<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>afyon &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<atom:link href="https://kemalataturk.net/etiket/afyon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<description>Türk Milletinin Kutbu Atatürk&#039;ün Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 11:58:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kemalataturk.net/wp-content/uploads/2019/06/cropped-12002131614088709776.png-32x32.png</url>
	<title>afyon &#8211; Atatürk Sitesi</title>
	<link>https://kemalataturk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İmanın Ölçüsü Sakalın Boyunda Değildir</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/imanin-olcusu-sakalin-boyunda-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 20:32:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[amasya]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ata]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[İmanın Ölçüsü Sakalın Boyunda Değildir]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[sakal]]></category>
		<category><![CDATA[şıh]]></category>
		<category><![CDATA[vali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4538</guid>

					<description><![CDATA[Atatürk Amasya ziyaretinde, vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbettedir. Bir ara tam karşısında oturan birine takılır gözleri.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk Amasya ziyaretinde, vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbettedir. Bir ara tam karşısında oturan birine takılır gözleri. Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk&#8217;ün dikkatini çeker. Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;</p>
<p>&#8220;Kimdir bu?&#8221; Vali yanıt verir;</p>
<p>&#8220;Efendim kendisi Şıh2tır. Yörede çok hatırlısı vardır.&#8221; Atatürk Şıh&#8217;ı yanına çağırır ve:</p>
<p>&#8220;Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan&#8221; der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir. Bunun üzerine Şıh;</p>
<p>&#8220;Emrin olur Paşam!&#8221; diyerek yerine çekilir.</p>
<p>Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya&#8217;daki Şıh&#8217;ı hatırlar ve valiyi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh&#8217;ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği&#8217;ne tebliğ etmesini ister.</p>
<p>Ertesi gün Amasya&#8217;dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata&#8217;yı görmek üzere yola çıkmış.</p>
<p>Şıh gelir, Ata&#8217;nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet baştan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünülmüştür. Atatürk&#8217;ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata&#8217;ya sorarlar;</p>
<p>&#8220;Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?&#8221;</p>
<p>Atatürk gülümser, sonra da yanındakilere dönüp;</p>
<p>&#8220;Dün akşam Amasya Valiliği&#8217;ne bir yazı gönderdim ve Şıh&#8217;ı Afyon&#8217;a vali atadığımı bildirdim&#8221; der.</p>
<p>Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh&#8217;a vermesini söyler. Yazıda şöyle yazmaktadır;</p>
<p>&#8220;İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen, yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla..&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 Ağustos</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/24-agustos/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 18:49:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[15 gün]]></category>
		<category><![CDATA[24 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Başkomutanlık Karargâhı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Falih Rıfkı Atay]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[kemalataturk.net]]></category>
		<category><![CDATA[kocatepe]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[on beş gün]]></category>
		<category><![CDATA[taaruz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4262</guid>

					<description><![CDATA[Falih Rıfkı Atay anlatıyor: 24 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa Ankara&#8217;dan hareket etti. Afyon&#8217;un güneyinde geceyi geçirdi. 25-26&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Falih Rıfkı Atay anlatıyor:</p>
