır sözler söylersin? Kendini iyi bil, sen onların ayağına su bile dökemezsin.&#8221; gibi gittikçe manasızlaşan sözlerle hakaret ediyordu. Sesi yükseldikçe yükseliyordu. Çavuşun yüzündeki ifadeye baktım. Önce bir babaya duyulan saygının samimiyeti okunan çizgiler sertleşmeye, içten gelen bir isyanın ateşleri gözlerinden okunmaya başladı; fakat gerçek itaatin sembolü olan Türk askeri gibi iç duygularını gemlemeye çalıştı. Göz pınarlarından tanelenen yaşlar yanaklarından döküldü. Dayanamadım:</p>
<p>&#8220;Yüzbaşı efendi susunuz!&#8221; diye bağırdım, birden şaşırdı; sözlerin bizden onay görmesini beklediği anlaşılıyordu.</p>
<p>&#8220;Yoksa fena bir şey mi söyledim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet, çok fena hareket ettiniz, buna hakkınız yok. Bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi birçok bakımdan necip olabilir; fakat senin de benim de, Müfit&#8217;in de ve çavuşun da mensup olduğumuz kavmin de büyük ve asil bir millet olduğu asla inkar edilemez bir gerçektir.&#8221;</p>
<p>Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı.</p>
<p>Çok yıllar sonra, bir gün Ankara&#8217;da beni de şahit göstererek anlattığı bu hakiki olay karşısında görüşü şu idi:</p>
<p>&#8220;Bu ve buna benzer hadiseler, Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerin şu veya bu sebeple üstün olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır.&#8221;</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in Türk Tarih Kurumu&#8217;nu kurmasının en büyük nedeni bu asil düşüncede aranmalıdır. Türk milletinin asaletine, büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını ve bunu iftiharla savunmasını hayat boyunca amaç edinmiştir. Milletine:</p>
<p>&#8220;Ne mutlu Türküm diyene!&#8221; hitabıyla seslendiği zaman, buna büyün mevcudiyeti ve samimiyeti ile inanmıştı.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunan Başkumandanı Trikopis&#8217;in Esir Edilişi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yunan-baskumandani-trikopisin-esir-edilisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2019 16:33:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Adalar]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atina]]></category>
		<category><![CDATA[Avgin Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan Gunaris]]></category>
		<category><![CDATA[Başkumandan Papulâs]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir-Kütahya]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[General Hagi Anesti]]></category>
		<category><![CDATA[General Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Hıfzı Topuz]]></category>
		<category><![CDATA[inönü savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Paul]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Andre]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Georges]]></category>
		<category><![CDATA[Ruzvelt Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Talas]]></category>
		<category><![CDATA[Teotakis]]></category>
		<category><![CDATA[Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Başkumandanı Trikopis'in Esir Edilişi]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Kralı Konstantin]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4104</guid>

					<description><![CDATA[Hıfzı Topuz anlatıyor: &#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıfzı Topuz anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki emekli General Trikopis&#8217;i ziyaret etmiş ve kendisiyle uzun boylu görüşmüştüm.</p>
<p>Trikopis&#8217;i evinde ziyarete gittiğim zaman kendisini derin bir rüyadan uyandırmış gibi oldum. Beni büyük bir nezaketle odasına kabul ettikten sonra:</p>