<p>24 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa Ankara&#8217;dan hareket etti. Afyon&#8217;un güneyinde geceyi geçirdi. 25-26 gecesi Kocatepe&#8217;nin hemen güneyindeki Başkomutanlık Karargâhı&#8217;na geldi. Şafakla beraber saldırı emrini verdi. Ankara&#8217;dan hareket edeceği günün akşamını Keçiören&#8217;de yakın adamları ile geçirmişti. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere:</p>
<p>&#8220;Taaruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci günü İzmir&#8217;deyiz&#8221; demişti. Acaba içkinin tesiri miydi? Arkasından hafifçe gülüştüler bile. İzmir&#8217;den dönüşünde karşılayanlar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce:</p>
<p>&#8220;Bir gün yanılmışım.. Ama kusur bende değil düşmanda!&#8221; dedi. Çünkü İzmir&#8217;e taaruz&#8217;un on dördüncü günü girmişti.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunan Başkumandanı Trikopis&#8217;in Esir Edilişi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/yunan-baskumandani-trikopisin-esir-edilisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2019 16:33:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Adalar]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atina]]></category>
		<category><![CDATA[Avgin Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan Gunaris]]></category>
		<category><![CDATA[Başkumandan Papulâs]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[büyük taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir-Kütahya]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[General Hagi Anesti]]></category>
		<category><![CDATA[General Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Hıfzı Topuz]]></category>
		<category><![CDATA[inönü savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Paul]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Andre]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Georges]]></category>
		<category><![CDATA[Ruzvelt Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Talas]]></category>
		<category><![CDATA[Teotakis]]></category>
		<category><![CDATA[Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Başkumandanı Trikopis'in Esir Edilişi]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan Kralı Konstantin]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4104</guid>

					<description><![CDATA[Hıfzı Topuz anlatıyor: &#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıfzı Topuz anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Yunanistan&#8217;a yaptığım bir seyahat sırasında Atina&#8217;da Ruzvelt Caddesi&#8217;ndeki evinde mütavazı bir hayat yaşayan 84 yaşındaki emekli General Trikopis&#8217;i ziyaret etmiş ve kendisiyle uzun boylu görüşmüştüm.</p>
<p>Trikopis&#8217;i evinde ziyarete gittiğim zaman kendisini derin bir rüyadan uyandırmış gibi oldum. Beni büyük bir nezaketle odasına kabul ettikten sonra:</p>
<p>&#8220;İstanbul&#8217;dan mı geliyorsunuz?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Evet.&#8221; diye cevap verdim, daldı. Bir müddet derin derin düşündükten sonra:</p>
<p>&#8220;54 sene evvel İstanbul&#8217;dan geçmiştim.&#8221; diye devam etti. &#8220;Güzel şehirdir İstanbul, ben de o zamanlar 30 yaşındaydım. Hey gidi günler, hey&#8230;&#8221;</p>
<p>Odada generalin gençliğine ait bir yığın resim görüyordum. İşte şu grubun ortasında bulunan burma bıyıklı genç teğmen, Trikopis&#8217;ti. Bu resim galiba Paris&#8217;te çekilmiş, sene 1903. Şu masanın üstünde duran resim de generalin I. Cihan Savaşı&#8217;nda Yugoslavya&#8217;da çekilmiş bir resmi. Masanın tam arkasında büyük bir resim daha görüyorum. Bu da 1921&#8217;de Eskişehir&#8217;de çekilmiş. Yunan Kralı Konstantin, Anadolu harekâtında başarı kazanan kumandanlara şecaat nişanı takıyor. Trikopis o zaman kolordu kumandanı. Konstantin&#8217;in yanında Başkumandan Papulâs, şimdiki Kral Paul, Prens Georges, Prens Andre, İstiklâl Savaşı&#8217;nı takiben Yunanlıların kurşuna dizdikleri Başbakan Gunaris ve bakanlardan Teotakis bulunuyor. Hey gidi günler..</p>
<p>&#8220;Generalim!&#8221; diyorum. &#8220;Nasıl oldu şu Anadolu harekâtı? Tâ Ankara kapılarına kadar ilerledikten sonra nasıl oldu da davayı kaybettiniz?&#8221;</p>
<p>Trikopis tekrar derin derin düşünüyor. Sonra:</p>