<p>&#8220;İstanbul&#8217;dan mı geliyorsunuz?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Evet.&#8221; diye cevap verdim, daldı. Bir müddet derin derin düşündükten sonra:</p>
<p>&#8220;54 sene evvel İstanbul&#8217;dan geçmiştim.&#8221; diye devam etti. &#8220;Güzel şehirdir İstanbul, ben de o zamanlar 30 yaşındaydım. Hey gidi günler, hey&#8230;&#8221;</p>
<p>Odada generalin gençliğine ait bir yığın resim görüyordum. İşte şu grubun ortasında bulunan burma bıyıklı genç teğmen, Trikopis&#8217;ti. Bu resim galiba Paris&#8217;te çekilmiş, sene 1903. Şu masanın üstünde duran resim de generalin I. Cihan Savaşı&#8217;nda Yugoslavya&#8217;da çekilmiş bir resmi. Masanın tam arkasında büyük bir resim daha görüyorum. Bu da 1921&#8217;de Eskişehir&#8217;de çekilmiş. Yunan Kralı Konstantin, Anadolu harekâtında başarı kazanan kumandanlara şecaat nişanı takıyor. Trikopis o zaman kolordu kumandanı. Konstantin&#8217;in yanında Başkumandan Papulâs, şimdiki Kral Paul, Prens Georges, Prens Andre, İstiklâl Savaşı&#8217;nı takiben Yunanlıların kurşuna dizdikleri Başbakan Gunaris ve bakanlardan Teotakis bulunuyor. Hey gidi günler..</p>
<p>&#8220;Generalim!&#8221; diyorum. &#8220;Nasıl oldu şu Anadolu harekâtı? Tâ Ankara kapılarına kadar ilerledikten sonra nasıl oldu da davayı kaybettiniz?&#8221;</p>
<p>Trikopis tekrar derin derin düşünüyor. Sonra:</p>
<p>&#8220;Bizim Anadolu&#8217;da işimiz ne idi?&#8221; diyor. &#8220;Bizim menfaatimiz Balkanlar&#8217;da, Makedonya&#8217;da, Adalarda olabilir amma Anadolu&#8217;dan bize ne? Ne diye bizi oralara gönderdiler? Aradan bunca yıl geçti. Şimdi insan maziyi çok daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor. Şimdi artık itiraf etmekten çekinmiyorum. Bizim Anadolu savaşında hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere âlet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehir verdik sonunda ne oldu? İşte bugün kardeşiz. Hataydı Anadolu harekâtı! Hem de muazzam bir hata&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis yine bir müddet susuyor. Emekli generalin duyduğu pişmanlığı anlamaya çalışıyorum. Zavallı Yunan şehitleri, zavallı İstiklâl Harbi kahramanları! Boş yere yanan, yıkılan köylerimiz! Ve tarihin karanlık bulutları gerisinden eski &#8220;büyük düşmanımız&#8221;ın duyduğu pişmanlık. Ne muazzam tezat! Trikopis, bugün seninle kardeş olabilmemiz için Anadolu topraklarının kanla sulanması lâzımmış.</p>
<p>Emekli general tekrar anlatmaya devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Ben Anadolu^da sizinle dört defa çarpıştım. Birincisine biz &#8220;Avgin Muharebesi&#8221; diyoruz. Siz &#8220;İnönü Savaşı&#8221;. 1921 yılı Mart ayının son günleriydi. Ben o zaman üçüncü tümen kumandanıydım. İnönü&#8217;de bizim üç tümenimiz bulunuyordu; 7.tümen merkezde, 3. tümen solda ve 10. tümen de sağda olmak üzere muharebe vaziyeti almıştık. Hepimiz kahramanca çarpıştık. Fakat Türkler bizden çok üstün oldukları için netice bizim lehimize tecelli edemedi. Geri çekildik ve burada ilk olarak İnönü&#8217;nün askerlik kabiliyetini anlamış olduk.</p>
<p>İnönü ile ikinci karşılaşmam Eskişehir-Kütahya hattında oldu. 1921 Haziranının sonlarına doğruydu. Ben Bursa&#8217;da bulunuyordum. Birliklerimiz Eskişehir ve Kütahya üzerinden taaruza geçmişlerdi. Türkler oyalama muharebesiyle yardım bekliyorlardı. Ben derhal cepheye hareket ederek bu yardıma mani oldum. Bu muharebe bizim galibiyetimizle neticelendi.</p>
<p>Türk ordusu ile üçüncü defa Sakarya&#8217;da karşılaştık. 1921 Ağustos&#8217;unun sonlarında cereyan eden bu savaşlarda biz geri çekildik. Ben ikinci kolorduya kumanda ediyordum. Afyon cephesini tutarak Yunan ordusunun çöküşüne mâni oldum. Eğer ben bu cepheyi tutmasaydım Sakarya&#8217;dan sonra çok kötü bir mağlûbiyete gidebilirdik. Bundan sonra uzun bir duraklama devresi oldu. Bu esnada birinci kolordu kumandanlığı da uhdeme (sorumluluğuma) tevdi (bırakma) edildi. Aralık 1921&#8217;de Cenup (Güney) Grup Kumandanlığına getirildim. Türklerin büyük bir hazırlık içinde bulunduklarını fark ediyorduk. Anadolu&#8217;da üç kolordumuz vardı. Başkumandan General Papulâs&#8217;ın uğradığı başarısızlıktan sonra yerine General Hagi Anesti tayin edilmişti. Muhtemel taaruzları önlemek için cepheyi yıkılmayacak bir şekilde tahkim (sağlamlaştırma) etmiştik. Ve bu cephenin çökmesine ihtimal vermiyorduk.</p>
<p>Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı Türklerin beklenmedik taaruzu ile karşılaştık. Bu taaruz bizim için muazzam bir darbe oldu. Hagi Anesti bütün kolordulara bizzat kumanda etmek istiyordu. En büyük korkumuz İzmir&#8217;le irtibatımızın kesilmesiydi. Bizim için en tehlikeli vaziyet bu idi. Ben İzmir&#8217;e telgraf çekerek takviye istemiş ve aksi halde mağlûp olacağımızı bildirmiştim. İstediğim bu takviyeyi gönderemediler. Hâlbuki karşımızda Mustafa Kemal vardı. Neye uğradığımızı anlayamadık. Cephe çökmüş ve ordu mağlûp olmuştu&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis&#8217;in &#8220;Başkumandanlık Muharebesi&#8221;ne ait hatıralarını anlatırken büyük bir heyecan içinde olduğu görülüyordu. İhtiyar kumandan otuz yılın gerisinde kalan hatıralarını toplamaya çalışarak sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Türk ordusunun bu beklenmedik kuvveti karşısında birliklerimiz perişan olmuştu. Yan birliklerle de irtibatı kaybetmiştik. Cephanemiz tükenmek üzereydi. Neşrettiğim bir günlük emirle sonuna kadar muharebeye devam edilmesini askere tebliğ etmiştim. Vaziyetimiz gittikçe müşkülleşiyordu (zorlaşıyordu). Asker yorgundu. Kimsede muharebeye devam arzusu kalmamıştı. I. Dünya Savaşı&#8217;ndan beri durmadan çarpışan Yunan ordusunun maneviyatı hayli sarsılmıştı. Halk artık savaştan bıkmıştı. Askeri zorla, inanmadığı bir gaye uğrunda muharebeye sürüklemekteki güçlük, harbin en çetin meselelerinden birini teşkil eder. Ordunun adım adım hezimete yaklaştığını hissediyorduk. Her tarafımız Türklerle çevrilmişti. Esir olacağımızı anlıyorduk. Bizde kılıcı düşmana teslim etmek küçüklük sayılır. Vaziyetin kötüye gittiğini gören yaverin bir ara yanıma gelerek:</p>
<p>&#8220;Generalim, kılıçlarımızı imha edelim&#8221; diye teklifte bulundu. Kılıcımı kendisine verdim. Aldı ve parçaladı. Firar fayda etmedi, ordu perişan olmuştu.</p>
<p>Bu esnada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek kaçmaya ve çemberi yarmaya teşebbüs ettim. Fayda etmedi. Türklerin içine düştüm. Esir oldum. Beni yakalayanlar hüviyetimi (kimlik) almakta güçlük çekmediler. Üzerimde bir revolver vardı. Derhal bunu anladılar. Bizde süvarilerin kılıcı atların eğerine bağlıdır. Benim bindiğim atta da böyle bir kılıç bulunuyordu. Askerler bunu da benim kılıcım zannıyla müsadere ettiler (el koydular). Bu esnada ordu perişan olmuştu. Sağ kalan birlikler dağınık bir halde İzmir&#8217;e kaçmaya çalışıyorlardı. Bu bizim için büyük bir mağlûbiyet olmuştu.</p>
<p>Beni ilk evvelâ Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü&#8217;ye götürdüler. Kendisi ile fazla bir şey konuşmadık. İnönü, beni yanına alarak Mustafa Kemal&#8217;in huzuruna çıkardı. Yunan Orduları Başkumandanlığına tâyin edildiğimi de bu sırada öğrendim. Atatürk beni mert bir askere yaraşır bir şekilde kabul etti. Teessür (üzüntü) ve heyecan içindeydim. İnönü beni kendisine takdim etti. Gazi&#8217;nin bu esnadaki sözlerini hiç unutmayacağım:</p>