<p>&#8220;Bizim Anadolu&#8217;da işimiz ne idi?&#8221; diyor. &#8220;Bizim menfaatimiz Balkanlar&#8217;da, Makedonya&#8217;da, Adalarda olabilir amma Anadolu&#8217;dan bize ne? Ne diye bizi oralara gönderdiler? Aradan bunca yıl geçti. Şimdi insan maziyi çok daha iyi görebiliyor. Çok daha sağlam hükümlere varabiliyor. Şimdi artık itiraf etmekten çekinmiyorum. Bizim Anadolu savaşında hiçbir menfaatimiz yoktu. Biz yabancı devletlere âlet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehir verdik sonunda ne oldu? İşte bugün kardeşiz. Hataydı Anadolu harekâtı! Hem de muazzam bir hata&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis yine bir müddet susuyor. Emekli generalin duyduğu pişmanlığı anlamaya çalışıyorum. Zavallı Yunan şehitleri, zavallı İstiklâl Harbi kahramanları! Boş yere yanan, yıkılan köylerimiz! Ve tarihin karanlık bulutları gerisinden eski &#8220;büyük düşmanımız&#8221;ın duyduğu pişmanlık. Ne muazzam tezat! Trikopis, bugün seninle kardeş olabilmemiz için Anadolu topraklarının kanla sulanması lâzımmış.</p>
<p>Emekli general tekrar anlatmaya devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Ben Anadolu^da sizinle dört defa çarpıştım. Birincisine biz &#8220;Avgin Muharebesi&#8221; diyoruz. Siz &#8220;İnönü Savaşı&#8221;. 1921 yılı Mart ayının son günleriydi. Ben o zaman üçüncü tümen kumandanıydım. İnönü&#8217;de bizim üç tümenimiz bulunuyordu; 7.tümen merkezde, 3. tümen solda ve 10. tümen de sağda olmak üzere muharebe vaziyeti almıştık. Hepimiz kahramanca çarpıştık. Fakat Türkler bizden çok üstün oldukları için netice bizim lehimize tecelli edemedi. Geri çekildik ve burada ilk olarak İnönü&#8217;nün askerlik kabiliyetini anlamış olduk.</p>
<p>İnönü ile ikinci karşılaşmam Eskişehir-Kütahya hattında oldu. 1921 Haziranının sonlarına doğruydu. Ben Bursa&#8217;da bulunuyordum. Birliklerimiz Eskişehir ve Kütahya üzerinden taaruza geçmişlerdi. Türkler oyalama muharebesiyle yardım bekliyorlardı. Ben derhal cepheye hareket ederek bu yardıma mani oldum. Bu muharebe bizim galibiyetimizle neticelendi.</p>
<p>Türk ordusu ile üçüncü defa Sakarya&#8217;da karşılaştık. 1921 Ağustos&#8217;unun sonlarında cereyan eden bu savaşlarda biz geri çekildik. Ben ikinci kolorduya kumanda ediyordum. Afyon cephesini tutarak Yunan ordusunun çöküşüne mâni oldum. Eğer ben bu cepheyi tutmasaydım Sakarya&#8217;dan sonra çok kötü bir mağlûbiyete gidebilirdik. Bundan sonra uzun bir duraklama devresi oldu. Bu esnada birinci kolordu kumandanlığı da uhdeme (sorumluluğuma) tevdi (bırakma) edildi. Aralık 1921&#8217;de Cenup (Güney) Grup Kumandanlığına getirildim. Türklerin büyük bir hazırlık içinde bulunduklarını fark ediyorduk. Anadolu&#8217;da üç kolordumuz vardı. Başkumandan General Papulâs&#8217;ın uğradığı başarısızlıktan sonra yerine General Hagi Anesti tayin edilmişti. Muhtemel taaruzları önlemek için cepheyi yıkılmayacak bir şekilde tahkim (sağlamlaştırma) etmiştik. Ve bu cephenin çökmesine ihtimal vermiyorduk.</p>
<p>Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı Türklerin beklenmedik taaruzu ile karşılaştık. Bu taaruz bizim için muazzam bir darbe oldu. Hagi Anesti bütün kolordulara bizzat kumanda etmek istiyordu. En büyük korkumuz İzmir&#8217;le irtibatımızın kesilmesiydi. Bizim için en tehlikeli vaziyet bu idi. Ben İzmir&#8217;e telgraf çekerek takviye istemiş ve aksi halde mağlûp olacağımızı bildirmiştim. İstediğim bu takviyeyi gönderemediler. Hâlbuki karşımızda Mustafa Kemal vardı. Neye uğradığımızı anlayamadık. Cephe çökmüş ve ordu mağlûp olmuştu&#8230;&#8221;</p>
<p>Trikopis&#8217;in &#8220;Başkumandanlık Muharebesi&#8221;ne ait hatıralarını anlatırken büyük bir heyecan içinde olduğu görülüyordu. İhtiyar kumandan otuz yılın gerisinde kalan hatıralarını toplamaya çalışarak sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Türk ordusunun bu beklenmedik kuvveti karşısında birliklerimiz perişan olmuştu. Yan birliklerle de irtibatı kaybetmiştik. Cephanemiz tükenmek üzereydi. Neşrettiğim bir günlük emirle sonuna kadar muharebeye devam edilmesini askere tebliğ etmiştim. Vaziyetimiz gittikçe müşkülleşiyordu (zorlaşıyordu). Asker yorgundu. Kimsede muharebeye devam arzusu kalmamıştı. I. Dünya Savaşı&#8217;ndan beri durmadan çarpışan Yunan ordusunun maneviyatı hayli sarsılmıştı. Halk artık savaştan bıkmıştı. Askeri zorla, inanmadığı bir gaye uğrunda muharebeye sürüklemekteki güçlük, harbin en çetin meselelerinden birini teşkil eder. Ordunun adım adım hezimete yaklaştığını hissediyorduk. Her tarafımız Türklerle çevrilmişti. Esir olacağımızı anlıyorduk. Bizde kılıcı düşmana teslim etmek küçüklük sayılır. Vaziyetin kötüye gittiğini gören yaverin bir ara yanıma gelerek:</p>