<p>&#8220;Üzülmeyin General, dedi. Siz vazifenizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlûp olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Size karşı büyük bir hürmet hissi besliyoruz. Burada kendinizi esir addetmemenizi rica ediyorum. Misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.&#8221;</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bu ince ve nazik muamelesi karşısında ben de bu büyük kumandana karşı içimde bir hayranlık duymaya başlamıştım. Bundan sonra bizi Kayseri&#8217;nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevkettiler. Yüksek rütbeli subaylardan başka yanımda dört general daha vardı. Artık bizim için savaş bitmişti. Neticeyi beklemeye başladık. Bundan sonraki vaziyeti biliyorsunuz. Ordumuzun bakiyeleri (geri kalanları) birkaç gün içinde Anadolu&#8217;yu terkettiler. Fakat barış muahedesinin (anlaşma) imzalanması kolay olmadı.</p>
<p><strong>Kayseri Kampında Bir Sene</strong></p>
<p>Bir seneye yakın bir müddet Kayseri kampında yaşadık. Daimî bir nezaret altında bulunuyorduk. Bir gün kamp kumandanına:</p>
<p>&#8220;Beni bıraksanız bile bir yere kaçamam.&#8221; dedim. &#8220;Bundan sonra nereye gidebilirim? Haydi kamptan kaçtım diyelim; Yunanistan nerede, Kayseri nerede?&#8221;</p>
<p>Nihayet Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin karşılıklı mübadeleleri konusundaki anlaşma imzalandı. Biz de memleketimize döndük. İşte Anadolu seferimizin hazin hikâyesi. Fakat bu hikâye henüz bitmemişti. Yunanistan halkı kendisini bu maceraya sürükleyen insanlardan hesap soracaktı. Memleket karışıklık içindeydi. Anadolu harbine sebep olanlar kurşuna dizildiler. Orduda tasfiye yapıldı. Fakat benim bu işlerde hiç bir suçum olmadığı için bütün bu işlerden yüzümün akı ile çıktım. Ordudaki vazifeme devam ediyordum. Fakat yaşım da ilerlemişti. Nihayet 1928&#8217;de emekliye ayrılmamı isteyerek ordudan istifa ettim. Ve işte o zamandan beri köşemden dünyayı seyrediyorum. Şimdiye kadar birçok partilerin mebusluk teklifleri ile karşılaştım. Fakat hiçbirini kabul etmediğim gibi bundan sonra da politika ile uğraşmak niyetinde değilim. Yegâne arzum yeni bir harp görmeden barış içinde hayata gözlerimi kapamaktır.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivas Kongresini Açarken</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/sivas-kongresini-acarken/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 17:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[davetiye]]></category>
		<category><![CDATA[delege]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[heyet]]></category>
		<category><![CDATA[Heyet-i Temsiliye]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[İtilaf Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[kurul]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[milli dernekler]]></category>
		<category><![CDATA[milli meclis]]></category>
		<category><![CDATA[müdafaa-i hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[muharras]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeli]]></category>
		<category><![CDATA[sadrazam ferit]]></category>
		<category><![CDATA[sivas genel kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[sivas kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[sivas umumi kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[vekil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4064</guid>

					<description><![CDATA[Muhterem Efendiler, Vatan ve milletin kurtuluşunu hedef alan nedenler, sizleri bunca sıkıntı ve engeller karşısında Sivas‘ta topladı. Kahramanca&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muhterem Efendiler,</p>
<p>Vatan ve milletin kurtuluşunu hedef alan nedenler, sizleri bunca sıkıntı ve engeller karşısında Sivas‘ta topladı. Kahramanca azminizi tebrik ve hoş geldin demekle mutluluğumu arz ederim.</p>
<p>Efendiler, saygıdeğer heyetiniz, kurtarıcı müzakereye girişmeden evvel bazı mâruzâtta bulunmama müsaadenizi rica ederim. Malûmdur ki milliyetler esasına dayanan vaatler üzerine 30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri ile anlaşma imzalandı. Milletimiz adilce bir barışa kavuşacağını ümit etti.</p>
<p>Halbuki imzalanan anlaşmanın hükümleri vatan ve milletimiz aleyhinde her gün bir şekilde kötüye kullanılarak, saldırı ve zorlama yoluyla uygulandı. İtilaf Devletleri&#8217;nden kuvvet alan memleketimizdeki Hristiyan unsurlar milletimizin şerefini çokça bozma niteliğinde çılgınca harekete koyuldu. Batı Anadolu‘da İslâmın kutsal alanına dâhil olan Yunan zalimleri İtilaf Devletleri&#8217;nin hoş gören bakışları karşısında canavarca felaketler yaptı.</p>
<p>Doğuda Ermeniler Kızılırmağa kadar yayılma hazırlıklarına ve şimdiden sınırlarımıza kadar dayanan katliam siyasetine başladı. Karadeniz sahillerimizde Pontus krallığı hayalinin gerçekleştirilmesine bile çalışıldı. Adana, Antep, Maraş ve Konya tarafına kadar Antalya işgal ve Trakya da işgal alanına dahil edildi.</p>
<p>Saltanat başkenti ve hilafet merkezinin ise hükümdar saraylarına kadar boğucu bir tarzda işgali yönüyle devletin canevi  yabancıların hakimiyetinde kalarak buralara zorla yerleştiler ve bütün bu hak kıran (haksız) saldırılara karşı merkezi hükümet, ihtimal ki tarihte bir benzeri daha görülmemiş şekilde sabretti ve daima zayıf ve güçsüz bir konumda kaldı. İşte bu durumlar milletimizi şiddetli bir seçime yöneltti.</p>
<p>Artık milletimiz pek güzel anladı ki İtilaf Devletleri bu vatanda kutsalına ve kaderine sahip bir kudret ve milli irade mevcut olmadığı şeklinde gerçek olmayan hayallere kapıldı. Ve bu hayal yüzünden cansız bir vatan, kansız bir millet neleri hak etmiş ise çekinmeden onların uygulamasına koyuldu, buna karşı acizlik ve teslim olmanın tamamen çöküş felaketinden başka bir sonuç vermeyeceği görüşü doğru çıktı.</p>
<p>Efendiler, milletimizin sizler gibi aydınları ve ülkesi için gayret edenleri manzaranın sıkıntılı karanlıklarından ümitsiz olmadılar. Çünkü onlar bilirler ki tarih bir milletin varlığını, hakkını hiçbir zaman yok sayamaz. Çünkü onlar kuvvetli bir inanç ile inanmışlardır ki, bir yalan perdesi arkasından vatan ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, ortaya sürülen görüşler kesinlikle yok olmaya mecburdur.</p>
<p>Efendiler, İtilâf Devletleri‘nin haksızlıkları ve merkezi hükümetin zayıflığı ve güçsüzlüğü karşısında milletimiz varlığını ispat ve harekete geçen tecavüzlere karşı namus ve bağımsızlığını savunmayı bizzat karar vermek zorunda kaldı.</p>
<p>İstenilen olduğu şekilde: Doğuda son bulan savaşın her türlü güçlük ve sıkıntılarını görmüş ve bilhassa Ermenilerin vahşet ve zulümlerine sahne olmuş yaslı sınır illerimiz namus ve milli bağımsızlığı kurtarmak amacıyla Müdafaai Hukuku Milliye, Muhafazai Hukuku Milliye derneklerini kurdular. Doğudan ve güneyden tehlike hisseden Diyarbakır ilimizde de Müdafaai Vatan Derneği kuruldu. Batı&#8217;da Yunanlıların tecavüzü ihtimaline karşı kurulan Müdafaai Hukuku Milliye Derneği Yunanlıların sevgili topraklarımıza ayak basması üzerine egemenlik altına girmeyi reddetmek için ayağa kalktı. Trakya‘da, Kilikya‘da ve her tarafta millî dernekler kuruldu. Kısaca batıdan ve doğudan yükselen sesi millet Anadolu‘nun en hücra köşesinde yansımasını buldu. Bundan dolayı millî dernekler düşmanların esaret boyunduruğuna girmemek istemesiyle millî vicdanın kararlılık isteğinden doğmuş tek teşkilât oldu. Bu sayede asırlardan beri bağımsız yaşayan milletimiz varlığını dünyaya göstermeye başladı.</p>
<p>Efendiler, milletçe kurtuluş çaresinin ancak kendi ruhundan ve kendi oluşturacağı organdan (meclis ya da heyeti temsiliye kastediliyor) doğacağı kanaati gerçekleşince; bariz tehlikeler karşısında bulunan doğu Anadolu illeri Erzurum Kongresi‘ni davet etti. Bu sırada idi ki cereyan eden haberleşmeler ve sebep olan hadiseler ve zorunluluklar ile de vatanın genel kurtuluşunu hedefleyen Sivas Kongresi, bugün saygıdeğer heyetinizin vücuda getirdiği Genel Kongre, 21 Haziran 1919 tarihinde kararlaştırılmıştır.</p>