<p>&#8220;Generalim, kılıçlarımızı imha edelim&#8221; diye teklifte bulundu. Kılıcımı kendisine verdim. Aldı ve parçaladı. Firar fayda etmedi, ordu perişan olmuştu.</p>
<p>Bu esnada atım da vurulmuştu. Başka bir ata binerek kaçmaya ve çemberi yarmaya teşebbüs ettim. Fayda etmedi. Türklerin içine düştüm. Esir oldum. Beni yakalayanlar hüviyetimi (kimlik) almakta güçlük çekmediler. Üzerimde bir revolver vardı. Derhal bunu anladılar. Bizde süvarilerin kılıcı atların eğerine bağlıdır. Benim bindiğim atta da böyle bir kılıç bulunuyordu. Askerler bunu da benim kılıcım zannıyla müsadere ettiler (el koydular). Bu esnada ordu perişan olmuştu. Sağ kalan birlikler dağınık bir halde İzmir&#8217;e kaçmaya çalışıyorlardı. Bu bizim için büyük bir mağlûbiyet olmuştu.</p>
<p>Beni ilk evvelâ Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü&#8217;ye götürdüler. Kendisi ile fazla bir şey konuşmadık. İnönü, beni yanına alarak Mustafa Kemal&#8217;in huzuruna çıkardı. Yunan Orduları Başkumandanlığına tâyin edildiğimi de bu sırada öğrendim. Atatürk beni mert bir askere yaraşır bir şekilde kabul etti. Teessür (üzüntü) ve heyecan içindeydim. İnönü beni kendisine takdim etti. Gazi&#8217;nin bu esnadaki sözlerini hiç unutmayacağım:</p>
<p>&#8220;Üzülmeyin General, dedi. Siz vazifenizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlûp olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Size karşı büyük bir hürmet hissi besliyoruz. Burada kendinizi esir addetmemenizi rica ediyorum. Misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.&#8221;</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bu ince ve nazik muamelesi karşısında ben de bu büyük kumandana karşı içimde bir hayranlık duymaya başlamıştım. Bundan sonra bizi Kayseri&#8217;nin Talas bölgesinde kurulan bir esir kampına sevkettiler. Yüksek rütbeli subaylardan başka yanımda dört general daha vardı. Artık bizim için savaş bitmişti. Neticeyi beklemeye başladık. Bundan sonraki vaziyeti biliyorsunuz. Ordumuzun bakiyeleri (geri kalanları) birkaç gün içinde Anadolu&#8217;yu terkettiler. Fakat barış muahedesinin (anlaşma) imzalanması kolay olmadı.</p>
<p><strong>Kayseri Kampında Bir Sene</strong></p>
<p>Bir seneye yakın bir müddet Kayseri kampında yaşadık. Daimî bir nezaret altında bulunuyorduk. Bir gün kamp kumandanına:</p>
<p>&#8220;Beni bıraksanız bile bir yere kaçamam.&#8221; dedim. &#8220;Bundan sonra nereye gidebilirim? Haydi kamptan kaçtım diyelim; Yunanistan nerede, Kayseri nerede?&#8221;</p>
<p>Nihayet Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin karşılıklı mübadeleleri konusundaki anlaşma imzalandı. Biz de memleketimize döndük. İşte Anadolu seferimizin hazin hikâyesi. Fakat bu hikâye henüz bitmemişti. Yunanistan halkı kendisini bu maceraya sürükleyen insanlardan hesap soracaktı. Memleket karışıklık içindeydi. Anadolu harbine sebep olanlar kurşuna dizildiler. Orduda tasfiye yapıldı. Fakat benim bu işlerde hiç bir suçum olmadığı için bütün bu işlerden yüzümün akı ile çıktım. Ordudaki vazifeme devam ediyordum. Fakat yaşım da ilerlemişti. Nihayet 1928&#8217;de emekliye ayrılmamı isteyerek ordudan istifa ettim. Ve işte o zamandan beri köşemden dünyayı seyrediyorum. Şimdiye kadar birçok partilerin mebusluk teklifleri ile karşılaştım. Fakat hiçbirini kabul etmediğim gibi bundan sonra da politika ile uğraşmak niyetinde değilim. Yegâne arzum yeni bir harp görmeden barış içinde hayata gözlerimi kapamaktır.&#8221;</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazi Esir Yunan Başkumandanını Nasıl Kabul Etti?</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/gazi-esir-yunan-baskumandanini-nasil-kabul-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2019 07:10:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Diyonis]]></category>
		<category><![CDATA[fırka]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Esir Yunan Başkumandanını Nasıl Kabul Etti?]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[Hilal-i Ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[Siirt Mebusu Mahmut Bey]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[telsiz]]></category>