<p>Efendiler, burada büyük üzüntülerle yüksek kurulunuza arz edeceğim ki, memleketin ve milletin kutsalını güven altına almaktan aciz miskinlikten başka bir kudret gösterememiş olan merkez hükümet milletin sesini boğmak, ortak milli bağlılıkları kırmak ve bu suretle milleti daima mağlûp göstermek gibi ancak düşmanlarımızın hesabı yararına kaydolunan çırpınırcasına hareketi ve birbirine uymayan bütün kahramanlığını takındı.</p>
<p>Bu hal milli tarihimizde doğal olarak merkezi hükümet adına pek şaibeli bir bölümdür. Teşekkür olunur ki Efendiler, millet ve milli kudretin tamamen koruyucusu olan namuslu ordumuz, merkezi hükümeti uyarmak yoluyla zararlar sonuçsuz bırakılmıştır. Bununla beraber kötü tesirler bir miktar gecikmeye sebep olmuştur.</p>
<p>Hatırlarda olacaktır ki, Sivas Genel Kongresi‘ne gelmeleri için 22 Haziranda oluşan davet mektubu Erzurum Kongresi‘nden bahsedilerek 10 Temmuz, toplanmak için için esas kabul edilmişti.</p>
<p>Batı Anadolu delegelerinin bu zamana kadar Sivas‘a ulaşmış olacakları tahmin olunarak Erzurum Kongre Heyetinin de Sivas‘ta genel toplanmaya dâhil olabileceğinin mümkün olduğu düşünülmüştü. Halbuki Sivas Kongresi‘nin toplanması ancak bugün nasip oldu. Aradan bir ayı aşkın zaman geçti. Bu uzun müddet esnasında Erzurum Kongresi Heyetinin beklemesinden ise zaten malûm ve ortak olan asıl gaye ve temel nokta üzerinde müzakere etmeyi ve kararlaştırılan şeylerin değerlendirilmesi uygun görüldü. Ve sonra da delegelerin bölgesel seçimlerine dönmeleriyle kararların bizzat uygulanmasına başlamaları tercih edildi. Fakat kongre genel heyeti ve bundan dolayı doğu Anadolu adına Sivas Kongresi‘nde hazır bulunmak üzere Temsil Heyeti&#8217;nden bir heyetin vekil kılınmasına karar verdi.</p>
<p>Erzurum Kongresi‘nin bildiri ve tüzüğün içeriğinden başka gizli kalmış hiçbir karar yoktur. Yalnız Sadrâzam Ferit Paşanın Paris gezisinden dönüşünde Anadolu‘da kargaşa olduğuna dair oluşan bir genelgeyi kongrece büyük üzüntülerle okunmuş ve hakikat karşıtı ve memleket yararına ve millete zararlı bu gafilce bildirinin derhal yalanlanması şiddetle kendisinden istenmiştir.</p>
<p>Bir de milletvekili seçiminin kanun yapılması talep olunmuştur. Erzurum Kongresi yalnız doğu Anadolu delegelerinden oluşmuş bulunduğu için yetkisini bu konu içinde yöneltmek zorunluluğu göz önünde tutulmuştur. Ancak batı Anadolu ve Rumeli delegelerinin katılımıyla ortaya çıkabilecek geniş kapsamlı yetkinin kullanılmasının şartı saygıdeğer heyetinizin karşısında olmasıyla sınırlı gördü.</p>
<p>Hattâ bu sebepledir ki doğu Anadolu‘daki millî derneklerin birleşmesinden ortaya çıkan olan kütleye unvan verirken doğu Anadolu ifadesi eklendi. Genellikle  ―Anadolu Müdafaai Hukuk Derneği― yahut  Anadolu &#8211; Rumeli Müdafaai Hukuk Derneği genel ünvanı kullanılarak ve bütün milletin hukuku adına kendi kendine yetki vermek doğru olamazdı. Bu takdirde İstanbul‘da oluştuğu gibi beş, on kişinin bir araya gelerek bütün milletin yetki sahibi vekilleri imiş gibi keyfi ve asıl sahibi olan milletle alâkasız bir girişim niteliğinde olabilirdi. Bununla beraber Efendiler, Erzurum Kongresi bütün memleketin ve milletin birleşme ve anlaşmaya varma noktasında doğu Anadolu illerince diğer iller ile her bakış açısından katılımına çalışılmasının sağlanması amacı kesindir esasını temel esas kabul etmiştir.</p>
<p>Doğal olarak yüksek huzurunuzla üzerine anlaşılan işte bu Sivas Genel Kongremizde vatanımızın tek parça, milletimizin tek vücut olduğunu lüzumu gibi ifade ve ispat edecek esaslar konulur.</p>
<p>Efendiler, Millet Meclisi‘nin toplanması için öteden beri gösterilen milli isteğin karşısında merkezi hükümetin başlangıcından beri aldığı ihmal edici ve daha sonra direnircesine ve Kanunu Esasi‘ye tamamıyla aykırı tavırları son günlerde milli hareket etkisiyle uyumlu olan bir vaziyete girmiştir. Bildiğiniz gibi seçimlere emir verilmiştir. Bunun gerçekleşmesini, İnşallah kahraman isteğiniz meydana getirecektir. Ancak bu durumdan önce gelen olup biten dönemde birçok veya tek yabancı mandası altına girme gibi doğrudan doğruya hayat ve bağımsızlığımızla ilgili bir mesele bahis konusu olmaktadır.</p>
<p>Milli Meclisin henüz toplanmamış olduğu bir sırada kuşatılmış ve bağımsızlığını kaybetmiş olan merkezi hükümetin tek ve meşru olmayan bir kararı veyahut milli isteğe karşı bazı dışarıya bağlı tekliflere boyun eğme ve itaat etmiş gibi oldu bittilerin ortaya çıkma ihtimallerine karşı Erzurum ve Sivas Kongrelerinin milli ruhu temsilen ve birbirini takiben toplanması, muhakkak bir faydalı ve uğurlu bir kurtuluştur.  Anlattıklarım son bulurken vatan ve milletin kurtuluş zaferi amacına bağlı olan heyetimizin başarısının hayırlı olması temennilerini bizi yaratan Allah&#8217;ın yüce makamına yükseltiyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cemal Paşa</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/cemal-pasa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 17:53:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ruşen Eşref Ünaydın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2579</guid>

					<description><![CDATA[Cemal Paşa değerli bir adamdı; buraya gelebilmiş olsaydı, ona görev verirdim. Anadolu&#8217;nun bayındırlığında ondan yararlanırdım; fazla jest ve&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cemal Paşa değerli bir adamdı; buraya gelebilmiş olsaydı, ona görev verirdim. Anadolu&#8217;nun bayındırlığında ondan yararlanırdım; fazla jest ve gösteriş o zavallıyı bir hiç yüzünden kurban etti.</p>
<blockquote><p><strong>Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımsızlık Savaşındaki Zaferler Hakkında</title>
		<link>https://kemalataturk.net/ataturkun-soyledikleri/bagimsizlik-savasindaki-zaferler-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 15:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Söyledikleri]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[Afyonkarahisar-Dumlupınar]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ten 20 Anı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri]]></category>
		<category><![CDATA[evliya]]></category>
		<category><![CDATA[inönü savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Agakay]]></category>
		<category><![CDATA[misak-ı milli]]></category>
		<category><![CDATA[mukden]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya meydan muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[subay]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Türk devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk eri]]></category>
		<category><![CDATA[türk ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal And]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=2400</guid>

					<description><![CDATA[Baylar, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya&#8217;da kazanmış olduğu meydan savaşı çok büyük bir meydan savaşıdır. Savaş tarihinde&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baylar, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya&#8217;da kazanmış olduğu meydan savaşı çok büyük bir meydan savaşıdır. Savaş tarihinde benzeri belki olmayan bir meydan savaşıdır. Bilirsiniz ki, büyük meydan savaşlarından biri olan Mukden meydan savaşı bile yirmi gün sürmemiştir. Onun için ordumuzun savaş tarihine bir örnek armağan eden bu zaferi kazanmış olmasından ötürü yüce kurulunuzu kutlarım.