		<category><![CDATA[topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Trikopis]]></category>
		<category><![CDATA[tümen]]></category>
		<category><![CDATA[Uşak]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan başkumandanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4095</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: &#8220;..İşimi bitirdikten sonra Afyon&#8217;a döndüğüm zaman Gazi Paşa&#8217;nın Uşak&#8217;a teşrif ettiklerini ve kendilerine orada herhangi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>&#8220;..İşimi bitirdikten sonra Afyon&#8217;a döndüğüm zaman Gazi Paşa&#8217;nın Uşak&#8217;a teşrif ettiklerini ve kendilerine orada herhangi bir ters tavır olmadığını emir zabiti (emir subayı) Siirt Mebusu Mahmut Bey telefonla bildirdi Ertesi günü Uşak&#8217;ta karargâha ulaştığım zaman, Yunan başkumandanı general Trikopis&#8217;le General Diyonis&#8217;in esir edilmiş olduklarını öğrendim. Esir düşmüş başkumandanla general arkadaşanı, o gün Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin huzuruna getirdiler. İsmet Paşa ile Birinci Ordu Kumandanı da beraber gelmişlerdi. Gazi Paşa hazretleri esir generalleri ayakta karşıladı. Kendilerine yer gösterdi, birer çay ısmarladı, sonra Trikopis&#8217;e sordu:</p>
<p>&#8220;Bu iş nasıl oldu?&#8221;</p>
<p>Trikopis iki elini yanlarına doğru açarken başını önüne eğdi. Vaziyetinden bu âkıbeti mukadderattan (kader) ziyade aciz ve zaafa uğramalarına bağladığı anlaşılıyordu. Gazi kendisini teselli etti:</p>
<p>&#8220;Üzerinize düşen vazifeyi ifa ettiğinize kailseniz (inanıyorsanız) müsterih (rahat) olunuz. En büyük kumandanlar için de esaret mukadder olabilir.&#8221;</p>
<p>Trikopis, verdiği cevapta bazı kusurları Diyonis&#8217;e atfettikten sonra topçularımızın mükemmeliyetinden, iki telsizleri olduğu halde birinin evvelce bozulup İzmir&#8217;e gönderildiğinden, diğerinin topçu ateşimizle tahrip edildiğinden bahsetti ve çaresizlikler içerisinde kaldığını ve hatta bir gün evvel kendi yaverinin dahi yanından ayrıldığını söyledi. Trikopis yapacak yalnız bir şey kaldığını fakat yapamadığını ilâve etti. Esir başkumandan intihar arzusunda olduğunu imâ ediyordu! Gazi Paşa:</p>
<p>&#8220;Kendi vicdanına mahsus bir keyfiyettir, ona biz karışamayız!&#8230;&#8221; diye sözünü kesip ve harita üzerinde:</p>
<p>&#8220;Şurada bir fırkanız vardı. Niçin onu şuraya almadınız? Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmaz mıydı?&#8221; gibi bazı tenkitler yaptıktan sonra İsmet Paşa&#8217;ya:</p>
<p>&#8220;Kumandanlar zannedersem istirahata muhtaçtırlar.&#8221; dedi.</p>
<p>Trikopis çıkacağı sırada, Gazi Paşa&#8217;dan gördüğü fevkalâde nezaketten cesaret alarak, İstanbul&#8217;da bulunan ailesinin sıhhatinden (sağlığından) haberdar edilmesini rica etti. Gazi Paşa, adresinin alınmasını ve Hilâl-i Ahmer (Kızılay) vasıtasıyla ricasının yerine getirilmesini emir buyurdular. Birkaç gün içerisinde İzmir&#8217;e girmek nasip oldu. Afyon&#8217;da halkın halâskârlara (kurtarıcılara) karşı tezahüratını bilvesile söyledim. Bu tezahürat, Akdeniz kıyısına kadar yollarda yoğun bir alâka ve şiddetle devam etti.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazi&#8217;nin Huzurunda Bir Yunan Erkânıharbi</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/gazinin-huzurunda-bir-yunan-erkaniharbi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Oct 2019 18:33:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[başkumandan]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Ordu Kumandanı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük millet meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Çal Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[dumlupınar]]></category>
		<category><![CDATA[Dumlupınar Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[erkânıharp]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi'nin Huzurunda Bir Yunan Erkânıharbi]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[Hagi Anesti]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[kemalettin sami paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kule Kahvehaneleri Mahallesi]]></category>
		<category><![CDATA[muhabere]]></category>
		<category><![CDATA[On birinci fırka]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[selanik]]></category>