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1921, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Arkadaşlar, bu Anadolu zaferi tarihte bir ulus tarafından bütünüyle benimsenen bir düşmanın ne denli güçlü ve canlandırıcı olacağının en güzel bir örneği olarak kalacaktır. Önümüze dikilen bütün engelleri birer birer yıkıp aştıktan sonra bugün artık Ulusal And&#8217;ın (Misak-ı Milli&#8217;nin) çizdiği sınırlar içinde mutlu, refah içinde ve özgür yaşamak için her ne gerekse hepsini sağlayacağız. Her köşesini kurtarmak için seve seve canlar verildiği ve çocuklarımızın kanıyla sulanmış yurdumuzun ufkunda artık barışın tatlı güneşi doğmakta gecikmeyecektir.</p>
<blockquote><p><strong>Nisan 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bu ulusun gençlerinin özverileri, kahramanlıkları için bir değer ölçüsü bulunamaz. Erlerimiz hakkında yeni bir şey daha söylemek isterim: Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülkü ile savaşmıştır.</p>
<blockquote><p><strong>Eylül 1922, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Baylar, ulusumuz tek bir insan gibi gösterdiği sarsılmaz birlik ve çabayla bu başarıyı kazanmıştır. Ulusumuzun barış içinde de, barıştan sonraki işlerde de aynı destek, çaba ve birliği göstererek bu zaferi tamamlayacaktır. Bu zafer bize bir olanak sağlıyor; biz bu olanağı ülkemizin, ulusumuzun aydın, mutlu ve refah içinde geleceği için kullanacağız.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1922, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Ulus; ulusun sanat ruhu, sanatı, müziği, edebiyatı ve bütün güzel sanatları bu kutsal savaşın tanrısal ezgilerinin sonsuz bir yurt aşkının kendinden geçirici, coşkunluğuyla her zaman şakımalıdır.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1923, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Baylar, Afyonkarahisar-Dumlupınar meydan savaşı ve onun son evresi olan 30 Ağustos çarpışması Türk ulusunun en önemli bir dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur. Türk ulusunun burada kazandığı zafer  kesin sonuçlu, bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin olarak etkili olmuş bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Kuşku yok ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyetinin temeli burada atıldı. Sonsuza dek varlığı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları devletimizin, Cumhuriyetimizi sonsuza dek koruyacaklardır.</p>
<blockquote><p><strong>Ağustos 1924, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Bir İnönü meydan savaşı devrim tarihimizin çok önemli, çok verimli bir sayfasıdır. Bizden sonra gelecek olanlar bu sayfayı irdeleyip inceledikçe Türk devrimini yapan bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu bağrından çıkaran Türk topluluğunu elbette saygıyla anacak ve değerini kabul edecektir.</p>
<blockquote><p><strong>Ocak 1925, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu savaşlar, Türk ordusunun, Türk subay ve komutanlarının yüksek güçlerini ve kahramanlıklarını tarihte bir kez daha saptayan yüce bir eserdir.</p>
<blockquote><p><strong>Ekim 1927, Nutuk</strong></p></blockquote>
<hr />
<p>&#8220;Yurt toprağını kanını akıtarak ve yaşamını vererek karış karış savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptıramam&#8221; Bazı kimseler benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yolsuz bir davranış gözüyle bakmış olabilirler. Ama hele yurdun savunmasında evliyaların, yatırların güvenilecek güçlerinin etkin olamayacağını hatırlatmayı artık zorunlu buluyorum.</p>
<blockquote><p><strong>Atatürk&#8217;ten 20 Anı, Mehmet Ali Agakay </strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