		<category><![CDATA[subay]]></category>
		<category><![CDATA[tümen]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4088</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok anlatıyor: &#8220;..Bu sırada, bir iki gün evvel esir edilmiş olan bazı Yunan zabitleri karargâha getirilmişti. Gazi&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok anlatıyor:</p>
<p>&#8220;..Bu sırada, bir iki gün evvel esir edilmiş olan bazı Yunan zabitleri karargâha getirilmişti. Gazi Paşa esirlerin arasında bulunan erkânıharp zabitini (kurmay subay) yanına istedi. Yunan zabitine bir çay ısmarladı ve kendisinden vaziyet hakkında ayrıntılı bilgi istedi. Zabit iki gün evvel esir edilmiş olduğu için, son vaziyetten haberdar olmadığını söyledi. Bunun üzerine Başkumandan Gazi Paşa haritayı açarak alınan raporlara göre ortada olan vaziyeti işaret etti. Karargâhımızdaki Yunan erkânıharbi de Yunan ordusunun düşmüş olduğu ağı görmüş ve vaziyetin vehametini anlamıştı. Gayr-i ihtiyarî (istemsizce) parmağını haritanın üzerinde gezdirdi:</p>
<p>&#8220;Bu vaziyete nazaran, iki kolordu kumandanımızla dört fırka kumandanımızın, kıtaatınız (askeri birlikerlerinizin) çemberi içinde bulunduğunu zannederim&#8221; dedi.</p>
<p>Gazi Paşa, aldığı bu bilgiyi derhal telefonla Kemalettin Sami Paşaya bildirdi, bahsedilen kumandanların esir edilmesini buyurdu. Yunan zabiti, evvelce Türkçe bilmediğini söylemiş ve kendisiyle tercüman vasıtasıyla ve Rumca görüşülmüştü, fakat Gazi&#8217;nin Türkçe olarak verdiği bu emri işitir işitmez benzi kül gibi oldu.</p>
<p>Elini alnına götürdü, üzüntüsünden getirilen çayı içmedi ve çadırdan dışarı çıkmak için müsaade istedi. Kendisinin Türkçe bildiğini ve gayr-i ihtiyarî verdiği bilgiden dolayı pişmanlık hissettiğini anlamıştım. Ben de beraber dışarı çıktım, kendisine Türkçe olarak:</p>
<p>&#8220;Nerelisin?&#8221; dedim.</p>
<p>Selanikli olduğunu ve Kule Kahvehaneleri Mahallesi&#8217;nde ikamet ettiğini söyledi. Ne tesadüf. Ben de Selanik&#8217;te o mahallede ikamet etmekte idim:</p>
<p>&#8220;Ne için o güzel Selanik&#8217;i bıraktın da buralara geldin?&#8221; diye sordum.</p>
<p>&#8220;Askerim, emir aldım.&#8221; cevabını verdi. Başı fevkalâde ağrıdığından dolayı da fazla konuşmaya kuvveti olmadığını ilave etti. Gereken ilâçları kendi bavulumuzdan verdik.</p>
<p><strong>Kemalettin Sami Paşa Karargâhında</strong></p>
<p>Gazi Paşa Yunan erkânıharp zabitinden bu haberi aldıktan sonra otomobilin hazırlanmasını emretti. Kemalettin Sami Paşa&#8217;nın karargâhına gitmek arzu ediyordu. Birinci Ordu Kumandanı yolun fevkalâde muhataralı (tehlikeli) olduğunu söylediyse de Gazi&#8217;yi alıkoymak mümkün olmadı.</p>
<p>Hep beraber Kemalettin Sami Paşa&#8217;nın bulunduğu tepeye geldik. Kemalettin Sami Paşa dürbünüyle düşmanın Dumlupınar civarındaki ovadan hareketlerini takip ediyordu. Gazi Paşa sordu:</p>
<p>&#8220;İleride bir duman görüyorum. Bu nedir?&#8221; Kemalettin Sami Paşa cevap verdi:</p>
<p>&#8220;Düşman ağırlıklarını yakıyor, paşa hazretleri.&#8221; Gazi Paşa:</p>
<p>&#8220;Şu sağdaki köy ve duman nedir?&#8221; dedi. Kemalettin Sami Paşa:</p>
<p>&#8220;Dövüştüğümüz düşman çekilirken yalnız ağırlıklarını değil, köyleri, şehirleri sakinleriyle beraber ateşe veren bir düşmandır. Yanan Çal Köyü&#8217;dür, Yunanlılar yakmıştır&#8221; cevabını verdi. Gazi Paşa orada hangi kıtalarımızın (askeri birliklerimizin) olduğunu da sordu. On birinci fırkanın (tümen) bulunduğu cevabını alınca şu soruyu sordu:</p>
<p>&#8220;Telefona muhabere (haberleşme) mümkün müdür?&#8221;</p>
<p>&#8220;Henüz telefon tesis etmedik. çünkü bir gün evvel o civardaki tepelerde düşmanla muharebe (savaş) edilmiştir.&#8221;</p>
<p>Gazi Paşa on birinci fırkanın bulunduğu bölgeye gitmek istediğini söyledikten sonra beraberimizde Kemalettin Sami Paşa da bulunduğu hâlde Çal Köyü istikametine doğru yola koyulduk.</p>
<p>Tepeye geldiğimiz zaman düşmanla harp başlamıştı. On birinci fırka kıtası avcı halinde ve bizim üç dört yüz metre ilerimizde hareket ediyordu. On birinci fırkanın topçuları aramızdaki bir tepeden düşmana ateş atıyordu. Gazi Paşa bu vaziyeti gördükten sonra kesin sonucun bir an önce gerçekleşmesi için fırka kumandanını da kendi nezdinde uyardı ve topçunun önümüze geçmesini, piyadenin ileri harekete devam etmesini buyurdu.</p>
<p>Fırka kumandanı derhal atına binerek yıldırım süratiyle avcı hattına gitti. Böylece karşımızdaki düşmana -hareketlerini gözle seçebilecek kadar- yaklaştık. İkinci ordu kıtasının da sağ cenahımızdan (taraf) düşmanı tazyik etmekte (sıkıştırmakta) olduğunu haber aldık. Her taraftan sıkıştırılmış ve ateşten bir çember içine alınmış olan düşman tam manasıyla şaşkına dönmüştü.</p>
<p><strong>Güneş Gurup Ederken (Batarken)</strong></p>
<p>Birkaç saat geçti, güneş gurup ediyordu (batıyordu). Ufuktaki dağların arkasına çekilen güneşin son ışıkları, askerlerimizin düşman mevzilerinde parlayan süngülerine aksetmişti (yansımıştı). Gece başlarken ateş kesildi. Elimize ulaşan raporlar ve telefonla verilen haberler hemen hemen birbirinin aynı olarak şu malûmatı ihtiva (içermek) ediyordu:</p>
<p>&#8220;Bozguna uğrayan düşman kuvvetleri çil yavrusu gibi dağıldılar; dağlara, tepelere, ormanlara iltica ediyorlar.&#8221;</p>
<p>Diğer taraftan, raporlarda düşmanlardan alınan ganimetler hakkında da bilgi vardı. Yalnız on birinci fırkanın karşısındaki Yunan kuvveti, beşi koşulu olduğu halde 25 top bırakıp kaçmıştı.</p>
<p>Karanlık basmıştı. Karargâhımızın bulunduğu Afyon&#8217;a döneceğimizi zannederken Gazi Paşa Hazretleri Dumlupınar Köyü&#8217;ne gitmek için emir verdiler. Muharebe meydanından ayrılarak Dumlupınar&#8217;a geldik. Ne yanımızda, ne de köyde eşya vardı. Sabaha kadar -Gazi Paşa ve hepimiz- oda döşemeleri, peykeler (tahta sedir) ve toprak üzerinde yattık. Eşyamız anca ertesi gün öğle üzeri geldi. Gazi Paşa&#8217;nın çadırlarını köy evlerinden birinin damı üzerine kurduk.</p>
<p><strong>Yunan Generallerinin Hayreti</strong></p>
<p>Tam bu sırada Fırka Kumandanı Kâzım Paşa muharebede esir edilmiş olan dört Yunan generalini getirdi. Bu generaller, bir gün evvel başkumandan paşanın esir edilmelerini telefonla Kemalettin Sami Paşa&#8217;ya emir buyurdukları kolordu kumandanları idi.</p>
<p>Gazi Paşa generallerle görüşerek gereken bilgiyi aldı. Generallerden birisi kendilerine sorulan soruların ardından kiminle teşerrüf etmekte olduğunu sordu:</p>
<p>&#8220;Mustafa Kemal Paşa&#8217;dır!&#8221; dedik. Hayretle gözlerini açtı, inanmak istemiyordu. Sorusunu tekrarladı:</p>
<p>&#8220;Fakat bu Mustafa Kemal Paşa, bizim bildiğimiz Mareşal Mustafa Kemal midir?&#8221; dedi. Görüştüğü zatın hakikaten Başkumandan Mustafa Kemal Paşa olduğunu öğrendikten sonra:</p>
<p>&#8220;Dün burada mıydı?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Başkumandanlık muharebesini bizzat kendisi idare etmiştir.&#8221; cevabını verdik. Düşman generali bir müddet sustu. Sonra bakışlarını hürmet ve takdirle Gazi Paşa&#8217;ya atfetti ve dudaklarından şu sözler döküldü:</p>
<p>&#8220;Zafer, galibiyet, şeref ve bu topraklar&#8230; Her şey sizin hakkınızdır. Bizim Hagi Anesti İzmir&#8217;den kıpırdanamadı.&#8221;</p>
<p>Ertesi günü ben Büyük Millet Meclisi Riyasetine (Başkanlığına) muharebeler ve cereyan eden ahval (durum) hakkında telgrafla bilgi vermek üzere Gazi Paşa hazretlerinin emirleri gereğince Dumlupınar&#8217;dan Afyon&#8217;a henüz telgraf hattı tesis edilmediğinden Bolvadin&#8217;e gitmeye mecbur oldum.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Yunan Esirleri</title>
		<link>https://kemalataturk.net/anilari/ilk-yunan-esirleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Demiral]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Oct 2019 13:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anıları]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[afyon karahisar]]></category>
		<category><![CDATA[Anılarla Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[başkumandan]]></category>
		<category><![CDATA[beşaret]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Ordu Kumandanı]]></category>
		<category><![CDATA[bulgar]]></category>
		<category><![CDATA[edirne]]></category>
		<category><![CDATA[fevzi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[gazi paşa]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Yunan Esirleri]]></category>
		<category><![CDATA[ismet paşa]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[karargah]]></category>
		<category><![CDATA[kemalettin sami paşa]]></category>
		<category><![CDATA[müjde]]></category>
		<category><![CDATA[rum]]></category>
		<category><![CDATA[salih bozok]]></category>
		<category><![CDATA[şose]]></category>
		<category><![CDATA[taaruz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kemalataturk.net/?p=4083</guid>

					<description><![CDATA[Salih Bozok Anlatıyor: İlk Yunan esirleri ertesi sabah -taaruzun ikinci günü- karargâhımıza getirildi. İlk esir kafilesi 20-30 kişiden&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Bozok Anlatıyor:</p>
<p>İlk Yunan esirleri ertesi sabah -taaruzun ikinci günü- karargâhımıza getirildi. İlk esir kafilesi 20-30 kişiden ibaretti. İçlerinden biri Bulgar olduğunu, Türkçe bildiğini söyledi, hâlbuki arkadaşlardan biri kendisini Edirne&#8217;den tanıyormuş, Rum bir berbermiş. Pek güzel Türkçe konuşuyordu.</p>
<p>Kendisini teşhis eden arkadaşımıza cevaben bir müddet Bulgarlığını iddia etti, fakat sonra hakikati söyledi ve Edirneli Rum bir berber olduğunu itiraf etti. Rum berber, mütemadiyen (sürekli olarak) taaruzun şiddet ve dehşetinden bahsediyordu. Hayatlarından vazgeçerek siperlerde kimsenin kalmadığına emindi ve yeminlerle, yana yakıla Yunanistan&#8217;ın elinde neler varsa hepsinin bizim elimize geçeceğini iddia ediyordu.  Halinden, askerlerimizin aslan gibi mücadelesinden ve heybetlerinden adam akıllı kormuş olduğu anlaşılıyordu. Onun ifadesine göre Afyon&#8217;un çoktan bizim elimize geçmesi lâzımdı.</p>
<p><strong>Gazi&#8217;ye getirilen beşaret (müjde) haberi</strong></p>
<p>Filhakika (gerçekten) biz bu Rum&#8217;la konuşurken Başkumandan Gazi Paşa&#8217;nın huzuruna bir erkânıharp (kurmay) zabiti (subay) geldi ve Afyon&#8217;un durumuna dair telefonla aldığı bilgiyi ona iletti. Yunan esiri de bunu duymuştu, yalan söylemediğini teyit eder gördüğü bir olaya, âdeta bizden ziyade seviniyordu.</p>
<p>Gazi Paşa, o akşam; ertesi günü Afyon&#8217;a gitmek için gerekli hazırlığın yapılmasını ve hareketimizden sonra karargâhın da oraya naklolunmasını emir buyurdular. Ertesi sabah kumandanlarla maiyetlerine (yanlarında bulunanlara) ayrılmış otomobiller Afyon&#8217;a doğru hareket etmişlerdi. İsmet Paşa, yolda rastladığımız köylülerden birini tanıdı, otomobilini durdurarak evvelâ hatrını, sonra takip ettiğimiz yolun doğru olup olmadığını sordu, ihtiyar aynen şu cevabı verdi:</p>
<p>&#8220;Yol doğrudur, fakat bu şosenin (küçük taşların üzerine kum dökülerek yapılan yol) ileride toprağı tesviye (düzleme) edilmemiştir.&#8221; İhtiyar:</p>
<p>&#8220;Belki bozulur, yürümez&#8221; diyerek otomobillerimizi tuttuğumuz istikametten çevirtti ve diğer yolu tarif etti. Biz şoseden ayrıldıktan sonra ancak bir müddet gidebildik, yolu şaşırmıştık; dere, tepe arasında yine yol aramaya başladık. Bu yüzden hayli vakit kaybettik. Bizden sonra yola çıkan arkadaşlar Afyon&#8217;a ulaşmışlardı bile. Biz hâlâ ovanın içinde yol arıyorduk.</p>
<p>Ovada yürüye yürüye nihayet  düşman siperlerine, tel örgülerine tesadüf ettik. Bütün saha kazılmış ve derin hendekler açılmış olduğu için otomobilin geçmesi oldukça zordu. Telleri kopardık, kestik. Hendeklerden otomobili geçirtmek için de düşman siperlerinde elimize geçen bir kapıyı çukurların üzerine koyarak yol yaptık ve geçtik.</p>
<p><strong>Afyon Karahisarı&#8217;nda</strong></p>
<p>Afyon&#8217;a girdiğimiz sırada, şehrin muhtelif kısımlarında yükselen alevler, gittikçe genişleyerek mahalleleri bir kül yığını halinde bırakıyordu. Düşman kaçarken son ve müthiş yıkımını yapmaktan geri kalmamış ve şehri ateşlemişti. Afyon&#8217;da kumandanlara karşı halkın gösterdiği tezahüratı bugün dahi aynı heyecanla yaşamaktayım. Afyon&#8217;da belediye dairesinde kaldık.</p>
<p>Başkumandanlık muharebesinin olduğu günün gecesi idi. Yatıyordum. Bir ayak sesi ve bir gürültü işittim. Uyandığım zaman yeni gelen bir rapora tanıklık ettim:</p>
<p>&#8220;Düşman pek fena bir vaziyete girmişti.&#8221;</p>
<p>Bunun üzerine Gazi Paşa hazretleri, sabahleyin Dumlupınar&#8217;a hareket etmek kararını verdiler. Gazi Paşa birinci ordunun, Fevzi Paşa da ikinci ordunun harekâtını takip etmek üzere erkenden Afyon&#8217;a hareket ettiler. İsmet Paşa Afyon&#8217;da kalmıştı. Dumlupınar civarında bir köyde Birinci Ordu Kumandanını, çadırında bulduk. Gazi Paşa Kolordu Kumandanı Kemalettin Sami Paşa ile telefonla görüşüyorlardı.</p>
<blockquote><p><strong>Anılarla Atatürk, İstanbul Görsel Yapım Prodüksiyon</strong></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
